KÜLTÜREL BELLEK MEKÂNI OLARAK TÜRKÜLER

KÜLTÜREL BELLEK MEKÂNI OLARAK TÜRKÜLER

Giriş

Evrenin ruhunu ontolojik anlamda kendi ruhuyla bütünleştiren insan, yaşamak için durmadan kendine ait değerler yaratır. Yaratılan her kendilik değeri, ait olduğu toplumun bir parçası ve onu kendilik ekseninde tutan koruyucu bir güçtür. Bu güç sayesinde insan, dünya üzerinde bir farkındalıklar bütünü yaratarak kime ve nereye ait olduğunu kavrar. Bu kavrayış özünde, dünyaya kök salmak ve onu anlamlı kılmaktır. Dünyayı anlamlandırmanın en derin fenomolojisi ise dildir. “Milli kimliğin en önemli belirleyicisi ve en önemli temsilcisi” (Buran, 2008: 118) olan dil, insanı evrende diğer canlılardan ayıran en önemli unsurdur. İnsanı, zamansal ve mekânsal boyuta geçmişten geleceğe taşıyan dil, insanın varlık sınırlarını kavramasını sağlayan bir değerler bütünüdür. Bu bütün içinde yansımasını bularak kendi içinde oturmasını öğrenen insan, o dilin varlık alanını güçlendirmek için yeni atılımlarda bulunur.

Türk dilinin kendilik değerleri ve varlık alanını en geniş anlamıyla içeren ve içselleştiren türkü, masal, destan, halk hikâyesi, mani, ninni ve bilmece, gibi edebî türler, Türk milletinin en önemli bellek mekânlarıdır. Bu kültürel bellek mekânları, “hem sosyal hem de zaman boyutta birleştirici ve bağlayıcıdır. Ortak deneyim, beklenti ve eylem mekânlarında “sembolik anlam dünyası” yaratarak, birleştirici ve bağlayıcı gücüyle güven ve dayanak imkânı sağlayarak insanları birbirine bağlar. ” (Assmann, 2001: 21).

Kültürel bellek mekânı, felsefik olarak insan belleğinin dış boyutlarıdır. İnsan kültürel bellek mekânları sayesinde, kendi değerlerini geleceğe devreder. Nitekim kültürel bellek mekânı, kendi olmanın bir ön koşuludur. Zira hiçbir şey, geçmişin oluşması ve geleceğe devredilmesi kadar kolay değildir. Bu açıdan türküler, Türk milletinin geçmiş yaşantıları ve bilgeliklerini, Türkçenin varlık alanı içinde geçmişten şimdiye ve şimdiden de gelecek kuşağa taşıyan edebî türdür.

Evrenin büyülü ve ritmik ruhunu kendi bütünlüğü içinde eriten türküler, Türk milletinin varlığı ve varlık alanını da ses ve melodiye dönüştürür. Bu dönüşüm kaynağını, Türk milletinin yaratıcı bilinç ve muhayyilesinden alır ve dünyaya yeni oturma, katılma alanları açar. Açılan her yeni oturma ve katılma alanı, Türk milletinin kültürel zaman kurgusunu, kendi olana yönlendirir ve ona tabi olanlar arasında bir duygudaşlık bağı yaratır. Bu büyülü duygudaşlık dünyasına girebilmek için, o bellek mekânının değerler düzleminin dilini, yaşam biçimini ve kültürel kodlarını iyi bilmek gerekir. Nitekim “insana tarihselliğini kazandıran, duyumsatan eriştirici niteliğiyle türküler, ontolojik varlık alanı” (Korkmaz, 2008: 129) olarak köksel hatırlatmayı kolaylaştırır. Böylece birey ve toplum, kendi öz imgelerini kullanarak yalıtıklaşıp, problem yitimine uğramaktan kurtulur. Türküler bu yönüyle bir anlam ve değer aktarıcıdır. Kişi aktarılan sıcak kendilik değerlerini türkülerin içinde sıkıştırılmış bir şekilde bulur ve yitip gitmekten kurtulur. Ünlü şairimiz Bedri Rahmi Eyüboğlu “Türküler Dolusu ” adlı şiirinde türkülerin önemini şöyle ifade eder.

“Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler, köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar mis gibi toprak”

(Parlatır, 2003: 114-116)

Kendi sesini türkülerin sade ve içten anlatımında bulan şair, yaşamın kutsal ve geleneksel aktarımlarını dilin büyülü dünyasında yeniden keşfeder. Zira türküler, ana sütü gibi temiz, sıcak ve besleyici, buram buram tarih ve memleket kokar. Eyüboğlu da aklın yüce ve büyülü yaratımı olan türküleri, taşıyıcı bir içtenlik mekânı olarak ele alarak memleketin tarihsel bir vesikası olarak değerlendirir.

Mitik anlamda geçmişin kutsal ve örtük öyküsünü şimdide yaşatan türküler, Türk milletinin varlık alanlarını da kendi diliyle genişletip sınırları aşmasına katkıda bulunur. İnsan da bu zengin kurucu kültürel bellek mekânı sayesinde, zaman ve mekânı aşarak bütün insanlığın adına düş kurar.

Mikro kozmik anlamda ait olduğu kavmin kolektif bilinçdışı ve bilinçaltının aynası olan türküler, kendi topraklarının öyküsünü anlattıkça kozmosun -insanın- mitik öyküsüne yeniden göndergelerde bulunur.

Bellek mekânı olarak türküler, savaş, ayrılık, hüzün, aşk, gelenek ve görenekleri simgelerin gizli diliyle bize sunar. Nitekim her türkü, bir yaşanılmışlığın ve deneyimin sonucu ortaya çıkar. Örneğin Nesimi’ye ait olan “Barıştan Yana” adlı türkü, savaşın yıkıcılığını kendi dili ve imge dünyasıyla bütün dünyaya haykırır.

“Yaşayan insanlar el ele verip
Türküler söylesin barıştan yana
Dünya cennetinden çiçekler derip
Türküler söylesin barıştan yana

Uluslar anlaşsın savaş olmasın
İnsanlar yürekten yaralı olmasın
Sözlükte savaştan eser kalmasın
Türküler söylesin barıştan yana”

(Alptekin-Sakaoğlu, 2006: 229)

Savaşın, insan bilincinde oluşturduğu tahribat, açtığı yara, bütün dünyanın karanlık ve yaşanmaz bir yere dönüşmesine sebep olduğu gibi, mutlulukların da ötelenmesine neden olur. Yaratıcı ve evrensel bir atılımla savaşın dili ve yıkıcılığını insan bilincinde yok etmeye çalışan Nesimi, dünyanın bir çiçek bahçesine dönmesini ister. Barıştan yana türkülerin okunduğu bir dünyada, yeni nesillerin, barış türküleri söyleyerek geleceğe koşmasını arzular. Bunu da kendi varlık alanı olan türkülerinin içinde eritmek, evrensel anlamda bütün dünyanın düşünü görmektir. Gelecek kuşaklara, el ele yaşamanın, ne kadar önemli olduğunu belirten “Barıştan Yana” adlı türkü, dünyada savaş dili yerine mutlaka ama mutlaka barışın dilinin kullanılmasını gerektiğini belirtir. Bu bağlamda türküler bize, barış ve insan sevgisini salık verir.

Ait olduğu halkın, tinsel varlığını içinde taşıyan türküler, o halkın kültürel ve tarihsel kodlarını da içinde barındırır. Bu açıdan türküler, bir anlam aktarıcı, taşıyıcı ve kurucudur. Aşık Veysel’in; “Kara Toprak” adlı türküsü, ataların dünyaya bakışı ve dünya yaşantısını ele alışı açısından önemlidir.

“Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır.

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim kara topraktan aldım
Benim sadık yârim kara topraktır.”

(Alptekin, 2004: 246)

Bir kültürel bellek mekânı olarak “Kara Toprak” türküsü, milletin ve insanlığın toprakla olan ilişkisinin mitik bir öyküsüdür. Bu öykü, deneyimlenme yolu ile öğrenilmiş olup, kendisini okuyan herkese insan-toprak ilişkisini açımlar. Fenomojik açıdan toprak, insanın kendisi, dünyadaki yüzüdür. Aşık Veysel de toprağı, evrensel anlamda kişinin yegâne dostu olarak görür. Nitekim arketipsel açıdan toprak, anne rahmi, “anima” (Fordham, 2004: 67-68), doğurucu, besleyici ve kuşatıcıdır. Bütün anlatılarda ülkü değerleri temsil eden toprak, “kara” sıfatıyla metaforik bir bellek mekânına dönüşür. Türküde de dünya ve toprak, bir dost ve anlam taşıyıcı bir unsur olarak anlamlandırılır. “Sarılmak, sadık, dost, bağlanmak, fayda, yar”; gibi açar ibareler, toprak ananın insan zihninde çağırışım değeri en belirgin olan özellikleridir. İnsanın doğumdan ölüme kadar, fiziksel ve tinsel açıdan oturma yeri olan toprak, kültürel bellek mekânı olan türkülerde emek, saygı ve sevgi ile anılır. Daha sonraki kuşaklarca da bu yönde anılması telkin edilir. Bu bakımdan “Kara Toprak” ile insanın kaderi evrensel anlamda bütün insanlığın öyküsünü anlatılır. Zira yaşamın sonluluğu, insanın toprak ile kurduğu ilişkiyi bir emek ve saygı bağlamında ele alınması gerektiği belirtilir. “Kara Toprak” adlı türküde de dönüştürücü güç olarak ele alınan toprak, bizi kendiliğe ve kendimize davet eden en önemli değerler bütünüdür.

Türküler, çağın ruhunu geçmişin bilgelikleriyle birleştiren, zengin bir anlatıma sahiptir. Geçmişin bilgelikle dolu sırlarını ataların sembolik söylemi ile günümüze taşıyan türküler, bize kendimiz olma ve kendilik değerlerimize sahip çıkmayı öğütler. Toplumsal anlamda bizi yitip gitmek ve ötekileşmekten koruyan türküler, yaşanan toplumsal çöküşleri de belleğinde barındırır. Bireysel ölümleri, toplumsal tinde canlı tutan türküler, ait olduğu dilin ve toplumun hafızasıdır. Kaya, “Türk milleti zaferden zafere koşarken yahut imkânsızlıkları yüzünden yaşanılan mağlubiyetler sırasında duygularını, heyecanlarını coşkularını türkülerle dile getirir.” (Kaya,1999: 181) diyerek toplumsal hafızanın mekânı olan türkülerin işlevselliğini vurgular. Ünlü “Yemen Türküsü” de dönemimde yaşanan tarihsel olayı toplumsal hafızada canlı tutar. Nitekim türkü/ler, her zaman bize uyanık kalmayı ve ataların geçmişte yaşadıklarını aktarır. Bir göndergeler bütünü olarak “Yemen Türküsü” de savaşa gidenlerle geride kalanların acılarını, sürekli tarihsel belleğimizde canlı kılar.

“Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır
Şu Yemen elleri ne de yamandır

Adı Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ”

(Kaya,1999: 182)

Toplumsal anlamda Türk halkının yaşam bildirisi olan “Yemen Türküsü”, tarihsel bir anıt gibi Türk tarihi içinde acı ve hüznüyle yerini alır. Kendi ölüm ve acılarını unutarak başka bir milletin yardımına koşan Türk halkı ve askeri, “Yemen Türküsü” her dile gelişinde o simgesel yolculuğa tekrar çıkar. Kendi sınırlarına binlerce kilometre uzak olan Yemen’e ulaşmak ve oradaki insanları savunmak için büyük bir mücadelenin içine giren Türk askeri, bu türküyle tekrardan anılır. Zira yalnız anılarımızı değil, içimizde taşıdığımız bütün atılımcı ruhu da bu türküyle Yemen’in sınırlarına katarız. Türkü bu yönüyle tarihsel göndermelerde bulunarak Türk milletinin bilinçaltında yatan sembolleri de açığa vurur. Kültürel bellek mekânı olan türküler, insana tarihselliğini duyumsatan, ontolojik bir varlaşma alanıdır. Bu alan, her anımsamada kendini biraz daha canlı kılar. Böylece toplum, kendi dili, geleneği ve yaşam biçimini yeniden oluşturur.

Yaşamın sonluluğunu dilin sonsuzluğu ile kucaklayan türküler, ölümlü insanı da toplumsal belleğe taşıyarak onu ebedî kılar. Özellikle metin içinde geçen mahlaslar ve türkünün adına yakıldığı kişi veya olaylar, zaman ve mekânda ölümsüzleşerek milletin bilinci ve belleğinde sonsuza dek yaşartır. Karacaoğlan, Gevherî, Ercişli Emrah, Aşık Ömer, Ruhsatî, Aşık Diyarî, Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş, Aşık Mahsunî Şerif, Aşık Veysel, Ozan Arif, Hacı Taştan vb. gibi türkü dostları, saz ve nağmenin her teline dokunuşunda kendilerini ölümsüzleştirir. Örneğin Karacaoğlan (1636-1686) yılları arasında yaşamasına rağmen yazdığı, yaktığı türküler onu kültürel bellek mekânlarımızdan silinmekten kurtarır. Eserlerinde hiçbir sanat endişesi taşımayan Karacaoğlan’ın hayatı, türkülerinde bütün yönleriyle yer alır. Zira türkü yakmak, âşık olmayı, aşık olmak ise yanmayı, yanıp dünyanın rüyasını görüp onun sesi olmayı gerektirir.

“Karacaoğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin,
İlikleşmiş düğmelerin
Çözer Elif Elif deyi. ”

(Alptekin, Sakaoğlu, 2006: 61)

Karacaoğlan’ın sesinde evrenin saklı bilgelikleri ve erdemi, onu dinleyen herkes tarafından bir kendilik değerine dönüştürülür. Yaşamın kutsal öyküsünü, kendi iç yangınıyla bütünleştiren Karacaoğlan, gönül kapısını tek tek, bir bir ehli hakikate açar. Her iliklenmiş düğme, bireyin kemale erişmesinde bir eşiktir. Eşikler ise “Elif’ açar ibaresi ile açılır.

Nitekim “Elif’ simgesi “Mutlak Ben”in yani Allah’ın kendisidir. Ancak aşık ile maşuk bu iklimde “Elif’ ile bütünleşerek varlığını ruhsal anlamda tamlığa ulaştırır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. İhsan Kurt dedi ki:

    TÜRKÜLERLE SELAMLAR OLSUN

    Üçlerimizle, yedimiz, kırkımız
    Türkü çığrır, türkü söyler Türkümüz
    Budur bizim başkasından farkımız
    Sazım türkülerle selamlar olsun !

    Türkülerimizde duyduk gurbeti
    Türkülerimizle bildik hasreti
    Halkımızın dili, gönül serveti
    Tezim türkülerle selamlar olsun !

    Sevdaları göğerten de türküler
    Sarmalayıp büyüten de türküler
    Gülen türküler, ağlayan türküler
    Sözüm türkülerle selamlar olsun !

    Kahramanlardan ses, yiğitçe eda
    Ferhat’ın külüngü, Mecnunca sevda
    Neşeli konuşma, hüzünlü veda
    Bizim türkülerle selamlar olsun !

    Yanan türküler, yakılan türküler
    Gözümüz gibi bakılan türküler
    Gönül dalına takılan türküler
    Gözüm türkülerle selamlar olsun !

    Selamda dostluk var, selamda barış
    Kini bırak selamlaşmakla yarış
    Türkümüzle selam gönülden sarış
    Özüm türkülerle selamlar olsun !

    İhsan KURT (1995)

BİR YORUM YAZ