KUZEY AMERİKA YERLİLERİ NA-DENE’LERİN ORTA ASYA VE SİBİRYA’NIN GÖÇEBE KAVİMLERİ İLE BAĞLANTILARI

KUZEY AMERİKA YERLİLERİ NA-DENE’LERİN ORTA ASYA VE SİBİRYA’NIN GÖÇEBE KAVİMLERİ İLE BAĞLANTILARI

1.Giriş

Grönland’ı keşfeden Kızıl Erik’in cesur oğlu Leif Erikson’un, M.S. 1000’in başlarında Baffin Adası, Labrador ve Newfoundland’a yaptığı seferleri (Martin vd. 1989: 11) bir tarafa koyarsak, M.S. XV. yüzyılın sonları ve XVI. yüzyılın muhtelif zamanlarında (Martin vd. 1989: 15-21) altın ve şöhret peşinde koşan Avrupalı maceraperest kâşiflerin politik ya da şahsî çıkarlar amacıyla gerçekleştirdikleri bir dizi deniz seferi sonucunda, Yeni Kıta olarak da bilinen Amerika kıtası kesin olarak keşfedilmiş; İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi dönemin kolonizatör devletleri hiç vakit kaybetmeden bu devasa coğrafyayı hızla sömürgeleştirmeye başlamışlardı. Yeni Kıta’nın yerli ahalisinin kim olduğu, menşei, nereden geldiği ise sömürgeciler için tam bir muamma olmuş ve bu hususta türlü varsayımlar üretilmişti. Bazıları onları Kayıp Kıta Atlantis ile Kayıp Kıta Lemurya ya da Mu’nun ahalileriyle bağlantılandırmış, kimileri onları kayıp on Yahudi kabilesi, kimileri Mısırlılar, kimileri de Kartacalılar ve Fenikeliler gibi eski denizci topluluklarla ilişkilendirmişlerdi (Oswalt-Neely 1996: 9­10). Fakat bilhassa XX. yüzyıllarda yaşanan bilimsel gelişmeler, ilk kez 1570′ de Peru’ya giden bir Cizvit misyoneri Peder Joseph de Acosta’nın öne sürdüğü basit senaryoyu (Oswalt-Neely 1996: 10) teyit eder nitelikte sonuçlar sunmuş; yani Yeni Dünya’nın ilk yerleşimcilerinin, Asya’nın kuzeyinden bir “kara köprüsü” vasıtasıyla Amerika Kıtası’nın kuzeyine geçtikleri tezi genel itibariyle kabul görmüştür.

Bilim adamları kadim zamanlarda Asya’dan Amerika Kıtası’na yapılan göç hareketini genel olarak 3 ana döneme ayırmaktadırlar (Moritt 2011: 1):

  1. En erken göç hareketi tahminen günümüzden 40.000 – 20.000 sene önce avcı-toplayıcıların küçük-gruplar hâlinde gerçekleştirmiş oldukları ilk dalga.
  2. Günümüzden 20000 – 15000 sene önce gerçekleşen ikinci göç dalgası. Asya’dan gelen kitleler bu defa oldukça kalabalıktı ve Yeni Kıta’da insan yapımı ilkel aletler ilk kez bu göçle birlikte görülmeye başlandı – çift taraflı mızrak ucu ya da bıçak gibi.
  3. Günümüzden 15000 – 8000 yıl önce gerçekleşen son dalga. Yeni Kıta’da büyük hayvan avlarının yapılmaya başlandığı dönem. Büyük hayvan avlarının yapıldığı bu 3. döneme ilişkin arkeolojik materyal daha detaylıdır. Av için kullanılan mızrak ya da bıçak uçlarının şekil ve sivriliğine göre bu dönem üçe ayrılmıştır: a- Günümüzden 12000-11000 sene öncesi Clovis Oluklu silahların kullanıldığı Llano Kültürü; b- 11000-10000 sene öncesi Folsom; c- 10000/9500 – 8000 yıl öncesi Plano Kültürü (Spencer-Jennings 1977: 12).

Bugün artık, ilk göçmenlerin 25.000 yıldan daha uzun bir süre önce Asya’nın kuzeyinden Bering boğazı denilen ve bugün Bering Denizi’nin suları altında yatan 1.000 milden geniş bir kara-köprüsü vasıtasıyla Kuzey Amerika’ya geçtikleri düşünülmektedir. Dünya genelinde deniz seviyesinin 300 feet’e [91,44 metre] kadar düştüğü (Oswalt-Neely 1996: 7) söz konusu dönemlerde, Alaska’nın iç kısımlarının büyük bir bölümü ile Batı Yukon sahası Bering’e dâhil kara parçalarıydı (Spencer- Jennings 1977: 6). Özellikle M.Ö. 9000lere ait arkeolojik materyalin [taş aletler] benzerliği, Kuzey Amerika sahasının kuzey bölgeleri ile Sibirya arasında bir bağlantının varlığına işaret etmektedir (Oswalt-Neely 1996: 7). Kuzey Amerika’nın bu ilk göçmenlerinin kökenleri hususunda ise hayli spekülasyon vardır. Söz konusu tartışmaların en büyük nedenlerinden biri, bu ava-toplayıcı toplulukların göç ettikleri güzergâhların bugün sular altında kalması dolayısıyla konakladıkları bölgelere ait maddî kültür veçhelerinin yetersiz olmasıdır (Moritt 2011: 1). Konu üzerinde kafa yormuş bilim adamlarının genel görüşü; Kuzey Amerika yerlilerinin kendine özgü bir topluluk olduğu, lakin Eskimo-Aleutlar halkları kadar ileri seviyede olmasa da fizik- antropolojik açıdan en çok Asya mogoloidleri ile yakınlıkları bulundukları, yönündedir (Spencer-Jennings 1977: 8; Oswalt-Neely 1996: 4).

Muhtelif zamanlarda Asya’dan Kuzey Amerika’ya geçen ve “Amerika Yerlileri” sekenesini oluşturacak olan göçmenlerin altı yerli kültür sahasını meydana getirdikleri söylenebilir (Collier 1968: 51): 1- Meso-Amerikan 2- Güneybatı 3- Intermediate 4- Kuzeybatı 5- Arktik 6- Doğu – Kuzey. Amerika Kıtası ve yeni ahalisiyle ilk temasların kurulduğu zamanlarda Meksika’nın kuzeyinde 300 civarında dil konuşulduğu tahmin edilmektedir. Bu yerlilerin dillerine ilişkin ilk çalışmalar ise Algonkian dilinde bir İncil (1663) ve bir gramer kitabı (1666) yazan Hıristiyan misyoner John Eliot’dan gelmişti. Eski Amerikan başkanlarından Thomas Jefferson da başkanlığından önce 1801 senesinde bu halkların dillerinin hızla yok olduğunu belirterek yerli dillerine dair ciddi şekilde linguistik bilgi toplamıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk karşılaştırmalı dilbilimcilerinden Fransa doğumlu Peter S. Du Ponceau, Kuzey Amerika yerlilerinin ne herhangi bir Asya ne de Güney Pasifik dili konuştuklarını, lakin Arktik Amerika’nın Eskimo’ları ile Sibirya’nın Çukçi’leri arasında dilsel bir ilişkinin olabileceğini söylemiş, İsviçre doğumlu Albert Gallatin (1836) de ilk kez Kuzey Amerika yerlilerine ait dilleri sınıflandırarak analiz etmiştir. J. W. Powell, 1891 senesinde Amerika yerlilerinin dillerini 58 aileye ayırmıştır (Oswalt-Neely 1996: 25). Daha sonrasında Edward Sapir, 1929 yılında Powell’ın dil ailelerini 6 ana gruba bölerek yeniden düzenlemiştir (Wissler 1996: 90). 1929 yılından bugüne kadar yapılan çalışmalar onun sınıflandırmasının büyük bölümünü doğrular niteliktedir. Dil aileleri sınıflandırması konusundaki çalışmalar devam etse de Sapir’in gruplandırması genel anlamda hâlâ kullanılmaya devam etmektedir. Dil aileleri bakımından Kuzey Amerika Kıtası’nda yaşayan Kızılderilileri oluşturan başlıca soylar şunlardır: Na-dene, Aztec-Tanoan, Hokan-Sioux, Algonkin-Wakashan, Penutian, Eskimo-Aleut (Wissler 1996: 91).

Altay_Daglari

Bugün, en azından M.Ö. 5000lerden itibaren Alaska’nın iç kesimleri ve kuzeybatı Kanada’da yaşadıkları düşünülen (Oswalt-Neely 1996: 17) Na-Dene dil ailesine bağlı “Kızılderili” kabileleri geniş bir coğrafyaya yayılmış büyük bir aile idi. Kuzey Pasifik’de, Alaska ve Kanada kıyılarında; Haida, Eyak ve Tlingit [Auk, Chikat, Sitka] kolları yaşamaktaydı (Wissler 1996: 270). Kendilerine Dene diyen, fakat antropologların Athabaskan olarak adlandırdığı Amerikan “Kızılderilileri” ise bölgeleri Alaska’dan McKenzie Vadisi’ne, McKenzie Nehri boyunca Kuzey Alberta’ya, Kuzey7den aşağıya Rocky Dağları vadisi boyunca Güney British Colombia’ya, daha sonra aradaki eyaletler atlanarak Arizona ve New Mexico’ya kadar uzanan az veya çok birbirleriyle bağlantılı çok sayıda kabileden oluşan bir koldu (Stewart 2000: 7). Rocky Dağları ve Hudson Körfezi arasında Chippewa’lar, Yellowknife’lar, Dog-rib’ler, Hare’ler, Beaver, Ingalik, Carrier ve Slave’ler; Yukon topraklarında ise Khotana, Kutchin ve Loucheux [Degu-the Dene] (Stewart 2000: 7) kabileleri yaşıyordu (Wissler 1996: 270). Kutchin’lerin güneyinde Han’lar ya da Gens de Fou’lar, onların güneyinde Kaska, Secanais, A-Bha-ta, Tsa-Tcu [kunduz], Sa-Arcix, Takkuli [Taşıyıcılar], Tsil-koten [Chilcotin] kabileleri vardı. ABD’nin güneyinde Arizona ve New Mexico’da ise yine Na-Dene ailesine mensup Navadjo [Navaho] ve Apache kabileleri bulunmaktaydı. Bunların uzak kuzeyden Merkezî British Columbia’ya M. S. 1200-1500 arasında göç ettikleri söylenmektedir. Biri Vancouver yakınlarında 16’sı Washington Eyaleti’nden Kuzey Kaliforniya’ya kadar uzanan bir hatta olmak üzere 17 küçük grup ise Pasifik sahili boyunca yerleşmişti. Güney British Columbia’da, Vancouver civarlarında tecrit edilmiş vaziyette Nicola’lar; Washington Eyaleti’nde Kwalhioqua’lar; Oregon’da Coquilla, Chastacosta, Chetko, Tututne, Umkwa kabileleri; Kuzey Kaliforniya’da Hupa, Kato, Chiluila, Mattole, Tolowa, Nangtl, Sinkyme, Lassik, Wailaski ve Whilkut kabileleri vardı. Bu küçük kabileler sayıca az bir nüfusa sahiplerdi ve sahil şeridini başka soylardan gelen kabilelerle birlikte paylaşıyorlardı (Stewart 2000: 7-8).

1860 – 1875 yıllan arasında Dene yerlileri hakkında fiziksel ve bilhassa kültürel araştırmalar yapan Katolik misyonerlerinden Peder Emil Petitot, genel bir ifadeyle Dene-Dindjie şeklinde tesmiye ettiği bu büyük Kızılderili kolunun Asyatik kökenli olduğu yönünde güçlü delillerin bulunduğundan söz etmiş ve bu bağlamda özellikle sözlü geleneklerinde önemli ipuçları yer aldığını belirtmiştir. Petitot’un, 1863 senesinde bir Sarı-Bıçak kabilesi mensubundan dinlediği efsane şu şekildeydi;

“Burada hepimiz kökenlerimizi biliriz. Başlangıçta, başı gökyüzü kemerine ulaşan çok büyük bir dev varmış; bu yüzden ona Yakke-elt’ini denirmiş. Fakat bir gün avlanmış; öldürülmüş ve yere devrilmiş. Bedeni boydan boya iki dünya arasına düşmüş. Taşlaşan bedeni, Ren geyiklerinin periyodik göçlerine hizmet eden bir köprü vazifesi görmüş. Devin kafası bizim adamızda ve ayakları ise Batı ülkesindedi” (Petitot 1878: 700-701).

Birkaç yıl sonra Petitot, Saint Bonifacet Piskoposu’nun bastırdığı küçük bir çalışmada aynı efsanenin Atabaskan Gölü Chipewa’lannda Rocky Dağları’na kendi dillerinde Ti-gonan-kkweene yani yeryüzünün omurgası diyen Kutup Dairesi Hare’lerinde ve nihayet 1874 senesinde onların 700 fersah güneyinde 54° Kuzey Paraleli’nde yaşayan Thi-lan-ottine’lerinde (kafanın sonunda arz-ı endam edenler) de bilindiğini gördü (Petitot 1878: 701-702). Batı Kıtası’ndan yapılan göçle ilgili olarak “koca dev” efsanesinin dışında Dene kabileleri arasında anlatıla gelen başka hikâyeler de tespit edilmişti. Rahip Petitot’ dan neredeyse yarım yüzyıl önce, daha sonrasında soyadının verileceği Mackenzie Nehri civarındaki Dene yerlilerini gözlemleyen İskoç kökenli Britanyalı kâşif Sir Alexander Mackenzie, Chippewa’lardan hayli ilginç ve bir o kadarda gerçekçi bir hikâye dinlemişti. Bu hikâyeye göre Chippewa’lar Büyük Batı kıtasında çok zalim bir kavmin kölesi gibi yaşarlarken boyunduruktan kurtulmak için hayli düz, çivi başı şeklinde adaların bulunduğu dar ve çok uzun bir gölde önce zikzaklar çizerek kaçmışlar, daha sonra tüm yaz bu gölün sahil kısmı boyunca yelken açarak ilerlemiş ve nihayet kıyılarında parlayan bir metalin bulunduğu bir nehre ulaşmışlardı. Chippewa’ların ataları, bu kaçış macerası sırasında batıdan-doğuya doğru bir rota izlemişlerdi. Yine Sir John Franklin de Liards Forth’a yerleştirilen Rocky Dağları kabilelerine mensup Kızılderililerden, atalarının yemyeşil bolluk içindeki bir “Batı ülkesinden” su yolu ile şimdiki ülkelerine geldiklerini duymuştu (Petitot 1878: 702). Petitot’ un bizzat kendisi ise Hare’ler ve Loucheux’lardan dinlediği geleneksel bir anlatıyı şu şekilde özetliyordu:

“Onlar eskiden, uzak Batı’da, denizin öte tarafında ve çok kuvvetli bir kavmin ortasında yaşarlarmış. Bu kavmin büyücüleri, gün ışığında normal bir insan suretinde hayatlarını sürdürürken, geceleri kendilerini köpek veya kurda dönüştürebilme gücüne sahiplermiş. Bu düşmanlar, Dene kadınları arasından kendilerine eş alırlarmış, fakat bu kadınlar hiçbir zaman kocalarının o kült pratiklerine iştirak etmemişler… Onlar, Dene’lere zulmetmiş ve neticede iki kavim, ardı arkası kesilmeyen uzun soluklu bir savaşa tutuşmuş. Hare’lerin, kafalarını kazıtıp peruk taktıkları için kendi dillerinde Kjwi-detele yani kel- kafalar dediği bu düşman kavmin erkekleri, Dene erkeklerinden daha uzun değillerdi, lakin korkunç derecede vahşi ve yamyam idiler. Bu eski düşmanlarına dair hatıraları uçup-gitmiş olan Montagnis’lerde onlara dair yalnızca tek bir kelime, hayaletler anlamına gelen Eyounni adı muhafaza edilebilmiştir” (Petitot 1878: 702-703).

Düşmanlarını çok cesur, fakat ahlakî bakımdan zayıf olarak tanımlayan Loucheux’lar ise onların savaş esnasında ahşap miğferler, omuzdan askılı çok sert deri kalkanlar ve üzeri pullarla kaplı bir elbise giydiklerini [göğüs zırhı gibi]; ayrıca, bir sırığın uç kısmına çok keskin bir bıçağın bağlanmasıyla oluşan silahlar [mızrağa benziyor] kullandıklarını söylerler. Hem Hare’ler hem de Loucheux’lar kana susamış zalim insanlarla iç içe yaşadıkları ana vatanlarında, kocaman vaşakların [non-tacho, na “ay], geviş getiren büyük otçullann [ete rakotcho], korkunç ve zarar görmez kalın derilere sahip hayvanların [tikokrontay-tcho], devasa kertenkelelerin [ere-kotsi], her boyutta ve güzellikte serpentlerin [natuwi, gu-tuwe-tchâ], ağaçların üstünde tüneyip asılı kalan ve insan gibi dikilip yürüyebilen buruşuk yüzlü hayvanların [kun”e] varlığından bahsetmektedirler (Petitot 1878: 703).

Harita – 1: Kuzey Amerika Yerlilerinin Yaşam Alanları (Oswalt-Neely 1996: xiv)

Kizilderili-003

Hülasa, Deneler arasında Amerika’ya bir “Batı kıtası ya da Batı ülkesinden” göç ettiklerine ve bu anavatanlarından, güçlü büyücüler ve keskin silahlara sahip kel kafalı çok vahşi bir kavim tarafından kovulduklarına dair çok etkin ve canlı bir hatıranın mevcudiyeti kesin idi. Esasında nesilden nesle aktarılan tüm bu hikâyeler; muhtemelen Ren geyiklerinin periyodik göç güzergâhlarını takip ederek sürekli doğuya giden Deneler’in de kuzeydeki çok sık aralıklı buzul adacıkları ve tabi bir kara köprüsü vasıtasıyla Asya’dan Amerika’ya geçmiş olabilecekleri anlamına geliyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Ayhan Semercioğlu dedi ki:

    Na-Dene dillerini konuşanların kökleri ilginç bir şekilde daha çok kutup bölgesine daha yakın kesimlerde yayaşan Eskimolara bağlanmakta. Altaik ve Uralik kavimlerin orijinal habitatları ise kutup altı (tundra kuşağı) bölge. Hem Altaik hem de Uralik kavimlerin orijinal yaşam tarzı ren geyiklerinin göçlerini takip eden nomadik yani göçer yaşam tarzı. Günümüz Eskimoları buzul ve buzularası dönemlerde, kutup kuşağı ile aşağı sarksalar bile ortamlarını hiç değiştirmemişler. Hatta artık daha aşağı enlemlerde yaşayamaz hale gelmişler (Bu nedenle dünyanın geri kalan yerlerinde, Avrupa, Amerika vb hiç eskimoya rastlanmaz). Fok balığı, kutup ayısı ve balıktan başka bir şey yiyemezler. Sindirim sistemleri, bağısak floraları, metabolizmaları tamamen yaşadıkları ortamla entegre hale gelmiş. Belki de endemik halde tek insan ırkı. Bundan başka farklı zaman aralıklarında 3 ayrı göç dalgasından söz ediliyor. Bunların hepsi son buzul devrine rastlamıyor. öncesi ve sonrasına rastlayanlar da var. Yani göç dalgalarından sadece biri buzul devrine rastlıyor (yaklaşık 20.000 yıl öncesi). Bunun anlamı Berring boğazı yalnız o göç dalgasında buzullaşarak kara köprüsü haline gelmişti ve Eskimolar ancak o zamanda karşıya geçmiş olabilirler. Altay kavimleri buzul devrinde geçmiş olamaz çünkü yaşadıkları ekosistem, habitat; ren geyiği, mamut, misk öküzünün vb yaşadığı kutup altı kuşak (tundralarla Tayga ormanları arası). Yani ancak tundra kuşağının Berring boğazı ile çakıştığı bir dönemde karşıya geçmiş olabilirler (buzul ve buzularası dönemlerde iklim kuşaklarının kuzey-güney doğrultusunda yer değiştirdiğini hatırlayalım). Altaik kavimler (veya ortak atalaları) muhtemelen buzul devrinin biraz öncesi ve sonrasına denk gelen dönemlerde, yani kısmen kara köprüsü varken geçmiş olmalılar. Zaten tarihler bunu tutuyor. Kısaca karşı tarafa sadece eskimo kabilelerinin geçmiş olması çok saçma. Ayrıca bugün bile Alaskanın kuzeyinde yerli Eskimolar var. Bunlar yaşadıkları habitata bağlı olduklarından güneye asla inememişler ve orda kalmışlar. Asla çoğalıp uygarlıklar kuramamışlar. Çünkü bu imkansız. Biraz güneye (bugünkü Kanada ve ABD’ye doğru) inmeye kalksalar radyasyon, kendileri için ölümcül bakteriler ve kendilerine uygun besin bulamamaları yüzünden hemen ölürler. Bu durumda ancak endemik hale gelmeden, Asya tarafında iken, kuzeydeki eskimo grubundan ayrılan ve daha güneyde yaşamaya az çok adapte olan bir ırk belki söz konusu olabilir. Ancak bu ırk güneyde avantajlı konumda yaşayanlar içinde mutlaka zayıf kalmış olmalılar. Zaten Yenisey dilleri denen dil grubunu konuşan bu toplulukların büyük ölçüde asimile olup yok olmalarının sebebi de bu olabilir.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al