KÖY ENSTİTÜLERİMİZDE EĞİTİM VE ÖĞRETİM İLKELERİ

KÖY ENSTİTÜLERİMİZDE EĞİTİM VE ÖĞRETİM İLKELERİ

I – Köy Kaynağına Kısa Bir Bakış:

Bir küme insanın, belli bir yerde temelli olarak oturmaya başladığı tarih, toplumsal hayatı kalın bir çizgi ile ikiye böler. Bu bölüntünün başladığı günden beri kurula-gelen köylerde tarih kocamaktan bıkmış gibidir. Devirler üst üste, katlana katlana bu köylerin kenarlarında höyükleşmiştir.

Tarihle beraber yaşlanmış köylerin küllüklerinde oyun oynayan ço­cuklar toprağı eşerlerken, büyükler köy kıyılarında dam temelleri açar­larken, bir kaç bin yıl önce yaşamış cedlerinin ellerinden çıkmış; çak­mak taşından yapılma avadanlıklar, toprak küpler, küçük kandiller, kırılmış çanaklar, ustalıkla işlenmiş heykeller bulurlar. Bazan da diri bir köyün veya cansız höyüğün altında bir kaç yüz yıl önce çökmüş köyün, onun altında da ondan evvelki çağların malı olan başka köylerin iskeletlerini gösteren temellere rastlanır. Tarihî kazılar yapı­lan yerlerde köyün geçmişini anlatan yüzlerce, binlerce eşya bulunur. Yaşlanmış mezarlıklar, büyüye büyüye bu köylerin dört bucağını sa­rarlar. Zamanla bu ihtiyar köylerin yakınlarında yeni köyler doğar. Eskilerden bir kısmı batar, belki de bir daha hiç dirilmemek üzere toprağın altına gömülür. Yeni doğanlar gelişir, canlanır, zaman geçtik­çe onlar da yaşlanır, çöker, onların üstüne de tekrar yenileri kurulur.

Her çağ kendi köyüne devrinin damgasını, hiç bir kuvvetin silip yok edemiyeceği şekilde basar, geçer. Bata çıka bütün tarih boyunca insan oğluna yuvalık yapan bu köylerin bağrında her devrin mânalı, düşündürücü izleri kalır. Tarihî olaylar köye mahsus hayata mayalık yaparlar. Gelişme şartlarını bulunca köy çiçeklenmeye başlar, günün birinde olgunlaşır, değerlenir, özlüleşir.

Köyler, tıpkı aynı familyanın bitkilerinde görüldüğü gibi biçim, renk, duyuş, düşünüş ve mukadderat bakımlarından birbirine eşit in­sanlarla dolar, boşanır, tükenmeyen bir kaynak gibi çağlar dururlar ve böylece topluma mayalık ederler.

Köylü halk, köy toplum hayatının çarkında bilene bilene yetişir. İş hayatı içinde yuğurula yuğurula, çalkana çalkana bağrından adı sanı belli olmayan değerler fışkırtabilecek duruma gelir. Yabanda başı boş dolaşan vahşi hayvanlar, köylünün elinde, onun emeğiyle evcilleşir, asilleşirler. Kırları kaplayan otlar, ormanları dolduran çalılar onun çalışmasıyla cins bitkiler veya meyvalar haline gelir, “Kültür bitkileri,, adını alırlar. Toprak, onun eliyle işlene işlene sırları çözülebilen, türlü maksatlar için kullanılabilen, hayatın devamını sağlıyan, verimli ve de­ğerli bir ana olur. Taştan veya kemikten yapılmış kaba âletlerle işe başlıyan, köye ilk defa yerleşen ve orada yıllarca, asırlarca didinen bu yaratık; tarih boyunca tabiatla baş başa kalan, tabiat kuvvetleriyle sa­vaşan, bu sebepten tabiatın sırlarını -amprik te olsa- deneylerle anla­maya çalışan ilk gözlemci kahramandır. Toplumsal hayatın en karışık, insanı ta iliklerine kadar içinden sarsan bütün olaylarına yol gösteren bu büyük oyuncudur. Hastalıkların en korkunçları, ölümlerin beklenmedikleriyle pençeleşen ve kurbanlarını vere vere bunların hepsiyle sava­şan bu arslandır. En korkunç fırtınaların karşısında kaya parçası gibi dim dik duran, toplumun zaman zaman çürümeye yüz tutan veya çö­ken taraflarının ağırlığını sırtlanan bu yiğittir. İşte toplumsal yaşayışa izcilik yapan kahraman, arslan ve yiğit vasıflı insanları hiç durmadan bıkmadan, yılmadan yetiştiren köy, insan oğlunun kurduğu en eski, en devamlı ve en kuvvetli okul, daha doğrusu Enstitüdür. Açılış tarihleri pek kısa olan modern okulların, enstitülerin veya üniversitelerin hiç birinde köy adlı bu Enstitüdeki kadar gerçek deneyler ve gözlemler yapılamamıştır. Tahılın, meyve cinslerinin islâh edile edile bugünkü ol­gunluğa gelişi, sulama vasıtalarının bulunuşu, değirmenlerin icadı, zi­raat âletlerinin tekâmülü burada harcanan emekler sayesindedir. Sığır, deve, keçi, koyun veya at cinslerinin asilleştirilmesi için köylünün dök­tüğü teri henüz zamanımızdaki üniversitelerin profesörleri dökememişlerdir. Köylü insan toprağa, bitkiye, hayvana, eşyaya, kısaca söylemek lâzım gelirse tabiat varlıklarına bağlı insandır. O hayatını, bu varlıkları değerlendirmekle kazanır.

Koy_Enstituler_Harita1[1]

II – Köyün, Kasaba veya Şehirleşmesi:

Bu olgunluğa erişebilen ve türlü bakımlardan önem kazanan köyler büyümeye, etraflarından kendi içlerine değerli insanları, iş arıyanları çekmeye başlarlar. Kısa bir zaman içinde alabildiğine genişlerler, günün birinde köy karakterini kaybeder, kasaba olurlar. Bunların çevrelerindeki köyler bir çok bakımlardan kasabaya bağlanırlar. Kasabalı bunları idare etmek, kendi isteklerine göre köylerden faydalanmak, bâzı hususlarda da onlara fay­dalı olmak amaçlarını güder. Köyle kasaba arasında bağlılıklar arttıkça artar. Bundan sonra kasaba her bakımdan kuvvetlenmeye başlar, çev­resindeki köyleri kendine sım sıkı bağlar, zamanla onları idaresi altına alır. Kasabanın maddî ve manevî kudreti arttıkça köy üzerine yaptığı etkiler de çoğalır. Köyünkünden ayrı vasıflarda ve kasabaya mahsus, kuvvetini köyden alan bir medeniyet ve kültür doğar. Ondan sonra kasabanın bir kısım insanlar için köyden daha sevimli, daha cazip bir hale geldiği görülür.

Zamanla bu kasabaların bazıları da karakter değiştirerek şehirleşirler. Buralara köyden veya kasabadan kopup gelen insanlar yığılma­ğa başlarlar. Türlü sebeplerle dolaylarındaki köylerle kasabalarda bu şehirlere bağlanırlar. Köy ve kasaba müstakil birer varlık olmaktan çı­kar, hayatsel birçok ihtiyaçlar yönünden ve mukadderat bakımından şehirin eline düşerler.

Kasaba ile şehirlerde kendilerine mahsus havanın içinde, köylü halktan büsbütün ayrı vasıflarda insanlar yetişir. İdareci sınıfa mensup olanlar, ticaret yapanlar, belli bir sanatla geçinenler, türlü işlerde çalı­şanlar, iş arayanlar, yeni yeni iş alanları açmayı tasarlıyanlar, köyler­deki topraklarını işletenler buraların en çok göze çarpan insan tiplerini teşkil ederler.

Kasaba ve şehirlerin sakinleri muayyen maksatlarla teşkilât kurabilirler; Devletin, sermaye sahiplerinin ellerindeki vasıtalardan fayda­lanma yollarını bulurlar. Böylece köylüye nazaran daha geniş bir çevre içinde iş görebilecek duruma gelirler. Yeni nesilleri bu maksada göre yetiştirmeye mahsus kurumlar açarlar. Hukuk, Ekonomi, Ticaret, Sanayi, Kültür gibi önemli ve hayatsel değerde ne varsa bunların kurallarını, ilkelerini kendileri saptar, kendileri gerçekleştirmeye giri­şirler. Böylece kasaba veya şehirler, insan hayatına ileri hamleler ka­zandıran bir medeniyete sahne olurlar. İşte bu sebeplerden köyle şehir ve kasabaların işlevleri birbirinden kalın çizgilerle ayrılır.

Şehir ve kasaba halkı, tabiattan, topraktan, hayvandan, sudan, ormandan, meradan, çayırdan uzaklaşır.

Tabiatın bağrında yaşama tarzından uzaklaşan insanlar, amaçları belli bir teşkilât altına alınarak ihtirasları çerçevelenmedi mi bunlardan bir kısmı değerlerinin birçoğunu kaybeder, kendi kendine yetmiyen, başkalarına bağlanan ve ancak onların sırtlarında yaşayabilen insanlar haline gelirler. Bunlar yeteneklerini hesaplamaksızın ne pahasına olursa olsun, esirlik şeklinde bile olsa, sırtlarında yaşadıklarını ellerinde tut­mak ve onları idare etmek isterler. Geçmişten beri süregelen bir çok kurullar, bilimler, ilkeler bu düşünce ile ortaya atılmış, türlü sıfatlarla kutsileştirilerek hayata geçirilmek istenilmiştir.

Koy_Enstituler001[1]

Her çağın bilginleri, halk önderleri, köylü ayaklanmalarına baş­kanlık edenler, son devirlerin düşünceli Devlet adamları; tabiattan uzaklaşan, tabiatın yerine insanı istismara yeltenen bu şehir yaratığı­nın ihtiraslarına gem vurmak istediler. Birbirlerinden ayrı iki âlem haline gelen köyle şehir arasındaki uçurumu kapatmak için çareler araştırdı­lar. Toplumsal hayat yönünden çok önemli olan bu iki kuvveti dengede tutmak istediler. Buna bazan muvaffak oldular, bazan da olamadılar. Her ne şekilde olursa olsun, bir çaresi bulunarak, her devirde ve her yerde toplum hayatındaki dengesizliğin önüne geçilebilmiş olsaydı, in­sanlık tarihinin akışı bildiğimizden büsbütün başka türlü olacaktı. Bu mümkün olmayınca, bu çıkmaza sapan milletlerin hayatında tarih ölçü­sünde büyük çöküntüler oldu. Heybetli, haşmetli bir imparatorluğun göçtüğü, servete garkolmuş şehirlerin battıkları görüldü. Bu olay kar­şısında, Tarih merhametsizce:

…İmparatorluğu köylü halkı, kanını emercesine istismar ederek, imparatorluğa temel olamıyacak hale getirdiği için battı, dedi.

Tarihin her devrinde örneğine rastlanan köksüz insanların idarele­rine geçen ulusların talihleri asla gülmedi. Bilhassa yeni medeniyet top­raktan uzaklaşan ve ham madde müstahsilini emerek geçinmek istiyen bu soysuzlaşmış insanın eline, maksadını geniş ölçüde gerçekleştirmeye elverişli bir çok imkânlar, fırsatlar ve teknik vasıtalar verdi. O, bu va­sıtaları kullanmaya başladıktan sonra, büsbütün zalimleşti. İmkân ve fırsat bulduğu diyarlarda, kökü toprağa gömülü olmıyan, halk yığınla­rına dayanmıyan, yalnız sömüren sınıfın menfaatlerini koruyan, temeli çürük bir devlet kurdu, hastalıklı bir medeniyet yarattı, onun meftûnu oldu. Bu medeniyet bilhassa teknik alanda harikalar gösterdi. İnsanları köylerden boşanarak büyük şehirlerde toplanan, desteklerini fabrikalar teşkil eden yeni bir âlem doğdu. Yeni insan bu milyonluk şehirlerin içinde, makine çarklarının arasında terbiye edilmiye başlandı. Büyük şehirin sihirli cazibesi dünyanın her tarafına yayıldı. Konforlu bir hayata kavuşma isteği bir çok insanlar için ülkü haline geldi.

Büyük sanayie dayanan ve büyük şehirlerde kurulan bu medeniyet, dünya köylerini korkunç bir şekilde emmeğe başladı. Büyük şehirde terbiye gören makine devri insanı nazarında köy kıymetten düştükçe düştü. Köylünün kıyafetinden türküsüne, türküsünden masalına, masa­lından diline, dilinden geleneklerine, oyunundan kilimine, kiliminden heybesine varıncaya kadar ulusal kültürle ilgili bütün değerleri bu tip insanlar nazarında iptidaî, aşağılık şeyler oldular.

Koy_Enstituler002[1]

Büyük denizlerin dalgaları gibi kıtaları kaplıyan ve dünya ölçü­sünde önem kazanan bu toplumsal olayların etkilerinden memleketi­miz de kurtulamadı. Bizde de kendi çapımızda, köylü halktan ayrılma­lar, ona yüz çevirmeler, onu kendi kendine bırakmalar oldu. İmpara­torluğun gerileme devirlerindeki hayatı bu hükmümüzü kuvvetlendire­cek misallerle doludur.

Köylü bu durum karşısında kendi içine kapandı. Katılaştıkça katılaştı sert bir kabuk bağladı. Her köy kapalı bir sır kutusu oldu. Bü­tün kuvvetini ve değerlerini içine toplıyarak kendi işini kendi görmiye, dertlerini kendi yenmiye, sırlarını kendi çözmiye başladı. Toplum ha­yatı ile ilgisi kesildi. Bu varlıkları birbirlerine bağlıyan bağlar çözü­lünce, köy artık ulusa mayalık yapamıyacak duruma düştü. Kendini idare edenlerden ayrıldı. Mukadderat birliğinin dışında kaldı. İdare edenlerin işlerine destek ve temel olmadı. Onun bu duruma düşüşü hem kendisi hem de mukadderatın alın yazısı icabı ondan ayrılanlar için çok zararlı oldu. Köyle beraber kasaba ve şehirde kısırlaştı, cılızlaştı, hepsi birden çürümeye yüz tuttu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ