MİLLÎ MÜCADELEDE GÜNEY CEPHESİ

MİLLÎ MÜCADELEDE GÜNEY CEPHESİ

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesi ile Türk tarihi yeni bir safhaya girmişti. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Anadolu’nun bazı kısımları Fransa, İngiltere, İtalya ve Yunanistan gibi Batılı devletlerin işgaline uğramıştır. Anadolu’daki işgal hareketleri I. Dünya Savaşı’nın devamı niteliğindeydi. Bu işgal hareketleri üzerine Milli Mücadele’de savaş verilen cephelerden biri de Güney Cephesi’dir. Güney Cephesi Osmanlı Devleti’nin Arap Yarımadası’nda savaştığı Kanal Cephesi ve Filistin Cephesi ile Irak Cephesi’nin ortaya çıkardığı sonuçlardan birisidir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda Kanal, Irak ve Filistin cephelerinde İngiltere ile savaşmıştır. Kanal Cephesi ve Filistin Cephesi’nin çökmesi üzerine Osmanlı orduları Halep’in kuzeyine çekilmiştir. Irak Cephesi’nde ise Musul’a kadar çekilmiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul Osmanlı Devleti’nin sınırları içindeydi. Mütarekenin yapılışını takiben İngiliz kuvvetleri güneyden Anadolu’yu işgale başlamıştır.

İngiltere ve Fransa’nın Bölgedeki Emelleri

Orta Doğu öteden beri Batılı sömürgeci devletlerin rekabet sahası olmuştur. Bu bölgenin üç kıtanın birleştiği önemli bir geçiş noktası ve sömürge yollarına hakim bir konumda olması kadar yer altı kaynaklarının zenginliği de rekabetin başlıca sebeplerini oluşturmaktadır. Bu rekabet İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya arasındaydı. I. Dünya Savaşı’nda rekabetin bir ucunda bulunan ve Osmanlı Devleti üzerinde büyük bir etkisi olan Almanya’nın yenilmesi ve Rusya’nın Bolşevik İhtilali sonucu kendi iç meseleleri ile uğraşır hale gelmesi İngiltere ve Fransa’yı ön plana çıkarmıştır.[1] Rekabetin mücadele sahası Afrika, Mısır, Suriye ve Anadolu idi. İki asırdan beri İngiltere ve Fransa bu bölgelerde birbirine rakipti.

Ortak bir düşman karşısında bulunma tehlikesi onları bir müddet için birleştirmiş ve Almanya’yı yenmişlerdi. Almanya tehlikesi geçer geçmez aralarındaki rekabet tekrar başlamıştı. I. Dünya Savaşı’nın Orta Doğu’daki sorunlara son vermesi beklenirken Batılı devletlerin mücadelesine sahne olmuştur.[2] İngiltere I. Dünya Savaşı’nda Arap Yarımadası, Suriye ve Irak’ta savaşın bütün yükünü çektiği iddiası ile Güneydoğu Anadolu’yu işgal etmişti. Başbakan Lloyd George, İngiltere’nin Çukurova ve Güneydoğu Anadolu’yu işgalini I. Dünya Savaşı’nda askeri başarılarının bir sonucu olarak görüyordu. Fransa ise bu bölge ile geçmişteki tarihi bağları ve Sykes Picot gizli Antlaşması’nda Çukurova ve Güneydoğu Anadolu’nun kendilerine ayrıldığı gerekçesiyle bölgeyi işgal etmişti. Fransa, Osmanlı Devleti’nde karşı çıkılamayacak hakları olduğunu, tarihi antlaşmalara dayanan ve haklarının Suriye, Filistin, Lübnan ve Çukurova’yı içine aldığını belirtmekteydi. Bütün bunların yanı sıra her iki devlet bölgedeki işgallerine sebep olarak Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesini gösteriyordu. Bunun sonucu olarak İngiltere 3 Kasım 1918’de Musul’u, 9 Kasım 1918’de de İskenderun’u işgal etmiş ve askeri harekatı Adana, Antep, Maraş yönünde genişletmişti.[3] Fransızlarda 11 Aralık 1918’de Dörtyol’a, 17 Aralık 1918’de Mersin’e çıkarma yapmışlardı. İngiliz ve Fransızların Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu işgal hareketleri 15 Eylül 1919’da yapılan Suriye Antlaşması’yla yeni bir yön kazanmıştı. Bu anlaşmaya göre Musul bölgesini elde eden İngiltere, 1 Kasım 1919 tarihinde Adana, Maraş, Antep ve Urfa’dan çekilerek yerini Fransa’ya bırakmıştır.[4]

Antlaşma ile İngiltere Fransa’yı Güneydoğu Anadolu’da sonuç alamayacağı bir maceraya sevk ederken, bu devletin diğer bölgelerde kendilerine olan direncini de kırmak istiyordu. Antlaşmadan her iki devlette memnun görünüyordu. İngiltere petrol bölgesi Musul’u, Fransa ise Musul petrollerinin akacağı İskenderun Körfezi ve kendi deyimleriyle “Alp Dağlarına sahip bir Nil deltası” olarak gördükleri Çukurova’yı elde etmişti.[5] 1919 Aralık ayında Paris’te çıkan L’ınstransigeant gazetesi şöyle yazıyordu: “Çukurova’yı (Klikya) Fransa’da kim bilir? Oysa biz şimdiye kadar gelecek için böylesine ümit verici zengin bir koloni kazanmamıştık.[6] Bunun yanında Fransa, Suriye üzerindeki tarihi bağlarını dile getiriyor ve sanayinin ihtiyaç duyduğu pamuk hammaddesini karşılamak için Çukurova ve Güneydoğu Anadolu bölgesi üzerinde önemle duruyordu. Fransa’nın üzerinde durduğu bir başka konu ise Musul petrollerinin akacağı bir bölge olarak İskenderun Körfezi’nin stratejik konumu idi.[7] Günümüzde gerçekleştirilmiş olan Kerkük-Yumurtalık boru hattı ile gerçekleştirilmeye çalışılan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı düşünüldüğünde bu devletlerin yıllar öncesinden İskenderun Körfezi’nin stratejik konumunu dikkate almış olmaları dikkat çekicidir.

Mondros Mütarekesi’nden sonra Musul dahil bütün Irak bölgesini ve Güneydoğu Anadolu’yu işgal eden İngilizler aradan bir yıl geçmiş olmasına rağmen Orta Doğu’da istedikleri yeni düzeni kuramamışlardı.

İngiltere Türkleri İngiliz menfaatleri çerçevesinde bir anlaşmaya zorluyordu. Bunu sağlamak amacıyla kullanmakta olduğu iki kıskacın bir ucu, Batı’daki Yunan harekatı, diğer ucu ise Doğu’daki Ermenilerdi. Ermenilerin yanına Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Türk vatandaşlarını da katmak istiyordu. Bu amaçla bölgede etnik sorunlar çıkartmaya çalışıyor ve bölücülük faaliyetlerinde bulunuyordu. Bu girişimleri ile Anadolu’da oluşan milli faaliyetlere engel olmak istiyordu. Mustafa Kemal’in Anadolu’da başlattığı hareket tehlike oluşturduğu takdirde, isyan çıkarılarak başarı sağlaması önlenecekti. Bu amaçla İstanbul hükümetine bu bölgelere atayacağı valileri kendi amaçlarına hizmet eden ve ayrılıkçı fikirleri benimseyen kişiler arasından ataması yönünde baskı yapılıyordu.[8]

Güneydoğu Anadolu’daki durumun kendi aleyhine olduğunu anlayan İngilizler, gelişmeleri kendi lehlerine çevirmek, Osmanlı Devleti’ne son darbeyi vurmak amacıyla Türk, Kürt ayrılığını yaratarak halkı birbirine düşürmeye çalışıyordu. Bu amaçla 1919 yılında Binbaşı Edward Noel’i bölgeye gönderdiler. 7 Nisan 1919’da Musul’dan hareket eden Noel 12 Nisan’da Nusaybin’e ulaşmıştı. Ancak Noel, Nusaybin halkının ayrılık peşinde olmadığını anlamıştı. Bunun sebeplerinden birisi bölge halkının yabancı egemenliğini istememesi ve işgale karşı olmasıydı. Halkın gözünde Ermeni ve İngiliz aynı olup birbirinden farklı değildi. Nitekim Binbaşı Edward Noel’in görüştüğü aşiret reisleri kanlarının son damlasına kadar işgalcilere karşı savaşacaklarını söylemişti.

Noel ilk izlenimlerinde bölücülüğün bölgede tabanı olmadığını, dini ve idari yönden devlete bağlı olan halkın, ayrılık düşüncesi içinde olmadıklarını ifade etmişti. İngilizlerin Ermeni yanlısı tavırlarının ve Ermeni tehdidinin bölge halkının milli bilincinin uyanmasında önemli rolü olmuştu. İngilizler işgalci güç olarak tepki görüyordu. İzmir’in Yunanlılarca işgali Güneydoğu Anadolu’daki gelişmelerin yeni bir boyut kazanmasını sağlamış ve yöre halkının Batı Anadolu’da olduğu gibi kendi bölgelerinin de işgalci Batılı bir devletin egemenliği altına alınacağı kuşkularını artırmıştı. Gelişmeler karşısında halk işgale karşı mücadele kararı almış ve Osmanlı Devleti’nden destek istemişti.

Osmanlı Devleti Güneydoğu halkının müdahale ve yardım bekleyen başvurularına olumlu karşılık vermemişti. İstanbul hükümetine göre bölgeye asker gönderilmesi mümkün olmayıp, devlet hazînesinin durumu buna müsait değildi. İngilizlerin propagandalarına kendilerini kaptıran aşiretleri kazanmak açısından kendilerine madalya ve unvan verilebileceği bildirilmişti. Bu tedbirler kafi gelmez ise bölgeye halk tarafından iyi tanınan, hatırı sayılır kişilerden nasihatçi göndermeyi önermişti.[9]

Osmanlı Devleti’nden beklediği ilgiyi göremeyen Güneydoğu Anadolu halkı Sevr Antlaşması ile kendi toprakları üzerinde kurulması düşünülen Ermeni ve Kürt devletlerine karşı çıkmıştı. Türklerle Kürtlerin bin yıldır birlikte yaşadıklarını ve yaşayacaklarını kararlı bir dille açıklamıştı. Türklerle öz kardeş olduklarını ve ayrılma kabul etmeyeceklerini açıklıkla ifade etmiş ve Güneydoğu Anadolu’da işgalci güçlere karşı vatanı birlikte savunmuştur.[10]

Fransa Türkiye ile yapacağı bir antlaşmanın kendisini Suriye’de rahatlatacağı görüşü ile Beyrut’ta bulunan George Picot’u Sivas’a göndermiştir. George Picot bu amaçla, 21 Kasım 1919’da Beyrut’tan Sivas’a hareket etmiştir. Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşen George Picot’ya Türk milletinin emel ve istekleri hakkında bilgi verilmiş, Adana, Antep, Maraş ve Urfa’nın haksız yere işgal edildiği, Ermenilerin Türklere saldırdığı bildirilmiş ve bu haksız işgalden vazgeçilmesi istenmiştir. George Picot, bu istek karşısında Fransa’ya Adana bölgesinde ekonomik menfaatler tanınması koşulu ile bölgenin boşaltılacağını bildirmiştir. Ancak Fransızlar bu sözlerinde durmamışlar ve işgal hareketlerini genişletme çabası içine girmişlerdir.[11]

Bunun üzerine Mustafa Kemal, Güney Cephesi ile ilgili olarak yürütülecek hareket planını belirlemiştir. Buna göre, Fransız kuvvetleri ayrı ayrı veya birdenbire bulundukları yerde kuşatılacak, ufak garnizonlardan başlanarak esir ve imha edilecekti. Tüneller, köprüler ve yollar tahrip edilecek, gezici birlikler yolları kesecek, Fransızların birbirleri ile bağlantısı kesilecekti. Fransız birliklerin kaldığı yere gece saldırı düzenlenecekti.[12] Bu tedbirlerin belirlendiği sırada, Maraş’ta Fransız ve Ermenilere karşı amansız bir mücadele başlamak üzereydi.

Maraş’ta Kahramanca Mücadele

Maraş şehri 22 Şubat 1919 tarihinde önce İngiliz kuvvetlerinin işgaline uğramıştı. İngilizler bu işgallerine Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesini sebep göstermişlerdi. Maraş halkı İngilizlerin geleceğini haber alınca Aksu nehri üzerindeki köprüyü imha etmiş ve işgale karşı önlemler almış ise de İngilizler yinede şehre girmişlerdi. İngilizlerin işgali üzerine Maraş’taki Ermeniler sevinç gösterilerinde bulunmuşlar ve İngiliz kuvvetlerini büyük bir heyecan içinde karşılamışlardı. Ermenilerin bando ile karşıladıkları ve yol gösterdikleri İngiliz kuvvetleri Amerikan Koleji’nde karargahını kurmuştu.[13] İngiltere’nin Maraş’ı işgali Anadolu’da büyük bir tepki görmüş olup işgal sekiz ay sürmüştür. Bu süre içinde Maraş halkı İngilizleri bir gözlemci olarak görmüştü. Halkın soğukkanlı ve kendine güvenli tavrı İngilizlerin herhangi bir olumsuz hareket yapmasını engellemişti. İngilizlerin Ermenilerin taşkınlıkları ve tahrikleri karşısında takındıkları yansız tavır olayların çıkmasını önlemişti. Bunda İngiliz kuvvetleri içinde yer alan Hintli ve Mısırlı Müslüman askerlerin olumlu tavrının da etkisi görülmüştü.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ