MEMLÛK TOPLUMUNDA KADIN

MEMLÛK TOPLUMUNDA KADIN

Mısır ve Suriye’de iki buçuk yüzyıl hüküm süren Memlûk Devleti, İslâm ve Türk tarihinde önemli bir yer alır. Orta Doğu’nun stratejik bölgelerinde kurulup geniş Arap tebaasına hükmeden bu Türk devleti birçok alanda Türk kültürünün çeşitli öğelerini ve izlerini taşır. Dönemin insanları tarafından da Türk devleti[1] olarak adlandırılan Memlûk Devleti’nde iktidara gelen birçok sultanın adları Türkçe idi, Baybars, Aybek gibi. Genç yaşta Mısır’a getirilen, kışlalarda mükemmel bir askerî eğitim gördükten sonra azat edilip orduda yükselen Memlûklar,[2] genellikle Türk cariyelerle evlenirlerdi. Arapçadan Türkçeye eser çevirten, Türkçe şiir yazıp okuyan, aralarında Türkçe konuşan ve çocuklarına da ana dillerini öğreten Memlûklar, ana vatanlarından el öpme, kımız içme, at eti yeme gibi âdetleri getirip sevdikleri Kürre ile Kabak oyunu gibi sporları da unutmayıp ikinci ve üçüncü nesle aktarmışlardı.[3]

Memlûk toplumunda kadın konusu ele alınınca burada da Türk kültürünün izlerini görmek mümkündür. En çarpıcı örneği de Memlûkların ilk ve tek kadın sultanı Şecer ud-Durr[4] teşkil etmektedir. Eyyûbî Sultanı el-Melik es-Sâlih’in önce cariyesi sonra eşi olan Türk asıllı Şecer ud-Durr, son Eyyûbî Sultanı Turanşah’ın öldürülmesinden sonra Memlûkların ilk hükümdarı olmuştu. El-Melik es-Sâlih’in Türk memlûkları olan Bahrî Memlûklar, hem ustadları[5] es-Sâlih’e karşı bağlılıktan hem de huşdâşeleri[6] gibi gördükleri Şecer ud-Durr ile dayanışma içinde olduklarından dolayı onu, kadın olmasına rağmen tahta oturttular. Türklerde kadının toplumdaki yeri[7] ve siyasette -hattâ hükümdar veya naibe[8] olarak- oynadığı rol göz önünde alınırsa, Bahrî Memlûkların bu durumu hiç yadırgamadıkları anlaşılır. Ama iktidarı ellerinden kaçıran Eyyûbî Emirler, İslâm toplumunun alışık olmadığı bu durumu kullanarak Abbâsî halifesini kışkırtmaya muvaffak oldular. Nitekim Abbâsî Halifesi el-Musta‘sım Billâh Kahire’ye şöyle bir yazı gönderdi: “Eğer sizde erkek kalmadıysa bize bildirin, biz size bir tanesini göndeririz.”[9] Dış baskının fazlalaştığını gören Şecer ud-Durr, üç aylık tek başına iktidardan vazgeçip tahtı kocası Aybek’e bıraktı ama yine de iktidarda söz sahibi olmaya devam etti. Tarihçi ez-Zehebî ve İbn Tagribirdî durumu şöyle tarif ederler: “Aybek’e hükmederdi ve onun (Aybek’in) sözü hiç geçmezdi”.[10] Türk kadınının evlilikteki konumu Şecer ud-Durr’un davranışından da belli oluyor: Şecer ud-Durr, kocası olan Aybek’e, oğlu Ali’nin annesi ile buluşmasını yasaklayıp onu boşaması için baskı yapmıştı.[11] Ancak kocasının, Musul hükümdarının kızıyla evlenme girişimlerinde bulunduğunu duyunca, tarihçi İbn Vâsil’in dediği gibi “Bu durum onun çok ağrına gittiğinden kıskançlık duygularıyla doldu, çünkü o güçlü şahsiyeti ve büyük asaleti olan bir Türktü”.[12] Bu durumu hazmedemeyen Şecer ud-Durr sonunda Aybek’i öldürtmeye kadar gitmişti.

Tahttan feragat ettikten sonra da gücünden fazla bir şey kaybetmeyen Şecer ud-Durr’un ulaştığı konuma ve yetkiye hiçbir Memlûk sultanının eşi ulaşamamıştı. Memlûklarda sultanların eşleri[13] siyasette arka planda kalıp toplum hayatında fazla öne çıkmazlardı. Tarihçiler onlardan ancak belli durumlarda bahsederlerdi; meselâ önemli bir olay olan sultanın düğününü anlatırken gelinden -az da olsa- bahsedilirdi. Özellikle iki devlet arasındaki ilişkileri daha da pekiştirmek için yapılan düğünler – Sultan el-Melik en-Nâsir’ın Altınordu prensesi Tulunbeg ile olan evliliği gibi-daha ayrıntılı anlatılırdı.[14]

Sultanın boşanma haberi verilince karısının adı da geçerdi, Sultan en-Nâsir’in eşi Hond Erdekin’den boşanışı gibi.[15] Sultanın çocuğu, özellikle oğlu olduğu zaman, kısa da olsa eşinden bahsedilirdi, meselâ Sultan en-Nâsir’in Hond Tugay’dan olan oğlu Anûk’un doğumunda böyle olmuştu. Tarihçi el- Makrîzî, mükemmel bir güzelliğe sahip olan Hond Tugay’ın eskiden Türk bir cariye olduğunu, Suriye Naibi Tenkiz’in onu Dimeşk’te 90.000 dirheme satın alıp sultana gönderdiğini, Tugay’ın da sultanın gözdesi olduğunu ve doğum yaptıktan sonra büyük kutlamalar düzenlendiğini yazar.[16] Sultanın bir oğlu olunca büyük şenlikler yapılırdı, bir kızı olunca olay sessizce geçiştirilirdi.[17]

Sultan eşinin hac için yola çıkışı ve Mısır’a dönüşü halkın ilgisini çektiği için tarihçiler tarafından genellikle anlatılırdı.[18] Sultanın eşlerinin ölümü de tarihçiler tarafından verilir, Sultan Şeyh’in eşi Hond Hatice’nin[19] veya Sultan Barsbay’ın eşi Hond Fâtima’nın[20] vefatı gibi. Eşleri hayatta iken siyasette arka planda kalan sultan hanımları, dul olup oğulları küçük yaşta tahta çıkınca siyaset sahnesinde daha fazla etkili olmaya fırsat bulurlardı. Böylece sultanın annesi siyasete ağırlığını koyup büyük emirlerin arasında etkili olabiliyordu ve işi emirlerin tutuklattırmalarına hattâ bazen da zehirlenmelerine kadar vardırabiliyordu.[21]

Memlûk sultanlarının kızları, eşleri gibi tarih sahnesinde fazla ön plana çıkmazlardı. Genellikle büyük emirlerle evlendirilen sultan kızlarının düğünleri, çocuklarının doğumları, hac yolculukları ve ölümleri tarihçiler tarafından aktarılır.[22] Sosyal hayattaki bazı durumlarda da sultanın kızlarından bahsedilir; meselâ Sultan en-Nâsir hastalığından iyileşince Kahire’de çok büyük şenlikler yapılırken büyük emirlerle evli olan sultanın kızları verdikleri hediyelerin çokluğu ile kendilerinden söz ettirmişlerdi.[23] Tarihçiler, onların eşlerine karşı olan duyguları da bazen okuyucuya iletirlerdi; meselâ Sultan Kalavun’un kızı olan Gaziye Hatun, kocasını öyle seviyordu ki o öldüğü zaman üzüntüsünün büyüklüğünden ve ağlamaktan bitâp düşüp hayata gözlerini yumdu.[24]

Memlûklarda kadınların siyasette arka planda kalırken mimarî alanda daha faal bir rol oynadıkları görülmektedir. Kadınlar -özellikle üst sınıfın kadınları, yani sultanın anneleri, eşleri ve emir eşleri- birçok yapı inşa ettirip kamu hizmetine sunarak adlarını ölümsüzleştirdiler. Varlıklı kadınlar, zor durumda olan hemcinsleri için ribâtlar kurup özellikle dul, boşanmış veya terk edilmiş kadınlara böylece güvenli bir yer temin etmiş olurlardı. Sultan Baybars’ın kızı Tidkâr Bay Hatun, Kahire’de Bint el-Bagdâdiyye adlı şeyhe (kadın şeyh) için meşhur “Ribât el-Bagdâdiyye”yi inşa ettirdi.[25] Hem bu Şeyhe hem de halefleri faziletli ve bilgili kadınlar olup, yardımcılarıyla Suriye ve Mısır’dan gelen kadınlara yardım edip onları eğitirlerdi. Kesin kuralları olan bu ribâtta kadınlar, orada kaldıkları sürede hem bakılıp hem de eğitilip korunurlardı. Bundan başka ribâtlar da kadınlar tarafından inşa edilmişti; meselâ Sultan Aynal’in eşi Zeynep’in ribâtı,[26] bir emirin karısı olan es-Sitt Kelîle adı altında tanınan Dolay et-Tatariyye’nin yaptırdığı “Ribât es-Sitt Kelîle”[27] veya bir emirin karısı olan Hatice’nin yaptırdığı ribât anımsanabilir.[28]

Bilim ve eğitim alanında önemli bir rol oynayan ve Memlûklarda çok sayıda yaptırılan medreselerin arasında kadınlar tarafından inşa ettirilenler de vardı. Meselâ Sultan en-Nâsir’in kızı ve Emir Bektemur el-Hicâzî’nin karısı olan Hond Tatar el-Hicâziyye, Kahire’de yaptırdığı “el-Medrese el- Hicâziyye”de[29] ders vermek için hem Şâfii hem de Mâlikî fakîhler ve insanlara namaz kıldırmak için bir imamı görevlendirip, bir kütüphane, kendine bir türbe, bir minber ve bir minare, yetimler için bir okul yaptırdı, orada çocuklara ders vermek için bir öğretmen görevlendirdi ve çocuklara her gün ekmek, bir miktar para, kış ve yaz kıyafeti, Ramazan’da yemek ve Kurban Bayramı’nda et tahsis etti. Kahire’de Sultan eşleri, anneleri veya emir eşlerinin yaptırdığı medreselerin arasında şunlar sayılabilir: Sultan el-Melik es-Sâlih’in annesinin “Medreset-Turbet Umm es-Sâlih”i,[30] Sultan el-Melik el-Eşref Şa’ban’ın annesi Berke’nin “Medreset Umm es-Sultan”ı,[31] bir emirin eşi olan Aytekin’in “el- Medrese es-Sagîre”si[32] ve bir emirin eşi olan es-Sitt’Âşûrâ’nın “el-Medrese el-‘Âşûriyye”si.[33] Memlûkların tek kadın sultanı olan Şecer ud-Durr de Kahire’de kendi adını taşıyan bir medrese yaptırmıştı.[34] Memlûk Dönemi’nde yönetici sınıfı dışında olan varlıklı kadınlar tarafından inşa ettirilen medreseler bulmak da mümkündür; meselâ büyük bir serveti olan hadis âlimesi Fâtima bint Suleyman ed-Dimeşkiyye’nin[35] Suriye’de yaptırdığı birkaç medrese ve tekkeleri, Ergun Hatun’un Trablus Şam’daki “el-Medrese el-Hatuniyye”si[36] veya Hatice bint Dirhem ve Nısf’ın[37] Kahire’de inşa ettirdiği medresesi bunların arasındadır.

Memlûklarda kadınlar ayrıca hamam, han, hânkâh, cami, mescit, sebil gibi kamu yararına yapılar da yaptırdılar; meselâ Sultan el-Eşref Halil’in karısı Hond Ertekin’in “Hammâm Hond”u,[38] Sultan Baybars’ın eşi İltutmuş Han’ın “Hammâm İltutmuş Han”ı,[39] Sultan en-Nâsır’ın karısı ve oğlu Ânuk’un annesi Hond Tugay’ın “Hânkâh Umm Ânuk”u,[40] Sultan en-Nâsır’ın dadısı Sitt Hadak’ın “Câmi’es-Sitt Hadak”ı,[41] Sultan en-Nâsır’ın cariyesi Sitt Miske’nin “Cami’es-Sitt Miske”si,[42] Sitt Gazâl’ın “Mescid Gazâl”ı[43] ve Sultan Çakmak’ın cariyesi Surbay el-Cerkesiyye’nin “Sebîl Surbay”ı[44] gibi eserler bu çerçevede sayılabilir.

Memlûklarda kadınlar kendileri için de köşk, ev, türbe gibi binalar yaptırdılar; meselâ Sultan en- Nâsır’ın kızı Hond Tatar el-Hicâziyye’nin “Kasr el-Hicâziyye”,[45] Sultan el-Eşref Halil’in karısı Hond Ertekin’in “Dâr Hond”,[46] Sultan en-Nâsır Hasan’ın kızı Hond es-Sitt Şakrâ’nın “Dâr es-Sitt Şakrâ”,[47] Sultan en-Nâsır’ın eşi Hond Tugay’ın “Turbet Hond Tugay”,[48] Sultan el-Eşref Şa’ban’ın annesi Hond Berke’nin “Turbet Hond Berke”[49] ve Şecer ud-Durr’un “Turbet Şecer ud-Durr”[50] adlı binaları gibi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ