KÜRESEL BLOKLAŞMALAR VE TÜRK BÖLGESİ

KÜRESEL BLOKLAŞMALAR VE TÜRK BÖLGESİ

1. Giriş

Özellikle 20.yy.’ın ikinci yarısında hızlanan ve “Küreselleşme” olarak adlandırılan süreçte ortaya çıkan ve ülkeleri yakından etkileyen önemli bir eğilim ülkelerarası bloklaşmalardır. Batı Avrupa’da AB ve EFTA, Kuzey Amerika’da ABD ile Kanada arasında Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması, Uzak Doğu’da ASEAN ve buna ek olarak Japonya öncülüğünde 12 Pasifik ülkesinin bir ticari blok kurmak üzere yola çıkması, Ortadoğu’da Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi yanında Magrep’te Tunus, Cezayir, Fas, Libya ve Moritanya’nın arasında kurulan işbirliği teşkilatı, Latin Amerika’da LAFTA gibi, oluşumlar, bir bloklaşma eğiliminin giderek yaygınlaştığını gösteriyor. Ekonomik, teknolojik, siyasal ve kültürel ilişkiler artırılarak ülkelerarası ilişkilerin bloklar içinde yoğunlaştırılması eğilimi sürdürülmeye çalışılmaktadır.[1]

Önümüzdeki yıllarda dünya ticareti ve ticaret anlaşmaları bloklar arasında olacaktır. Dış ticarette bölgeselleşme eğiliminin başta gelen sebepleri, küresel sanayileşme ve hızlı gelişen yeni teknolojilerdir. Dış ticaret alanındaki bu bölgesel gelişme şu sebeplere de bağlanabilir.[2]

  1. Bloklaşan ülkelerin gerek öteki ticaret blokları ve gerekse bağımsız ekonomilerle ilişkilerinde yüksek pazarlık gücüne sahip olma potansiyeli vardır.
  2. Çok taraflı ticaret sınırlıdır; belirsizliklerle doludur. Bölgesel ticaret bu konularda daha avantajlıdır.
  3. Serbest ticaret bölgelerinin dünya ticaretini geliştirme şansı oldukça büyüktür.

Bloklaşmanın Türkiye’ye etkileri ve gerektirdiği uyum ise çok açıktır. Blokların dışında kalan ülkelerin ihracatı, teknolojik, kültürel ve ihtiyaçlarının karşılanması sınırlanacağı gibi, ülke yalnızlığa da itilebilir.[3] Değişime uyum için Türkiye, AB ile ilişkilerini sıkılaştırmaya devam ederken, başka girişimler de yapmak durumundadır. Ortak çıkar alanlarını paylaştığı ülkelerle, AB ile olan ilişkilerinden farklı nitelikte ilişkilere girmek zorundadır. Doğu blokunda ortaya çıkan siyasal ve ekonomik liberalleşme, artık buna imkan da vermektedir. Kendi öncülüğünde Karadeniz’i çevreleyen ve Orta Asya’ya uzanan “Karadeniz Ülkeleri Arasında İşbirliği Örgütü” kurulması bu girişimlerden biridir. Çevre koruması, ulaştırma, turizm, balıkçılık, sınır ticareti, ortak yatırım gibi alanlarda işbirliği, Karadeniz çevresi ülkelerde olabileceği gibi, Doğu Akdeniz Ülkeleriyle de olabilir. Arasıra gündeme gelen, su sıkıntısı içindeki Orta Doğu Ülkelerine su satma projesi buna bir diğer örnektir. Bu girişimler doğrudan ekonomik katkılarının yanı sıra ülkelerarası barışı da güçlendirecektir.

Şüphesiz, Türkiye’nin, özellikle bir ekonomik işbirliğine ve bütünleşmeye gidebileceği bölgelerden en önemlisi, yeni ortaya çıkan Türk Cumhuriyetleridir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, Orta Asya’nın Türk Cumhuriyetleri en gelişmiş Türk Devleti olan Türkiye’nin çevresinde bir “Türk Bölgesi” oluşturmaya yönelik girişimlere başlamışlardır.[4]

2. Yeni Türk Cumhuriyetlerine Genel Bir Bakış

Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov’un “açıklık” ve “yeniden yapılanma” politikalarıyla başlayan yeni dönem, bütün dünyada ideolojilerin değişmesine, duvarların yıkılmasına, demokratikleşme ve milliyetçilik hareketlerinin yoğunlaşmasına, iktisadi üretim tarzlarının ve mülkiyet anlayışlarının, piyasa mekanizması kurallarına ve verimlilik ilkelerine doğru kaymasına yol açmıştır. Gorbaçov, bir anlamda, tarihi devamlılığı sağlayamayan kuvvetleri serbest bırakmıştır.[5]

İmparatorluk dağıldıktan sonra bu topraklar üzerinde yaşayan halklardan bir kısmı bağımsızlıklarını kazanmış ve dünya politikasına yeni güçler olarak katılmış bulunmaktadırlar. Bunlardan Türk olanlar Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan Cumhuriyetleridir.

2.1. Siyasi Yapı

Uzun yıllar boyunca Sovyetler Birliği’nin kontrolü altında yaşamış olan Yeni Türk Cumhuriyetlerinin siyasi yapısı, bu devirde oluşturulmuş yapının bir devamı görünümündedir. Bağımsızlığı kazanan Cumhuriyetlerde henüz tam anlamıyla bir istikrardan söz etmek zordur. Sömürüden kurtulmalarına rağmen, Komünizmin ve çeşitli etkilerinin bütünüyle ortadan kalkmadığı ileri sürülebilir. Halklar kendi özgür iradesiyle hükümetlerini kuramamışlardır. Çünkü demokratik kurumlar mevcut değildir ve henüz bu ülkelerden tam anlamıyla elini çekmemiş olan Rusya ile mücadele devam etmektedir.[6]

Yeni Cumhuriyetlerde devam eden politik karmaşıklığın nedeni olarak, uzun süren yıllardan sonra Türk dünyasının yakınlaşma imkanının ortaya çıkması ve bunun dünyadaki güç dengesinin yeniden düzenlenmesine varabilecek kadar önemli sonuçlar doğurma potansiyeli gösterilebilir. Eski egemenlik alanını elinden çıkarmak istemeyen Rusya başta olmak üzere, dünya siyasal dinamiklerini yönlendiren sanayileşmiş devletlerin müdahaleleri, yeni Türk Cumhuriyetlerinin şu andaki durumunu ve çizecekleri rotayı etkilemektedir.[7]

2.2. Doğal Kaynaklar ve Ekonomik Yapı

Yeni Türk Cumhuriyetleri doğal kaynaklar yönünden oldukça zengindir. Bu ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginlikleri hakkında sürekli ve sıhhatli istatistiki bilgi verilmemesine rağmen, yinede bazı kaynaklardan Türk Dünyası’nın bir doğal kaynaklar ve hammadde cenneti olduğu anlaşılmaktadır.[8]

Doğal kaynakların çeşitleri itibarıyla baktığımızda, petrol ve doğalgaz üretiminin Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan ve bugünkü Rusya Federasyonu içindeki bazı bölgelerde yoğun olduğu görülmektedir. Sadece Azerbaycan’ın petrol rezervleri yaklaşık 2 milyar tondur. Eski Sovyetler Birliği’nin en önemli kömür merkezi Türkmenistan’ın Karagan bölgesindedir ve rezervi 53 milyar tondur. Türkmenistan’da bol ve çeşitli maden kaynakları mevcuttur. Özellikle demir madeni rezervi açısından dünyanın en önde gelen ülkesidir ve bakır madeni açısından da eski Sovyetler Birliğini’nin ihtiyaçlarını tümüyle karşılayacak seviyededir.[9] Başta pamuk, ipek ve hububat olmak üzere tarımsal ürünler ve bir yerüstü zenginliği olarak ormancılık Türk Cumhuriyetlerinde oldukça yoğun bir potansiyele sahiptir.[10]

Çarlık döneminde olduğu gibi, Sovyetler Birliği döneminde de Türk Cumhuriyetleri ham madde üreticisi ve deposu olarak görülmüştür. Sürekli kontrol altında tutulan bu bölgede uygulanan başlıca Sovyet politikalarından biri, bu devletlerin ekonomilerini birbirinden tecrit etmek olmuştur. Uzun yıllar boyunca, Türk halklarının ekonomisi, bir diğerinden tam tecrit edilmiş bir yapıda kurulmuştur. Hatta normal ekonomik ilişkilerin kesildiği bile gözlenmiştir. Bu yolla Türk dünyasının ekonomik ve kültürel yakınlaşması engellenmiştir.[11]

İzlenen bazı yöntemlerle Slav kökenli nüfusun gelir ve refahı artarken, Orta Asya Cumhuriyetlerininki sürekli gerilemiştir. Orta Asya’da kişi başına düşen gelir Slav Cumhuriyetlerindeki oranın çok altındadır. Doktor, hastane ve yatak sayısı gibi sosyal göstergeler karşılaştırıldığı zaman da dengesiz bir oran ortaya çıkmaktadır. Bu bölgede, eski Sovyet idaresi kendi sömürgeci politikasını Çarlık dönemi politikalarına benzetmiştir. 1991 yılında yapılan bir Rus araştırmasında, “Orta Asya Cumhuriyetleri onbeş kardeşin en fakiridir.” diye belirtmektedir (Gumpel, 1994, s.19).[12]

Bu sebeplerden dolayı, Yeni Türk Devletleri, ayrı ayrı bakıldığında ekonomik olarak güçlü görünmemektedir. Fakat birbirini tamamlayıcı tarzda bir bütün olarak ele alındıklarında, çok güçlü bir ekonomik potansiyel ortaya çıkmaktadır. Rusya’nın ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturduğu eski yapının, bu ülkelerin kendi çıkarlarına göre, serbest ve açık bir yapı haline dönüştürülmesi zaman isteyen bir süreçtir. Türkiye gibi belli tecrübelere sahip bir kardeş ülkenin yardımlarıyla, böyle büyük bir potansiyelin akılcı bir biçimde değerlendirilmesi sonucu, yakın bir gelecekte Türk dünyasının güçlü bir ekonomik blok haline dönüşmesi mümkündür.

Böyle bir aşamaya ulaşılabilmesi için, Yeni Türk Cumhuriyetlerinin siyasi bağımsızlıklarının yanı sıra ekonomik bağımsızlıklarına da kavuşmaları gerekmektedir. Merkezden yönetim sayesinde eski Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilen ekonomik sömürüyü tamamen kaldırıp serbest bir yapıya kavuşmak için, bağımsız ekonomiler oluşturmak, üretim yapısını değiştirmek, maliye, döviz ve ödemeler bilançosu düzenlemelerini çağın ekonomik gerçeklerine uygun biçimde hayata geçirmek gerekmektedir.[13]

Sovyet sömürgeciliğinin bu ülkelerde bıraktığı bir diğer ekonomik miras, sermaye birikimindeki yetersizlik ve çarpıklıklardır. Yeniden yapılanma ve gelişme aşamasının başlangıcında olan Yeni Türk Cumhuriyetlerinde sermaye birikimi çok önemli bir rol oynayacaktır. Fakat, bu ülkelerde şu ana kadar sermayenin dağılımına yeterli önem verilmediğinden, mevcut sermayenin etkin kullanımı sağlanamamıştır. Ekonomik sömürü altında bulunduklarından dolayı, sermaye birikimi de sömürgecilik ilkelerine uygun olarak yerine getirilmiştir. Planlı ve maksatlı olarak Türk Cumhuriyetlerinde fabrikalar yerine yalnız Sovyet çıkarlarına hizmet eden üretim siloları geliştirilmiştir. Bu ülkelere gerektiği kadar sermaye dağıtılmamış, tersine kazandıkları paralar diğer bölgelere ve özellikle Rus bölgelerine aktarılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ