MENGÜCEKLER

MENGÜCEKLER

Mengücekler, 1071-1277 yılları arasında Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar (Kögonya/Şarkîkarahisar)’da hüküm süren bir Türk beyliğidir.

1. Emîr Mengücek Gazi (1071-1118)

Beyliğin kurucusu olan Mengücek[1] Gazi, Malazgirt savaşına katılmış[2] ve zaferden sonra Sultan Alp Arslan tarafından Karasu (Yukarı Fırat) ve Çaltı nehirleri vadilerinin fethiyle görevlendirilmiştir. Bu yöreyi fetheden Mengücek Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar (Kögonya)’ı hâkimiyeti altına alarak kendi adıyla anılan beyliği kurmuştur. Ancak Mengücek Gazi’nin bölgeye gelişi hakkında farklı görüşler vardır. Zahîreddin Nişâbûrî, Reşideddin ve Müneccimbaşı, Mengücek Gazi’nin Malazgirt savaşına katılan beylerden olduğunu, zaferden sonra Alp Arslan tarafından Anadolu’nun fethiyle görevlendirildiğini ve yukarıda adı geçen şehirleri ona mülk olarak verdiğini kaydederler.[3] İbn Bîbî ise, Mengücek Gazi’nin Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman b. Kutalmış’ın beylerinden biri olduğunu belirtir.[4] Mengücek Gazi, Oğuzların Kayı, Bayat, Karaevli veya Alkaevli boylarından birine mensuptur. Kitâbelerdeki bilgi ve motiflere bakılırsa Mengüceklerin Türklerin asil bir âilesine mensup oldukları ve bu sebeple Selçuklu hânedanı yanında daima itibar gördükleri anlaşılmaktadır.[5]

Kemah’ın kuzeybatısında Karasu kıyısında Melik Gazi’ye âit olduğu söylenen bir kümbetin Farsça kitâbesinde Mengücek Gazi hakkında şu ibareler vardır: “Âlim, âdil, ülkeler fetheden, halkın sığınağı; Erzurum, Erzincan, Kemah ile Diyarbekir vilâyetlerini ve kalelerini alan, dinsizlerin ciğerlerini dağlayan, boyunlarını kılıçla vuran, Arslan yaratılışlı padişah, ya da böyle bir padişah (Alp Arslan)’a mensup Mengücük Gazi. Allah rûhunu şâdeylesin, kabrini nurlandırsın, günahlarını bağışlasın ve Na’îm cennetlerinde konuklasın.”[6]

Müneccimbaşı’ya göre, Mengücek Gazi cesur, yiğit, akıllı, ihtiyatlı ve savaşlarda isabetli görüşleri olan bir beydi. O, bazen Danişmendliler ile beraber, bazen de kendi askerleriyle tek başına Gürcüler, Abhazlar (Abazalar) ve Rumlarla savaşırdı.[7] Divriği Ulu Camii kitâbesinde kaydedilen Alp, Kutluğ, Tuğrul ve Tekin gibi ünvanlar onun Oğuz beyleri arasında önemli bir yeri olduğunu gösterir.[8] Divriği Sitte Melek türbesinde ise “el-Merhum, es-Sa’îd, eş-Şehîd, el-Gazi” ibareleri bulunmaktadır. Mengücek’ün “Gazi” ünvanını alması onun Anadolu’nun fethi sırasında pek çok savaşa katılıp kahramanlıklar gösterdiğini ve halkın gönlünde taht kurduğunu gösterir. İlk Anadolu fâtihleri gibi Mengücek Gazi de halk arasında evliya mertebesine yükseltilmiş ve türbesi asırlardır halkın ziyaret ettiği yer olmuştur.[9]

Mengücek Gazi ve evlâdına ait türbelerin Kemah’da bulunması Mengüceklerin ilk başkentlerinin burası olduğunu göstermektedir. Mengücek Gazi “eş-Şehid” sıfatıyla da anıldığına göre onun bir savaşta şehit düştüğü anlaşılmakta ise de ölüm tarihi tespit edilememiştir. Ancak onun 1118 yılında hayatta olmadığı bilinmektedir.

2. Melik İshak (1118-1142)

Mengücek Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu İshak geçmiştir. 1118 yılında Erzincan, Kemah ve Divriği’ye hâkim olan Mengüceklerin başında İshak görülmektedir. Nitekim İshak söz konusu tarihte Malatya’yı yağmaladı. Bunun üzerine şehri oğlu Tuğrul adına idare etmekte olan I. Kılıçarslan’ın hanımı Ayşe Hatun, Urfa kontu Joscelin’e haber gönderip ondan yardım istedi. İshak muhtemelen Artuklu Belek Gazi’den intikam almak için onun Haçlılar üzerine yaptığı bir seferden yararlanarak Malatya’yı yağmalamıştı. Çünkü İshak, Belek Gazi’nin 1113 yılında Ayşe Hatun ile evlenip Tuğrul Arslan’ın atabegi olmasından, bunun yanında Mengüceklere ait olan Dersim ve Palu havalisini işgal etmesinden dolayı ona kin besliyordu.[10] Belek Gazi, bu saldırıya karşılık vermek için hazırlıklara başladı ve 514 (1120) tarihinde Kemah’a girdi. Belek Gazi ile başa çıkamayacağını anlayan İshak, Bizans İmparatorluğu’nun Trabzon valisi Konstantin Gabras’ın yanına giderek ondan yardım istedi.

Komşu Türk beylerinin muhtemel saldırılarına karşı koymak üzere emrinde mühim bir kuvvet bulunduran Gabras, İshak’ın yardım teklifini kabul edip onunla ittifak yaparak Belek’in üzerine yürüdü. Buna karşılık Belek de Dânişmendli Melik Gazi ile işbirliği yaptı. Ancak Mengücek beyi ile Trabzon valisinin zamanın en güçlü komutanlarından olan Belek ve Melik Gazi’ye galip gelmeleri mümkün değildi. Nitekim Erzincan yakınlarındaki Şiran (Sirman)[11] mevkiinde 514 (1120) yılında vuku bulan savaşta Gabras ile İshak ağır bir yenilgiye uğrayıp esir düştüler. Ayrıca beş bin Rum askeri öldürüldü ve esir alındı. Trabzon dükası Gabras, 30 bin altın fidye ödeyerek kurtulurken, İshak da Melik Gazi’nin damadı olduğu için serbest bırakıldı. Halbuki bu savaşın kazanılmasında büyük rolü olan Belek Gazi, İshak’ın öldürülmesinden yana idi. Onun kendisinden habersiz salıverilmesine çok içerleyen Belek, Dânişmendlilerle yaptığı ittifaka son vermiş ve bu yüzden Trabzon dükalığına yapılması planlanan saldırı da gerçekleşmemiştir.[12]

İshak, bu olaydan sonra uzun müddet sakin kalmış ve kayın pederi Dânişmendli Melik Gazi’nin nüfûzu altında yaşamıştır. İshak Mengüceklü tahtında 25 yıl hüküm sürdükten sonra 1142 yılında öldü.[13] İshak’ın Mengücekoğulları şeceresindeki yeri, Mengücek Gazi’nin oğlu olduğu Divriği Sitte Melek türbesinin kitâbesinin okunmasından sonra artık kesinleşmiştir.[14] İshak’ın ölümünden sonra Dânişmendli Muhammed, Kemah’ı zapt etti. Ancak aynı yıl Muhammed’in de ölümü üzerine Mengücekler Kemah’ı geri aldılar.[15]

İshak’ın ölümünden sonra, Mengücekler Kemah-Erzincan ve Divriği olmak üzere iki ayrı kol halinde hüküm sürdüler. İshak’ın oğullarından Davud Kemah-Erzincan, Süleyman da Divriği kolunun başına geçmiştir.[16]

3. Kemah-Erzincan Mengücekleri

A. Melik I. Alâeddin Davud (1142-1162)

İshak’ın ölümünden sonra Mengüceklerin Kemah-Erzincan kolunun başına geçen Davud hakkında kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan’ın taraftarı olduğu için Dânişmendli Yağıbasan tarafından 1162 tarihinde öldürülmüştür.[17] Müneccimbaşı ondan Alâeddin Davud olarak bahseder ve bir müddet hükümdarlık yaptıktan sonra öldüğünü kaydeder.[18]

B. Melik Fahreddin Behramşah (1162-1225)

Davud’dan sonra yerine oğlu Fahreddin Behramşah geçti. Hânedanın İshak’ın ölümünden sonra iki kola ayrılması onları oldukça zayıflatmış ve çevredeki devletler karşısında güçsüz düşürmüştü. II. Kılıçarslan Dânişmendlileri ortadan kaldırdığı gibi Mengücek Beyliği’ni de nüfûzu altına aldı. Ancak bu dönem Mengücekler için bir huzur ve refah dönemi oldu. Behramşah II. Kılıçarslan’ın damadı idi. Bu akrabalık iki hânedan arasındaki ilişkilerin iyi yönde gelişmesine zemin hazırladı.[19]

Genceli şâir Nizamî’nin Fahreddin Behramşah’a takdim ettiği “Mahzenü’l-esrâr” adlı eserinde ondan Gürcistan gâlibi olarak bahsettiğine göre o dönemde Kars ve Ani gibi şehirlere devamlı saldıran ve pek çok Müslümanı öldüren Gürcülere karşı cihâd ettiği anlaşılmaktadır. 1161 yılında Türk beylerinin Gürcülere karşı düzenlediği sefere Behramşah da katılmış olmalıdır. Behramşah’ın dikkati çeken faaliyetlerinden biri de kayınpederi II. Kılıçarslan ile oğlu Sivas meliki Kutbeddin Melikşah arasında 1188 yılında vuku bulan mücadelede arabuluculuk yapmasıdır. İki tarafı barıştırmak için teşebbüse geçen Behramşah, Konya’ya giderek bu anlaşmazlığa sebep olan vezir İhtiyâreddin Hasan’ı tutuklayıp Sivas’a götürmek için sultanı ikna etti. Birlikte yola çıktılar. Fakat vezir yolda giderken ona karşı derin bir kin besleyen Türkmenler tarafından yanındaki aile ve efradından oluşan 200 kişilik bir kafile ile birlikte öldürüldü.[20]

Mengüceklerle Anadolu Selçukluları arasındaki bu iyi ilişkiler Rükneddin II. Süleyman zamanında da devam etti. Fahreddin Behramşah 1202 yılında Süleymanşah’ın Gürcistan seferine katıldı. Fakat Selçuklu kuvvetlerinin mağlubiyeti ile sonuçlanan savaşta Behramşah esir düştü. Kraliçe Tamara, ona esir değil âdeta bir misafir muamelesi yaptı ve bir süre sonra onu ülkesine gönderdi. Başka bir rivayete göre ise fidye ödeyerek kurtuldu. Behramşah bu sefer sırasındaki başarıları sebebiyle “Gazi” unvanına lâyık görüldü.[21] Râvendî onun bu seferdeki gayretleri ve Süleymanşah’a olan sadakatinden bahsederek şöyle der:

“Damad Emîr İsfehsâlâr-ı kebîr, âlim, âdil, Allah’ın yardımına mazhar olmuş, muzaffer, ikbal sahibi, dinin yardımcısı ve emîrlerin hükümdarı Gazi Fahreddin Behramşah’ın canını feda edecek kadar hükümdara taraftar olduğu, onun iyiliğini istediği ve eşsizliği Abhazlarla yapılan savaşta ortaya çıktı. Çünkü orada canını feda edip kulların kurtulması için çalıştı…”[22]

Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykâvus, Fahreddin Behramşah’ın son yıllarında (1216-1218) kızı Selçuk Hatun ile evlendi.[23] Bu evlilik iki hânedan arasındaki yakınlığı ve dostluğu daha da kuvvetlendirdi. Ayrıca bu düğünle ilgili rivayetler o dönem sosyal ve medenî hayatını gayet güzel bir şekilde yansıtmaktadır. İzzeddin Keykâvus Erzincan’a dünür gönderip olumlu cevap aldı. Bu karar üzerine hazırlığa girişen Behramşah ülkenin her tarafından meşhur terziler ve sanatkarlar getirterek gelinin çeyizini üç ayda hazırlattı. Selçuk Hatun’a ipekli elbiseler, mücevherler, gerdanlıklar, altın ve gümüş eşya, köle ve cariyeler, atlar ve katırlar şeçildi. İzzeddin Keykavus hazırlıkların tamamlandığını öğrenince Sivas’dan muhteşem düğün alayı büyük emîrlerin refakatinde yola çıkarıldı. Nikâh, Kadı Sadreddin tarafından kıyıldı. Sivas’da ve Erzincan’da görkemli düğünler başladı. Gelin Erzincan’dan Sivas’a gelince şehirde bir hafta süren düğün ve şenlikler yapıldı. Bu vesile ile emîrlere hediyeler verildi.[24]

Fahreddin Behramşah, uzun süren bu hükümdarlığı döneminde 5 Anadolu Selçuklu sultanıyla birlikte oldu. Bunlar II. Kılıçarslan, I. Gıyâseddin Keyhusrev, II. Rükneddin Süleyman, I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubâd’tır.

Rivayete göre Belh’den Anadolu’ya gelen Sultanü’l-Ulemâ Bahâeddin Veled, Erzincan’dan geçerken Behramşah ve hanımı İsmetiye Hatun’un misafiri olmuş ve burada kendisi için inşa edilen medresede 3-4 yıl ders vermiştir.[25]

Behramşah 622 (1225) yılında Erzincan’da öldü. Erzincan civarındaki Aşağı Ula köyü yakınında harabe halindeki türbe büyük bir ihtimalle ona âittir ve Melik Fahreddin Türbesi olarak bilinmektedir. Behramşah sikkelerine rastlanan ilk Mengücekli beyi olup bunlardan en eskisi 563 (1167/1168) tarihlidir. Bu paraların bir yüzünde Behramşah’ın, diğer yüzünde ise metbû hükümdar sıfatıyla II. Kılıçarslan’ın adı yazılıdır.[26] İbnü’l-Esîr onun 60 yıldan fazla hükümdarlık yaptığını söyler.[27] Onun devrinde Kemah’ın yerine başkent olan Erzincan çok gelişmiş ve şehir önemli bir ticaret ve kültür merkezi olmuştur. Fakat sık sık vuku bulan depremler yüzünden mimarî eserler günümüze kadar gelmemiştir.

Behramşah akıllı, güzel huylu, halka ve askerlere karşı şefkatli bir hükümdardı. Şâir ve âlimleri himaye ederdi. Doğunun meşhur şairi Genceli Nizamî, Mahzenü’l-esrâr adlı eserini ona ithaf ettiğinde ona 5 bin dinar ve iyi cins 5 katır ödül vermiştir.[28]

Behramşah, çok hayır severdi. Zengin-fakir, yerli-yabancı farkı gözetmeden herkese iyilik ederdi. Kış mevsiminde kuşların açlıktan ölmemesi için arabalarla dağlara yem gönderirdi. Bu davranış günümüzde bile eşine az rastlanır mükemmel bir şefkat ve merhamet örneğidir.[29]

C. Melik II. Alâeddin Davudşah (1225-1228)

Behramşah’dan sonra yerine oğlu Alâeddin Davudşah geçti. Diğer oğlu Muzaffereddin Muhammed de ülkenin batısındaki Şebinkarahisar (Kögonya) meliki oldu. Behramşah’ın başka bir oğlu Selçukşah ise 35 yıldır Kemah’da hüküm sürmekteydi ve babasından önce vefat etmişti. Davudşah’ın Erzincan ile beraber Kemah’a da hâkim olması bunu teyid etmektedir. Ayrıca kaynaklar bu tarihte Behramşah’ın sadece Davud ve Muhammed adlı çocuklarından bahsederler.[30]

Aydın bir hükümdar olan Behramşah, her iki oğlunu da gayet iyi bir şekilde eğitip yetiştirmişti. Alâeddin Davudşah da babası gibi mantık, matematik, ilâhiyat, ilm-i nücûm (astroloji), edebiyat ve felsefeye vâkıftı. Farsça güzel şiirler yazardı.[31] İlme karşı duyduğu yakın ilgiden dolayı meşhur tıp âlimi Muvaffakuddin Abdüllatif-i Bağdâdî’yi sarayına davet edip kendisine maaş bağladı. O da Alâeddin Davudşah adına eserler yazdı.[32] Davudşah’ın ilim adamlarını himâye etmesi sebebiyle Erzincan’da ilim ve kültür düzeyi yükseldi ve meşhur uzmanlar yetişti. Nitekim o devrin önde gelen tıp bilginlerinden Alâeddin Enzincanî, Rükneddin Kılıçarslan’ı tedavi etmişti.[33]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ