MAKEDONYA VE KOSOVA TÜRKLERİ EDEBİYATI

MAKEDONYA VE KOSOVA TÜRKLERİ EDEBİYATI

Balkanlar’ın yeni ülkelerinden Makedonya, Osmanlı Rumelisi’nin de oldukça önemli bölgelerinden birini meydana getiriyordu. Aslında Makedonya, bir coğrafi bölgenin adıdır ve günümüzde Yunanistan, Makedonya Cumhuriyeti ve Bulgaristan arasında bölüşülmüş durumdadır. Çok erken dönemde (1360), Osmanlı yönetiminin bir parçası haline gelen yöre, 1912 yılına kadar Türk yönetiminde kaldı. Balkanlar’daki Türk hakimiyeti ve ardından gelen uzun barış devresinde ortaya çıkan gelişmelerden bilim, kültür ve sanat da kendine düşen payı almış ve bölgede bu açıdan da büyük bir gelişme görülmüştür. Balkanlar’da bugün mevcut pek çok merkezî yerleşim birimini şehir haline getirenler Türklerdir. Bu yüzdendir ki Balkanlar’da yakın zamanlara kadar hangi ırktan olursa olsun bir kimsenin şehirli sayılabilmesi Türkçe bilmesi şartına bağlıydı. Balkan şehirlerinde Osmanlı medeniyeti doğrultusunda gelişme aşamasında bilim, kültür ve sanatın alt yapısı olan medrese, mektep, tekke ve zaviyeler tesis edilmiş, bunları takiben bilim, kültür ve sanatın ilk temsilcileri bu topraklarda yetişmeye başlamıştır. Doğal kaynaklar bakımından zengin bir alt yapıya sahip Balkanlar, sağlanan barış ortamıyla birlikte hızlı bir gelişme göstermiş, başta imar faaliyetleri olmak üzere güzel sanatlar bu topraklarda süratle boy göstermiştir. Mesela edebiyat tarihi açısından bir değerlendirme yapılacak olsa bölgede ilk örneklere II. Bayezid döneminde (l481-l512) rastlanır. Bu tarihten sonra ise Edirne, Gelibolu, Saraybosna, Serez, Vardar Yenicesi, Üsküp, Manastır, Filibe, Selanik, Sofya ve Belgrad gibi önemli kültür merkezlerinden ve bunlardan siyasi bakımdan biraz daha az öneme sahip başka beldelerden yüzlerce şâir ve yazar yetişmeye başlamış ve bunlar zaman içinde Türkçenin en güzel örneklerini üretmişlerdir.

Makedonya Türkleri Edebiyatı

Osmanlı kültür coğrafyasına bakıldığında edebiyat tarihine katkıda bulunan şâirlerin büyük bir bölümünün Balkanlar’da şehirlerde doğduğu görülecektir. Bir başka ifade ile Osmanlı Devleti’nin şâir kadrosunun önemli bir bölümünü Rumeli yetiştiriyordu dense, mübalağa edilmiş olmaz. Kuşkusuz böylesine zengin bir kadronun bu bölgede gelişip serpilmesini sağlayan bazı özel şartlar mevcuttu. Osmanlı devlet sistemi içinde bütün Ortaçağ devletlerinde olduğu gibi sanat özel bir teşvik sistemi ile destekleniyordu. Osmanlı sarayından başlanarak taşrada şehzade sancakları ve beyler kendi konumlarına uygun bir sanatçı kadrosunu maiyetlerinde bulunduruyorlardı. Böyle bir kadro adeta yöneticiliğin şartlarından sayılıyordu. Osmanlı Rumelisi özel konumu nedeniyle çok sayıda akıncı ailesinin de barınma yeriydi. Bu yüzdendir ki akıncı beyleri çevrelerinde maiyetlerindeki serdengeçtileri sürekli istim üzerinde tutacak derviş-meşrep şairlere ihtiyaç duyarlar ve onları himaye ederlerdi. Sözü edilen bu şairler de yüklendikleri role uygun yalın sayılacak bir dille lirik şiirler kaleme alırlardı. Rumeli şairlerinin dillerinin niye daha sade ve niye daha çok hür bir derviş duyarlılığını dile getirdikleri kanaatimce bu yüzdendir. Bu ve buna eklenecek başka sebepler yüzünden Rumeli adeta şairler ocağıdır. Örneğin sadece Divan edebiyatı mensuplarını bile sıralamak bugünkü Makedonya cumhuriyeti sınırları içinde bile ne denli canlı bir Türk edebiyatının var olduğunu gösterecektir:

Makedonya’nın iki önemli kültür merkezi Manastır ve Üsküp’tür. Manastır doğumlu şâirler Ayânî, Celal Bey, Firdevsî (ö. 1564), Hâfız, Hâverî (ö. 1565), Kâtibî, Keşfî, Mehmed, Merdî, Sabâyî, Sâmî, Sâmih, Sezâyî, Sinan, Vahyî (ö. 1546), Veznî (ö. 1578) ve Zuhûrî, Üsküp doğumlu olanlar ise Atâ, Dürrî, Fennî, Ferîdî, Hâkî, Hemdemî, Hevesî, İshak Çelebi, İzârî, La’lî, Mîrî, Muîdî, Nâmî, Niyâzî, Özrî (ö. 1523), Riyâzî (ö. 1546), Sıhrî, Vâlihî (ö. 1599), Vusûlî (ö. 1592) ve Zârî’dir. Yine bu ülke sınırları içinde yer alan Debre Vecdî’yi (ö. 1670), Drama Arif Mehmed’i, Gevgili Bâlî’yi, İştip Aklî (ö. 1688), Sadrî (ö. 1585), Tâlibî (ö. 1717) ve Tab’î’yi, Kalkandelen Sucûdî, Fakîrî ve Tulûî’yi yetiştirmiştir.

Tanzimat’tan sonra da Makedonya, Türkçe eserler yazan kişileri yetiştirmeye devam etti. Mesela Kalkandelen’den Sabrî (1862-1943), Manastır’dan Cenap Şahabettin (1870-1934), Daniş Bey (1833-1876), Faik Bey (1825-1899), Kemaleddin (1864-1937), Nâilî (1823-1876), Rıf’at (1851-1907), Nâcî (1875-?), Üsküp’ten Yahya Kemal (1884-1958) dikkat çeken isimler oldular.

Makedonya, daha yakın dönemlerde de ülkemizdeki kültür ve sanat faaliyetlerini desteklemeye devam etmiştir. Nitekim yakın döneme ait biyografi kaynakları tarandığında çağdaş sanat içindeki pek çok şâir ve yazarın doğum yerinin Makedonya olduğu hemen görülecektir. İlk akla gelenleri şöyle sıralamak mümkün: Enver Ziya Karal (Kosova, 1906-1982), Recep Bulut (İştip) Yaşar Nabi Nayır (Üsküp, 1908-1981) Hakkı Süha Gezgin (Manastır, 1895-1963), Şevket Rado (Radoviş, 1913-1988), Zekeriye Sertel, (Ustrumca, 1890-980), Ragıb Şevki Yeşim, (Makedonya, 1910-1971), Ziya İlhan Zaimoğlu, (Üsküp, 1912-1965).

Kuşkusuz yakın dönemde edebiyatın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan basın kuruluşlarının da bu gelişmede önemli payı bulunmaktadır. Osmanlıların XIX. yüzyılda Avrupa’dan aldıkları basın kurumu, denebilir ki ilk örneklerini Balkan şehirlerinde vermiştir. Bu bakımdan Üsküp ve Kosova’da Prizren (1871), Kosova (1877), Yeni Mektep, Envâ-ı Hürriyet, Şar, Yıldız, Rehber, Uhuvvet, Hak (1920), Hak Yolu (1924), Mücahede (1925), Yeni Vakit (1925), Birlik (1925), Sosyalist Fecri (1920), Sadâ-yı Millet (1927), Işık (1927) ve Doğru Yol (1937), krallık döneminin basın organları olarak dikkat çeker.

Osmanlı döneminde başta şehirler olmak üzere hakim nüfusun Türklerden oluştuğu yörede, 1912 sonrası durum tersine bir gelişme göstermekle birlikte günümüzde de Balkanlar’da yoğun Türk nüfus barındıran bölgelerden biri Makedonya’dır.

Osmanlı Devleti ile sona eren Türkçenin bu olumlu yapısı, yerini bir süre suskunluğa terk etti. Balkan bozgunlarından sonra geride kalan Türklerin yaşadıkları sosyal sıkıntılar edebiyata da yansıdı. Özellikle Türk aydınlarının ana yurt Türkiye’ye göçleri, bölgedeki edebiyat açısından bir kan kaybıydı. Kaldı ki yeni yönetimlerin bölgede kalan Türk ve Müslüman unsurlara hoş görüsüz davranışları ve dillerini kullanmaya izin vermeyişleri başka bir sıkıntıydı. Bununla birlikte Türkçe, Balkanlar’da yaşamaya devam etti. Zaman oldu konuşma dili olarak kullanımı bile yasak edildi, zaman oldu imkan buldu yazı dili halinde ifade edildi, ama asırlardan aldığı gücü sayesinde yine de ayakta kalmayı başardı.

Eski Yugoslavya’yı meydana getiren altı cumhuriyetten biri olan Makedonya Cumhuriyeti 1991 yılında bu yapıdan ayrılarak bağımsızlığını elde etti. Ülkenin yüzölçümü 25713 km, nüfusu da iki milyon civarındadır. Karakteristik bir Balkan ülkesi görünümü sergileyen Makedonya’da pek çok farklı ırk ve dinden insanlar yaşar. Asıl çoğunluk Makedonlardan oluşur. Sonra Arnavutlar, ardından Türkler nüfusu oluşturan ırklardır. Türkler nüfusun yüzde onunu meydana getirmektedirler. Bu nüfus başta Üsküp olmak üzere Gostivar, Kalkandelen, Kocacık, Ohri, Resne, Manastır ve İştip çevresinde yaşamaktadır.

Makedonya, Yugoslavya’nın bir parçası olarak l945 yılından sonra bu ülkede uygulanan azınlık haklarını belli çerçeveler içinde Türklere de tatbik etti. Bu yüzden yörede Türkçe okullar (ilk, orta), radyo, televizyon yayınları, tiyatro yanında Türk edebiyatı da gelişme gösterdi. Birlik Gazetesi l944’ten beri Üsküp’te çıkmaktadır. 1949 yılında Yeni Kadın çıktı. Bu yayını Pioner çocuk gazetesi izledi (1950). Bu tarihte başlayan yayın faaliyetleri, buna ek olarak daha sonra yayınlanmaya başlayan Sesler (1965) adlı bir kültür ve sanat dergisi ile yedi-on dört yaş grubuna seslenen Sevinç (1951) ve ana okulu çocuklarını hedefleyen Tomurcuk (1957) adlı iki çocuk dergisi de yakalanan gelişimi hızlandırdı. Makedonya’da bu görüntü kısmen bugün de devam etmektedir. Şimdilik Sesler dergisi yayınını planlanan periyodda sürdürememekte, buna karşılık özel teşebbüs tarafından Vardar adlı bir siyasi gazete yayınlanmaktadır. Bunlara birden fazla dilde yayın yapan El-Hilal ile Zaman’ı eklemek gerekir. Türkçe radyo ve televizyon yayınları ile tiyatro faaliyetlerini de bu gelişime katmak gerekecektir.

Makedonya’da Türk edebiyatını Hüseyin Süleyman (l90l-l963), Abdülfettah Rauf (1910-1963), Enver Tuzcu (l9l6-l958), Şükrü Ramo (l9l8-1988), Mustafa Karahasan (l920), Hümaşah Vardar (1920), Lütfi Seyfullah (d.l926), Necati Zekeriya (l928-l987), Mahmut Kıratlı (1929-1988), Fahri Kaya (l930), İlhami Emin (l931), Recep Murat Bugariç (l934), Esad Bayram (l934), Cavit Saraç (1935), Avni Engüllü (l947), Fahri Ali (1948), Sebahattin Sezair (1948), Halise Hasan Özgün (1948), Avni Abdullah (l948), Alaattin Tahir (l949), Melahat Engüllü, Suat Engüllü (l950), İrfan Bellür (1954), Enver İlyaz (1955), Sabit Yusuf (d.l957), Biba İsmail (1957) Semra Samet (1958), Tülay İbrahim, Oktay Ahmed, Meral Kayın, Rıfat Emin ve Leyla Hüseyin temsil etmektedir.

Makedonya’da (Eski Yugoslavya) yayınlanan eserlerin büyük çoğunluğunun, özellikle ilk devrede yayınlananların, bütün sosyalist ülkelerde olduğu gibi, devlet desteği ve devlet kontrolünde çıktığı unutulmamalıdır. Bu yüzden sözü edilen yayınlar büyük oranda resmi ideolojinin propogandası niteliğindedirler. En azından, bu niteliği ön planda olan eserlere daha çok basılma imkanı sağlanmıştır. Hal böyle olmakla birlikte bu destek Türkçenin bir yazı dili olarak bölgede hayatiyetini sürdürmesini sağlamış ve Balkan ülkeleri içinde eski Yugoslavya topraklarında yaşayanlar bölgenin başka insanlarına oranla kimliklerini, bu arada dillerini ifade etmede daha iyi bir durumda olmuşlardır. Yine bu yüzdendir ki Balkanlar’da en çok Türkçe eser de Makedonya’da basılmıştır.

Balkanlar’da konuşma dilinde tabii olarak bir takım yerel ağızlara rastlansa da bölgede yazı dili tarihin her döneminde İstanbul Türkçesi olmuştur. Günümüzde de bu durum devam etmektedir. Fakat 1945 sonrası Türkçesinin kelime kadrosunda hatta yer yer sentaksında bir değişme meydana geldi. Çünkü dil, sosyal yapının değişmesinden kolaylıkla etkilenir. Düne kadar bölgenin prestijli dili olan Türkçe yörenin Türk yönetiminden çıkmasından sonra yerel diller karşısında bu konumunu kaybetmiş ve etkilenen bir dil haline düşmüştür. Ayrıca Türkçenin eğitim dili olma özelliğini yitirmiş olması da onu etkileyen bir başka faktördür. Makedonya’da belli bir seviyeye kadar Türkçe eğitim devam etmiş olmakla birlikte sonuçta bu eğitim bir azınlık eğitimidir.

Makedonya’da Türk edebiyatı denince öncelikle akla gelen şiirdir. Bunu Türk milletinin şiire olan özel ilgisiyle izah etmek gerekecektir. Şiir alanında da çocuk şiiri dikkat çeker. Bunun birkaç sebebi vardır. Çocuk şiirinde karşımıza çıkan yalın dil, açık ve sade anlatım, mümkün olduğunca edebi sanatlardan ve tasvirden kaçınma gibi özellikler Balkanlar’daki Türk şiirinin zaten ilk göze çarpan özellikleridir. Okullarda derinliğine okutulmayan Türkçe, 90’lı yıllara kadar kapalı bir ilişkiler yumağı içinde varlığını sürdürdü. Bölge şairleri Türkiye ile de sağlıklı bir iletişim imkanı elde edemeyince doğal olarak yalın sayılacak bir anlatım ve sınırlı sayıda kelime ile yetinmek zorunda kaldılar. Dili güzel kullanmayı gerekli kılan edebi ifade, ancak ciddi bir eğitimle sağlanabilir. Oysa Balkanlar’da uzunca bir kesintinin ardından 1950 sonrası yeniden filizlenmeye başlayan Türkçe, zaman zaman güzel kullanım şöyle dursun kendisini doğru kullanacak kişilerden bile yoksun kalmıştır. Belli bakış açılarına bağlı olarak bir açılıp bir kapanan Türkçe okullar, yine siyasi şartlara bağlı olarak zaman zaman yayınlanmasına izin verilen dergi ve kitap neşri faaliyetleri, kısacası bilim ve sanat faaliyetlerinin hiç hoşlanmadığı istikrarsızlık örnekleri bölgede Türk yazı dilinin en büyük sorunudur.

Yazı dili ister istemez eğitimin ötesinde bir birikime, bir geleneğe yaslanmak zorundadır. Kuşkusuz Balkanlar’ın yakın döneminde böylesine bir birikimden de söz edilemez. Bunlara eklenmesi gereken çok önemli bir başka faktör de bu yörede istisnasız bütün ülkelerde sanat ve edebiyat faaliyetlerinin yükünü çeken unsurun öğretmenler olmasıdır. Yazarların biyografileri incelendiğinde neredeyse bütününün öğretmen olduğu görülecektir. Bu öğretmenler yöredeki bütün entelektüel faaliyetleri sırtlarında taşımışlardır. Bütün dünyası çocuk olan bu meslek mensupları doğaldır ki sanat faaliyetlerinde de gündelik hayatlarının bu en önemli objesini, yani çocuğu yazdıklarının merkezine koyacaklardır.

Bunlara bir de sosyalist kültürün eğitilmeye muhtaç bir nesne olarak gördüğü ve ancak çocukluklarında iyi eğitilen insanların sistem açısından bir güvence teşkil edeceği görüşü doğrultusunda genelde çocuk eğitimine verdiği önemi de katmak gerekecektir. Bu yaklaşımın gereği olarak zaten bu ülkelerde çocuklara yönelik çok sayıda dergi vb. yayın çıkmaktadır. İşte Türkçe neşriyata izin verildiğinde Türk çocukları için de bu imkanlar devlet desteği sağlanarak gerçekleştirilmiştir.

Makedonya’da yaşayan Türkler, yakın yıllara kadar sosyalist yönetimlerce idare edildiler. Bu yüzdendir ki edebi çalışmalarda ele alınan konular, sözü edilen sistemin sanat anlayışıyla yakından ilgilidir. Sosyalist sanat anlayışı toplumcu bir bakış açısını temel aldığı ve sanatı ideolojinin emrinde bir enstrüman olarak gördüğü için bu ülkelerdeki edebi örnekler çizilen çerçeveye uygundur. Bu yüzdendir ki özellikle 1945-1960 arası yazılan örneklerin önde gelen özelliği deklaratif oluşlarıdır. Sosyalist yapı yeni bir dünya kurmakta olduğu için bütün emekçiler gibi yazarlar da yeni kurulan bu dünyaya katkı sağlamalıdır. Bununla birlikte özellikle azınlık şairi biraz da bu ideolojik yapıdan kaçabilmek için yine şiirlerinde doğa manzaralarına (mevsimler, aylar, dağlar, Güneş Baba, kelebek, arı, kuşlar), okula, kitap sevgisine, analara, güleç yüzlü olmaya, çalışkanlığa, tembel olmamaya, temizliğe, okula gidişe dikkat etmeye yönelik metinler kaleme almıştır. Doğa manzaralarının bu edebiyatta bu denli yoğunlukla yer almasının bir başka önemli sebebi de yöre halkının büyük ölçüde kırsal kesimde yaşıyor olmasıdır. Okul aracılığı ile şehir hayatına katılan şair, sürekli kendi çocukluğunu ve çocukluğunun geçtiği kırsal dekoru özlemektedir. Çocuklukta kalan her şey güzel olduğu için de kırsal kesimin sorunlarından çok onun güzelliği şiire konu edinilir. Sosyalist örgütlenmenin edebiyata yansımasının bir örneği sayılacak konular, örneğin iyi bir Piyoner olmak sıklıkla dile getirilir. Buna karşılık özellikle sosyalist uygulamaların daha katı uygulandığı ilk yıllarda din karşıtı şiirler yoğunluktadır. Ülkede modernleşme ve onun sağladıkları, moderniteye uymada karşılaşılan sıkıntılar, kadın erkek ilişkileri ağırlıklı konular arasındadır. Azınlıkların kendi tarihlerine ve bu tarih içindeki kahramanlara gönderme yok denecek kadar azdır. Buna karşılık sosyalist kültürün önde gelen kahramanlarına adanmış yüzlerce örnek bulunabilir.

1990’lı yıllardan sonra ülkede hissedilen demokratik hava kuşkusuz edebiyata da yansımış ve yukarıda çerçevesi çizilen şablon büyük ölçüde değişmiştir. Bu olumlu gelişmeye karşın Makedonya’daki ekonomik sıkıntılar yüzünden yayın organlarına gereken destek sağlanamamaktadır. Ama çıkarılabilen yayın organlarında artık başka alanlarda olduğu gibi daha reel konularına ait örnekler kendilerine yer bulabilmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al