MİLLÎ MÜCADELE’DE TÜRK-BULGAR İLİŞKİLERİ

MİLLÎ MÜCADELE’DE TÜRK-BULGAR İLİŞKİLERİ

Milli Mücadele, Türk milletinin yok olma ya da var olma mücadelesinin adıdır. Hıristiyan Avrupa, Anadolu’nun 1071’de Alparslan tarafından fethedilmesini, daha sonra da Türkleşmesini ve Müslümanlaşmasını bir türlü içine sindirememiştir. Bunun için Batı, Anadolu’yu geri almak, tekrar Hıristiyan yapmak üzere yıllarca planlar yapmış,[1] mücadeleler vermiştir. Batı’nın Türklere karşı süregelen bu tutum ve davranışları daha sonra Şark Meselesi olarak adlandırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda çöküş belirtilerinin görülmeye başlamasıyla birlikte, Şark Meselesi Avrupalılar nazarında, Osmanlı’nın topraklarının paylaşılması meselesi halini almıştır.[2] Öte yandan XIX. yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa devletleri, bir sömürgecilik yarışına girişmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu ise; geniş topraklara sahip oluşu, dünya ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu, sanayinin can damarı haline gelecek olan petrol ve diğer yer altı zenginliği olan maden bölgelerinin elinde bulunuşu ve Avrupa’ya yakınlığı dolayısıyla emperyalist güçler için son derece uygundu. Bu nedenle XX. yüzyıl başlarında Osmanlı toprakları; İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Almanya ve İtalya gibi devletlerin yarıştığı bir yer durumuna gelmiştir. Henüz daha I. Dünya Savaşı devam ederken, İtilaf güçleri gizlice Londra (26.4.1915), Sykes-Pikot (26.4.1916) ve St. Jean Maurienne (14.4.1917) antlaşmalarıyla İmparatorluk topraklarını aralarında paylaşmışlardı.

Bu şekilde emperyalistler, bir bakıma Şark Meselesi’ni çözüme bağlamışlardır. Bu yüzden Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında hemen faaliyete geçtiler. Başka bir ifadeyle, iç-dış ihanet odakları elele vererek, nihayet 9 asır süren bir mücadelenin sonunda, Anadolu, İngilizler’in, Fransızların, İtalyanların ve Yunanlıların işgaline uğramıştır. Bu emperyalistler inanıyorlardı ki, uzun yıllar devam eden savaşlar sonunda yorgun ve fakir düşen Türk Milleti, istilaya karşı duramaz ve Türk toprakları da kolaylıkla paylaşılırdı. Fakat gözardı edilen, unutulan bir gerçek vardı. Milli Şairlerimizden Mehmet Emin Yurdakul, Mayıs 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingte bu gerçeği şöyle haykırıyordu:

“Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlaka, zengin bir şiir ve edebiyata, dini ve milli ananelere, ırki ve vatanî hatıralara malik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor…”[3]

Gerçekten mazisini tarihleştiren, kültürünü millileştiren ve coğrafyasını vatanlaştıran bir milletin tarih sahnesinden silinip gitmesi mümkün değildir. Günümüzde buna örnek milletler vardır. Bunlardan birisi de hiç şüphesiz Türk Milleti’dir. Anadolu halkı, Mondros Ateşkesi’nin koşullarını öğrenir öğrenmez silaha sarılmış ve işgalcilere karşı direnmeye ve örgütlenmeye girişmiştir.[4] Amasyalısıyla, Trakyalıyısıyla, Denizlilisiyle, Aydınlısıyla, Maraşlısıyla, Anteplisiyle, Erzurumlusuyla, Hakkarilisiyle, Adanalısıyla, Ankaralısıyla emperyalistlere karşı ayaklanmıştır. Çoluğuyla çocuğuyla, kadınıyla erkeğiyle Türk Milleti’nin bütün fertleri harekete geçmiştir. Kadınlarımız cephelere mermi taşımış, çocuklar yetişkinlerin yanı sıra vuruşmalara katılmış, başta Müftülerimiz olmak üzere pek çok din adamı vazifeye koşmuştur.[5]

Kısaca Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Sevr’i, tarihin çöplüğüne atarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Başka bir deyişle, Milli Mücadele sayesindedir ki, dünyaya, işgalci devletlere karşı bir avuç Türk halkının neler yapabileceği öğretilmiş, mazlum milletlerin bağımsız yaşama arzularının gücü olmuştur.

Onogur ve Kuturgur adlı Türk boyları tarafından kurulan Bulgar[6] Krallığı’nda Çar Boris Han’ın 864’te Hıristiyanlığı kabul etmesiyle Bulgar halkı hızla Slavlaşmıştır. Osmanlıların Bulgaristan’ın fethi, 1363’te Edirne, 1364’te de Filibe’yi almaları ile başlar.[7] Uzun süre Osmanlı yönetimi altında kalan Bulgaristan Berlin Antlaşması ile önce özerk bir prenslik olmuş, daha sonra da 6 Eylül 1908 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Osmanlı Devleti Bulgarlar’ın bu oldu bittisini henüz kabüllenmişti ki, bu defa da Balkan Savaşları patlak vermiştir. Bu yüzden bozulan Türk-Bulgar ilişkileri, 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Barış Antlaşması[8] ile yeniden kurulmuştur.

Çalışmamızda komşu iki devletin Türk Milli Mücadelesi esnasındaki ilişkileri üzerinde durulacaktır. Ancak daha önce Türk-Bulgar ilişkilerinde önemli bir adım olan Mustafa Kemal Atatürk’ün Sofya Askeri Ateşeliği üzerinde duralım. Çünkü Milli Mücadele dönemindeki Türk-Bulgar ilişkilerinin temeli onun bu görevi esnasında atılmıştır.

I. Mustafa Kemal’in Sofya Askeri Ataşeliği (27 Ekim 1913-2 Şubat 1915)

Osmanlı Devleti, İstanbul Barış Antlaşması sonrası Türk-Bulgar ilişkilerinin geliştirilmesine önem vermiştir. Muhtemel bir savaşta Bulgaristan’ın stratejik konumu gereği Türklerle Bulgarların aynı cephede bulunması, büyük bir kazanç olarak değerlendirilmiştir. Ancak Balkan Savaşlarından sonra Bulgarları Türklerin safında savaşa sokabilmek ise büyük bir dirayet işiydi. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin, İstanbul Barış Antlaşması ile Bulgaristan’a bıraktığı Batı Trakya’da binlerce Müslüman Türk bulunmaktaydı. Bunların Türkiye’ye bağlılıklarının sağlanması haklarının korunması gerekiyordu.[9]

Enver Paşa, belirtilen konularda başarılı olacağına inandığı Binbaşı Mustafa Kemal’i Osmanlı Devleti’nin ilk askeri ataşesi olarak Sofya’ya göndermiştir.[10]

27 Ekim 1913 tarihinde askeri ataşe olarak atanan Binbaşı Mustafa Kemal’in görevi, Bulgar ordusunun eğitim ve malzeme durumu ile yetenek ve niteliklerini tanımaktır. Türk Savunma Bakanlığı’nın bu atamadan beklediği en önemli sonuç ise, Bulgarlarla Osmanlı Devleti arasındaki askeri sorunların çözümlenmesi, Balkan devletlerinin askeri durum ve hazırlıklarının öğrenilmesiydi.[11] Bu görevine 11 Ocak 1914’te Çetine, 4 Ağustos 1914’te Sırbistan Askeri Ataşelikleri de ilave edilmiştir.[12] 1 Mart 1914’te Yarbay olan Mustafa Kemal, ilk günden itibaren büyük bir titizlikle göreviyle ilgilenmiş, hükümetinin isteklerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir. İstanbul’a gönderdiği raporlarıyla Osmanlı Hükümeti’nin başta Bulgaristan olmak üzere Balkan devletlerinin politikaları ve bunların ilişki içinde oldukları devletler hakkında bilgiler sunmuş, izlenmesi gerekli siyaset için de zaman zaman önerilerde bulunmuştur.[13] Ayrıca, 1914 yılında Yunanlılara karşı Bulgarlarla bir anlaşma yapılması çalışmalarında önemli hizmetlerde bulunmuştur.[14]

Mustafa Kemal’in başarısı, Bulgar Savunma Bakanı General Goleman Boyaciyev’in kendisine (Mustafa Kemal’e) gönderdiği 25 Nisan 1922 tarihli mektubunda şöyle dile getirilmektedir:

“1914 yılında Yunanlılara karşı, Türkiye ile Bulgaristan arasında bir askeri anlaşma yapmak üzere Sofya’ya geldiğiniz zaman, siyasi ve askeri bakımdan pek önemli olan o anda, aramızda doğan dostluğu umarım hatırlarsınız.

O vakit, ben Harbiye Nazırı bulunuyordum. Sizinle Bulgar Genelkurmayı arasında çıkan anlaşmazlığı gidermek için, birçok defalar görüşmelerinize katılmak fırsatını bulmuştum. Hatırlıyorum ki, çeşitli tasarılarda yüksek şahsınızı tutuyordum. Zira, askeri teknikteki bilginiz ve tam dehanız sayesinde kıtalarımızın ortak harekatı için gereken ilkeleri ekselansınız daha iyi takdir buyurdunuz. Size verilen görevleri başarı ile tamamlayarak, İstanbul’a hareketiniz sırasında yüksek şahsınıza gönderdiğim bir mektupla hakkınızda en iyi dileklerimi ulaştırmakla birlikte, vatanınızın gelecekteki kaderinde parlak bir yer tutmanız umudunu da açıklamıştım…”[15]

General K. Boyaciyev’in mektubunda da belirttiği gibi, Mustafa Kemal, Bulgar Harbiye Nazırı üzerinde olumlu etki yapmayı başarmıştır. Onun bu etkisi, başta Çar Ferdinand olmak üzere ilişki kurduğu diğer çevrelerde de devam etmiştir. Nitekim, Mustafa Kemal Çar tarafından “Mukaddes Aleksandr” nişanı ile ödüllendirilmiştir.[16] Ayrıca Çar, maskeli balosuna Yeniçeri kıyafetiyle katılan Mustafa Kemal’e, balosuna gösterilen bu ilgiden dolayı teşekkür ederek, ona gümüş tabakasını armağan etmiştir.[17]

2 Şubat 1915 tarihine kadar Sofya’da kalan Mustafa Kemal, diğer Bulgar yöneticileri ve Bulgaristan’daki Türklerle de iyi ilişkiler kurmuştur.

Türkleri bilinçlendirmek amacıyla Sofya’da yayımlanan Türk gazetelerini denetimi altına alarak, çıkan haber ve yorumlara istediği şeklin verilmesini sağlamayı başarmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal, I. Dünya Savaşı’nda Bulgaristan’ın müttefik kuvvetleri yanında harbe girmesinde etkili olmuştur.[18]

II. Milli Mücadele Öncesi Gelişmeler

Yukarıda da değinildiği üzere Osmanlı Devleti gibi Bulgaristan da müttefik kuvvetleri yanında I. Dünya Savaşı’na girmiştir. Bu savaşta Bulgaristan ile Osmanlı Devleti, Almanya müttefikleri olarak birlikte yenilmişlerdir. Mondros (30 Ekim 1918) ve Selanik (29 Eylül 1918) ateşkes antlaşmaları ile her iki ülkeye de çok ağır birtakım yaptırımlar yüklenmiştir. Selanik Ateşkes Antlaşması ile müttefiklerle Bulgaristan arasında her türlü askeri harekat durdurulmuş ve İtilaf güçlerinin temsilcileri Bulgaristan topraklarından diledikleri gibi geçme hakkını kazanmışlardır. Ayrıca bu antlaşmanın 3. maddesiyle Bulgaristan’dan müttefikleri ile olan ilişkilerini kesmesi istenmiştir. Diğer taraftan Türkiye, Mondros Mütarekesi’nin 23. Maddesi uyarınca, eski müttefiklerinin hepsiyle, bu arada Bulgaristan ile de ilişkilerini kesmek zorunda bırakılmıştır. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 28 Kasım’da Bulgaristan’a bir nota vererek, İstanbul’daki Bulgar elçisi Koliçev’in görevine son verilmesini, İzmir ve Edirne’deki Bulgar konsolosluklarının temsilciliklerinin kapanmasını sağlamıştır. Aynı şekilde 17 Aralık 1918 tarihinde Bulgaristan da bir nota vererek Sofya’daki Osmanlı Devleti’nin elçisi Sefa Bey ile Varna, Burgaz ve Rusçuk’taki Türk konsolosluklarının temsilciliklerini kapatarak ülkeyi terk etmeleri istenmiştir. Böylece sona erdirilen iki ülke arasındaki resmi ilişkiler, Milli Mücadele Dönemi’nde savaşa katılmamış İsveç ve İspanya elçilikleri tarafından temsil edilmek zorunda kalınmıştır. Osmanlı Devleti nezdinde Bulgaristan’ı İstanbul’daki İsveç elçiliği, Bulgaristan nezdinde Osmanlı Devleti’ni de Sofya’daki İspanya elçiliği temsil etmiştir.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ