M.Ö. IX-VII. YÜZYILLARDA SAYAN-ALTAY GÖÇEBELERİ

M.Ö. IX-VII. YÜZYILLARDA SAYAN-ALTAY GÖÇEBELERİ

Milattan Önce IX.-VII. yüzyıllarda batıda yani Yakın Doğu’da ve Akdeniz’de, güneydoğuda yani Çin ve Hindistan’da, gelişmiş kölemen devletler ortaya çıkmıştı. Bu ülkelerde ünlü, anonim siyasetçiler, erdemli insanlar ve dini kişilikler yaşamıştır. Bu dönem dünya tarihinin en parlak dönemidir. İncil peygamberleri, Homer, II. Sargon, II. Nebukandenzer ve Midas gibi isimler bu çağa aittir. Yunanistan’da “İlyada” ve “Odesa”, Çin’de “Değişimler Kitabı”, ve Hindistan’da “Vedalar” bu çağda ortaya çıkmıştır.

Aynı dönemde, askeri demokrasi düzeninde yaşayan ve sınıflı toplum düzeninin öncüleri olan başka bir dünya daha vardır: Avrasya’nın bozkırlarında yaşayan göçebelerin dünyası. Bu dönem, Kimmeryalılar, İskitler, Sakalar vb. gibi nispeten daha büyük ve tehlikeli göçebe ittifaklarının oluşumu, yükselişi ve düşüşü çağıdır. Arkeologlar, Avrasya göçebelerinin görkemli anıtlarının çok az kısmını ortaya çıkarmışlardır: Sayan Dağları bölgesinde Arzhan, Kazakistan’da Çilikta ve Beşar, Türkiye’de Gordion, Kuzey Kafkasya’da Kelerme, Bulgaristan’da Pişata Mogila vb.

Bu dönemde Avrasya’da tarihsel gelişimin yönünü belirleyen yeni sosyal, ekonomik, siyasal ve ideolojik ilişkiler oluşturuldu. Kabileler ve kültürel ögeler, doğudan batıya, batıdan doğuya ve güneybatıdan kuzeydoğuya eski ve yeni yollarla karşı karşıya geliyordu.

Bu çalışmanın konusu, Sayan-Altay bozkırlarında bulunan göçebe kabilelere ait anıtlar olacaktır. Bu kültür bölgesi, Asya’nın merkezinde yer alır (Şekil 1). Kazakistan ve Moğolistan’ın yüksek dağlarında batıya ve güneye ve bu bölgenin doğusuna ve kuzeyine uzanan bozkırlar bulunur. Dağlık bozkırların uzun kışı ve kısa yazı, milattan önceki ilk bin yılda burada yaşayan göçebelerin ekonomik yapısını ana hatlarıyla ortaya koyar. Bu göçebelerin temel kültürel ögeleri, sahip oldukları anıtlar, mezarlar ve taş resimlerdir.

Arzhan

M. H. Mannai-Ool ve M.S. Griaznov yönetimindeki arkeolojik araştırma yolculuklarında, Tuva Cumhuriyeti’nde, Arzhan yakınında bulunan ve Sayan-Altay bölgesinin en büyük anıtı (Şekil 2) olan Arzhan anıtı (Şekil 2) ortaya çıkarılmıştır.[1] Bu eski anıtın, coğrafi ve astronomi bakış açısıyla oldukça uygun bir yere, Turan-Uyuk vadisinin merkezinde batı-doğu yönüne doğru kurulduğu tespit edilmiştir.[2] Bu bölgedeki en yüksek dağlar, bu anıta göre kuzeyde ve güneyde bulunurlar. Oysaki anıtın batı ve doğu bölgelerinde, ay ve güneşin doğuşunu ve batışını yıl boyunca izleyebilmeyi olanaklı kılan daha küçük dağlar yer alır. Gömütün (anıt) “ışınlar”ının yönü ile ekinoks ve gün batımının astronomik değerlendirmeler açısından önem arz eden dağın tepeleri ve çukurları arasında bazı ilişkiler tespit edilmiştir.

Arzhan anıtı sadece cenaze merasimleri açısından değil, aynı zamanda Orta Asya antik kabilelerin dünyasını gösteren bir model olması bakımından da önemli bir nesnedir. Üçlü dikey yapı, türbede kolaylıkla görülebilir: Üst dünya taş yapılıdır, orta dünya (insan ve atların gömüldüğü) ikili ağaç tasarımına sahiptir; alt dünya ise zeminden oluşur. Bu, dörtgen/sekizgen yüzlü yatay bir yapıdır: Ana yönlerde dört bölüm (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) ve dört ara kesim bulunur. Türbenin doğu kısmını bahar mevsimiyle, diğer kısımları diğer mevsimlerle ilişkilendirmek mümkündür: Kuzey yaz mevsimini, Batı sonbaharı ve Güney kış mevsimini temsil eder.

Akraba göçebe kabilelerin reisi, karısı ve 8 kişi Arzhan türbesinin merkezine gömülmüşlerdir (Şekil 3). Diğer gömülü kişilerin ikisi kuzeydoğuya, dört kişi güneybatıya gömülmüşlerdir. Bunun nedeni astronomi bakımından önemli günlerin yönleri olabilir.

Arzhan türbesinin farklı bölümlerine gömülmüş atların sayısı, muhtemelen belli bir sembolü ifade ediyor. Sadece aşağıdaki rakamlarla ikişer kez karşılaşılmıştır: 2 (doğuş-batış, gündüz-gece, ilkbahar- sonbahar vb. zıtlıkları anlatır), 7 (ay haftası) ve 30 at (1ay). Gömülü atların büyük bir kısmı anıtın doğu tarafında yatmaktadır: 30+ 30+ 15+ 3+12= 90 at= 3 ay. Yaklaşık olarak 160 at ve 15-20 at kuyruğu merkez katın altına gömülmüşler (yılın yarısı).[3]

Dendrokronik incelemelere göre bu anıt M.Ö. 808’in Ağustos-Eylül’ünde dikilmiştir.[4] Böylece, M.Ö. IX yy.da Sayan-Altay göçebelerinin bir yılın günlerini ilkbahar gün dönümünden başlamak üzere saymaya başladıkları söylenebilir.

Arzhan, 1 atın 1 yıla ve Tanrı’nın bir gününün insanların bir yılına eşit olduğu Avrasya’da ilk anıt olmakla birlikte tek değildir. Bu düşünce, N. Veselovski tarafından ortaya çıkarılan Kuban türbesindeki toplam gömülü at sayısıyla da ifade bulmuştur: 360 at= 1 yıl (M.Ö. VI. yy., Ul’sky aul), 30 at= 1 ay (M.Ö. IV. yy., Voronejskaya).

Benzer düşünceler, Saglu yerleşiminin yakınlarında Tuva’nın güneyinde, M.Ö. VIII-VII. yüzyılda dikilen Ulug-Horum anıtında da görülebilir. Fakat eğer Arzhan’da türbenin “ışın”ları logaritmik olarak hesaplanmışsa, taşlar Ulug-Horum’da kullanılmıştır (Şekil 4). Gün doğumu ve gün batımı, Ulug-Horum’da astronomi bakımında önemli günleri göstermek için, 5. Şekilde gösterilmiştir. Saglu ve Arzhan anıtlarında ortak bir düzenlilik vardır: Doğu ve Batı alçak bir ufka sahipken, Kuzey ve Güney’de dağlar yer alır.[5]

Kara-Bom. Yapılan yolculuklarda Sayan-Altay bölgesinin astronomi noktaları olduğu düşünülen bazı anıtlarda araştırmalar yapılmaktadır. Bunların arasında Elo yerleşiminin yakınlarında, Altay dağının merkezinde Semisart (Kara-Bom) yer alır.[6]

Kara-Bom’da en az beş anıt vardı. Anıtların en genişi dağlık bölgenin yakınında Güneybatı’da yer alır. Bu anıtlar küçüktü ve çapları 4-8 metreydi. Bu anıtların merkezinde 1-3 sütun vardı.

Anıt merkezlerinin gözlem noktası olarak kullanılmış olmaları muhtemeldir (Şekil 6). Kara-Bom’daki araştırmalar, türbelerin oluşturulmasında bazı düzenlikler bulunduğunu göstermektedir. Bunlar Kuzeydoğu ve Güneydoğu yönüne kurulmuşlardır. Böylece, gündoğumu ve gün batımında güneş ışınları bir türbenin üzerine düşerken, diğer türbe uzun süre gölgede kalır. Önemli astronomik ve topografik yönler, dağ tarafında ve türbenin bentlerinde, geniş taşlara, levhalarla ve beyaz kuvars taşlarla işaretlenmiştir.

Bu gözlem noktası dağın güneyine yerleştirilmiştir (Şekil 7). Bu noktanın astronomik meridyeni tam olarak Güneydeki tepenin üstünden geçer. Böylece, 28 dereceyle düşen her bir astronomik nesne ve en düşük konuma sahip Ay en alçak durumda iken bu tepenin yüzeyini yalayarak geçer.

Bu nokta, üç-dört oyuk ve düz kenarlı taşlardan ve yanal duvarlardan meydana gelir. Bu oyukların her biri özenle hazırlanmış ve kayanın üstündeki konumuna göre belirlenmiştir. Örneğin, bir oyuktan güneşin ve ayın doğuşunu; diğer yönlerden; Batı’da batışı ve üçüncü yönde Güney ufkunu vb. izlemek mümkündür. Bir bütün olarak, Kara-Bom’daki “gözlem” kayası, astronomik amaçlarla kullanılan antik zigurat planlarına benzemektedir.

İnsan maskeleri ve sığ çukurlar (10-15 sm.), önemli insanların kayaları üstüne ve duvarlara oyulmuş gözlem noktalarına yamanmıştır (Şekil 7). Küçük oyuklar ve hayvan resimleri, önemli astronomik ve topografik işaretler olarak taşlara ve kayalara işlenmiştir.

Farklı taş renkleri ve levhalar, farklı biçimlerin bileşimi, kaya resimleri, anıtlar, gözlem noktaları, Kara-Bom’daki sistem içinde yer alır ve antik insanların doğal çevreyle, kosmosla olan ilişkisini anlatır. Kara-Bom’daki tapınak ve gözlem noktası çok uzun zamandan beri varola gelmiştir.

Avrasya’nın Büyük Bozkır Yolundaki Sanatsal İmgeler

100-200 yıldan sonra sanat tarzındaki farklılık, M.Ö. I. yüzyılda Avrasya imgelerinin ve nesnelerinin yapısını değiştirmiştir. Bu süreç, ilk ve daha sonraki dönemlerde yaşanmış olmalıdır.

Kendi çağlarında yaratılan imgeler, oluşturulurken ve yapılmalarına karar verilirken ahenkli ve sanatsal bir özelliğe sahiptiler. Bu tür öykünme örnekleri sürekli talep edilmiştir ve farklı kişiler tarafından kopya edilmiştir. Fikirler, nesneler ve imgeler bir toplumdan başka bir topluma barış, savaş ya da ticaret yoluyla ulaşır. Bunlar, etnik olmayan uluslararası bir olgu olarak, geniş bir bölgede siyasal sınırları aşan, sanatın farklı ideolojik kökenleriyle ilgilidir.

Genel olarak, karmaşık konular ve dekoratif motifler değil, bazı hayvan imgeleri kopya edilmiştir.

Bir imge (konu, kompozisyon) kökeninden uzaklaştığında, nihai noktalarda oluşturulması zorlaşır. Bir hayvan imgesi, komşu bölgelerde en çok ibadet edilen başka bir hayvan imgesiyle değiştirilirdi, fakat bir nesnenin işlevine ve maddi kullanımına bakmaksızın karakteristik nitelikler korunurdu. Kuşkusuz, birçok bölgedeki eski tarzlar sonraki imgeler üzerinde iz bırakırdı.[7] Fakat sanat geleneklerinin etkilerine rağmen yeni tarz imgeler kolayca tanınabilir. Küçük bölgelerde iki ya da daha fazla tarz, sanat ekolleri aynı zamanda var olmuştur.

Farklı imgelerle ilgili çalışmalarda, sadece onların göründükleri merkezleri ortaya çıkarmak değil aynı zamanda yayılma bölgelerini de ortaya çıkarmak önemlidir. Bir örnek olarak, tarz bakımından benzerlik gösteren sadece kronolojik bir tabakayı inceleyeceğiz. Bu örneğin yer aldığı bölge: Ordos-İç Moğolistan-Moğolistan-Tuva-Doğu ve Batı Altay-Tien Şan-Kafkasya-Anadolu ve Yunanistan’dır (Şekil 8).[8] Birçok bilim adamı İran, Yunanistan ve İtalya’da tarz açısından benzerlikler gösteren sayısız resim ve vazolardan söz ederler (Şekil 8: 13-16).[9]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ