LOZAN BEKLENTİLERİ

LOZAN BEKLENTİLERİ

Lozan Andlaşması, 1. Dünya Savaşı’na son veren andlaşmalar arasında bugün de yürürlükte olan tek andlaşmadır. Ve günümüz Türkiyesi’nin “Misak-ı Millî sınırları”, 1. Dünya Savaşı sonrasında yeniden çizilen sınırlar arasında hâlâ geçerliliğini koruyan sınırlardır.

Aslında Lozan koşullarında ufak tefek bazı değişiklikler yapılmış ve özellikle Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman Osmanlı ordusunun elinde bulunan Musul’u ikili görüşmelerle kurtarmak mümkün olmadığı gibi, daha sonra Milletler Cemiyeti’nin arabuluculuğundan da bir yarar sağlanması mümkün olamamıştır. Fakat bu ufak tefek tefek hususlar, Lozan’ın hâlâ yürürlükte olduğu gerçeğini değiştirmezler (Pek ufak tefek sayılmasalar bile).

Biraz aşağıda ele alacağımız üzere; Lozan’ın en önemli yönü, Türkiye’nin masaya “eşit” bir statü ile oturmak istemesi ve her yönüyle “bağımsızlığını” kazanma konusundaki tartışılmaz iradesini net bir biçimde ortaya koymasıdır.[1]

A. Toplantı Öncesi

15 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi yürürlüğe girdi. Mudanya koşullarına göre tarafların silahlı kuvvetleri, doğal olarak oldukları yerde kalacaklar ve İstanbul’daki düzeni sağlamak üzere, müttefik jandarmalara ek olarak bir Türk Jandarma Birliği İstanbul’a gelecekti. Yunanistan Doğu Trakya’da Meriç nehrinin doğusunda işgal ettiği bölgeleri Fransızlara devredecek ve Fransızlar da TBMM yetkililerine devredeceklerdi. Ankara, Lozan’da toplanacak barış konferansına katılmayı da kabul ediyordu.

19 Ekim 1922’de Refet Paşa kumandasında bir Türk birliği, İstanbul’un Türk halkının görülmedik tezahüratı ve coşkusuyla İstanbul’a geldi.[2] Mustafa Kemal’in talimatı gereği, Refet Paşa, Padişahla ilgili olarak pek net bir şeyler söylememesine karşın, Tevfik Paşa’nın sadrazamlığında İstanbul Hükümeti’ni tanımadıklarını açıkça söylemekten çekinmemişti.[3]

Aynı gün, gerek İngiltere’yi ve gerekse Yunanistan’ı anlamsız bir hayal peşinde koşturan L. George görevinden ayrılıyordu. Aslında bu istifa sırasında yaptığı ilginç bazı açıklamalar vardır:

“İnsanlık tarihinde, tarihin gidişini değiştiren liderler yüzyılda bir görülür” diyordu. L. George “Benim şanssızlığım bu liderin yüzyılımızda Anadolu’da ortaya çıkması ve benim karşımda yer almasıdır.” Aynı toplantıda L. George Mustafa Kemal’in Türk milleti için “Büyük bir talih” olduğunu dile getiriyordu.

Lozan Barış Konferansı dışişleri bakanları düzeyinde yapılacaktı. TBMM hükümetinin dış işleri bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk, değerli bir diplomat idi, fakat bazı ciddi rahatsızlıkları bulunuyordu. Mustafa Kemal Lozan’da “ödünsüz” bir diplomatın varlığını arzuluyordu. Yusuf Kemal, 24 Ekim’de görevinden istifa etti ve yerine aynı gün İsmet Paşa atandı.

Mudanya görüşmeleri sırasında ne kadar yaman bir müzakereci olduğunu ispat eden İsmet Paşa, bu iş için biçilmiş kaftandı. Fakat aynı görevde Rauf Orbay’ın da gözü vardı. Rauf Orbay, Mondros Mütarekesi’ndeki kimi hatalarının bedelini ödemek istiyordu. Fakat İsmet Paşa’nın seçilmesiyle ciddi bir hayal kırıklığı yaşamıştı.

Müttefiklerin İstanbul temsilcileri 28 Ekim 1922’de İsviçre’nin Lozan kentinde yapılacak barış görüşmelerine Ankara ve İstanbul hükümetlerini resmen davet ettiler. İngiltere’nin amacı masa başında farklı iki Türk delegasyonunun bulunmasıydı. Türk tarafını zayıf düşürmek olduğu açıktı. Fakat İngiltere’nin bu davranışı Mustafa Kemal’e istediği fırsatı vermiş ve saltanat ve hilafet birbirinden ayrılarak Osmanlı Saltanatı noktalanmıştı.

İstanbul hükümetinin Sadrazamı Tevfik Paşa, aslında kararsız ve şaşkın bir durumdaydı. Ankara’ya sürekli telgraflar çekiyor ve ortak hareket öneriliyordu. 31 Ekim’de “Müdafa-i Hukuk Grubu” saltanatın kaldırılması konusundaki önergeyi kabul etti. Aynı önerge 1 Kasım 1922’de TBMM’de kabul edildi ve aynı gece saltanat kaldırıldı.

Zaten 4 Kasım 1922’de Tevfik Paşa Kabinesi istifa edecek ve 6 Kasım 1922’de Ankara hükümetinin yasaları İstanbul’da yürürlüğe girecektir. Çok ilginç bir biçimde aynı gün Vahdettin İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Kumandanlığı’na başvuracak ve “Kendisini güvenli bir yere götürüp götüremeyeceklerini” soracaktır. Zaten 14 Kasım 1922’de Mustafa Kemal’le görüşmek isteyen Vahdettin bunda başarılı olamayınca 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınacak ve Malaya zırhlısıyla Malta’ya kaçacaktır. TBMM de hilafet makamına Osmanlı hanedanından Abdülmecit Efendi’yi seçti.

İstanbul’daki müttefik temsilcileri Lozan’daki barış görüşmelerinin başlama tarihi olarak 13 Kasım 1922’yi bildirmişlerdi. Ve İsmet Paşa yanındaki kalabalık heyetle birlikte 11 Kasım 1922’de Lozan’a ulaşmıştı. Fakat Lozan’a ulaştıklarında toplantının bir hafta ertelendiğini öğrendiler. İsmet Paşa, bu tutumu şiddetle protesto etti. Zira bu tutum, müttefiklerin eski “zihniyetlerini” koruduğunu göstermekteydi ve tüm barış görüşmelerinde bu zihniyetle mücadele etmek niyetiyle Lozan’a gelmişti.

Lozan’da boşuna beklemek istemeyen İsmet Paşa, Paris’e geçti. Burada değişik toplantılara katıldı ve Fransız Başbakan Poincare ile görüştü. Ulusal Savaş sonrasındaki Türk hükümetinin dünyayı yorumlayış biçimi üzerine konferanslar verdi. Temel olarak işlediği konu, Türkiye’nin şerefli bir barış istediği ve bağımsızlıktan ödün vermeyeceği biçiminde özetlenebilir.

Türkiye Lozan’a üç delege ile katılıyordu. Başdelege İsmet Paşa’nın yanı sıra Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur ve eski Maliye Bakanı Hasan Bey delege sıfatını taşıyorlardı.[4] Bunların dışında da geniş bir danışman ve çevirmen topluluğu bulunuyordu.[5]

Lozan Konferansı’nın başkanı, aynı zamanda İngiltere Dışişleri Bakanı olan Lord Curzon’du. Toplantı davetçisi ülkeler İngiltere, Fransa ve İtalya idi. Katılan ülkeler ise, bu üç ülke ve Türkiye dışında Yunanistan, ABD, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (Yugoslavya) ve Japonya idi. Boğazlar sorunu görüşülürken; Bulgaristan, Rusya, Ukrayna ve Gürcistan temsilcileri de toplantılara katılmışlardı.[6]

İngiltere temsilcisi Lord Curzon, İsmet Paşa için, zorlu bir diplomat idi. Kaldı ki, Kral Konstantin’in Yunanistan’ı terk etmesinden sonra yeniden başbakanlığa gelen Venizelos da, Avrupa siyasal yaşamında çok tanınan ve ağırlığı olan bir diplomattı. Bu iki usta diplomatla İsmet Paşa konferans boyunca defalarca karşı karşıya gelecektir.

B. Konferansın Açılışı

Lozan Konferansı açılış toplantısı 20 Kasım 1922’de Montbenan Gazinosu büyük salonunda yapıldı. İsviçre Konfederasyonu Başkanı M. Haab’ın konuşmasıyla açılan toplantıyı izlemek üzere gelenler arasında Fransa Başbakanı Poincare ve İtalya Başbakanı B. Mussolini de bulunuyordu.

Türk delegasyonunun haberi olmaksızın hazırlanan programa göre, M. Haab’ın konuşmasını konferans adına Lord Curzon yanıtlayacak ve açılış toplantısı sona erecekti. Konferans çalışmalarının Ouchy Şatosu salonlarında sürdürülmesi planlanmıştı.

Bu programı öğrenen İsmet Paşa şiddetle itiraz etti. Bu programın “eşitlik” ilkesine uymadığını, eğer konferanstaki taraflardan biri adına konuşma yapılıyorsa, diğer taraf adına bir konuşma olanağının sağlanması gerektiğini ileri sürdü ve “Eğer Lord Curzon konuşacaksa, ben de konuşurum” dedi.

İsmet Paşa’nın bu tutumu, belki diplomatik anlayışa pek uymuyordu. Fakat Mustafa Kemal, İsmet Paşa’yı bunun için seçmişti. Ankara hükümetinin “beklentilerini” en açık bir biçimde ortaya koymak istiyordu ve diplomatik anlayış pek de umurunda değildi.

Sonunda, “Eğer bana da konuşma olanağı tanımazsınız geri dönerim” diyen İsmet Paşa’nın bu ödünsüz tutumu karşısında kendisine de konuşma hakkı tanındı. Çok güzel bir konuşma yapan İsmet Paşa, Türkiye’nin de barışa özlem duyduğunu dile getirdi ve bağımsızlığa gölge düşürmeyecek, onurlu bir barış istediklerini söyledi.

Gerçekten, biraz yukarıda da değinmiş olduğumuz üzere, konferans başlarken İsmet Paşa’nın iki noktada çok duyarlılığı vardı. Bunlardan birincisi “eşitlik ilkesi” idi. Türkiye, kendini, konferans için çağrı yapan devletler kadar yetkili ve bu devletlerle eşit görüyor ve haklı olarak da bundan ödün vermek istemiyordu.

İsmet Paşa’nın duyarlı olduğu ikinci nokta, masa başına Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın “galibi” olarak oturmak istemesiydi. Buna karşılık müttefikler Türk delegelerini I. Dünya Savaşı’nın “yenilmiş” Türkiyesi’nin temsilcileri olarak görüyor ve buna uygun bir tavır bekliyorlardı. İsmet Paşa’nın bunu kabul etmesi mümkün değildi.

Bu açıdan bakıldığında İsmet Paşa’nın diplomasi açısı’ndan yoruma açık kimi “çıkışları” daha iyi anlaşılır. Zaten gene biraz yukarıda değindiğimiz üzere; Mustafa Kemal’in İsmet Paşa’yı Dışişleri Bakanı yapmak ve Lozan’a başdelege olarak göndermek istemesinin temel nedenini burada aramak gerekir. Türkiye Barış Konferansında “salon adamlarıyla” değil, cephelerden gelen ve elbiselerine sinmiş olan barut kokusu henüz çıkmamış, “muzaffer” bir komutanla temsil ediliyor ve “Misak-ı Millî”sinden hiçbir ödün vermeden ve tüm dünya devletlerine “bağımsız” varlığını ve kişiliğini onaylatacak bir katılıkta pazarlık ediyordu. Kaldı ki; İsmet Paşa, sırasında çok usta bir diplomat gibi davranabiliyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ