LONDRA VE ZÜRİH ANTLAŞMALARININ HAZIRLIK SÜRECİ VE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ (1955-1959)

LONDRA VE ZÜRİH ANTLAŞMALARININ HAZIRLIK SÜRECİ VE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ (1955-1959)

Doğu Akdeniz’de bir ada olan Kıbrıs, Türkiye’nin güneydoğu sahilinden 40 mil (74 km), Suriye’nin batısından 60 mil (111 km), Mısır’ın kuzeyinden 240 mil (444 km) ve Yunanistan’dan yaklaşık 500 mil (925 km) uzaklıktadır. Sicilya ve Sardinya adalarından sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olup yüzölçümü 3372 mil karedir (8733 km2). Ada doğudan batıya 140 mil (225 km) kuzeyden güneye 40 mil (64 km) mesafededir. Uçuş mesafesi olarak Londra Lefkoşe arası yaklaşık 2000 mildir (3218 km). 1960 yılında yapılan nüfus sayımına göre adadaki toplam nüfus 577.615’dir; bunun %78’i Kıbrıslı Rum, %18’i Kıbrıslı Türk kalanı da farklı milletlerden oluşan küçük azınlıklardır.[1]

Kıbrıs, önemli kılan en etkili unsur adanın stratejik konumudur, zira Avrupa ve Asya arasındaki ana yol üzerinde olması[2] ve bakır madeninin de mevcudiyeti sebebiyle çok eski devirlerden itibaren, ada Miken, Asur, Mısır, Pers, Roma, Bizans, Frank, Venedik, Türk ve İngiliz hakimiyetlerinde bulunmuştur.[3] Esas itibarıyla stratejik nedenlerden dolayı Osmanlılar da 1571’de adadaki Venedik yönetimine son vererek burayı Osmanlı hakimiyetine katmışlardır. Buradaki Bizans halkı (Rum) da yıllardır yaşamak zorunda oldukları Latin tahakkümünden kurtulmuştur. Zira Osmanlılar onlara kendi inançlarına göre yaşama imkanını sağlamışlardır, Rumlara ehl-i kitap mensuplarına göre hukuk uygulanmıştır. Özellikle Osmanlıların bu ve benzeri uygulamalarının etkilerinden olmak üzere adada yaşayan Rum ve Türk toplumları arasında aşırı derecede bir düşmanlıktan bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Kısacası adadaki Türk fethinin önemi ve radikal sonuçları 400 yıllık Latin hakimiyetinden daha fazla olmuştur. Yaklaşık 20.000 Osmanlı askeri adada kalmış ve kendilerine toprak verilmiştir, müteakip yıllarda ise adaya özellikle Orta Anadolu ve Akdeniz bölgelerinden insanlar gelerek yerleşerek, yerleştirilerek adada önemli miktarda bir Türk cemiyeti oluşturulmuştur.[4] Şunu da belirtmek gerekir ki Osmanlı Devleti adada mutlak bir Türk nüfus çoğunluğu oluşturma teşebbüsünde bulunmamış[5] ve “Millet sistemi” içerisinde toplumların mevcudiyetlerini devamı istenmiştir.[6] Bu çerçevede adada birkaç küçük çaplı istisnai çekişmeler dışında Türk ve Rumlar üç yüz yılı aşkın bir sürede Osmanlı hakimiyetinde barış içerisinde yaşamışlardır.

1877-78 Osmanlı Rus Harbi’ni müteakip Osmanlı Devleti’nin yayılmacı Rus politikasına karşı dış desteğe ihtiyacı olduğu hesaba katılarak İngiltere’nin Rusya’ya karşı destek vereceği düşünülmüş ve 4 Haziran 1878’de İstanbul’da Kıbrıs Conventionu (Antlaşması) imzalanmıştır.[7] Buna göre İngiltere’nin adayı yönetmesi sultan adına olacaktı.[8] İngilizler 12 Temmuz 1878’de adanın tamamını kontrol altına aldılar; 20 Temmuz’da ise Sir Garnet Wolseley, İngiliz yüksek komiseri ve komutan olarak atanmıştır.[9] Kıbrıslı Rumların İngiliz yönetimini memnunlukla karşılamaları ve adanın Yunanistan’la birleşmesi arzularını gerçekleştirmek istemelerine karşın Kıbrıslı Türklerin önemli bir kısmı anayurt Anadolu’ya göçmeyi tercih etmişlerdir ve bu süreç uzun yıllar adadaki Türk nüfusun oran olarak azalması ile sonuçlanmıştır. 1881’de adanın 186.048 kişilik nüfusunun 136.639’u Rum, 46.389’u Türktü ve kalanı da diğer milletlerden oluşmaktaydı. Türk nüfusun oranı, toplam nüfusun %25’i iken bu durum 1960’a kadar Türkler aleyhine değişmiştir. 1923 Lozan Antlaşması ile yeni Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Kıbrıs’ın İngiltere’ye ait olduğunu hukuken kabul etmiştir. Bunu müteakip adadaki Türk nüfusunun yaklaşık %15’i Türkiye’ye göç etmiştir.[10] 1960’da ise adadaki Türk nüfusun oranı kaynaklarda genellikle adadaki tüm nüfusun %18’i olarak belirtilmektedir.

Enosisi gerçekleştirme emelleri İngiliz hakimiyeti döneminde daha da canlanan Kıbrıslı Rumlar bu hedef doğrultusunda karşılarına çıkabilecek her fırsatı kollamışlardır. İngiltere’de 1929 yılında İşçi Partisi iktidara gelir gelmez Kıbrıslı Rumlar bir delegasyon oluşturarak enosis taleplerini Londra’ya iletmişler, fakat Sömürgeler Bakanı’nın olumsuz tavrı nedeniyle hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu durumda Kıbrıslı Türkler her zaman olduğu gibi enosise karşıdırlar ve Londra’dan İngiliz yönetiminin adada devamını veya adanın Türkiye’ye verilmesini istemişlerdir. Ankara ise adanın geleceği ile pek fazla ilgilenmemektedir. İngilizlerin adayı terk etmeyeceği ve İngilizlerin Atatürk ile Venizelos tarafından oluşturulan Türk-Yunan yakınlaşmasını tehlikeye düşürmeyecekleri şeklindeki kanaat Ankara’da hakimdi.

II. Dünya Harbi’nden sonra da Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan tarafından enosis istekleri pek çok kere tekrarlanmış ancak her defasında İngiliz hükümetleri tarafından reddedilmiştir.[11] Kıbrıs’ın İngiliz politikasındaki yeri ve önemini İngiltere’nin sömürgelerden sorumlu bakanı Henry Hopkins 28 Temmuz 1954’te Parlamento’da yaptığı konuşmada açıkça belirtmiştir.

Üzerinde daima hemfikir olunan bir husus Commonwealth bünyesinde öyle topraklar vardır ki özel durumlarından dolayı hiçbir zaman tam bağımsızlığı düşünülemez, Kıbrıs’taki hakimiyetin değişmesi ile ilgili herhangi bir sorun yoktur. İngiltere’nin Avrupa, Akdeniz ve Orta Doğu’daki stratejik yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için İngiltere’nin adada hakimiyeti devam ettirmesinden başka bir seçenek yoktur.[12]

Mısır’daki İngiliz kuvvetlerinin çekilmesi için 1954’te yapılan antlaşmadan sonra Kıbrıs’ın askeri olarak önemi daha da artmış, ada İngiliz hakimiyetinde bulunan ve Orta Doğu’daki İngiliz politikalarını yerine getirebilecekleri tek ve en önemli yer olarak değerlendirilmiştir.[13] Bu doğrultuda adadaki üsteki teknik donanım daha da geliştirilmiş ve hava kuvvetleri için özel imkanlar oluşturulmuş, aynı zamanda elektronik donanımlar da sağlanarak istihbarat alanında da adadaki imkanlar petrol zengini bölgelerdeki İngiliz menfaatleri açısından kullanılmaya çalışılmıştır.[14] Adadaki limanların donanma için elverişli olmadığı tezini işleyen İngiliz Deniz Kuvvetleri bu meseleyi uçak gemileri ile çözeceklerinden Kıbrıs’ın hava ve kara üssü olmasının hem ekonomik hem de teknik açılardan daha uygun olduğunu belirtmişlerdir.[15]

İşçi Partisi hükümetinin Rum Yunan taleplerini reddetmelerinin altına yatan sebebe bakıldığında adanın stratejik konumu ve bunun İngiliz kara ve hava ve deniz kuvvetleri için oynadığı önemli rol bizzat II. Dünya Harbi sırasında müttefiklerce de anlaşılmıştı. Bu dönemde Yunanistan da enosis talebinde aşırı ısrarcı olmamıştır. Zira bu dönemde Yunan ekonomisinin zayıf oluşu dış desteğe gereksinim duyması ve dış desteği verebilecek ülkeler içerisinde İngiltere’nin de olması gibi nedenlerle birlikte Yunanlı politikacıların, İngilizlerce adaya Self Determination hakkının verileceğini ve bunun da enosisi sağlayacağını hesaba katmalarından dolayı enosisi gerçekleştirmeye yönelik nihai manevra Yunanistan’ın İngilizlerin desteğini kaybetmesine mal olabilirdi. Yunan hükümetleri, Venizelos tarafından başlatılan bu politikalarını 1950’li yılların başlarına kadar sürdürmüşlerdir.

Ancak Kıbrıslı Rumlar için aynı politikanın sürdürüldüğü söylenemez, aksine Rumlar enosise ulaşmak için bulabildikleri her fırsat ve ortamı değerlendirmek istemişlerdir. Özellikle Kıbrıs Rum Kilisesi’nin bu politikalara doğrudan veya dolayı olarak tam desteği görülür. 15-22 Ocak 1950 tarihinde Başpiskopos Makarios II döneminde, kilise tarafından organize ilanı tüm kiliselere asılmış olan halk oylaması yapılmıştır. Halka sunulan seçenekler ise enosisi istiyoruz ya da karşıyız şeklindedir, nitekim 224.757 kişiden 215.108 kişi %95.7’ye tekabül eden kitle istiyoruz şeklinde görüşünü belirtmiştir.[16] Bununla birlikte özellikle öğretmenler tüccarlar ve diğer meslek gruplarından büyük bir kitle ise statükonun devamından yana oy kullanmışlardır.[17] Bu halk oylaması Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’deki Gençlik ve Öğrenci derneklerince protesto edilmiştir.[18] Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir heyet halk oylaması sonuçlarını anlatmak ve destek sağlamak amacıyla, Yunanistan, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ni ve burada Birleşmiş Milletlerin ilgili organlarını ziyaret etmiş, ancak istedikleri desteği bulamamıştır. Zaten İngiliz hükümeti de halkoylaması sonuçlarına göre politikasında herhangi bir değişim yapmamıştır. Michael Christodoulos Moskous’un, III. Makarios olarak 18 Ekim 1950’de Başpiskopos seçilmesi ve kendisinin 37 yaşında hararetli bir enosis taraftarı olması Rumların ve kilisenin enosis taleplerini daha da yoğunlaştırmıştır. Kendisinin “Yunanistan’la birleşmeyi görmek, başarmak için bir an bile durmayacağım”[19] ifadesi onun kendi halefleri dönemine göre bu konuda çok istekli olduğunu en açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Enosis için her türlü politik faaliyette bulunmakla birlikte bunların amaçları için yeterli olmadığını fark eden Makarios) enosisi gerçekleştirmek için her türlü terör eylemini yapan silahlı EOKA (Ethniki Organosis Kiprion Agoniston -Kıbrıslı Savaşçılar Milli Organizasyonu- Kıbrıslı Rumlardan oluşan silahlı örgüt) örgütünün kurucusu emekli Albay George Grivas’la irtibata geçmiştir. Makarios-Grivas ikilisi İngilizlere karşı yer altı mücadelesine silahlı saldırı ve sabotaj eylemleriyle 1 Nisan 1955’te başladılar ki bu süreç 1959’a kadar devam etmiştir. Grivas kendini doğduğu adanın Yunanistan’la birleşmesine adamış bu yüzden İngiliz, Türk, komünist ya da herhangi bir ülke veya grup kim enosise karşı olursa onunla savaşıyordu.[20] Yunanistan da Makarios’un 1951 Martı’nda Atina’yı ziyaretini müteakip enosisi doğrudan destekleyen politikalar takip etmeye başlamıştır. Bu çerçevede Eylül 1953’te Atina’ya gelen İngiliz Dışişleri Bakanı Eden’in Yunan Başbakanı Papagos’la görüşmesinde Papagos Kıbrıs meselesini görüşmek istemişse de Eden bu konuyu görüşmeyi reddetmiş ve İngiltere açısından böyle bir problemin mevcut olmadığını vurgulamıştır. İngiltere’deki muhafazakar hükümet Kıbrıs’ta kesinlikle egemenlik hakkının devrini düşünmüyordu. Buradan da bir netice alamayan Yunan Başbakanı Papagos Kıbrıs meselesinin Ağustos 1954’te Birleşmiş Milletlere götürülmesini desteklemiştir, ancak Yunanlıların BM nezdindeki bu ilk teşebbüsleri özellikle NATO ülkelerinin karşı çıkmalarından dolayı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al