KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

Büyük Yunanistan hayalinin ortaya çıktığı 18. yüzyıl sonlarında başlayan tarihsel süreçte, Kıbrıs sorunu hep varolmuştur. Özünde Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı (ENOSİS) vardır.

1959’da imzalanan Zürih ve Londra Anlaşmaları ile sorun, kısa bir süre için çözüme ulaşır gibi oldu. Bu anlaşmalar ve bunlara uygun olarak hazırlanan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yeni bir Türk-Yunan dengesi yarattı. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti, egemen iki halkın eşit ortaklığı temelinde bir devlet olarak ortaya çıktı.

Türkiye, Yunanistan ve Büyük Britanya, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, daha doğrusu kurulan dengelerin garantörü oldular. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Türkiye ile Yunanistan’ın birlikte üye olmadığı uluslararası kuruluşlara üye olması yasaklandı. Kurulan Türk ve Rum ulusal yönetimleri (Anayasa’da Cemaat Meclisleri olarak geçiyor); din, eğitim, öğretim, kültür, sosyal hizmetler, hayır kurumları, kişi hukuku bakımından yetkili ve egemen sayıldılar. Hatta, bu ulusal yönetimler Anayasa ile verilen, Türk ya da Yunan Hükümeti’nden “eğitim, kültür, spor ve hayır müesseseleri için malî yardım alma hakkı” ile aracısız olarak uluslararası ilişkilere girebiliyor; böylece dış egemenlikte de sınırlı da olsa yetkilere sahip oluyorlardı.

Ulusal yönetimlerin ayrı parlamentoları, ayrı yürütme organları, ayrı yargı organları vardı. Vergi toplayabiliyorlardı. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, fonksiyonel federatif özellikler yanında konfederal özellikler de taşıyordu. Bilindiği gibi konfederal yapılarda eşit birimler ve bu birimlerin işbirliği içinde uzlaşarak ortak karar alma zorunluluğu var. Yani çoğunluğun karar alması söz konusu değildir. Anayasa’da Rum Cumhurbaşkanı ile Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na tanınan kesin Veto hakkı ve parlamentoda Türk ve Rum milletvekillerinin bazı konularda ayrı oylama hakkının anlamı, iki toplumun ve temsilcilerinin bazı temel konularda konsensus sağlama (uzlaşma) zorunluluğudur. Bunlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne konfederal nitelikler kazandıran kurallardır.

Kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olan Makarios, daha anlaşmalar imzalanır imzalanmaz, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ENOSİS için “sıçrama tahtası” olarak gördüğünü açıklamıştı. Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur kurulmaz, Kıbrıslı Türkler’in eşitliğini sağlayan tüm kural ve düzenekleri bertaraf etmeyi hedefledi. Siyasal yönden başarılı olamayınca da ünlü Akritas Plânı ile 21 Aralık 1963’te silâhlı harekât başlatarak Türkler’i Cumhuriyet’ten attı. Silâhlı saldırılar sonucunda yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürüldü ya da kayboldu. 100’den çok Türk köyü boşaltıldı. Dünya siyasal literatürüne 1990’larda giren “etnik temizlik” kavramı, daha o zaman Kıbrıslı Türkler’e karşı uygulandı.

Doğal olarak, Kıbrıslı Türkler’in ekonomik hayatı ağır darbe yedi. Türkler dört yanı Rum silâhlı adamları ile sarılı enklavlarda yaşamağa mahkûm edildiler.

Uluslararası anlaşmalara dayalı iki toplumlu foksiyonel federatif/konfederatif Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılıverdi. Kıbrıslı Rumlar, tek yanlı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgâl ettiler. Kıbrıslı Türkler dışlanınca, Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum Cumhuriyeti’ne dönüştü.

Bu durum karşısında Kıbrıslı Türkler, devlet örgütünden yoksun kalamazdı. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çerçevesindeki Ulusal Yönetimleri’ni geliştirerek ve genişleterek Kıbrıslı Rumlar’dan bağımsız bir devlet aygıtı haline getirdiler. Bu durum 1974’e kadar saldırılar, ambargolar, baskılar, tehditler altında sürdü.

1974’te, Yunanistan’da egemen bulunan Albaylar Cuntası’nın, ENOSİS’i ilân etmek amacı ile gerçekleştirdiği darbe sonucunda Makarios memleketten kovuldu. 1959 Zürih ve Londra Anlaşmaları’nın verdiği garantörlük hakkına sahip olan Türkiye, Kıbrıs’a askerî müdahalede bulundu. Kıbrıs ikiye bölündü. Adı konmadan 1963’ten beri ayrı devlet örgütüne sahip olan Kıbrıslı Türkler, 1975’te coğrafî zemine de dayanan Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurdular. Bununla, Rum Yönetimi’nin de Rum Federe Devleti’ne dönüşeceğini ve iki eşit federe kanat arasında Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulacağını ümit ettiler. BM denetiminde yıllarca süren görüşmelere karşın Federal Kıbrıs Cumhuriyeti kurulamadı. Üstelik uluslararası camia, haksız bir biçimde, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Rum Yönetimi’ni, tek başına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varisi olarak tanımayı sürdürdü. Kıbrıslı Türkler’in yapacak başka şeyleri yoktu. 1964’ten beri adı konmadan var olan bağımsız devletlerini, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı ile ilân ettiler. Türkiye bu devleti tanıdı ve onunla siyasal ilişki kurdu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 200 bini az aşan nüfusu ve 3400km2lik toprağı ile, bağımsız ve egemen bir devlet için aranan tüm nitelik ve koşullara sahiptir.

KKTC’yi resmen tanıyan ve onunla karşılıklı olarak Büyükelçilik kuran tek devlet Türkiye’dir; ancak pekçok devlet, adını koymadan KKTC’yi de facto olarak tanımaktadırlar. Nitekim KKTC, değişik ülkelerde, çeşitli adlar altında birçok diplomatik temsilcilik açmış bulunmaktadır.

İsmail BOZKURT

Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ