LADİK BEYLİĞİ (1261-1403)

LADİK BEYLİĞİ (1261-1403)

I. Lâdik Beyliği’nin Kuruluşu

Cengiz Han’ın büyük harekâtı sonucu Moğolların önünden kaçan kalabalık Türk boyları doğu yönünden Anadolu’ya girip, muhtemelen 1243’deki Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun daha emin kısmı olan Akdeniz-Batı Karadeniz arasındaki bölgelere kaydılar. Moğolların Anadolu’da hâkimiyetlerini kurmalarından sonra bulundukları bölgelerde onlara karşı büyük isyan hareketlerinde bulundular. Bu dönemde yaklaşık 200.000 çadırlık büyük bir Türkmen gurubu Denizli, Köyceğiz ve Uşak bölgesine yerleşti. Bunların başında Mehmet adında bir bey ile kardeşi İlyas, damadı Ali, akrabaları Sevinç ve Salur beyler bulunmaktaydı. Mehmet Bey, yerleştiği bu bölgede bir uç beyi olarak Bizans’a karşı Selçuklu Devleti’nin sınırlarını korumaya başladı.[1]

Denizli ve çevresine yerleşen bu kalabalık Türkmen topluluğu ve başındaki beyleri Mehmet’in bu dönemdeki siyasi faaliyetleri hakkında epeyi bilgimiz bulunmaktadır. Buna göre, Sultan II. Keykâvus’un Moğollarla mücadelesine sıcak bakmakla birlikte, annesi Rum olan sultanın, sonradan beylerbeyi tayin ederek yanına aldığı dayılarının nahoş hareketlerini hoş karşılamayan Mehmet Bey, bu hükümdarı 1256 sonlarında Antalya-Alanya arasında bir yerde bozguna uğratmaktan çekinmemişti.[2] Yine aynı hükümdarın Denizli’yi Bizanslılara bırakma kararı Türkmenleri çok kızdırmış, 1257’de bölgeye gelen bir Bizans garnizonu tutunamayarak geri çekilmek zorunda kalmıştı.[3]

Bu sırada Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu sonu gelmez karışıklıklar neticesinde harekete geçen Mehmet Bey, Moğol hükümdarı Hulâgû’ya elçi göndererek, tâbiyetini bildirip, Han’a bağlı bir uç beyliği olarak tanınmasını istedi. Bunu olumlu karşılayan Hulâgû, Kulşar adlı şahnesini göndererek, Mehmet Bey’i Denizli, Honaz ve Dalaman yörelerinin beyi olarak tanıdı (659/1261).[4] Böylece Lâdik Beyliği, Selçuklu sonrası Anadolu Türk beyliklerinin ilki olarak Denizli ve yöresinde resmen kurulmuş oldu.

Moğollarla ilişkilerine dikkat eden Mehmet Bey, 1261 yılında Moğollarla birlikte harekete geçen Kılıç Arslan ve Muineddîn Pervâne’nin ordusuna karşı savaşan Keykâvus’a yardım etmedi.[5] Yine de Moğollara tam bir güven veremedi. Moğolların istediği, kendilerine itaat edecek ve isteklerini yapacak bir Türkmen beyi görüntüsü verememekteydi. Muineddîn Pervâne’nin isteği üzerine uç beldelerinin hesabını vermek üzere Kayseri’ye giderken hayatından pek emin olamadığı için Konya’ya uğrayıp Mevlânâ’dan yardım istemişti. Bu sayede Sultan IV. Kılıç Arslan ile Muineddîn Pervâne’nin hışmından kurtulabilmişti.[6]

Kaynakların açıkça belirtmemesine rağmen, Mehmet Bey, Moğolların hâkimiyetlerine karşı isyan hareketine kalkışmıştı.[7] Reşîdeddîn’in belirttiğine göre, Çataklarla birleşerek Erzincan’dan Sinop’a, Antep’e kadar uzanan geniş bir bölgede tahribatlarda bulunduktan sonra müttefikleri ile arası açılmış ve ittifakları dağılmıştı. Bunun üzerine Emîr Sutay’ın oğlu Togay Noyan Anadolu’ya girerek bunları tenkil etmişti.[8]

Muhtemelen bu olaydan sonra Mehmet Bey’i nezdine çağıran Hulâgû, onun gelmemesi üzerine kızarak Mehmet Bey’in üzerine yürünmesi emrini verdi (660/ 1262). Bu güçlü Türkmen beyini yenmenin kolay olmayacağı görülerek, Mehmet Bey’in damadı Ali Bey’e bir takım taahhütlerde bulunulup, kendisine bağlı güçlerle Sultan Kılıç Arslan’a katılması sağlandı. Mehmet Bey, Dalaman yakınlarında yapılan savaşta yenilgiye uğradı ve dağlara çekilmek zorunda kaldı. Bir müddet sonra aman talebinde bulundu. Bu isteği kabul edilmesine rağmen, sonradan fikir değiştirildi ve kardeşi İlyas Bey, Salur Bey ve diğer Türkmen beyleri ile birlikte Uluborlu’da idam edildi. Ali Bey ise, hizmetlerine karşılık olarak Lâdik Beyliği’nin başına getirildi.[9]

Ali Bey’in iktidarda olduğu 1262-1278 yılları arasında Lâdik Beyliği Selçuklulara bağlı olarak varlığını sürdürdü. O, Selçukluların batıdaki en büyük uç emîri (emîr-i buzurg) idi.[10] Dönemi hakkında bilgi sahibi olmamakla birlikte, iktidarının nasıl sona erdiğini biliyoruz. Ali Bey’in 1277 yılında yaşanan Cimri isyanına destek verdiği görülmektedir. Sâhib-i Dîvan Şerefeddîn Hârun bu isyanı bastırdıktan sonra Selçuklu sultanı III. Gıyaseddîn Keyhusrev Uluborlu’ya gelip, diğer Türkmenlere gözdağı vermek için Ali Bey’i tutuklatarak Karahisar kalesinde hapsettirdi. O, bu duruma fazla dayanamayarak, korku ve üzüntüden hayatını kaybetti (1278) .[11]

II. Fetret Devri

Cimri isyanının bastırılmasından bir müddet sonra Denizli ve çevresi Germiyanoğulları’ndan Alişir’in torunu Bedreddîn Murad’ın eline geçti. Bu şehir, Türkmenlerin kontrol altında tutularak, uç Türkmenlerinin ayaklanmalarına katılmalarını önlemek amacıyla, Cimri isyanından az önce Batı Anadolu’ya gelerek Kütahya ve çevresine yerleşen Germiyanoğulları’na iktâ edilmiş[12] veyahut Germiyanoğulları mevcut durumdan yararlanarak Bedreddîn Murad vasıtasıyla burayı işgal etmişti.

Germiyanlı hâkimiyeti dönemi 1278-1289 yılları arasında 11 yıl sürdü. Bu dönemin ancak sonları hakkında kaynaklarda bilgi bulabilmekteyiz. Buna göre, Karamanoğulları ve Eşrefoğulları’nın Moğol sömürü ve baskısına karşı isyan etmelerinden sonra Moğol hanı Geyhatu’nun emriyle Sultan II. Mesud ve vezir Fahreddîn Sâhip Ata Moğollarla birlikte Karaman yörelerine saldırıp, tahribatlarda bulundular. Zor durumda kalan Karaman ve Eşrefoğulları beyleri Konya’ya gelerek sultan ile görüşüp ondan af dilediler. 29 Cemaziyelâhir 687/2 Ağustos 1288 tarihinde Bedreddîn Murad ile Germiyan beyleri Konya’ya giderek barış yaptılar.[13] Kaynakta açıkça belirtilmemesine rağmen, Germiyanoğulları’nın ve Bedreddîn Murad’ın diğer isyancı Türkmen beylikleriyle birlikte hareket ettikleri görülmektedir.

Bu barış dönemi kısa sürdü ve Fahreddîn Kazvînî’nin Selçuklu Devleti’ne vezir olarak gönderilmesi üzerine, bu duruma tepki gösteren uçta bulunan Türkmen beylikleri tekrar ayaklandılar. Denizli yakınlarında Günüler denilen bir köyde isyancı Germiyanlılar ile Moğol ordusu karşılaştı ve Türkmenler yenildiler. Bedreddîn Murad ve askerlerinin büyük kısmı savaş meydanında öldürüldü (14 Cemaziyelevvel 688/6 Haziran 1289). Denizli’nin yönetimi ise, Fahreddîn Sâhîp Ata’nın kızından olan küçük torununun eline geçti.[14]

Lâdik Beyliği’nin Sâhip Ata’nın torununun yaklaşık iki yıl süren hâkimiyet dönemi sırasındaki durumu hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak bölgede Moğol hâkimiyetine karşı yürütülen Türkmen ayaklanmaları sebebiyle devamlı bir savaş ortamı yaşandığını görebiliyoruz. Bu dönemde Geyhatu’nun Anadolu’ya gelerek vergi düzenini yeniden tertipleyip geri dönmesinden sonra Karamanoğulları tekrar ayaklandılar ve Konya’yı yağmaladılar. Ancak Moğolların harekete geçtiklerini duyduktan sonra buradan ayrıldılar. Birkaç gün sonra sultanın durumu yatıştırıcı bir ferman çıkartması üzerine kargaşalık geçici bir süre için durdu. Ancak, Moğollardan ses seda çıkmaması üzerine Türkmenler tekrar harekete geçerek Konya’ya saldırıp, yağmaladılar. Bunun üzerine Denizli’de hâkim olan Fahreddîn Sâhîp Ata’nın torunu Selçuklular tarafından yardıma çağırıldı. Bu zat Selçuklu güçleriyle birlikte hareket ederek Konya’yı Türkmenlerin saldırılarından kurtardı.

Bir müddet sonra Karamanlıların tekrar faaliyete geçmesi üzerine sultan durumu Geyhatu’ya bildirdi. Karamanlılara oldukça kızmış olan Geyhatu büyük bir orduyla derhal Anadolu’ya hareket etti. Ordusunu iki kola ayırarak bir kolunu Akşehir’e gönderirken, diğer kısmını da yanına alarak bizzat Karamanlılar üzerine yürüdü. Konya Ereğlisi’ni yağmalayıp, çevresindeki köyleri tahrip ettikten sonra 19 Zilkâde 690/14 Kasım 1291 tarihinde Larende şehrini ele geçirdi. Dağlara çekilen Karamanlıların peşine askerlerini yollayarak onları takip ettirdi. Buradaki tahribatını yeterli görerek Eşrefoğulları topraklarına girdi ve Beyşehir ile çevresini de aynı akıbete uğrattı (16 Zilhicce 690/10 Aralık 1291). Eşrefoğulları topraklarını tahrip ettikten sonra Denizli üzerine yürüdü. Halkın Moğolların korkusundan kale kapılarını kapatmaları üzerine sinirlenerek şehri ok yağmuruna tutturduktan sonra şiddetli bir saldırıyla zaptetti ve 3 gün boyunca yağmalatarak, halkını kılıçtan geçirtti (29 Zilhicce 690/23 Aralık 1291). Buradan Menteşe topraklarına girerek, orayı da tahrip ettikten (Muharrem 691/24 Aralık 1291-23 Ocak 1292) sonra esirleri ve ganimetleriyle birlikte Kayseri’ye gitti (13 Safer 691/6 Şubat 1292) ve oradan da Konya’ya geçti.[15]

Bu olaylar, Selçuklulara ve dolayısıyla de Moğollara tâbi olan Sâhip Ata’nın torununun Denizli’deki hâkimiyetinin 1291 yılından önce sona erdiğini göstermesi açısından önemlidir. Sâhip Ata’nın torunu Denizli’deki hâkimiyetini devam ettiriyor olsaydı muhakkak ki burası Moğollar tarafından saldırıya uğramayacaktı.

III. Lâdik Beyliği’nin Gelişmesi

Bu dönemin bariz siması Ali Bey’in oğlu Şucâeddîn İnanç Bey, muhtemelen 1291-1335 yılları arasında beyliğin başındaydı. Onun hayatı ve siyasî faaliyetleri hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. İbn Batûta 1332’de onu ziyaret ettiğinde çok yaşlı olmadığı görülüyor. Zira, bir Ramazan bayramında askerleri ve âhilerle birlikte dinî ve an’anevî bir takım ibadet ve ziyaretleri yerine getirmekte güçlükle karşılaşmamıştı.[16] Buna bakarak yaşının en fazla 60 civarında ve kendisinin de oldukça dinç olduğunu söylememiz mümkündür. Şu halde, 1278’de babası Ali Bey’in yakalanıp, hapsedildiğinde onun ve kardeşi Togan Paşa’nın henüz küçük olduklarını tahmin edebiliriz. Dolayısıyla, beyliğin başına geçip toparlayamamış, ancak 1290’lara doğru yaş ve tecrübe olarak belirli bir olgunluğa ulaştıktan sonra bunu başarabilmişti.

İnanç Bey’in beyliğin başında bulunduğu yaklaşık yarım asırlık dönem Moğol hâkimiyeti devri olarak vasıflandırılmalıdır. Nitekim, Bizans tarihçisi Nikephoros Gregoras, 1300-1310 yılı dolaylarında Batı Anadolu’da ortaya çıkan Türk beyliklerinin arasında Lâdik Beyliği’ni saymamaktadır.[17] Bu durumda, beyliğin bu tarihler arasında istiklâlini kazanamadığı ve Moğolların hâkimiyeti altında bulundukları görülmektedir. Zira, İlhanlı veziri Reşîdeddîn’in oğullarından birisi olan Hoca Mecdeddîn, Moğolların Batı Anadolu’da kendilerine merkez edindikleri anlaşılan Denizli’de 1298’de işraf olarak görev yapmaktaydı.[18] Onun bu görevi bir müddet devam ettirdikten sonra azledildiği, Olcayto Han zamanında (1304-1317) tekrar aynı göreve tayin edildiği görülmektedir.[19] Babasının kendisine yazdığı mektuptan anlaşıldığına göre, onun buradaki görevi, Anadolu ve çevresindeki İlhanlı Devleti’ne bağlı ülkelerden gelecek vergileri tahsil ederek, bunları Han’a göndermekti.[20] Böyle önemli bir görevin yürütülmesi için Denizli’nin merkez seçilmiş olması, Moğolların buraya hâkim olmaları için yeterli sebeptir. Moğol hâkimiyetinin fiili olarak Ebû Said Han’ın 1335 yılında ölümüne kadar devam ettiğini söylememiz mümkündür. Sonraki dönemde ise, bir parçalanma ve yıkılma dönemine giren İlhanlı Devleti kendi iç meseleleri ile meşgul olduğu için, bu ilişkiler sadece vergi alınması şeklinde bir müddet daha sürdü. Ama Moğolların bölgedeki fiili uygulamaları ortadan kalktı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ