MEŞRUTİYET’TEN BERİ KONUŞULANLAR AYNI SEÇİMLER AYNI PARTİ PROGRAMLARI AYNI

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek29

Bugünlerde siyasi ortam çok hareketli ve gergin. Seçimler sona erdi ama yeni bir seçim ihtimali konuşuluyor. Muhalefet Meclis’te çoğunluğu ele geçirdi ama bir araya gelip iktidar olamıyor. Muhalefet kendi muhalefetini doğuruyor. Meşrutiyet’ten beri değişen bir şey yok. Hâlâ İslamlaşmak, çağdaşlaşmak, yeni anayasa, bölücülük ve demokratikleşmeyi konuşuyoruz. Tarihi tecrübelerimiz ise bize 100 yıl önce de farklı olmadığımızı söylüyor.

Biz tarihçilere seçim sonrasında yaşananlar hiç de olağan dışı görünmüyor. Hatta II. Meşrutiyet’in ilanı ve II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi sonrasındaki dönemi hatırlatıyor. Said Halim Paşa’nın “Buhranlarımız” adlı eserinde o döneme dair anlattıkları, tarihin gerçekten tekerrür ettiğini düşündürüyor.

Said Halim Paşa kimdir?

Said Halim Paşa Kahire’de doğmuştur. Mısır’ı Osmanlı Devleti’nin elinden alan Kavalalı Mehmet Paşa’nın torunudur. Sultan II. Abdülhamid döneminde önemli devlet görevlerinde bulunmuş, en son olarak da Rumeli Beylerbeyi olmuştur. Ancak sultana muhalif olmasından dolayı bir ihbar üzerine evinde zararlı yayın ve silah araması yapılmasına kızarak Mısır’a dönmüştür. 1908 yılında Meşrutiyet ilan edilince İstanbul’a dönmüş, 1913-1916 yılları arasında sadrazamlık yani başbakanlık yapmıştır.

Yaşananlar büyük benzerlik gösteriyor

Said Halim Paşa İstanbul’a gelmesinden sonra yaşadıklarını ve döneme dair izlenimlerini “Buhranlarımız” adlı eserinde topladı. Bu eserinde anlattıkları yaşadığımız günlerin Sultan Abdülhamid’in tahtan indirilmesi sonrasında yaşananlarla çok büyük benzerlikler olduğunu göstermektedir: Abdülhamid, diktatörleştiği iddiasıyla muhalifleri tarafından devrilmiş, halk bunu “hürriyet geldi” diyerek günlerce coşkuyla kutlamıştır. Bütün muhalifler mutludur. Çok sayıda siyasi parti kurulmuştur. Çok sayıda gazete, dergi ve kitap basılmaya başlamıştır. Herkes özgürce istediğini söylemektedir.

İki partili ama çok sesli bir muhalefet

Meşrutiyet gelince muhalifler Osmanlı tebaasına parlak bir gelecek, çağdaşlaşma, birlik ve beraberlik vadettiler. Unutulmuş ve yıllarca baskı altına alınmış milletin iktidar olacağını, kendi geleceğini tayin edeceğini söylediler. II. Abdülhamid’in mutlak hâkimiyetine son vermek umuduyla seçime gittiler. İki büyük parti seçime girdi. Ahrar Fırkası ve İttihat ve Terakki Cemiyeti. Ahrar Partisi (Özgürlükler Partisi) yerel yönetimlere daha fazla güç verilmesini, merkezi yönetimin sınırlanmasını ve azınlıklara özerklik verilmesini savunuyordu. İttihatçılar ise güçlü bir merkezi devletten yanaydılar. En büyük idealleri Osmanlıcılık altında bütün Osmanlı unsurlarını tekrar bir kimlik altında toplamaktı.

Seçim sonuçları kaos getirdi

1908 yılında seçimler yapıldı. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı açıldı. İttihat ve Terakki çoğunluğu sağladı ama iktidar olacak ne gücü ne tecrübesi vardı. Çünkü İttihat ve Terakki yaklaşık 60 vekile sahipti. Meclis’in geri kalanında fikir ve ülkü birliği yoktu. Parti sayısı iki idi ama fikir ve grup sayısı çoktu. Meclis aritmetiğinde 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp, 2 Ulah ve 1 Asuri vekil bulunmaktaydı. Bu Meclis’ten bir Osmanlı milleti çıkmayacağı açıktı.

Padişahın vesayeti bitti ama…

Meclis açılıp, anayasa yürürlüğe girince tatlı ümitler ve güzel hayaller uçup gitti. Said Halim Paşa’ya göre istibdat rejimi gitti ama usuller, adetler, sınıflar ve sosyal tabakalar ortadan kalkarak tam bir hercümerç meydana geldi… Milliyet mücadeleleri, ırk rekabetleri gitgide artarak Osmanlılar arasında bir ülkü birliği bırakmadı. Dünkü casus ve rüşvetçiler başımıza hürriyetçi, müceddit (yenilikçi) ve vatanperver, aciz ve rüşvet yiyici memurlar ateşli politikacı kesildi. Bütün memleketin üzerinde bir cinnet rüzgârı esiyordu.

Meclis’te kavgalar eksik olmadı

Said Halim Paşa’ya göre Meşrutiyet döneminde ülkede bir sürü siyasi parti kuruldu. Bu durum demokrasinin gelişme alameti olarak alkışlandı. Hatta partilerin Meclis’te birbirlerine karşı takındıkları düşmanca tutum ve oturumlar esnasında çıkan kavgalar bile “meşrutiyetin şeref ve haysiyetini yükselttiğine inanıldığı” için yadırganmadı. Kimileri vatana hizmet için farklı vasıtalar önermenin illa ayrılık ve düşmanlık sebebi olmadığını savunuyordu. Ancak Said Halim Paşa’nın da dediği gibi kavgalar memleketin selameti için değil daha çok bölücülük adına yapılıyordu.

Azınlık vekilleri Meclis’i esir aldı

II. Meşrutiyet sonrasındaki seçimlerle oluşan Meclis’te durum hiç de normal değildi. Çoğunluk, azınlık oyuncağı olmuştu. Osmanlı kimliği altında toplanma idealine inanan gayri Türk neredeyse yoktu. Osmanlı toplumunu oluşturan millet ve ırklar çoktan bazı yabancı devletlerin güdümüne girmişti. Said Halim Paşa’ya göre Osmanlı nizamında ecnebilerin Osmanlı ülkesini içinden parçalayabilecek tahriklerine engel olabilecek bir mani yoktu. Azınlık gruplarının her birinin dışarıda bir hamisi vardı.

Anayasa yetersiz sesleri

İttihatçılar Sultan Abdülhamid’den kurtulunca ve Kanun-u Esasi yani anayasayı yürürlüğe koyunca işlerin düzelmediğini gördüler. Çoğu fikir ve devlet adamına göre anayasa memleketin siyasi durumu, ruh hali, inanç ve gelenekleri ile bağdaşmıyordu. Batı anayasalarının kötü bir taklidi idi. Hatta Osmanlı milli birliği için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Millete siyasi hak ve özgürlükleri geri verilince yeni anayasa yapılması gerektiği dillendirildi. Ama pek bir şey yapılamadı.

Bir diktatör gider diğeri gelir

Meşrutiyet ilan edilince sultanın yetkilerinin kısıtlanacağı, halkın egemen olacağı zannedildi. Ama gelişmeler aksi yönde oldu. Said Halim Paşa’nın ifadesiyle anlaşıldı ki: “Bir müstebidi zorla tahtından indirmekle bir millet hürriyetine kavuşmuş olmaz. Asıl lüzumlu olan şey, istibdadın tekrar geri gelmemesini temin etmektir. Zulüm ve yolsuzluk tohumları yaşar ve istibdadın baskısı millete karşı koymaya sevk edecek yerde korkutursa, millet cesaretsizlik ve itaat gösterirse, zulüm ve yolsuzluklar yeniden baş gösterir.”

Mehmet Akif’in dilinden II. Meşrutiyet dönemi

Bir de İstanbul’a geldim ki: Bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya… Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… Doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak

– Yaşasın

– Kim yaşasın?

– Ömrü olan.

Şak! Şak! Şak!

II. Meşrutiyet’in ardından bölündüler

Meşrutiyeti ilan ettirmek isteyen muhaliflerin yegane hedefi Sultan Abdülhamid’di. Onu tahtan indirince ülkeye özgürlük, birlik ve beraberlik geleceğini iddia ettiler ama ilk seçimden sonra muhalifler bir türlü anlaşamadılar. İttihatçılardan ayrılanlar başka partiler kurdu.

Demokrasi özlemi neden hiç bitmiyor?

Bu hafta, II. Meşrutiyet dönemini devrin başbakanlarından Said Halim Paşa’nın gözünden okumaya çalıştık. Ona göre Batı düşünce tarzı ile doğu düşünce ve ruhu arasındaki ortak noktalar azdır. Bu yüzden taklitçiliği bırakıp toplum yapımıza uygun kanunlar yapmalıyız.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ