LALE DEVRİ’NİN SONU

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek42

1730 Ekim ayının ilk haftasında Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da çok kanlı bir ihtilal oldu. Patrona Halil adlı bir yeniçerinin liderliği ve Ayasofya Camii vaizi İspirîzâde Ahmed Efendi’nin desteği ile harekete geçen yeniçeriler sadrazam dâhil 37 kişinin başlarını istediler ve aldılar. Bu ihtilal sonrasında önce 12 yıl sadrazamlık yapan Nevşehirli Damad İbrahim Paşa canından olmuş, sonra da 1703 yılında yine bir darbe ile sultan olan III. Ahmet tahtını kaybetmişti 

Bundan yaklaşık üç asır önce “Lale Devri” diye bilinen dönem kapandı. Dönemin en ünlü siması Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın sadrazam olması da boğdurulması da ekim ayının ilk haftasında gerçekleşmişti. Yine ilginç bir tesadüf eseri Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’yı boğduran Sultan III. Ahmet de tahtını 285 yıl önce 2 Ekim’de kaybetti.  

HALK ÇOCUĞU SADRAZAM OLDU

Lale Devri (1718-1730) Osmanlı tarihinin en ilginç ve dikkate değer dönemlerinden birisidir. Bu dönemin tartışmasız en önemli tarihi şahsiyeti, devleti tek başına 12 yıl yöneten Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’dır. Orta Anadolu’nun adı sanı duyulmayan bir köyü olan Muşkara’da doğan ve iş aramak için İstanbul’a gelen müstakbel sadrazam ve damat, bürokrasinin çeşitli kademelerinde çalıştıktan sonra sadrazamlığa yani başbakanlığa kadar yükselmiştir. Savaş yorgunu Sultan III. Ahmed’i de ikna ederek iç ve dış politikada barışçı bir siyaset izlemiştir.  

BARIŞ VE REFORM YAPMAK İSTEDİ

Nevşehirli Damad İbrahim Paşa barış yanlısı bir bürokrattı. Ülkeyi komşularıyla barış içerisinde yaşatmak, modernleştirmek ve uzun süre ihtiyaç duyduğu reformları birbiri ardına hayata geçirmek niyetindeydi. Osmanlı sınır illerinde uzun süre kaldığından Avrupa’nın bir kültür ve sanayi devrimi yaşadığını fark etmişti. Bu yüzden Batı’daki gelişmeleri yerinde görmesi için Avrupa başkentlerine elçi  ve gözlemciler gönderdi. 

İSTANBUL’U İMAR ETTİ

Damad İbrahim Paşa elçi raporları ve tavsiyeleri doğrultusunda Osmanlı ordusunun ıslahatı için bazı adımlar attı. Ülkede kâğıt fabrikasının kurulmasını, matbaanın açılmasını ve küçük sanayi işletmeleri açılmasını teşvik etti. Yazar, sanatçı ve bilim adamlarını çevresinde topladı ve destekledi. İstanbul ve doğduğu köyün imarı için büyük paralar harcadı. Onun sayesinde şimdiki Nevşehir ortaya çıktı. İstanbul’da Boğaz’da ve Eyüp’te çok sayıda saray, yalı, köşk ve park yapıldı. Orduda ve bürokraside bazı reformlar yapıldı. Şehrin belası olan yangınları önlemek için modern itfaiye kuruldu. İstanbul, kültür ve sanat şehri oldu.

SARAYDA LÜKS YAŞAM

Ne var ki barış sürecinin verdiği rehavetle inşa edilen bu saray ve köşklerde lüks ve israfın egemen olduğu bir yaşam sürmeye başlandı. Sadrazam ve çevresine yakın bir kesim servetine servet kattı. Bu kesim Batılı bir yaşam sürmeye başladı. Servet değerinde lalelerin süslediği bahçelerde sınırsız eğlenceler düzenlendi. Bu yüzden popüler bir tarihçi olan Ahmet Refik (Altınay) Damad İbrahim Paşa’nın iktidarda olduğu 12 yıllık dönemi “Lale Devri” olarak isimlendirdi. 

MİLYONLARCA AKÇELİK KUMAŞ

Gerçekten de Sultan, sadrazam ve çevresi lüks yaşam ve israfta sınır tanımamaya başladı. İngiltere’den milyonlarca akçe değerinde lüks kumaş ve elbise ithal ediliyordu. Öyle ki 1727 yılında İngiltere basını sık sık İstanbul’a gönderilen lüks kumaş ve elbiselerin dökümünü yayınlıyordu. Dönemin resim sanatçıları Levni ve Buhari’nin çizdiği minyatür ve resimler hayal mahsulü değilse Müslüman İstanbul kadınlarını o dönemde İstanbul’da yaşayan İngiliz Lady Mary Montagu’den ayırmak mümkün değildi.

PARANIN DEĞERİ DE DÜŞTÜ

Saray ve çevresinin toplumdan uzak, İstanbul’un Kağıthane semti ile özdeşleşen şaşalı yaşantısı bir süre sonra barış sarhoşu halkın tepkisini çekmeye başladı. İthal mallara açık, tüketimi özendiren fakat ihracatı teşvik etmeyen geleneksel Osmanlı ekonomisi modeli iyi sinyaller vermemeye başladı.

Duayen tarihçi Mehmet Genç’in çok güzel anlattığı bu Osmanlı ekonomi politikası aslında Damad İbrahim Paşa’nın icadı değildi ama savaş gelirlerinin düştüğü, enflasyonun arttığı ve halkın fakirleştiği bu dönemde artık yürütülemez hale gelmişti. İbrahim Paşa’nın bu gidişata karşı aldığı önlem ise Osmanlı akçesinin değerini düşürmek olmuştu.  

EKONOMİK KRİZ GELDİ

Damad İbrahim Paşa’nın akçenin değerini düşürmesi, saray çevresinde çok akıllıca bir icraat olarak alkışlandı. Şairler Sadrazamı ve Sultan III. Ahmed’i öven kasideler kaleme aldılar. Ne var ki gümüşün değeri düşünce esnafın satışları durdu. Piyasalarda gümüş krizi yaşandı. Gümüş krizi nedeniyle darphanede akçe kesilemedi. Yabancı paraların değeri arttıkça arttı. Buna rağmen devlet, sıkı para politikasında direndi. Sabit kur rejimi uyguladı. Bu nedenle döviz piyasadan tamamen çekilince İstanbul’a zahire ve diğer mallar gelmemeye başladı. Esnafın işleri bozuldu,sadrazama bakışları da değişti.

VE İSYAN…

Sadrazam ve Sultan III. Ahmed ekonomik kriz yüzünden isyan alametleri görülünce bildik bazı politik hamleler yaptılar. Önce toplumda İslam’ın emrettiği gibi giyinmeyenlerin arttığını belirterek, herkesin din ve mezhebine göre nasıl giyinmesi gerektiğini emreden bir ferman yayınladılar. Ancak bu önlem çok az bir süre işe yaradı. Dikkatleri başka yöne kaydırmak için İran’a savaş ilan edildi. Bahane İran’da Nâdir Şah’ın Osmanlı sınırını ihlal etmesi ve Şiiliği Osmanlı halkı arasında yayma girişimlerini artırmasıydı.

LALE DEVRİ İNSANLARININ TRAJİK SONU

1718 yılında iktidara gelen Damad İbrahim Paşa dönemin tarihçilerinin de kaydettiği gibi gözde memuriyetleri kendi hısım ve akrabalarına dağıtarak bir zümre hâkimiyeti yaratmıştı.

Devlet imkânlarıyla zenginleşen bu sınıf İstanbul’un  mesire yerlerinde inşa ettirdikleri köşk ve saraylarda zevk ve sefa içinde halktan uzak şaşalı yaşam sürmeye başlamıştı. Sonuçta ihtilalciler hepsini yok etti. 

PATRONA HALİL İSYANI NEDİR?

1730 yılında Damad İbrahim Paşa’nın boğdurulması ve III. Ahmed’in tahtı bırakmasıyla sonlanan isyan, tarih kitaplarımızda yazdığı gibi basit bir ayak takımı hareketi değildir. Bir halk hareketi hiç değildir. Bu isyan, yıpranmış ve saray çevresi tarafından dışlanmış yönetici elitin yönetime talip bir başka ekip tarafından asker/bürokrasi/ulema işbirliği ile alaşağı edilmesidir. 

SADRAZAM DARBECİLERE VERİLEN İLK KURBANDI

Topkapı Sarayı’nın helvacı ocağında başladığı kariyerini Osmanlı Devleti’ne sadrazam (bugünkü başbakan) olarak taçlandıran Damad İbrahim Paşa 1730 yılının Ekim ayının ilk günü darbecilerin isteği üzerine boğdurulmuş, cesedi öküz arabasıyla Et Meydanı’na gönderilmişti. Bu bilge devlet adamının bütün ailesi de iki hafta içerisinde yok edilmişti. 

OSMANLI’NIN ‘SAHTE CENNET’ DEVRİ İSYANLA BİTTİ

18. yüzyılda devlet türlü türlü sorunlarla karşı karşıya iken yönetimdekiler sorunlara çözüm üreteceklerine başkentte bir ‘sahte cennet’ havası estirdiler. Ancak bu hava uzun süreli olamadı. Çünkü gayet masraflı olan bu ‘sahte cennet’ birçok da gayrimemnunun kendisini göstermesine sebep olmuştu. Neticede bu devir bir isyanla bitmişti.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ