MEMLÛKLER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI

MEMLÛKLER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI

Sosyal Yapı

Memlûkler Dönemi’nde Mısır toplumu çeşitli tabakalardan meydana gelmiş bir sosyal yapıya sahip gibi görünüyordu.[1] Fakat çeşitli sosyal tabakalara ayrılmış gibi görünen toplum esas olarak şu iki temel tabakada birleşiyordu. Bunlardan birincisi, sultan, emîrler ve askerlerden oluşan imtiyazlı bir askerî tabaka, diğeri ise, halktı. Tarihçi İbn Haldun ise o günkü Mısır toplumunu, sultan ve halk diye iki kısımdan meydana geldiğini söylemiştir.[2] Bu tanım onun o günkü toplumu gerçek manada idrak ettiğini gösteriyor. Bizim düşüncemize göre İbn Haldun, sultandan maksatla o günkü hâkim olan organları kastetmiştir. Raiyyeden ise, tüm tabakalarıyla birlikte Mısır halkı kastedilmiştir.

Mısır toplumunu daha kapsamlı bir şekilde incelediğimizde Memlûk toplumunda genel olarak şu dört sınıf insanı görebiliriz.

  1. Hâkim olan askerî sınıf,
  2. Din adamları, tüccarlar ve sanat erbabı,
  3. Küçük el sanatları erbabı, ücretliler ve orta halli çiftçiler,
  4. Fakirler ve yoksullar.

Memlûk toplumu sabit ve kapalı bir toplumdu. Bu toplum fert hukukuna dayalı değildi. Ferdin hukuku, bağlı bulunduğu sınıfa göre belirlenirdi. Makrizi ayrıca Memlûk toplumunu gelir, emniyet, istikrâr, idarî ve siyasî merkezler bakımından farklı sınıflara ayırmaktaydı. Makrizî’ye göre bu 7 sınıf şunlardı;

  1. Devlet ricali,
  2. Elit tabaka (üst düzey tüccarlar, fakihler ve soylular),
  3. Orta sınıf (Orta halli tüccarlar, maaşlı ve ücretliler, pazarcılar),
  4. Çiftçiler,
  5. Köylüler,
  6. Sanatkârlar ve küçük el sanatları erbabı,
  7. Yoksullar (tüm bunlardan yoksul olanlar).[3]

1. Hâkim Olan Askerî Sınıf

Memlûkler devrinde toplumda hâkim olan bir askerî sınıf vardı. Memlûkler gibi idari bakımdan diğer Türk devletlerinden ayrı olarak kölelerden oluşan bir devlet kurmuşlardır. Çok değişik ülkelerden bilhassa Kıpçak, Rus ve Çerkez topraklarından getirilen bu insanlar çok disiplinli bir eğitimden geçirildikten sonra önce orduda asker, daha sonra başarı durumlarına göre çeşitli rütbelerden kumandan (Beşler Emîri, Onlar Emîri, Tablhanah ve Yüzler Emîri) ve en sonunda ülkenin sultanı oluncaya kadar yükselebiliyorlardı.[4]

Memlûklerde yönetimin en zirvesinde bulunan sultan, kölelikten yükselerek bu makama çıkmaktaydı. Bu sistemde liyâkat ve sadakat çok önemliydi. Her sultan devletin başına kendi gücü ve kabiliyeti neticesinde yükselebiliyordu. Fakat Sultan Mansur Kalavun döneminden itibaren 1299-1382 yılları arasında sultanlığa babadan oğula geçme sistemi uygulanmıştır. İlke olarak bu yıllar arasında her bir hükümdara oğlu halef olmuştur. Bu durum ise çocuklar arasında kanlı taht kavgalarına sebep olmuştur. Eğer sultan küçük yaşta tahta çıkmışsa büyük emîrlerin idaresi altında kalmaya mahkum olmaktaydı. Böyle durumlarda hiçbir sultan onlara karşı koymaya cesaret edememiştir.[5]

Memlûk askerî sistemi temelde köleliğe dayanmaktaydı. Bu köleler eğitilirken ve normal hayatta yaşarken diğer insanlardan tamamen uzak bir hayat yaşıyorlardı. Bu askerî sınıf içerisinde yer almak için Türkçe konuşmak şarttı. Memlûkler tüm toplantılarında Türkçe konuşuyorlardı.[6] Çok azı Arapça biliyordu. Bilakis bir kısmı hiç Arapça bilmiyordu. Emîr Kaçmaz Kelime-i Şehadeti ve Fatiha’yı telaffuz etmeyi dahi bilmiyordu. Memlûk emîrleri ya Türk uyruklu veyahut da emîrlerin kızlarıyla evleniyorlardı. Emîrlerin çok az bir kısmı tüccar veya ulema sınıfın kızlarıyla evleniyorlardı. Bütün emîrlerin ilk ismi Türkçe idi, Memlûkler “beyaz cins köle”ye çok büyük önem veriyorlardı ve onu siyah köle manasına gelen “abd”den ayırıyorlardı. “El-abdı” ev işlerine bağlı bir nevi köle demektir. “Memlûk” ise, hükümdar ve emîrlerin muhafız birliklerine dahildir. Ayrıca memlûk kelimesi harplerde esir düşerek veya tüccardan satın alınarak köle olan beyaz insanı ifade eder.[7]

Memlûkler, kendilerine has elbiseler giyinmekle halktan ayrılıyorlardı. Elbiseleri kolları dar olan uzun bir pardösüden ibaretti. Memlûkler ayrıca sarıksız beyaz papaklar da giyiniyorlardı. Bellerinin üzerine ise Baalbek pamuğundan örülmüş kemerler bağlıyorlardı. Bu elbiseler Memlûkler arasında gittikçe yaygınlaştı. Fakat asıl vatandaşın elbisesinden farklıydı. Emîrlerin giyindiği elbise ise askerlerin elbiselerinden de farklıydı.[8]

Memlûkler Dönemi’nde askerî sınıf çok büyük ıktalara sahip olmalarına rağmen Şam’da oturmamışlar, Kahire’de eğlence yerlerinin bulunmasından dolayı buraya yerleşmişlerdir. Askerî tabaka, kendilerine has özel toplantılar tertip ediyorlar ve vatandaşlar arasına girmiyorlardı. Hâkim askerî tabaka, vatandaşa hep tepeden bakıyor ve vatandaşların arasına girmekten kaçınıyorlardı. Böylece kendilerine has bir sınıf oluşturmuşlardı. Fakat Memlûkler yine de aristokrat bir tabaka teşkil edememişlerdi. Bu aristokrat sınıf için gerekli olan şartlar eksikti. Bu gerekli şartlar ise; üretken yatırım, veraset ve istikrar idi.[9]

Memlûkler, halkın trajik durumundan tamamen uzak ve çok lüks bir hayat yaşıyorlardı. Memlûk kaynakları, tek bir emîrin sıkıntılı bir hayat geçirdiğini zikretmemiştir. Bu hâkim tabaka, ülkenin gelirlerini fakir halk adına kendi aralarında paylaşıyorlardı. Memlûk kaynakları sultan ve emîrlerin servetlerinden ve onların debdebeli bir hayat yaşadıklarından bahsetmişlerdir. Sultanların harcadıkları günlük et miktarı büyük meblağlara ulaşıyordu. Sultan Kitboğa’nın mutfağında günlük tüketilen et miktarı yaklaşık 20.000 rıtıl idi. Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun’un mutfak masrafı günlük 26.000 rıtıl etten hariç olarak, 700 kuş idi. Sultanlar Ramazan ayında yaklaşık 1000 kıntar şeker tüketiyorlardı. Bu rakam oğlu Salih zamanında 3000 kıntara ulaştı.[10]

Sultan ve emîrler ıktadan en çok payı aldıklarından maddî yönden de herhangi bir sıkıntıları yoktu. Onların bıraktıkları mirasa bakınca, ne kadar zengin ve büyük servet sahibi oldukları anlaşılır. Emîr Salar, vefat ettiği zaman yanında büyük hazineler bulunmuştu. O hazineler de; 25 rıtıl zümrüt ve yakut taşları, 300 parça elmas, 150 adet büyük inci, 200 dinar altın, 400 dirhem gümüş, 4 kıntar sikkelenmiş altın, hayvan ve diğer gelirleri hariç çok malı vardı. Emîr Salar’ın günlük geliri 100.000 dinar idi.[11]

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gerçekler Memlûkler Dönemi’nde askerî tabakanın ve yöneticilerin elde ettikleri korkunç servetin bir göstergesidir. 1340 yılında Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun’un Şam valisi Tenkez’in malını müsadere ettiği zaman bu emîrin servetinin değeri yaklaşık 2,5 milyon dinara ulaşmıştı. Fakat daha sonra emîr Tenkez görevden alınmıştır.

Bu emîrler arasında Emîr Mancıkla çok büyük servete sahip idi. Fakat daha sonra bu emîr de görevinden alınmıştır.[12]

Memlûk sultanları, saray görevlileri ve hizmetçileriyle beraber Kal’atü’l-Cebel denilen hükümet sarayında oturuyorlardı. Kal’atü’l-Cebel’de Memlûk Devleti’nin idare merkezi ve aynı zamanda emîrlerin evlerinin ve aile efradının bulunduğu yerdi. Sultanlar ve emîrler Kal’atü’l-Cebel’de çok lüks ve toplumdan uzak bir hayat yaşıyorlardı. Bunların lüks hayat yaşamalarına karşılık Memlûklerin son dönemlerine doğru orta halli tabakanın sürekli gerilediğini, sanat erbabının yok olduğunu, dükkânların kilitlendiğini görüyoruz. Hâkim askerî tabaka her tarafa el atıyor ve ülke gelirlerini adeta emiyordu. Bu yüzden devlet malî yönden büyük sıkıntılara girdi ve halkın çoğu Ecnadü’l-Halka’ya girmeye başladı. Bir kısım halk ise, ticarethanelerini bırakıp sultanlara ait fabrikalarda ve ticarethanelerde işçi olarak çalışmaya başladılar.[13]

Memlûkler Dönemi’nde emîrlerin hırsı, istek ve mal biriktirme arzuları durmadı ve daha yüksek makam ve daha çok ıkta elde etmek için birbirleriyle yarıştılar. Bu durum Memlûk asrı boyunca siyasî, sosyal ve iktisadî açıdan karışıklık ve fitnelerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu karışıklıklara askerlerin karışması eklenince artık onlar da bir şeyler istemeye başladılar. Emîrlerin ve askerlerin karıştığı ve körüklediği toplumsal kargaşa Memlûk Devleti’nin askerî ve idarî müesseselerinin bozulmasına ve çökmesine sebep oldu.[14]

2. Reaya (Halk)

Memlûklerde iktisadî yapıyı daha iyi anlayabilmek için bu devletin toplum yapısını da bilmek gerekmektedir.[15] Memlûkler Dönemi’nde Mısır toplumu çeşitli tabakalardan meydana gelmiş bir cemiyet manzarası arzetmekteydi. Memlûk Devri, Mısır toplumunda idare edenlerle idare edilenler arasında büyük farklar vardı. İdare edenler, her bakımdan yerli halka yabancı olmuşlar ve onlara hep tepeden bakmışlardır. Hâkim askerî sınıf, halkla iyi münasebetler içinde olmamış ve onların refah seviyesini yükseltecek işler yapmamışlardır.[16]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ