KOSOVA’DAKİ TÜRK ESERLERİ

KOSOVA’DAKİ TÜRK ESERLERİ

Balkan yarımadası, kuzeyde Tuna ve Sava nehirleri, güneyde Marmara, Ege ve Akdeniz, batıda İyon ve Adriyatik Denizi, doğuda yine Tuna nehri ve Karadeniz ile sınırlanmaktadır. Bu coğrafyada takriben 780.000 km2 tutmaktadır. Nüfus olarak da yaklaşık 70-80 milyon insan yaşamaktadır. Günümüzde bu coğrafyada 10 Balkan ülkesi mevcuttur. Balkan kelimesi her ne kadar Türkçe “sık ormanlarla kaplı sıra dağ”[1] anlamına gelse de yarımadanın Osmanlı literatüründeki adı ‘Rumeli’dir. Bir başka deyişle Balkanlar, milletlerin, dinlerin, dillerin, kültürlerin ve millî coğrafyaların veya vatanların iç içe geçtiği, birbirine karıştığı bir coğrafyadır. Fransızcada “Balkanısation” veya Türkçe deyimiyle “Balkanlaşmak” kelimesi, çok boyutlu, iç içe geçmiş anlamına gelmektedir. Balkan yarımadasının merkezinde yer alan Kosova bölgesi de Balkanların bu çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü olma özelliklerini içinde barındırmaktadır.

Kosova’nın yüzölçümü 10.877km2’dir. Toplam nüfusu 2.080.000’dir. Dinî ve kültür farkı açısından nüfusun takriben dağılımı: %88 Müslüman, %10 Ortodoks ve %2’si Katolik’tir. Kosova’da resmî olmayan sonuçlara dayanarak etnik yapıya göre nüfusun takriben dağılımı ise şu şekildedir: %84 Arnavut (1.650.000), %10 Sırp (210.000), %2 Türk (50.000-60.000) ve %4 Boşnak, Goralı, Çingene vd. (70.000-80.000).[2] Bu resmî istatistiğe göre, Türk nüfusunun az gözükmesine rağmen, Kosova’da halkın %50’si Türkçe konuşabilmektedir. Bu da Türk nüfusunun asimilasyona tabi tutulduğunun açık bir ifadesidir.

Siyasî açıdan Kosova’daki durum incelendiğinde de, UMNIK (Birleşmiş Milletler İdaresi) denetiminde 17 Kasım 2001 tarihinde yapılan seçim sonucunda, Kosova Parlamentosu’nda yer alan 120 sandalyeden 83’ü Arnavut Partileri, 22’si Sırp Partisi, 3’ü Kosova Demokratik Türk Partisi, 4’ü Goralı ve Torbeşler Partisi, 3’ü Boşnaklar Partisi ve 5’i de Çingeneler ve Mısırlılar Partileri arasında paylaşıldığı görülmektedir.[3]

Balkanlar fatihi olarak bilinen Sultan I. Murat, 1389 yılında Kosova Meydan Muharebesini kazandıktan sonra, bir Sırplı tarafından savaş meydanında şehit edildiğinde; bugünkü Bulgaristan, Makedonya ve Kosova bölgelerinin tamamı, Yunanistan, Arnavutluk ve Sırbistan’ın büyük bir kısmı Osmanlı topraklarına katılmıştı. Sultan II. Murat döneminde, fetret devrinin kötü sonuçlarını ortadan kaldırmak ve Balkanlar’da Osmanlının sarsılan otoritesini kuvvetlendirmek amacıyla, 1448 yılında Haçlılara karşı kazanılan II. Kosova Savaşı, Türklerin Balkanları 550 yıl yurt edinmesini sağlamıştır.

Osmanlılar fethedilen nüfusça az oldukları bölgelere Anadolu’dan Yörükleri, Türkmenleri getirip iskân ettiler. Kosova’ya ise özellikle, Konya, Karaman, Aydın ve Maraş bölgelerinden Türk aşiretleri yerleştirilmiştir. Bu iskân siyasetinin sonucunda, 16. asrın ortalarında Rumeli’nin pek çok bölgesinde olduğu gibi, Kosova’da da Müslüman Türkler çoğunluğu teşkil eder oldular.[4]

Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da sağladığı bu asayiş ve güven ortamı sayesinde ekonomik hayat kısa sürede canlandı. Osmanlı hakimiyeti ile birlikte bölgede güvenlik sağlandı, yerli halktan angarya kalktı, ağır vergiler azaltıldı, kısaca keyfiliğin yerini kanun aldı.

Balkanlar tarihin hiçbir döneminde Osmanlılarda olduğu kadar huzur ve güven içerisinde olmadı. Beş asırdan daha fazla Türk hakimiyetinde kalan Kosova’da fethin ilk yıllarından itibaren ticarî hayat canlandırılmış, buna bağlı olarak Osmanlıların hakimiyetine geçmemiş yerlerdeki köylüler de buralara göçmüşlerdir.

Bir yandan Türkmen aşiretleri bölgeye yerleştirilirken, öte yandan Arnavut gayrîmüslim köylüler arasında İslâmlaşma hareketi hızla artmıştır.[5] Bu görüşe ilaveten Pagan inancına sahip bugünkü Arnavutların ataları olan İlirlerin, Slav ve Ortodoksların baskı ve zulümlerinden kurtulmak için İslâm dinini tercih ettikleri bilinmektedir.[6]

Kosova’da Osmanlı hakimiyeti döneminde yoğun bir imar faaliyetine girişildi. Mevcut şehirler yeni bir anlayışla imar ve ihya edilirken yeni şehirler ve yerleşim yerleri kuruldu. “Bir cami ve onun etrafında kümelenen kültürel, sosyal ve iktisadî kuruluşların oluşturduğu” külliyeler mahalleleri, mahalleler şehirleri meydana getirdi.[7]

Külliye denilen ve toplumun her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikteki bu kompleksler, varlıklı insanların kurdukları vakıflarla hayatiyetlerini sürdürebildiler. Devlet gücüne, zenginliğe ve bu zenginliğin hayrata dönüşmesine dayalı bu yeni kültür modeli, Müslüman olan-olmayan demeden bütün İmparatorluk tebaasını kuşattı.[8]

Şehir merkezlerinde, cami-mescit, tekke-zaviye ve türbe gibi dinî; han, bedesten, kervansaray, arasta ve çarşı gibi ticarî; imaret, hamam, köprü, su kemeri, çeşme ve saat kulesi gibi sosyal; mektep, medrese ve kütüphane gibi eğitim; kale, hisar, kule-ocak, burç ve tabyalar gibi askerî yapılar inşa etmek suretiyle, Türk şehir dokusu anlayışı bölgeye hakim kılındı. Bu suretle bölgeye yeni bir yaşama tarzı, hayat ve medeniyet getirildi. Kosova’da Prizren, Priştine, Yakova (Cakova), Gilan, Mitroviçe, Vushtri (Vuçetırn), Kaçanik ve İpek (Peç) gibi şehirlerdeki Türk şehir dokusunun, günümüze kadar gelebildiğini kısmen de olsa görmek mümkündür. Kosova’daki Osmanlı yapıları, Anadolu’da Bursa, Edirne, Amasya, İznik ve Manisa gibi şehirlerdeki anıtsal yapılarla boy ölçüşebilecek bir düzeydedir.

Osmanlı’nın Balkanlar’daki toprak kaybı, 1699 Karlofça Antlaşması ile başlamış, 1878 Berlin Antlaşması ile devam etmiş ve en son olarak 1912-1913 Balkan Savaşları neticesinde Kosova, Arnavutluk ve Makedonya bölgelerinin kaybedilmesiyle son bulmuştur. Böylelikle Balkan Savaşlarının ardından, Balkanlarda bir hakimiyet değil, bir vatan kaybedilmiştir. Balkan Savaşları sonunda Kosova Sırbistan’ın hakimiyetine geçti; 1918-1941 yılları arasında Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı idaresinde kaldı ve 1941-1991 yılları arasında da Sosyalist Federatif Yugoslavya Cumhuriyeti içinde yer aldı.

Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Karadağ ve Makedonya Cumhuriyetlerinden oluşan Sosyalist Federatif Yugoslavya Cumhuriyeti, 1976 yılında çıkarılan Anayasa ile Kosova ve Voyvodina bölgelerine özerklik veya muhtariyet statüsü verdi. Tanınan bu özerklik statüsü ile Kosova, kendi siyasî meclisini ve mahallî idare sistemini kurma hürriyetine kavuştu. Bir başka deyişle bu özerklik, Kosova’nın içişlerinde ve mahallî idarelerde bağımsız, dış işlerinde siyasî ve hukukî olarak da Sırbistan’a bağlı bir muhtariyetti. Bu anayasal değişiklikten de memnun kalmayan Kosovalılar, Yugoslavya Federasyonu içinde diğer 6 Cumhuriyet gibi Cumhuriyet olma mücadelesi verdiler. Mücadele ilk olarak 1980 yılında Priştine’deki talebe isyanıyla başladı ve 1990 yılına kadar devam etti. 1990’da Sırbistan’ın tek taraflı kararıyla, Kosova önce olağan üstü hal bölgesi ilan edildi, ardından Kosova Özerk Meclisi feshedilerek özerklik statüsü de kaldırıldı ve Sırbistan’a bağlandı. 1990-1999 yılları arasında Nato harekatına kadar Sırplar bölgeyi askerî güç ve terörle idare etti. 11 Nisan 1999 Nato harekatıyla, Kosova Devlet İdaresi UMNIK (Birleşmiş Milletler İdaresi) tarafından yapılmaktadır. Bunun lojistik desteğini de KFOR (Kosova Birleşmiş Milletler Gücü) sağlamaktadır.

Bu savaş döneminde, Kosova’da Müslüman, Ortodoks ve Katoliklere ait toplam 1282 yapı hasar görmüştür. Bunlardan 623’ü Müslümanlara, 187’si Ortodokslara ve 62’si Katoliklere aittir. İslâm cemaatine ait 623 yapıdan 80’i çok hasarlı, 48’i orta hasarlı, 234’ü az hasarlı ve 263’ü hasarsız olarak savaş dönemini atlatmıştır. Daha net bir şekilde açıklayacak olursak, 31 cami, 2 medrese, 2 kule, 7 tekke, 2 türbe ve 1 konak tamamen yıkılmıştır.[9] Kosova’daki dinî yapıların hasar durumunu verdiğimiz bu istatistiklerde eski eser statüsünde olanlar olmakla birlikte, yeni yapılar da bulunmaktadır.

Bu çalışmamızda, Kosova’da yer alan Osmanlı dönemini yapılarının tamamını tanıtma amacında değiliz. Burada asıl hedefimiz; Kosova’da Meşhedi Hüdâvendigâr Türbesi, Priştine’de Fatih Camii, Çarşı Camii, Prizren’de Sinan Paşa Camii, Mehmed Paşa Camii ve Hamamı, Kukli Bey Camii, Sûzî Camii ve Köprüsü, Cakova Hadım Camii ve Mahmut Paşa Camii gibi önemli gördüğümüz yapıları tanıtıp, orada bulunan Türk eserlerinin mevcut durumunu tespit edip, Türk mimarîsindeki yerini belirlemektedir.

Yüksek mimar, merhum Ekrem Ayverdi’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arşivleri ve saha araştırmalarına dayanarak kaleme aldığı eserinde, Kosova’da toplam olarak 361 Türk eseri tespit edilmiştir.[10] Kullanım amaçlarına göre eserlerin dağılımı şu şekildedir:

Dinî: Cami (215), Tekke (24), Türbe (9) 248
Eğitim: Medrese (15), Mektep (26) 41
Ticarî: Han (42) 42
Askerî: Kale (2), Kule-ocak (1)      3
Sosyal: Hamam (9), Köprü (11), İmaret (2),
Çeşme (1), Saat Kulesi (4)            27

Toplam 361

Bu savaşta en fazla İpek, Cakova, Gilan ve Mitroviçe’deki yapılar hasar görmüşlerdir.[11] Bu yapılar arasında Cakova Hadım Camii ve Bektaşî Tekkesi; İpek Defterdar Camii, Kurşunlu Camii, Fatih (Bayraklı-Çarşı) Camii ve Hacıbey Camii, Mitroviçe Mustafa Paşa Camii, Gilan-Dobruçan’da (Türk köyü) Camii, Priştine’de Lap Camii, Rugova’da Hasan Ağa Camii, Vuçetırn Çarşı Camii vb. sayılabilir. Savaştan sonra eserlerin onarımlarına başlanmıştır.

2001 yazında, Kosova’da, Türk Tarih Kurumu adına, Ekip başkanlığını yürüttüğüm “Yurt Dışı Türk Kültür Varlıkları Envanteri” çalışması gerçekleştirilmiştir. Yaptığımız çalışma sonucunda, ayakta olan yapıların türlerine göre dağılımının şu şekilde olduğu tespit edilmiştir: 65 cami, 12 tekke, 13 türbe, 6 köprü, 3 kale, 2 kule, 1 kışla, 1 telgrafhane, 2 debbahane, 2 han, 5 hamam, 3 saat kulesi, 11 çeşme, 7 medrese ve mektep, 2 kütüphane, 1 saray ve 13 konak olmak üzere toplam 150 eser.[12]

Bununla birlikte Kosovalı değerli araştırmacı Raif Vırmiça[13] ise, bu sayıları şu şekilde vermektedir: 92 cami, 14 medrese, 43 mektep, 12 köprü, 10 hamam, 51 türbe, 9 saat kulesi, 5 rüştiye, 24 çeşme, 25 tekke, 3 kale ve 2 kütüphane olmak üzere toplam 290 eser. Aradaki farklılığın sebebi, araştırmacının şu an ayakta olmayan ve yakın tarihlerde inşa edilmiş (Örneğin; son 20 yılda) eserlerin de bu toplama dahil etmesidir.

Kosova’da ilk Osmanlı mimarî eseri olarak bilinen Priştine Sultan I. Murad Hüdâvendigâr Türbesi’ni, manevî ve tarihî değerleri açısından yazımızda ilk olarak ele alacağız. Priştine’ye 10 km. uzaklıkta bulunan türbe, Sultan Murad Hüdâvendigâr’ın Kosova Ovasında şehit olduğu yerde inşa edilmiştir. 1389 yılında Kosova Muharebesi’nin yapıldığı Kosova ovasında, türbenin olduğu yerde on binin üzerinde şehidimizin kabri bulunmaktadır.

Sultan Murad Türbesi’nin, Yıldırım Beyazıd döneminde 14. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği tahmin edilmektedir. Yapının orijinal hâli, belli değildir. Ancak farklı dönemlerde değişik onarımlardan geçtiği bilinmektedir. Türbe ilk olarak Melek Ahmet Paşa’nın Rumeli Beylerbeyliği döneminde 16. yüzyılın ikinci yarısında geniş çaplı bir onarımdan geçmiştir. Evliya Çelebi ile birlikte türbeyi ziyaret eden Sadrazam Melek Ahmet Paşa, türbenin bakımsız ve harabe durumuna üzülmüş, türbe önüne bir çevre duvarının inşa edilmesini ve bir ailenin türbe bakımını üstlenmesi talimatını vermiştir. Türbe daha sonra, Sultan Reşad’ın 1911’de Kosova’yı ziyareti sırasında bir kez daha onarımdan geçmiştir (Resim-1,2). Kare planlı ve kubbe ile örtülü olan türbenin girişinde iki sütuna oturan bir medhal vardır (Resim-3,4). Türbe içinde sanduka ve şamdanlar yer alır (Resim-5). Türbenin günümüzdeki iç düzenlemesi ve sanduka üzerindeki puşide 1990’lı yıllarda T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır. Türbedar ailesinin barındığı selâmlık binasının da bu dönemde inşa edildiği tahmin edilmektedir (Resim-6). Türbede, Sultan Abdülaziz’in beratıyla maaş karşılığı türbedarlık vazifesi verilen Buharalı Hacı Ali ailesinin, günümüzde de bu görevi devam etmektedir.

Priştine’ye 5 km. uzaklıkta Mitrovica’ya giden yol üzerinde bulunan, Priştine Gazi Mestan (Bayraktarlar) Türbesi, Sırpların kahramanı Miloş Obiliç Anıtı’nın yakınındadır (Resim-7). Türbenin, 1389 Kosova Muharebesi’nde şehit olan meçhul iki bayraktara ait olduğu tahmin edilmektedir. Bu sebeple, halk arasında Bayraktarlar türbesi olarak da anılmaktadır. Türbenin 16. yüzyıl eseri olduğu tahmin edilmektedir. Sekizgen planlı türbe, kubbe ile örtülüdür. İçinde iki sanduka bulunmaktadır (Resim-8). Türbe, 1999’daki Kosova Savaşı’nda Sırp ve Arnavut askerleri tarafından sığınak olarak kullanılmıştır. Harap durumdaki türbenin acilen onarıma ihtiyacı vardır.

Priştine, Fatih Camii, şehir merkezinde saat kulesinin yanında bulunmaktadır (Resim-9). Yapı, 1461-62 yılında, Fatih Sultan Mehmed tarafından inşa edilmiştir. 1682-83 tarihli onarım kitabesinde, yapının IV. Sultan Mehmed döneminden daha sonra onarıldığı belirtilmektedir (Resim-10). Caminin 18. ve 19. yüzyıllarda da bazı onarımlardan geçtiği anlaşılmaktadır. Kare planlı, 17.66×17.70 m. ölçüsünde olan cami, onikigen kasnağa oturan tek kubbe ile örtülüdür. Kubbe köşelikleri pandantiftir (Resim-11). Üç kubbeli bir son cemaat yeri vardır. Minarenin petek kısmı yıkılmış, 1955’te onarılmıştır. Minber ve mahfili ahşaptandır. Çok güzel bir işçiliğe sahiptir. Camide son cemaat yerinin ön cephe duvar yüzeyinde ve harimin iç duvar yüzeylerinde 18. yüzyıla ait kalem işi duvar süslemeleri bulunmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al