MEZOPOTAMYA VE ANADOLU MEDENİYETLERİ İLE İLİŞKİLER

MEZOPOTAMYA VE ANADOLU MEDENİYETLERİ İLE İLİŞKİLER

M.Ö. 2500’lerden önce Mezopotamya’da şehir beylikleri devrinin yaşanmakta olduğu belgelerle sabit olup bu çağlarda Anadolu’da da şehir beylileriyle yönetilmesi ve şehir hayatının canlılığı görülmektedir.

Güney Mezopotamya’daki Ur kral mezarlarından çıkarılan çeşitli ince sanat eserleri ile orta Anadolu’daki Alaca-Höyükten çıkarılan zarif sanat eserlerinin biribirlerine benzerliği de Mezopotamya-Anadolu arasındaki her türlü ilişkinin delilleri sayılmalıdır.

Şehir beylik ve devletleri Mezopotamya’da M.Ö. 2500’lere yâni Akad hanedanına ve ondan sonra da Yeni Sumer Çağı döneminde de devam etmiştir.

Mezopotamya-Anadolu ilişkileri, Alişar, Kalkolitik ve eski bronz çağları ile, Truva’nın I. ve II. tabakalarında da devam etmiştir. Burada piktografik bitki motifleriyle süslenmiş Mezopotamya kökenli silindir mühürler bulunmuştur.

M.Ö. 2000’li yıllarda güney Mezopotamya’daki Babil ülkesinde olduğu gibi, kuzey Mezopotamya’daki Asur ülkesinde de mülkiyet anlayışı değişmiş, Sumerliler’den etkilenmiş oldukları eski devlet mülkiyet sisteminin yerine, şahsî mülkiyet sistemi görüşü hakimiyet kazanmıştır. Kısa zamanda kalkınmış olan Asur devleti ve halkı dışarı açılmak ihtiyacı duyduklarından, kendilerine yeni pazar yerleri aramaya başlamışlar ve alış-veriş şartları ve emniyet bakımından Anadolu en müsait pazar olarak benimsenmiş ve seçilmiştir. Bu sebeple M.Ö. 2000-1700 yılları arasında Anadolu ile iktisadi münasebetlere girişen Asurlular “Asur Ticaret Kolonileri Çağı” adı verilen çağı başlatmışlar, kullanmakta oldukları çivi yazısını da Anadolu’ya kazandırmışlardır.

Mezopotamya-Anadolu ticari ilişkilerini açıklayan bu vesikalara ilim âleminde “Kapadokya Tabletleri” adı verilmiştir. Bu belgeler eski Asur lehçesiyle yazılmış olup, çivi yazılı çeşitli ticari mektup, mukavele ve zabıtlar ile az sayıda da sosyal konuları (evlenme-boşanma-tazminat vs.) kapsamaktadırlar. Belgelerin büyük çoğunluğu Kayseri-Sivas demiryolu üzerindeki ve Kayseri’ye 25 km. mesafede bulunan Kültepe (=eski adı Kaniş)’de 1948 yılından zamanımıza kadar yapılan resmi kazılarla gün yüzüne çıkarılan çivi yazılı belgelerin sayısı 30 binin üzerindedir. Kapadokya tabletlerinden Alişar ve Hitit devletinin merkezi ve başkenti olan Boğazköy (eski adı=Hattuşaş)’den, az miktarda da başka şehirlerden elde edilmiştir.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı adı verilen M.Ö. 2000-1700 tarihleri arasında, çivi yazısı bir yandan Anadolu’ya girmiş, bir yandan da Hitit İmparatorluk döneminde (M.Ö. 1650-1200), sadece Anadolu değil, Mısır hudutları da dahil olmak üzere, bütün Ön-Asya ile, Suriye ve Filistin sâhâlarında da çivi yazısı kullanılmıştır.

Amarna Çağı adı verilen M.Ö. 1400-1300 tarihleri arasında ise Mezopotamya’dan bütün Ön- Asya’ya yayılmış olan bu dil ve yazı devletler arası muhabere dili hâline gelmiştir. Bu dilden Mısır ve diğer Ön-Asya devletleri de istifade etmişlerdir.

M.Ö. 1100’lerden itibaren İsrailliler (Yahudiler)’de Asurlular ve Babilliler’le yakın ilişkileri sayesinde Mezopotamya kültürünü onlar da benimsenmişlerdir. İslam âleminin camilerinde cemaatı namaza çağırmak maksadiyle inşa edilmiş olan minarelerin de, Sumer-Babil kültürünün sembolü olan “zikkurat” adı verilen basamaklı kulelerden esinlenmiş olabileceklerini ve onların izlerini görmezlikten gelemeyiz.

Baharın müjdecisi ve öldükten sonra yaniden dirilişin sembolü olan ve bütün Türk Dünyası’nın sevgiyle kutladığı, kararan gönüllerin aydınlığı, geleceğe neş’e ve ümitle bakıldığı NEVRUZ da zamanımızdan beş bin yıl önce Sumerliler tarafından kutlanmakta olup, bütün Türk Dünyasına Sumerliler’den kalma bir kültür mirasıdır.

Mezopotamya’da Sumer ekonomisi tarıma dayalı olup, onlar için bolluk ve bereketin önemi çok büyüktür. Bu sebeple ölü tabiatı yeniden canlandırmak üzere, aşk tanrıçaları olarak saygı duydukları, güzelliği diller destan, güzeller güzeli İnanna (Babilcesi İştar) ile çoban tanrısı Dumuzi evlendirilmekte ve her yıl ilkbaharda bu muhteşem kutlamalar tekrarlanmaktadır.

Asur Ticaret Kolonileri Çağında kolonistlerin Anadolu’daki merkezi Kültepe (=Kaniş) olmuştur. K#rum ve Wabartum adı verilen diğer şûbeler, baş merkez olan Kültepe’ye bağlıdırlar ve buradan tâlimat almaktadırlar. Asurlu büyük sermaye sahipleri şirketler kurarak, buradan da Anadolu’ya yayılmışlardır.Bunların “tappaN” adını verdikleri ortakları ve “samallN” adını verdikleri ticari ayanlar, onların yardmcıları bu şirketler adına ve kendi hesaplarına Anadolu’nun taleplerine uygun olarak getirdikleri maddeleri kara eşek kervanları ile Asur’un kuzeyindeki en son şehri olan Urşum (URFA) ’dan hareketle iki yol takip ederek 6 hafta içerisinde Anadolu’daki merkez kşrum olan Kültepe (=Kaniş) ’ye varıyorlardı.

Birinci, kuzey yolunun güzergâhında, Cizre-Nusaybin civarında bir yerde olması gereken Nihria, sonra Fırat nehri geçidi, Şamuha-Hahhum-Timelkia-Tegerama-Tahmasu-Gürün-Uzunyayla üzerinden Kültepe’ye ulaşmaktadır.

İkinci, güney yolu Qatara-Eluhut-nehir geçidi-Manna-Hurama ve Luhuzattia üzerinden Kültepe’ye varmaktadır. Bu güzergâh bugünkü coğrafi yerleşmeye göre Harran (Urfa) ’dan çıktıktan sonra batıya doğru Maraş-Göksun-Kemer-Sarız ve Zamantı vadisi üzerinden yine Kültepe (=Kaniş) ’ye bağlanmaktadır.[4] Kervanların yollardaki emniyetleri Anadolu’daki beyler tartından sağlanmaktaydı.Bu sebeple bütün yol güzergâhı boyunca karkollar kurmuşlardır.

Asurlular getirdikleri mallara karşılık Anadolu halkının istihsal ve imâl ettikleri kıymetli taşları, maden çeşitlerini, bilhassa altın, gümüş ve bakırla değiştirerek, bunları Asur’a nakletmişlerdir.

Koloni Çağı’nda Anadolu’daki en önemli keşiflerden birisi bakır ile kalayın karışımından (alaşım) meydana getirilen TUNÇ (veya BRONZ) adı verilen madenin meydana getirilmesidir. Anadolu’da bol miktarda bakır bulunmasına rağmen, kalayın çok az olması sebebiyle Asurlu tüccarlardan bol miktarda kalay talebinde bulunmaktaydılar. Bu madene Anadolu’da ihtiyacın fazla olması yüzünden, tüccarların getirdikleri süs eşyaları, parfümler ve kumaşlardan alınan vergi (nishatum) oranı yüksek olmasına karşılık, kalaydan %2,5 ve %3 nisbetinde vergi alıyorlardı.

Tüccarların kervanları baş merkez (Kaniş) veya diğer merkezlere uğradıklarında kumaşların ve diğer süs eşyalarının %5’i saraylarda nishatum vergisi olarak alınmaktaydı. Aynı zamanda getirilen malların ilk hakkı saraya tanınmaktaydı. Asurlu tüccar Asur’dan getirdikleri kumaşların yanında Anadolu (yerli) halkın dokuduğu kumaşları da sattıkları çivi yazılı belgelerde bahsedilmektedir. İthal kumaşlar Asur, Babil ve şimdiki kuzey Irak’taki Tell-el-Rimah şehrindeki bayan İltani’nin dokuma tezgâhlarının varlığından bahseden belgeler, Kültepe (Kaniş) ’deki I/b kültür katı ile çağdaştır. Bayan İltani’nin tezgâhlarında çok sayıda işçi çalışmaktadır. Yazılı belgelerden bir kısmı dokuma tezgâhlarında çalışanlarla ilgilidir. Bir kısmı da kumaş talebi hususunda yazılmış mektuplardır.[5]

Kültepe metinlerinde Asur’dan Anadolu’ya dokuma ürünleri gönderen 20 civarında bayan ismi geçmektedir. Bayanların içinde en ünlüleri Lamassi’dir. Bayan Lamassi’nin Anadolu’da bulunan Asur’lu tüccar Puşu-ken’e yazmış olduğu mektuplarda, Anadolu’ya kervanlarla gönderdiği kumaşlarla ilgili konular büyük yer tutmaktadır. Bu mektuplarda kumaşların kaliteleri, ölçüleri, kullanılan yün ve ipliklerin cinsleri ile dokuma tarzları hakkındaki bilgiler de belirtilmiştir.

Mezopotamya’da dokumacılığın yaygın olması, bu yüzden de talebin fazla olması sebebiyle pahalı oluşundan dolayı, yün Anadolu’dan ve diğer komşu ülkelerden temin edilmekteydi.[6]

Kültepe metinlerinde geçmekte olan tekstil ürünlerini: A) Anadolu’da dokunan yerli kumaşlar, B) Asur’dan (Mezopotamya’dan) ithal edilen kumaşlar olmak üzere iki grupta incelemek gerekmektedir.

A) Anadolu’da dokunan yerli kumaşlar:

  1. Pirikannum: Kt. h/k-76 numaralı belgede (st. 15-19) bu kumaştan bahsedilirken, “Mama (şehrinin) pirikannu kumaşının yalatuvar şehrindeki tüccarın adresine benim için gönderiniz” sözü geçmektedir. Bu kumaş hakkında çok sayıda belge vardır. En yenilerinden ikisi Kt. s/k -44 ve Kt. 78/k 22’dir.
  2. Epişum: Pirkannum gibi tanımlanmaktadır. Kıymetli bir kumaştır.
  3. Sabtinum: Bu kumaş cinsi de Pirkannum ile birlikte geçmektedir. Kt. n/k-1099, st.: 18’de bu kumaşın çeşitli kalitelerinin olduğu belirtilmektedir.
  4. DizabNm: Bu kumaşın pirikannum’dan daha kıymette ve kalitede olduğu belirtilmektedir.
  5. Menunianum: Bu kumaşında pirikannum cinsinden olduğu belirtilmektedir.
  6. Anianim/Anianiam: Kt. n/k-572 numaralı metinde “Anian şehrinin iyi cins kumaşı” sözü geçmekte olup, bu yer isminin Boğazköy metinlerinde geçen Ani yer adına ait bir kumaş olduğu anlaşılmaktadır. (Bilgiç-Bayram, AKT II 1995)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ