KUR’AN VE HADİS KÜLTÜRÜNÜN KUTADGU BİLİG’DEKİ İZLERİ

KUR’AN VE HADİS KÜLTÜRÜNÜN KUTADGU BİLİG’DEKİ İZLERİ

Kutadgu Bilig, İslâmî-Türk edebiyatının günümüze intikal eden ilk ve önemli eserlerinden biridir. Kutadgu Bilig Türk kültürü, Türk dili ve edebiyatı için büyük bir önem arzeder. Bu eser, Karahanlı hânedânından hükümdar Ebû Ali Hasan b. Süleyman Arslan (1056/7-1102/3) adına 642/1069-1070 yılında Balasagunlu Yusuf Has Hâcib tarafından kaleme alınmıştır. Yetmiş üç fasıldan müteşekkil bu manzum eserin aslı 6425 beyit olup ilâvelerle birlikte 6645 beyite ulaşmaktadır.[1]

Klasik İslâmî eserler gibi, Cenâb-ı Hakk’a, Hz. Peygamber’e, Dört Halife’ye ve sonra da Buğra Han’a hitaben yazılmış parçaları ihtiva eden Kutadgu Bilig, “siyasetnâme” türünden bir eserdir. Şâir, insanın melekelerini “adâlet, devlet, akıl ve kanâat” olmak üzere başlıca dört unsura ayırıyor ve bunların müşahhas timsâli olarak da adâleti, Gündoğdu adlı bir pâdişah; devleti, Aytoldı adında bir vezir; akıl’ı Öğdülmüş namında vezirin oğlu ve kanâati de Odgurmuş isimli vezirin kardeşi temsil ediyor.

Kitap baştan sona, bunların karşılıklı konuşmaları ile tartışma ve münâzaralarından ibarettir. Bütün bu konuşma ve tartışmalarda şâir, çeşitli konularda felsefî ve sosyal düşüncelerini ortaya koyuyor, öğütler veriyor; ayrıca toplumun çeşitli sınıf ve zümrelerinin mâhiyeti ile değerlerini, onlara karşı hükümdârın bakışını da aksettiriyor. Böylece devrinin sosyal hayatı ve olayları hakkında da bize ilgi çekici bilgiler veriyor.

Edebiyat tarihi ile ilgili kaynaklar Yusuf Has Hâcib’in hayatı ve tahsili hakkında bize yeterli bilgi vermemektedirler. Eserin tetkikinden onun Türk-İslâm kültürüne vâkıf bir şâir olduğunu anlamaktayız. Nitekim bu değerli eseri tahkîk edip günümüz Türkçesine çeviren Prof. Reşit Rahmetî Arat bu konuda şöyle diyor: “Yusuf, inanmış bir Müslümandır. O, Allah’ın varlığına ve birliğine, akla mürâcaat etmeden gönülden inanıyor”.[2] Bu da bizim onun iyi bir İslâmî eğitim gördüğü hususundaki kanâatimizi teyid etmektedir.

Kutadgu Bilig, adından da anlaşılacağı gibi, insana her iki dünyada tam manâsı ile mutlu olmak için lâzım olan yolu göstermek maksadı ile yazılmış bir eserdir.[3] Şâir, eserine niçin bu adı verdiğini 350. beyitte açıklamaktadır:

“Kitab atı urdum Kutadgu Bilig Kutadsu okıglıka tutsu elig”[4]

“Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum: okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin”.[5]

Merhum Reşit Rahmetî Arat, Yusuf Has Hâcib’in kaynakları konusunda: “Yusuf’un Kutadgu Bilig’te her fırsatta fikirlerine mürâcaat ettiği şahıslar ile isimlerini zikretmediği devlet adamlarının sözleri halk arasında dolaşacak şifâhî nakillere benzemediği gibi, Mahmûd Kaşgârî’nin eserinde gördüğümüz edebî parçaların da hepsi halk edebiyatı mahsûlü olmasa gerektir” diyor ve Türk kültür eserlerini ortaya çıkarmanın ehemmiyetine işaret ediyor.

Biraz önce de ifade etmeye çalıştığımız gibi, hem bir devlet adamı, hem de bir düşünce adamı olan şâirimiz, Türk-İslâm kültürüne vâkıf bir mütefekkirdir. Eseri tetkik edildiği zaman onun kaynaklarını büyük ölçüde Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in hadislerinin teşkil ettiğini görmekteyiz. Ne var ki o, şiirindeki bu mânâyı Kur’ân veya hadislerden aldığını belirtmemektedir.

Biz bu çalışmamızda Türk-İslâm edebiyâtının en büyük ve en eski eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig’teki bazı âyet ve hadislerin tahrîcini yapmaya gayret edeceğiz. Ancak eserin özelliğinden ortaya çıkan sebeplerle tam bir “tahrîc” çalışması yapmamız da oldukça zor görünmektedir. Bu bakımdan “Kur’ân ve Hadis Kültürünün Kutadgu Bilig’teki İzleri” adını vermeyi daha uygun gördük. Bunu yaparken maksadımız bir hadisin hadis mecmualarında bulunan bütün varyantlarını vermek değildir. Asıl yapmak istediğimiz Kur’an ve hadislerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünen bir edebî eserde bile âyet ve hadisleri tespit etmek, böylece Türk-İslâm kültürünün birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermeye çalışmaktır.

* * *

  1. “Bayat atı birle sözüg başladım Törütgen igidgen idim”[6]

“Tanrı adı ile başladım; O, yaratan, yetiştiren ve göçüren Rabbimdir”[7]

Her Müslüman müellif gibi, Yusuf Has Hâcib de eserine Allah’ın adı ile yani “besmele” ile başlamaktadır. Kur’ân okumaya besmele ile başlandığı gibi, herhangi bir işe besmele ile başlamak İslâmî bir gelenek haline gelmiştir.[8] Allah’ın elçisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) da mektuplarına besmele ile başlardı.

Şu hadis, şâirimize bu konuda ilham vermiş veya kaynak olmuştur: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile başlanmayan her önemli iş, bereketsiz ve netîcesiz kalmaya mahkûmdur”.[9]

Hadisin bazı varyantlarında “el-hamdü” ile başlanmayan her iş…” denilmektedir. Süleyman Çelebi’nin:

“Allah adın zikredelim evvelâ,
Vâcib oldur cümle işte her kula”

İfadesiyle mevlide başlaması ile, Yusuf Has Hâcib’in yukarıda verdiğimiz beyit ile kitabına başlaması arasında anlam bakımından hiçbir fark yoktur.

  1. “Negü tir eşitgil kişi edgüsü

Yorıp tın tokıglı ahır ölgisi”[10]

“Dinle, insanların iyisi ne der; yürüyen ve nefes alanların hepsi sonunda ölecektir”.[11]

“Her nefis (canlı) ölümü tadacaktır”.[12]

  1. “Şükür kıl ay nimet idisi unur

Şükür kılsa nimet bayat arturur”[13]

“Ey nimet sahibi olan muktedir kimse, şükür et; şükür edersen, Tanrı nimetini artırır”.[14]

Bu beytin şu âyeti hatırlattığı âşikârdır: “Verdiğim nimetlere şükretmesini bilirseniz onu artırırım, amma nimetlerime karşı nankörlük ederseniz azâbım elbette çetin olacaktır”.[15]

  1. “Kamug teprenigli bu sansız kalın

Tanukluk birür bir bayatıg tilin”[16]

“Bütün canlılar, bütün bu sayısız mevcûdât
Tanrının birliğine dil ile şehâdet getirir”
.
[17]

“Törüttü tümen ming halayıklarıg
Tili birle tengrig ögerler arıg”[18]

“Tanrı yüzbinlerce mahlûk yarattı; onların hepsi Tanrı’yı dilleri ile överler”.[19]

“Yedi gök, yer ve oralarda varolan her şey, Allah’ı anar, yüceliğini tekrar eder, tesbîh ederler. Fakat siz onların tesbîh edişlerini kavrayamazsınız. O, hakikaten hoş tutar, hatâları bağışlar”.[20]

  1. “İlig aydı ay toldı ivme serin

İg ol bu yazuklarka yulgı yarın”[21]

“Ey Ay toldı, acele etme, sabırlı ol; hastalık yarın günâhların kefâreti olacaktır”.[22]

İslâm literatüründe başa gelen felâketlerin, bilhassa hastalıkların, kişinin günâhlarına kefâret olacağı fikri yaygındır. Görüleceği üzere bu fikir, konu ile ilgili hadislerin varlığından kaynaklanmaktadır.

Rasûlullâhın zevceleri Hz. Âişe’den rivâyet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle demiştir: “Müslümanın başına gelen hiçbir musîbet veya hastalık yoktur ki, onun günâhlarının kefâreti olmasın; hattâ bir diken batmış olsa bile”.[23]

  1. “Tuz etmekni king tut kişik yitür

Kişi aybı görse sen açma yitür”[24]

“Tuzu ekmeği bol tut, başkalarına ikrâm et; bir kimsenin ayıbını görürsen açma, üstünü ört”.[25]

“Bu dünyada müslüman kardeşinin bir ayıbını örtüp gizleyen kimsenin, Allah da âhirette ayıbını örter”.[26]

  1. “Budun koy sanı ol begi koyçısı

Bagırsak kerek koyka koy küçisi”[27]

“Halk koyun gibidir; bey onun çobanıdır; çoban koyunlara karşı merhametli olmalıdır”.[28]

Bu beyit, Abdullah b. Ömer’in Peygamber (s.a.v.)’den naklettiği şu hadisten ilham alınarak yazılmış görünmektedir: “Her biriniz çobansınız ve sürünüzden mesulsünüz. Devlet başkanı bir çobandır ve halkından mesuldür. Kişi âilesinin çobanıdır ve âile fertlerinden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve ondan sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve kendisine emânet edilen bu maldan sorumludur.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ