MACAR DİLİNDE BULUNAN OSMANLI ÖNCESİ TÜRKÇE KELİMELER

MACAR DİLİNDE BULUNAN OSMANLI ÖNCESİ TÜRKÇE KELİMELER

Macarca Türkçe İlişkileri [müellif] çalışması, Macar tarihçiliği açısından oldukça duygusal bir konudur.” (Sinor, s. 1) ve bu güne dek hep Macar araştırmacılar arasında oluşan Türkçe taraftarı önyargısıyla birlikte varola gelmiştir: “Macar kamuoyu doğal olarak konuya ilişkin bilimsel yayınların etkisiyle şekillenmiş bir biçimde oldukça Türkçe taraftarı” (a.g.e.) ve Macar romantik milliyetçiliği olarak karşımıza çıkar: Nüfusun büyük bir çoğunluğu, gerçekte Türk ya da belki de TürkMoğol olan göçebe bozkır imparatorluklarının başarılarına büyük özlem ve hayranlık duymuşlardır” (a.g.e.) Bu konuda örnek olarak: Yaklaşık bir asır önce akademik yayınlarda yapılan ve Macarcanın Türkçeyle mi yoksa Fin Ugri diliyle mi ilişkili olduğunu tartışan “büyük Ugro Türk savaşı”nı saymak bile yeterli olacaktır. İkincisinin (Macarca’nın Türkçeyle ilişkili olduğu görüşü mtrc.) bilimsel zaferi hiçbir zaman kamuoyu tarafından bütünüyle kabul görmüş değildir. (a.g.e., s. 2) “Macar etnik kökenini oluşturmada Türklük elementi en büyük öneme sahipti” (Sinor, s. 3).

Aşağıda gösterileceği üzere Macarlar bağımsız dilli bir topluluk olarak varoldukları dönem boyunca hep farklı Türk kabileleri ve etnik gruplarıyla pratikte ilişki içinde olagelmişlerdir. Ben de Türk lehçelerinin Macar dili üzerindeki etkisinden bahsetmeden önce yazıda bahsi geçecek olan temel bazı nosyonlar ve gerçekler üzerinde duracağım.

Macarca, Ural dillerinin Fin Ugrik kolunun alt branşı olan Ugrik (Macarca ve yakın dillerin bulunduğu grup) koluna bağlıdır. Eski Macarca’nın Ugrik dil birliğinden ayrılmasına tarih olarak alışılagelmiş bir biçimde M.Ö. ikinci binin sonu gösterilmektedir. Ugrik’in anayurdunun Batı Sibirya’nın bozkır ormanları olduğuna inanılır. Bu bölge, Obi ile İrtiş nehirleri arasında ve aynı zamanda Güney Ural’ın ötesindeki bozkır ormanları bölgelerinde, Tobol ovası içindedir. (Abandolo, s. 1, 6; İvanov, s. 79). Macar kabilelerinin tarihi Prens Arpad önderliğinde Karpat ovasındaki bugünkü yerlerine gelinceye kadar aşağıda da tanımlanacak olan bir dizi göçle hatırlanmaktadır. Bu son hareket Fetih (honfoglalas) olarak adlandırılır ve buna alaşılagelmiş bir biçimde 895 olarak tarih verilir.

Rona Tas’ın 1982’de tanımladığı üzere Macarca’daki Türkçe ödünçlemeleri üç katmana indirgemek geleneksel bir yaklaşımdır:

  1. İlki Fetihöncesi ödünçlenen kelimeler: Örneğin, bu gruba girenler konuşanlarının Karpat ovasına ulaşmasından önce Macarcaya girmiş olan kelimelerdir. Bu grup en geniş grubu oluşturur ki içinde en az 10 katman daha taşır.
  2. Fetihsonrası Macar topraklarında yerleşen İsmaililer, Komanlar ve Peçeneklerin konuştukları dillerden yapılan ödünçlemeler.
  3. Osmanlı katmanı ki bu katman bu makalenin konusu dışında kalmıştır.

12.000 kelimelik ve 3 ciltlik “Macarcanın Tarihi Etimolojik Sözlüğü”[1] isimli sözlükle, Osmanlı dönemine ait olanlar açıkta tutulduğunda ödünçlemeler 300 kelimeden fazla değildir. Bununla birlikte bu kelimelerin bazılarının Türkçe orijinleri tam olarak ispatlanamamıştır. Rona Tas’ın da belirttiği gibi (1982, s. 146) eğer lehçelere ait sözcük birimler ve Macarca’ya komşu diğer dillerden ödünçlendiği halde herhangi bir nedenle şu anda dilde mevcut olmayan kelimeler de sayılacak olursa bu sayı artacaktır. Aynı şekilde Macaristan hakkında 1113. yüzyıllara ait onomastik materyalleri de sayacak olursak bu sayı daha da fazlalaşacaktır.

Macarlara Verilen Türkçe İsimler

Macarlara verilen ilk beş isimden dördü Türki kabile ya da etnik grubun isminden gelmektedir. Bunların ilki Türk kelimesinin kendisi olup Konstantin VII Porphyrogenitus’un da kullandığı ve Bizans kaynaklarında “Tourkoi” şeklinde geçen kelimedir. Fakat Denis Sinor bu varsayımı inkar ederek bu isimlendirmenin hatalı olabileceğini belirtir: “…eğer imparator Macarları Tourkoi, diye adlandırıyorsa bu sadece onların İstanbul’a giden delegelerinin Türkçe konuşuyor oldukları anlamına gelir, (Sinor, S. 6.) Aynı zamanda bazı Arapça kaynaklar (ki bunların en göze çarpanı Coğrafyacı Mervazi, erken 12. yy.) da Macarları Tourkoi olarak isimlendirmektedir. Yukarıdaki Macarcanın güncel Ugri doğasını ele alan raporlar arasındaki tezatlığı açıklayabilmek için, sorgulanan dönemde ya dillerin Türki bir yapıdan Ugri bir yapıya kayış yaşadığı ya da UgriTürki bir iki dilliğin mevcut olduğu tezini geliştirebiliriz. Sinor tarafından reddedilse de (a.g.e., s. 67) ikinci tezin Constantine Porphgrogenitus’a ait De Administrationda imgeria’da yer alan bir bölümle geleneksel olarak desteklendiği düşünülmektedir.

Macarlar için koyulan bir diğer isim de aynı Bizans imparatoru tarafından verilmiştir: Sabartoi asphaloi. Bu adlandırmanın bir Türk kabilesi olan Sabirlerden geldiği şeklinde geleneksel bir açıklama vardır.

Macarlar için yapılan diğer isimlendirme ise Latince Ungri, Yunanca Ungroi veya Doğu Slav bir aracılıkla Türk kabilesi Onağur’dan gelen modern Avrupa dillerindeki diğer benzer isimlerdir. Bununla beraber açıkça basit olduğu görülen bu açıklamanın arkasında bir takım problemlerin de gizlendiği görülmektedir.[2]

Macarların aldıkları adların sonuncusu Başkır’dır. Başkır ismi hem Arapça kaynaklarda hem de Dominik misyonerlerinin eserlerinde geçmektedir. (İstahri. 10.yy). iki sınıf Başkır vardır: Bunlardan biri güney Urallarda çağdaş Başkurdıstan topraklarında yaşayanlar diğeri ise Karpat dağlarının tepelerinde bulunanlardır; Alharnat (12. yy.) her iki bölgeyi de ziyaret ettikten sonra Macaristan topraklarında yaşayan insanları Başkır olarak adlandırmaktadır. Aynı zamanda 13. yy. Dominik ve Franciskan misyonerlerinin kaynaklarında da Macarlar bu şekilde adlandırılırlar. Bu misyonerler Macarlarla Başkırları ya yanyana sayarlar ya da birbiriyle özdeşleştirirler. Ve burayı Başkır yurdu yani “Magna Hungaria” diye adlandırırlar. Macarlarla Başkırlar arasındaki bağlantı bir çok sahadaki kaynakla da doğrulanmıştır. (Benzer Macar ve Başkır kabile isimleri, çağdaş Başkurdıstan’daki Macar yer isimleri vb. gibi) Bununla beraber iki çağdaş dilin verileri karşılaştırıldığında sıfıra yakın bir sonuç vermektedir. Belki şu da ilginç bir gözlem olarak kaydedilebilir: her ne kadar sıkı bilimsel bir bağlantı olmasa da, Macar araştırmacılar arasından “Başkiria” sık sık “Magna Hungaria” ile coğrafik anlamda, Fodor örneğinde olduğu gibi (s. 49), aynı anlamda kullanılır.

Bulgar Türkçesi ve Standart Türkçe: Tanım ve Açıklamalar

Bulgar Türkçesi: Bulgar Türkçesi (BT) bazı özelliklerinden dolayı geleneksel olarak Standart Türkçe (ST) denilen anayurt Türkçesinin deyimlerinin aksine Türkçe deyimlerle yakından ilişkili olan özel bir gruptur. Standart Türkçe’nin özelliklerinden en belirgin olanları lambdasizm BT l ~ STO) ve rotasizm BT r ~ST z. Bu lehçesel özellikler M.Ö. Ilk asrın başlarında Eski Türkçe (ET) AT konuşan toplulukta oluşmaya başladı ve bu değişmelerin tipik bir BT haline gelmesi daha sonra, ST’nin ET ile entegrasyonu sonucunda olmuştur. Bazı araştırmacılar[3] Türki, Moğolca ve Mançu Tunguzca ile Altay dillerinin dördüncü kolu olarak saydıkları CT’yi BT’den bağımsız olarak görürler. Bu varsayımdan hareketle, her ne kadar” Moğolcaya arasıra Türki dillere daha bir yakınlık arzetse ve Türk dillerinin tümünde görülen ortak bazı değişimleri yaşamış olsa da” (Ronatas, 1982, s. 124) daha sonra BT konuşanlar güneybatıya göçetmiş birlikte ve ST konuşan gruplarla ilişki içindekonuşma dilinin sayısı artmıştır.

Bunlar arasında İdil Bulgarları ve Tuna Bulgarları ve belki Hazar, Onogur ve Suvar, tahmini olarak da Peçenek ve Çuvaşlar bulunmaktaydıÇuvaşça bu gün içlerinden tek konuşulmaya devam eden dildir. Geriye kalan bütün modern Türk dilleri ve ST’den doğmuştur. Bununla beraber araştırmalarda hâlâ tartışmalar mevcuttur; örneğin, araştırmacılar arasında ET’nin, Bulgar diyalektik grubundan ayrılmadan önce, daha sonra ST’deki z ile BT’deki r’nin posizyonundaki (çoğunluğun z’yi teşkil etmesine rağmen) z ve r’ye sahip olup olmadığı tartışılır. Ancak, ST’de görülen köz (göz) ~ kör (görmek) arasındaki z ~ r değişimi olarak yorumlanabilen veya daha iyi bir ifadeyle, biri birincil diğeri ikincil ya da her ikisi de eş zamanlı olarak mevcut leksikal anlamlar zamanın akışı içerisinde gelişecek şekilde birincil bir konumda yola çıkan birbirleriyle bağlantılı fonetik formların, T’nin, Türki öncesi olmasa dahi, erken ET dönemlerinde varolduğuna dair bir kanıttır. Bu mevcut durumun görünenden çok daha karmaşık olduğunun bir göstergesidir.

Birbirinden bağımsız oldukları erken dönemlerde bile ST ile BT’nin birbirlerini etkilemek suretiyle dinamik bir ilişki içinde olduklarını ispat eden deliller mevcuttur.

Önemli bir faktör şudur ki CT’nin konuşulduğu topluluklar BT’ninkilerden çok büyüktür ve birincisi ikincisinin yokolması pahasına büyümesini sürdürmüştür. Bu durum RonaTas’ında dikkat çektiği gibi,[4] runik yazıyla yayılmış Keiligi Xobu adlı[5] eserde de gösterilmektedir. Eser kendisinin yazıldığı dile benzer bir dil konuştuklarını söylediği Kümül kelimesindeki {’nin şüphesiz bir BT özelliği olmasına rağmen, ST’nin bir biçimidir. ST üzerindeki BT etkisi, ST’deki yRl ile BT’deki #l, yani yıl (~ST ya{) bağıntısı örneğinde de görülebilir. Bir başka örnek, BT>Yakutça tü:l ile Eski Uygurca tül, hayal (~ST tü{) bağıntısıdır.

Aşağıda da gösterileceği gibi şüphesiz ki tarihsel nedenlerden ötürü BT lehçeleri Macarcadaki Türkileşmelerin ana kaynağı olarak görülür. Bununla birlikte, ST de Macarca’ya birçok kelime vermiştir. Fakat hangisinin ST diyalektiği olduğu ve hangisini ödüç verdiği anlaşılamaz durumdadır. (Daha da önemlisi, gerçek kaynak daha yakın veya daha gevşek olarak ilgili lehçeler ya da diyalektler olmalıdır.) Fakat bu durumda bile ödünçleme ST’den mi yoksa BT lehçelerinden mi geliyor, bunu ayırdetmenin bazı durumlarda imkanı yoktur.

Macarca’daki Türkçe ödünçlemelerin çokluğu oldukça heterojen bir yapı göstermektedir. Bazı kelimelerin BT orijinli olduğu açıkken, bazıları sahip oldukları linguistik özelliklerden dolayı tam anlamıyla BT’ye maledilemezler. Fakat bunlarda BT orijinini gösteren diğer özellikler mevcuttur. Bunların dışında bazıları hâlâ nötr durumdadır, yani hem ST hem BT olabilmektedir. Bazıları ise yalnızca ST özellikleri gösterir.

Gombocz 1920’lerin başlarında Macarca’daki OB ödünçlemelerinin aşağıdaki fonetik kriterlerini göstermiştir:[6]

ST z ~ modern Mac. r ~ modern Çuv. r;
ST { ~Mac. l ~ Çuv. l;
ST a ~ Mac. i < ı ~ Çuv. ı;
STn ~ Mac.m ~ Çuv.m;
STk/qMac. 0 (<BT**) ~Çuv. 0 (<BT **);
ST s ~Mac. { (s imlada) ~Çuv. {;
ST * ~Mac. { ~ Çuv. *;
ST y~ Mac. s(szimlada) ~ Çuv. *{;
~ Mac. d’(gyimlada) ~ Çuv. *(<BT **);

STd~ Mac.z~ Çuv.r(< z<*d<AT *d sadecegd“küme”).

RonaTas da bunlara bazı leksikal ve semantik kriterler eklemiştir (RonaTas 1982, s. 146147.). Nitekim kelimenin eğer Çuvaş dilinde karşılığı varsa (örneğin, Mac. diszno “domuz” ~ Çuvaş sısna “id.”), veya eğer kök ortak Türkçe’de fakat ondan türetilen kelimeler, Çuvaşçada ve Macarca’da bulunuyorsa (örneğin, Mac. eke “pulluk” ~Çuvaş aka (pu*) “aynı anlam” < ortak Türkçede ek/âk “tohum ekmek”.), bu durumda sadece Macarca’daki ödünçlemenin BT orijinli olduğunun leksikal bir delili var demektir. Eğer Macarca’daki ödünçlenen kelime hem Çuvaşça hem de ST dillerinde karşılık buluyor fakat Macarca ve Çuvaşça onun özel anlamını kullanıyorsa (örneğin. Mac. tükör “ayna”, Çuvaşça t*k*r “id.”, ST teker “yuvarlak nesne”.) bu durumda “dolaysız semantik bir kriter” geçerli demektir. Eğer Macarca’daki ödünçleme ki bunun diğer ögelerinin BT’ye ait olduğu kesindirözel bir leksiko semantik mikrosisteme ait ise.bu durumda “dolaylı semantik kriter” devreye girer.

Macarca ve Arkeolojinin Tarihi

Fetih öncesi dönemde de olduğu gibi Fetih sonrası dönemde de Macarlar çeşitli Türk kabileleri ile farklı zamanlarda ve farklı yoğunlukta ilişki içinde idiler.

Doğal olarak en erken dönemdeki Macar Türk ilişkilerine ait doküman sayısı çok azdır ve bunlar pratik olarak takibi imkansız dokümanlardır. Macarca yaklaşık M.Ö. 1000’ler civarında Macarca Ugri dil birliğinden ayrıldı ve birçok lehçeyi içine alacak şekilde kendi bağımsız yolunu takip etmeye başladı. Ugrik toprakları Batı Sibirya’daki orman bozkır bölgelerini ve Tobol havzasını kapsamaktadır. İlk Macarlar büyük bir ihtimalle Batı Ugrik bölgelerinde yaşıyorlardı. Buna mukabil Doğu Ugrikler ilk Macarlardan koparak çağdaş Mansıların ve Hantiklerin dedelerini meydana getirdiler. Daha sonra her iki grup da Kuzey Obi ovasına göç ettiler.

Bazı araştırmacılar Ugriyanların parçalanmasının nedeni olarak ki bu Macar tarihinde bir dönüm noktasıdır, bir göçebe Türk kabilesinin bölgeye gelişini gösterirler.

ProtoMacarların lehçeleri arasındaki bağ ve bunların birbirlerine ne kadar yakın oldukları daha hâlâ tartışmaya kapalı bir konudur.

Mevcut tarzında yanlış bir şekilde şuna inanılmaktadır. Ugrik dilbilim birliği içinde Macarca konuşanlar ile bütün diğer dilbirliğine bağlı halkların konuştukları lehçeler arasında eşit derecede ilişkiler olduğu düşüncesi işaret edilmese de, kabul gören bir konudur. Bu, Macarlar’ın Ugrik düğümünü kırdıkları şeklindeki yargıya uymaktadır, fakat herhangi bir delille desteklenemez. Aynı şekilde bulundukları daha uzak konum gereği, daha Batı’daki Macar öncesi ağızların daha fazla telaffuz edilen ayırdedeci özellikler geliştirdiği şeklindeki karşıt görüş de ispatlanamaz. Bu varsayım dilbilimin şu andaki aşamasında ne kabul edilebilir ne de reddedilebilir. Çünkü Macar öncesi lehçeler muhtemel izleri daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan Macar dilinin uzun yıllar yaşayan diyalektleri ile silinmiştir. Bununla birlikte, geç dönem Ugrik dilbilim birliği içinde Batı kaynaklı lehçeler büyük ölçüde santrifüj merkezkaç eğilime maruz kalmışlardır. Bunun da ötesinde, ortak Ugrik, geleneksel olarak, ve Ural dilbilim ve kültür alanının “çekirdeği en merkezi ve yeniliğe açık bölgesiydi; bu tür bölgelerdeki dillerin leksikal ve fonolojik içeriklerinde ise daha hızlı değişimler ve dalgalanmalar yansımaktadır” (Abandolos s. 6).

Macar Türk dilleri arasındaki ilişki UğriAT dil ilişkisinin devamıdır. Ortak Ugrik döneminin sonunda hkattyu ve ET “gotan” (kuğu) ya da Mac. “hod” ET qunduz “kunduz” gibi çok az sayıda bir kelime devşirilmiştir. Ne yazık ki bu döneme ait türki etkiler sadece kalıntılar vasıtasıyla gösterilebilmektedir. Mevcut arkeolojik veriler bu ilişkileri aydınlatacak olan izleri ışıtmada ne yazık ki yetersiz kalmıştır. Fodor, (a.g.e., s. 46) şu sonuca ulaşmıştır: “ET (Türkic, R.S). konuşan insanlar o dönemde çok fazla kültürel ve ekonomik etkiye sahip değillerdi.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al