MİLLÎ MÜCADELE’DE DOĞU CEPHESİ

MİLLÎ MÜCADELE’DE DOĞU CEPHESİ

Kafkaslar’daki gelişmeler: Doğu Anadolu’yu yakından ilgilendiren bu bölgedeki gelişmeleri kısaca gözden geçirmekte fayda vardır. Kafkaslar’da Rusya faktörü her zaman etkili olmuştur. Rusya XVII. yüzyılın sonlarında denizlere açılma politikası izlemeye başlamıştı. Amacı, Karadeniz’e kapı açmaktı. Rusya 19 Temmuz 1696 tarihinde Azak kalesini ele geçirmeyi başarmıştır.[1]

Azak kalesinin alınması ile Rusya Karadeniz’e çıkmak yolunda ilk adımı atmış bulunuyordu. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım elden çıkmıştı.[2] Ruslar bundan sonra üç koldan güneye inmeye çalışmışlardır. Bunlardan birincisi Balkanlar, ikincisi Karadeniz ve Boğazlar yolu, üçüncüsü ise Kafkas istikâmetidir.

Rusya’nın Kafkaslarda güç kazanmasında Gürcülerin rolleri büyük olmuştur. Gürcü Beyleri Osmanlı ve İran baskısından Rusya’nın himayesine girerek kurtulmayı düşünüyorlardı. Gürcülerin isteği üzerine II. Katerina bu bölgeye Rus askeri birlikleri göndermiştir. Böylece, Gürcistan 1783 yılında Rusya’nın himayesine girmiştir. Rusların amacı Kafkaslar’ı ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu’ya girmekti.[3] 1829 yılında Osmanlı topraklarına saldıran Rusya Erzurum’a kadar ilerlemiş, Edirne Antlaşması ile Kars ve Erzurum’u Osmanlı Devleti’ne bırakarak Poti, Anapa, Ahıska ve Ahılkelek’i topraklarına katmıştır. Rusya, Kırım Savaşı’nda Kars’ı ele geçirmişse de, Paris Antlaşması ile geri çekilmiştir.[4]

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Kafkaslar’da önemli gelişmelere sahne olmuştu. Bunun sonucunda, 13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması ile Kars, Ardahan, Artvin ve Batum Ruslara bırakılmıştır.[5]

Ruslar Doğu Anadolu’ya indikten sonra yayılmacı siyasetlerinde Ermenileri kullanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Ermenilerin yüzyıllar boyunca birlikte yaşadıkları Türklere karşı, Rusların yanında yer almaları, Doğu Anadolu’da Türk Ermeni gerginliğine neden olmuştur.

Dünya Savaşı, Türk-Rus savaşlarından birine daha sahne olmuştur. 1 Ocak 1915’te yaşanan Sırakamış bozgunundan sonra savaş kabiliyeti Rus kuvvetlerine geçmiştir. Ruslar 25 Temmuz 1916’da Erzincan’a girmişlerdir.[6] Ancak Mustafa Kemal komutasındaki Türk birlikleri Bitlis ve Muş’u Ruslardan geri almışlar ve Rus ilerleyişini durdurmuşlardır.[7] Bir süre sonrada, 1917 Şubat ayında Rusya’da ihtilâl çıkmıştır. İhtilâlin çıkışı Rusya karşısında yeni bir malubiyeti ve belki de çözülmeyi önledi. Çünkü, yapılacak bir Rus taarruzuna karşı koyacak kuvvet kalmamıştı.

Doğu Anadolu’da Ruslarla yapılan savaşlarda, milyonlarca insan Rus ve Ermeni işgali önünde Anadolu içlerine doğru göç etmek zorunda kalmıştır. Rusların ve Fransızların desteğinde Ermeni zulmüne uğrayan ve öldürülen Türklerin sayısı bir milyonun üzerindedir. Bu sebeple Doğu Anadolu’da işgaller büyük can ve mal kaybına ve Doğu vilayetlerimizin tamamen harap olmasına yol açmıştır. 7 Kasım 1917 tarihinde Bolşevikler Rusya’da idareyi ele geçirmişlerdir. Bunun sonucu Rusya savaştan çekilmiştir. Brest-Litovsk şehrinde 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan antlaşmaya göre Ruslar Doğu Anadolu’da 1914 öncesi sınırlara çekileceği gibi Elviye-i Selase diye bilinen Kars, Ardahan, Batum’u boşaltacaklardı. Antlaşmaya göre bu bölgenin geleceği halkın görüşleri doğrultusunda belirlenecekti. Ancak, Rus askerinin bölgeden çekilmesini takiben, yerlerini Ermeni ve Gürcü kuvvetleri almaya başlayınca, Osmanlı Devleti, 15-28 Ağustos 1918 tarihli Padişah buyruğu ile Ardahan, Kars ve Batum’u ilhak ettiğini açıklamıştır.[8]

Diğer taraftan, güney Kafkasya’da Gürcü, Ermeni ve Azerî Türkleri bir araya gelerek 1917’de Mâverayı Kafkas Komiserliği’ni kurmuşlardır. Her üç millet de kendini destekleyecek bir büyük devlet aramaktaydı. Ermeniler Rusya’dan, Gürcüler ise duruma göre Rusya, Almanya veya İngiltere’den destek arıyordu. Azerbaycan ise Türkiye’den destek bekliyordu. Bolşevik İhtilâli’ni takiben geri çekilen Rus kıtalarının yerini Ermeni ve Rus askerleri almıştı. Rus kuvvetleri savaşa son verilmesini istiyordu. Ruslara mütareke teklifinde bulunulmuş ve 18 Aralık 1917 tarihinde Erzincan Mütarekesi yapılmıştır. Erzincan Mütarekesi, Mâvera-yı Kafkas Komiserliği ve Kafkas Cephesi Rus ordusu kumandanlığı adına yapılmıştır. Türk birlikleri hiçbir direnişle karşılaşmadan, 13 Şubat’ta Erzincan’ı, 16 Şubat’ta Erzurum’u geri almışlar ve 14 Mart 1918’de Rus sınırına dayanmışlardır. Mâvera-yı Kafkas Barış heyeti ile Türk heyeti, 14 Mart-14 Nisan 1918 tarihleri arasında Trabzon Konferansı’nı düzenlemişlerdir. Burada Türklerin teklifini kabul eden Mâvera-yı Kafkas Cumhuriyeti temsilcileri, Osmanlı delegeleri ile 11 Mayıs – 14 Haziran tarihleri arasında Batum Konferansı’nı düzenlemişlerdir. Bu arada Türk kuvvetleri 25 Nisan 1918’de Kars şehrini geri almıştır. Böylece Kars 40 yıl sonra tekrar anavatana kavuşmuştur. Ahıska ve Ahılkelek Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. Böylece Türk sınırı Brest-Litovsk Antlaşması ile tespit edilen sınırları aşmış[9] ancak Sovyet Rusya Batum’da alınan kararları tanımayacağını bildirmiştir.

Mâvera-yı Kafkas Cumhuriyeti ise 26 Mayıs 1918’de kendini feshettiğini açıklamıştır. Bu gelişmelerden sonra Azerbaycan 27 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Kafkaslar’daki gelişme, Osmanlı Devleti’nin istediği gibi olmuştu. Batum görüşmelerinde Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasındaki yakınlık iyice artmıştı. Kafkaslar’ın Hazar Denizi sahillerindeki Dağıstan ve Terek nehrine kadar uzanan bölgedeki Çeçenler, Osetinler, Kumuk, Balkar ve Karaçay gibi Türk kökenli kavimleri de yardım istiyorlardı. Bu bölgelerde kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 11 Mayıs 1918’de ilan edilmişti. Osmanlı Devleti Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni tanıyınca bu durum Sovyet Rusya tarafından iyi karşılanmamıştır. Sovyet Rusya böyle bir devleti tanımadığını belirtmesine rağmen Türk ordusunun Kafkaslardaki harekâtı devam etmiştir. 15 Mayıs 1918’de Gümrü alınmıştır. Türk ordusunun doğrudan doğruya müdahalesi sorun yaratacağı düşünüldüğünden Türk kuvvetleri ile Azerilerden ordu oluşturulmuştur. Bu ordu, 15 Eylül 1918’de Bakû’ye girmiştir.[10] 1918 Ekim ayında Derbent alınmış ve Kafkaslar’da büyük bir başarı kazanılmıştır.

I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi üzerine, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi gereği Türk kuvvetleri Azerbaycan ve Dağıstan’dan tamamen çekilmişlerdir. Mondros Mütarekesi’nden iki ay sonra da Türk kuvvetleri Kars’ı boşaltmak zorunda kalmıştır. Türk kuvvetlerinin çekilmesinden sonra Kars merkez olmak üzere, “Güneybatı Kafkas Geçici Hükümeti” kurulmuştur.[11] 19 Mayıs 1919 tarihinde İngiliz kuvvetleri Kars’a girerek Güney-Batı Kafkas Hükümeti meclis binasını kuşatmışlar ve hükümet üyelerini tutuklayarak Malta’ya sürmüşlerdir. Bir ay sonra da Kars İngilizler tarafından Ermenilere teslim edilmiştir. Almanya’nın mağlubiyeti kabul ederek 11 Kasım 1918’de mütareke imzalaması üzerine, Sovyet Hükümeti de Brest-Litovsk Barışı’nın geçersiz olduğunu ilan etmiştir. Bu defa Türkleri Doğu Anadolu’da yeni bir mücadele bekliyordu. Bu mücadele Ermenilere karşı olacaktı.

Ermeniler geçmişte çoğunlukla bu günkü Ermenistan, Doğu Anadolu, Batı ve Kuzeybatı İran ile kısmen Suriye ve Çukurova bölgesinde yaşıyorlardı. Bir dönem Roma hakimiyeti altında kalan bölge, İran ve Roma arasında, daha sonrada Bizans, İran ve Araplar arasında mücadeleye sahne olmuştu.

Türkler 1071’de Anadolu’ya girdiklerinde Ermenilerin önceden kurmuş olduğu küçük prenslikler Bizans ve İran tarafından yıkılmış bulunuyordu. XI. yüzyılda Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya girmeleri sonucunda Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin bir kısmı Çukurova ve Orta Torosların dağınık bölgelerine yerleşmişlerdi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Ermeniler Doğu Anadolu’da Çukurova ve Kafkaslar’da küçük cemaatler halinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Osmanlı Devleti’nin Bursa’yı alması ile Kütahya’da bulunan Ermeni Ruhani Reisliği Bursa’ya nakledilmişti. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra, burada Ermeni Patrikhanesi kurulmuştu.[12]

Ermeniler Osmanlı Devleti içinde rahat bir hayat sürmüşlerdi. Ticaret ve sanatla meşgul olmuşlar, bu nedenle zengin bir sınıf haline gelmişlerdi. Askerlikten muaf olmaları onları ekonomik açıdan güçlendirmişti. Ermeniler Osmanlı Devleti’nin sadık vatandaşı olmuşlardı. Bu sebeple de kendilerine “Millet-i Sadıka”denilmişti. Bu durum XIX. yyüzyıla kadar devam etmişti. Ermeniler genellikle Türkçe konuşuyor, kiliselerdeki ayinlerini Türkçe yapıyorlardı. Türkler gibi her hakka sahip olan Ermenilere bu sebeple Batıda “Hırıstiyan Türkler” deniyordu.

1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan sonra Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyanların koruyuculuğunu üstüne alan Batılı devletler; Ermeniler üzerinde etkili olmaya başlamışlardır. Protestanların koruyuculuğunu üzerine alan İngiltere kilise ve kolejler açarak Ermeniler üzerinde propagandaya başlamışlardır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Rusların Doğu Anadolu’ya inmesi ile Ermeni sorunu yeni bir boyut kazanmıştır. Rus ordusu içinde bulunan Ermeni asıllı askerler Anadolu’daki Ermenilerle temasa geçmiş ve onları isyana teşvik ederek isyanların Rus ordusu tarafından destekleneceği vaadinde bulunmuşlardı. Osmanlı Devleti’ni yıkmaya çalışan Batılı devletler, Balkanlarda Slavlar ve diğer Hıristiyan grupların isyanına destek verdikleri gibi; Doğu Anadolu’da da Ermenilere destek sağlıyordu. Bu gelişmeler sonucu Yeşilköy (Ayastafanos) Antlaşması ile Rusya Ermenilerin koruyuculuğunu üzerine almıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ