MALAZGİRT ZAFERİNDEN ÖNCE DOĞU ANADOLU’YA YAPILAN TÜRK AKINLARI

MALAZGİRT ZAFERİNDEN ÖNCE DOĞU ANADOLU’YA YAPILAN TÜRK AKINLARI

Tarihte topluluklara yüzyıllar boyunca takip edecekleri istikametler çizmeye muvaffak olmuş büyük devirler vardır. XI-XIII. yüzyıllarda Selçuklu Türklüğünün gerçekleştirdiği çağ işte bu büyük devirlerden birisidir. Selçuklu İmparatorluğu, Türklerin kurduğu dört büyük imparatorluktan üçüncüsüdür. Bu büyük imparatorluk, XI. yüzyılda Oğuz Türkleri tarafından kurulmuştur. Bilindiği üzere Oğuzlar, umumi hayat ve devlet kuruculuğu gelenekleri bakımından Göktürklere bağlıydılar.

Selçuk’un ailesi, gerek tarihi kaynaklardan, gerekse para ve damgalarından anlaşıldığı üzere Oğuzların Kınık boyuna mensuptu. Babası Dukak (Dokak), Oğuzlar arasında Temir-Yalıg (demir yaylı) lakabı ile anılmaktaydı. Dukak Bey, şeametli, şeci, tedbir ve rey sahibi bir insandı. Oğuz Türklerinin başbuğu ve her zaman, her hususta fikir danışılan birisiydi. Onun sözlerine muhalefet etmez, emirlerine karşı çıkmazlardı. Kaynaklar, onun bulunduğu yüksek makamı göstermek için şu hadiseyi anlatmaktadır, Oğuz yabgusu bir gün askerini toplayıp İslam ülkelerine yürümek ister, fakat Dukak ona mani olmuş. Yabgu ile münakaşa etmişler, bu arada Türk Yabgusu ağır sözler söylemiş, bunun üzerine Dukak onu tokatlamış ve başını yarmıştır. Yabgu’nun adamları Dukak’ı yakalamak istemişlerse de Dukak’a bağlı emirlerin onu müdafaa etmesi üzerine dağılıp gitmişlerdir. Bu arada Selçuk isminde bir oğlu dünyaya gelmiştir.

X. yüzyılın başlarında doğan Selçuk, babası öldüğü zaman 17-18 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Selçuk büyüyünce onda asalet ve liderlik vasıfları belirmiş, bu yüzden Oğuz yabgusu, onu kendi yanına alarak önemli mevkiler, ayrıca ona emaret ül ceyş’i ve asker kumandanlığı demek olan “subaşı” lakabını da vermiştir. yabgunun hanımı, Selçuk’un yükseldiğini ve halkın ona itaat edip boyun eğdiğini görünce kocasını Selçuk’a karşı dikkatli olmağa çağırdı ve ısrarla onu öldürmesi için kışkırttı. Bu konuşmayı işiten Selçuk Bey, bütün adamlarını ve kendine itaat edenleri yanını alarak Cend taraflarına geldi. Hükümdarlığın ilahi menşeli olduğu inancına dayanan Türk geleneği icabı Türklerin tarih boyunca asıl hanedanlara karşı duydukları bağlılıktan dolayı, babası gibi kalabalık Oğuz kitlelerini elinde tutan Selçuk, Yabgu ile arasının açılmasında iktidar için gizli mücadelenin rol oynadığı görülmektedir. Bundan başka tarihte büyük Türk göçlerinin çoğunda olduğu gibi, burada da yer darlığı ve otlak yetersizliğinin de etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Yeni-kent’ten uzak olmayan ve Maveraünnehir’den göç etmiş olan Müslümanların oturduğu Türkler ile İslam ülkeleri arasında bir sınır şehri olan Cend’e Selçuk Bey’in gelişi tarihte mühim bir çağın başlangıcı oldu. Ahalisinin bir kısmı Türk olan bir Müslüman bölgesinde yaşamak için zaruri, ayrıca siyasi imkanlar sağlamak bakımından da lüzumlu gördüğü İslamiyet’i kabulü düşünen Selçuk, Buhara ve Harezm gibi civardaki İslam beldelerinden din adamları istedi ve kendisine bağlı olan Oğuzlar ile Müslüman oldu. Selçuk Bey’in burada mevki ve itibarı oldukça arttı. O, Cend taraflarında ikamet edip henüz İslam’ı kabul etmemiş olan Türkler üzerine cihada çıktı. Oğuz yabgusu, bu bölgedeki Müslümanlardan vergi almaktaydı, Selçuk Bey, yabgunun tahsildarlarını oradan kovdu.

Bu sıralarda Karahanlı Hükümdarı Harun b. İlig Han, Samani topraklarından bir kısmını istila edince, Samani hükümdarı Selçuk’a haber gönderip yardım istemiş, Selçuk’ta askerlerini oğlu Arslan kumandasında ona, yardıma göndermiştir. Selçuklu kuvvetlerinin yardımı sayesinde Samani hükümdarı, Harun’a üstünlük sağladı ve onun daha önce işgal ettiği yerleri geri aldı.

Buna karşılık Nur kasabası civarında yeni topraklar yurt olarak verildi. Böylece yeni kurulan bu beylik bölgedeki diğer devletler tarafından resmen tanınmıştır. Bundan sonra Selçuk Bey, uzun bir hayat sürdükten sonra yüz yaşlarında Cend’de öldü (1007/1009). Selçuk Bey’in dört oğlu vardı. Mikail, Arslan (İsrail), Yusuf, Musa. En büyük oğlu Mikail, babası hayatta iken bir savaşta ölmüş olduğu için onun iki oğlu Çağrı ve Tuğrul dedeleri Selçuk tarafından yetiştirilmiştir. Selçuk Bey’den sonra ailenin başına Arslan, yabgu unvanını alarak geçmiştir. Yusuf’a yinal, Musa’ya da inanç unvanı verilmiştir.

Çağrı Bey’in Anadolu Akını

Selçuk Bey’in ölümünü müteakip Türkmenler, Türk ananelerine uygun olarak Selçuklu ailesi efradı arasında bölüşülmüş ve idare ayrılığı yüzünden Selçuklularda bir kuvvet azalması belirmiştir. Selçuklu ailesinin mensupları, Arslan Yabgu’nun yüksek hakimiyetinde bulunmakla beraber, her biri kendine bağlı Türkmen kitlelerinin başında olarak Maveraünnehir’e inmişlerdir. Bu havaliye geldiklerinde Samani Devleti ortadan kaldırılmış ve toprakları Karahanlı ve Gazneli Devletleri tarafından paylaştırılmıştı. Dolayısıyla Selçuklu başbuğları burada Karahanlılarla karşı karşıya gelmişlerdir. Karahanlı Nasr Han, Selçuklulardan çekiniyor ve mümkün olursa kuvvetlerinden faydalanmak maksadıyla, onlarla anlaşmak istiyordu. Bununla beraber, karşılıklı güvensizlik havası yüzünden, aralarında mücadele başladı. Bu arada Tuğrul ve Çağrı Beyler, diğer Karahanlı hükümdarı Buğra Han’a müracaata karar vererek, onun arzusu üzerine Talas havalisine gittilerse de Buğra Han bir süre sonra Tuğrul Bey’i tutukladı. Çağrı Bey, bunun üzerine baskın yaparak kardeşini kurtardı. Daha sonra da Buhara’da bir devlet kuran Ali Tegin’in muhalefetiyle karşılaşmışlardır. Sonunda Karahanlı hükümdarı harekete geçerek onları Maveraünnehir’deki yurtlarından uzaklaştırdı.

İstiklale büyük bir azim ile sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin beş-on sene gibi kısa bir süre zarfında ve her defasında yeni bir yurt, müsait şartlarda bir toprak parçası bulabilmek kaygısıyla çoluk ve çocukları, eşyaları, çadırları, at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşakkatli muhaceretlerden hem maddeten hem de manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. Buna bir de her an taarruz ve tecavüze uğramak korkusu ilave edilirse, Selçukluların içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur. İşte bu bakımdan Selçukluların yeni bir yurt arama ve yeni bir yurt edinme zorunluluğu duydukları anlaşılıyor. Fakat aranan bu yeni yurt neresi olabilirdi? Onlar için en müsait yer batıda bulunan Anadolu’ydu. Çünkü Selçukluların da, vaktiyle soydaşlarının Bizans’la mücadelelerde bulundukları Anadolu’yu ileride yurt edinmek amacıyla bir keşif seferi yapmaları hususunda karara varmış oldukları bilinmektedir. İbrahim Kafesoğlu, bu hususu “Ala Takin’in hazırlıkları ve tehdit vaziyeti üzerine başlayacak yeni bir mücadelenin Selçuklular hesabına öldürücü bir neticeye varacağını idrak eden Çağrı Bey, tehlikeyi hiç olmazsa bir müddet önlemek düşüncesiyle kendisinin Rum hududuna gitmesini, kardeşinin de Türkmenlerle beraber çöller içine çekilmesini münasip gördüğünü” belirtmektedir. Tuğrul Bey, uzak ve geçilmesi zor olan çöllere çekilirken Çağrı Bey, üç bin kişilik seçme süvarisiyle Doğu Anadolu’ya doğru yola çıktı.

Çağrı Bey Horasan’ı süratle geçerek Irak-ı Acem’e girdi. Selçuklu harekatını gözden uzak tutmamakla beraber, Gazneli idarecileri bu geçişi zamanında haber alamamış, Tus’da oturan Gazneli Devleti’nin Horasan Valisi Arslan Cazib, Çağrı Bey’in geçişini duyunca onu yakalamaları için bir askeri kıta gönderdi ise de bu askeri kuvvet Selçuklu süvarilerini yakalayamadan geriye döndü. Bu sıralarda Hindistan’da gazalarda bulunan Gazneli Sultanı Mahmud, Çağrı Bey’in rahat bir şekilde Horasan’ı geçmesi üzerine Horasan valisini azarlamıştır. Çünkü o, Arslan Cazib’in, Çağrı Bey’e göz yummasından şüphe etmekteydi.

Çağrı Bey, vaktiyle Samanlı Devleti hükümdarlarından Emir Ahmed b. İsmail zamanında Horasan’ın bazı yerlerine yerleştirilen Türkmenlerden de aldığı kuvvetlerle birlikte Irak-ı Acem, Azerbaycan üzerinden batıya doğru ilerleyerek, o sıralarda Ermenilerin elinde bulunan topraklarda görüldü.

Çağrı Bey’in Doğu Anadolu akını sıralarında, Doğu Anadolu’daki siyasi durum oldukça karışıktı. Ermeni ve Gürcü prenslikleri birbirleriyle sürekli çatışmalarda bulundukları gibi, bu bölgedeki Müslüman beyliklerle de işbirliği ve ittifak yapmaları sebebiyle vasal statülerine rağmen Bizans’la ciddi bir anlaşmazlık içinde bulunuyorlardı. II. Basileios, doğu seferinde Gürcü prensliklerini kendisine bağlayıp kırk bin Ermeniyi, Bizans’ın geleneksel siyaseti gereğince Orta Anadolu’ya göç ettirdi. Bundan dolayı Doğu Anadolu’da vasal da olsa artık ne Ermeni ve ne de Gürcü prenslikleri mevcut idi. Ancak bunların prensleri Bizans yöneticisi ve kumandanı olarak görev yapmışlardır. Çağrı Bey, emrindeki kuvvetlerle doğrudan doğruya Bizans yönetimindeki Doğu Anadolu sınırlarını aşarak Vaspurakan topraklarına girdi. Bu durumu işiten David, ordusunu alıp, Türk ordusuna doğru yürümeye başladı. İki ordu korkunç bir savaşa tutuştu. Bu zamana kadar Türk askeri görmemiş olan Vaspurakan ordusu, Türk ordusu karşısında bir çok zayiat verdi. Bu konu da Urfalı Mateos oldukça fazla bilgi vermektedir, “Ermeni askerleri, Türklerle karşılaşınca onların acayip şekilli, yaylı ve uzun saçlı olduklarını gördüler. Oklara karşı tedarikli davranmaya alışmamış olan Ermeni askerleri, kılıçlarla onların üzerine atıldılar. Türkler de Ermenilere ok ile karşılık veriyorlardı. Bu manzarayı gören General Şapuh, David’e çekilmelerini teklif etti. Çünkü askerlerin çoğu yaralanıyordu. David, tekrar savaşa girdiyse de Şapuh zorla onu geri çekti”.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ