MİMARDAN VEZİR OLUR MU? HACI İVAZ PAŞA

Nazan Sezgin

Yazarın şu ana kadar yazılmış 27 makalesi bulunuyor.

Nazan_Sezgin-005

Yakınlarda yolum Konya otobüs garajına düştü. Şehrin girişi muntazam, pilanlı, temiz, ağaçlandırılmış, diyecek bir şey yok ama kibrit kutusu gibi apartmanlar acaba Konya’ya mı geldik dedirtiyor insana, 1987 de ziyaret ettiğimiz Konya’da bunların hiç biri yoktu. Garajın tam karşısına kondurulan Osmanlı camisi  kötü bir kopya, estetik hak getire, görmemek için başınızı çeviriyorsunuz. Üstelik burası  Selçuklu ilçesi imiş. Konyalı mimarlar neden  buraya ahşap direkli bir Selçuklu camisi inşa edememiş acaba, mademki Selçuklu ilçesi imiş, öyle değil mi?

Taksim topçu Kışlasının durup dururken yıktırılmasına tepki duyan bir emekli asker dost “bizi bizden koparan, güzelim Osmanlı eserlerinin yok edilmesine sebeb olan neydi“ sorusunu  sormuş. Kimilerinin gözünde ise o kışla  gericiliğin kalesiydi, iyi ki yıkıldı! Sanki  bizim Bastil’miz di. Peki Milli şef  İ.İnönü  oraya niçin  bir villa inşa ettirdi? cevabı? Heykelini diktiremeden de iktidardan indirildi.

Uzunköprü

Edirne – Uzunköprü 18 senede tamamlanan bu eser, 1293 metre uzunluğunda, 5.5 metre genişliğinde ve 174 kemerli olarak yapılmıştır.

Emekli asker dostun sorusunun  cevabını epeyce gerilerde aramak gerek: 1831 yılında Sultan 2. Mahmut Yeniçeri Ocağından sonra Hassa Mimarları Ocağı’mızı da kapatmıştı. Son mimar ağası Seyyid  Abdülhalim efendi  Kara Mühendishanesi’nden mezundu. Devletin resmi mimarisi bu “Ocak Söndürme”  işinden sonra  Açık Eksiltme ile devletten ihale alan Kayserili taşçı ustaları Balyan kalfalar, Tülbentçiyanlar ve bazı Rum ailelerin eline geçmişti. Halkın  gavur padişah adını  taktığı 2. Mahmut aslında hatırı sayılır bir hattat, tuğrakeş ve okçulukta zirve bir isimdi, onun Okçuluk Günlüğü Ötüken yayıneviden neşredilmiş.. Halkın sesi Hakk’ın (Tanrıların) sesidir demiş eski Roma, Vox Populi, Vox Dei..  Netice de Tanzimat Üslubu da denen batı tarzı bir mimari doğdu.

İmparatorluğun göçmesinden sonra Cumhuriyetin kurulmasıyla da  Almanca konuşan mimarlar çağrılıp genç devletin resmi mimarisi onlara teslim edildi. Kayzer Almanyasının başımıza açtığı gaileleri bizzat yaşamış iş başında ki sivil/asker  kadroların bundan  hiç ders almadığı onları davet etmelerinden belli. Ankara bu kişilerin yaptığı sevimsiz asık suratlı binalarla doludur. Sn. Karayalçın’ın Belediye Başkanlığında bunlar üzerinde “Ulusal Mimarlık Akımı“ eseridir  yazılı pirinç levhalar asıldı. Ne Ulusalı Allahaşkına? hangi yerel ve yerli  çizgiyi taşıyorlar dı ki ? Aslında  Ulusal denen bu akım O günleri bizzat yaşamış Prof. H.S.Eldem in ifadesiyle Viyana Kübizmi idi. Merhum iyi tesbit etmiş, benzeri sevimsiz örnekleri Viyanada SÜD Banhoff tiren istasyonu civarında. O tarihlerde bildiğimiz kadarıyla Alman  Bauhaus mimarlık ekolü kurucusu da Ankara’ya davet edilmiş, fakat “beni bu çölden kurtarın!” diye  Amerika’da ki arkadaşlarına mektub yazmış. Adamın coğrafya, iklim, topoğrafya bilgisini buradan anlayın. Buğday arazisini çöl sanıyor, üstelik o tarihlerde Ankara üç taraftan bağlarla çevrili. Bauhaus ekolünün maksadı Kübizm idiyse, Kübizmin en güzeli Kapadokya ve Güneydoğuda “Fi“ tarihinden beri mevcuttu.      

ivazpaşa[1]

Hacı İvaz Paşa Türbesi

İncinen ve ittirilen mimarlarımız 1927 Türk Mimarlar Birliğin kurmuş. Alman hanz(!)larından birisi, mimar Kemalettin beyimizi hüngür hüngür ağlatmış, belki ölümüne de sebeb olmuş, hatıralarını yakında İş Bankası yayınladı. Alıp neden okuyayım, mirasçıları para kazansın diye mi? Ulusal Mimarlık Akımı hayranları okusun. Biri de 2. Savaştan sonra Nürnberg’te Nazi İşbirlikçisi diye yargılanmıştı yanılmıyorsam. Var olan eserleri(!) şimdi Faşist Mimarlık diye alay konusu. Konu derin, yaz yaz bitmez. Şimdi genç mimarlık tarihçilerimiz var, arşivlerin tozunu atıyorlar, geçeklerde gün ışığına çıkıyor.

Bugünkü çirkinliklerin, şehirlerin nasıl yaşanamaz hale geldiğinin birazcık özetidir bu satırlar, hepsi de kaynaklıdır, kitaplardan, makalelerden ve sempozyum bildirilerinden. Yabancılaşmanın ve geçmişten kopuşun faturasını ödüyoruz!.

Aslında biz kimden bahsedecektik? Mimar Vezirlerimizden birinden, Hacı İvaz Paşa’dan, lafa daldık neredeyse unutacaktık.

bursa-yesil-turbe[1]

Yeşil Türbe

HACI İVAZ PAŞA:

15. yy.ın 2.çeyreğinde yaşamış hem devlet adamı hem mimar/mühendis olarak Osmanlı devletine hizmet etmiş. Meslek ünvanı günümüzün Türkçesiyle: Sanatında mahir, Mühendislerin iftiharı, İmarcıların kadimi. Tokat’ın Kazova bucağında doğmuş, mimarlık sanatına Ahiliğin merkezi sayılan Ankara’da adımını atmış, Yıldırım Beyazıt‘ın ordusuna Tımarlı Sipahi olarak katılmış, sonra Kazova’ya Subaşı olmuş.

1413’te Bursa muhafızı iken  bir ay süren Karamanoğlu kuşatmasında şehri teslim etmeyenlerden, Çelebi Sultan Mehmet ona  3.Vezirlik görevi vermiş, sultan 2. Murad zamanıda 2.Vezirliğe yükseltilmiş fakat Çandarlı İbrahim Paşa ile giriştiği rekabet sonucu azledilerek gözlerine mil çekilmiş ve Bursa’da bir veba salgınında ölmüş. Sizce bu sonu hak etmiş mi?  Pınarbaşında Kuzgunluk denen hazireye defnedilmiş. Umarım mezartaşı  kaybolmamıştır. Başarılı bir asker ve devlet adamı, Bursada Yeşil Külliye (türbe, imaret, medrese, cami), İpek hanı, Dimetoka (Yunanistan) Çelebi Mehmet camisi ve daha bir çok eserin ustası. Bu bilgiler Prof. Zeki Sönmez’in  16. yy.a kadar Türk İslam Mimarisinde Sanatçılar adlı 424-426. Sayfalarından özetlenmiştir, (Türk Tarih Kurumu,1995, 2, Baskı). Yeşil Külliyenin bir kısım çinileri 1864 te restorasyonun yapan Leon Parvil‘e verilen özel  izinle Fıransaya taşınmış öldüğünde, ailesi  tarafından Luvr’a bağışlamış.

71[1]

Yeşil Camii

Bu Ahiler yaman adamlar, beli kuşaklı ama icabında eli kılıçlı, Timur Ankara kalesine girememiş, etrafında dolanmış ve gitmiş, komutan Ahi Yakub bey. O yüzyıllarda Ankara’nın ince marangoz ustalarının adları halen anılıyor. Ankara, kendi isteği ile Osmanlılara katılmış bir Ahi Cumhuriyeti’dir, tüccar ve sanatkar şehri. .Ankara o Ahi ustaların yaptığı  kendine mahsus camilerle dolu, yüz yılları aşıp gelmiş bu sevimli  yapılar ahşap minareleri, alçı mihrapları ve yerine göre daha geç dönemlerde eklenmiş kalem işi süslemeleriyle farklıdır.. Geçenlerde bunlardan birine, Hacı Doğan camisine yeni mezun bir mimarımızla gittik. Hoca Efendiyi kaçırmışız. Kapı kilitlenmişti. Profesyonel  fotoğraf makinasıyla gelen genç mimarımız hayal kırıklığına uğradı. Hocalarından Jale Erzen hanım bu camilerin sevdalısıdır ama mezun  ettikleri mimarlar anladım ki hiç bu camilere gelmemiş. Haberleri bile yok. Yine Prof. Jale Erzen bir konuşmasında: ömründe bir tek Sinan camisi incelememiş mimar var demişti. Bunlar Kampüs mimarları, eğer merakları varsa ancak o zaman  sahaya çıkıyorlar. İşte çirkinliklerin sebebi. Uyan Hacı İvaz Paşa’cım uyan, Sinan’ı da Hayrettin’i de, Oğul beyi,Tavaşi Balaban’ı da uyandır, bütün orta Çağ mimarlarımızı, neccarları, sengtıraşları da, bir divan kurun hep birlikte ve önce şimdiki mimarların hocalarını bir imtihan ediverin, bakalım kaç tanesine mimar/mühendis icazeti verebileceksiniz?. Mimar mühendis geçinen muhteremler! biz sizin yaptığınız çirkinliklere katlanmak zorundamıyız?, Bas imzayı al parayı! Konut ihtiyaç ama mimarlıkta sanat. İhtiyaca cevap veremediğiniz gibi sanatınız da yok!. Kusura bakmayınız. Sözümüz de Sinan’ın torunlarına değil, yabancılaşmış olanlaradır. 

Nazan SEZGİN

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ