KLASİK DÖNEM ANADOLU SANAYİİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME (1500-1605)

KLASİK DÖNEM ANADOLU SANAYİİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME (1500-1605)

Osmanlı Devleti’nin kurumlarının en mükemmel şekline ulaştığı klasik dönem olarak tabir edilen XVI. yüzyıl, hemen her sahada olduğu gibi sanayi alanında da zirvenin yaşandığı bir dönemdir. Askeri ve siyasi olarak Osmanlı Devleti’nin varlık mücadelesinde önemli bir yere sahip olan Anadolu, sanayi alanında da devletin ihtiyaçlarına belli oranda cevap verebilecek nitelikteydi. Kuruluşundan yıkılışına değin stratejik konumu münasebetiyle sürekli savaşmak zorunda kalan Osmanlı, devlet insiyatifini savaş sanayisinin gelişimi noktasında kullanmıştır. Top ve gülle dökümü, barut imali ve hatta gemi inşası için İstanbul’daki üretimin yetersiz kaldığı durumlarda Anadolu’da küçümsenemeyecek bir faaliyet göze çarpmaktaydı.

Dönemin önemli sanayi kollarından olan dokuma sanayisi Anadolu’da yerel ihtiyacın ötesinde İstanbul’un ihtiyaçlarına da cevap verebilecek nitelikteydi. Hatta Anadolu’dan gerek Batı ülkelerine ve gerekse doğuya bu sanayi kolundan mamul madde ihracı yapılmaktaydı. Deri sanayisinin de, hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Anadolu’da önemli bir yere sahip olduğunu ifade etmek gerekir. Yerel ihtiyacın yanı sıra İstanbul’un ihtiyaç duyduğu deri de Anadolu’dan temin edilmekteydi. Tesadüf edilen diğer sanayi kolları daha ziyade bölgesel ihtiyacı karşılamaya yönelik, ancak üretim fazlası olduğu zamanlarda ihracına izin verilen küçük işletmeler şeklindeydi.

Bu çerçevede konu ele alınıp incelediğinde, Anadolu sanayisi hakkında genel bir düşüncenin oluşabileceği kanaatindeyiz.

1. Savaş Sanayisi

Osmanlı Türklerinin geleneksel silahı olan ok ve yay, ateşli silahlar bulunmuş olmasına rağmen XVI. yüzyılda da önemini kısmen muhafaza etmekteydi. Oldukça düzgün ve zarif bir şekilde tasarlanan Osmanlı yaylarının uzunluğu 80-120 cm. arasında değişmekteydi. Yay akağaçtan yapılır, kabza ve uç kısımları öküz ve manda boynuzlarından alınan kemiklerle kaplanırdı. Yayların iki ucundaki kemiklere takılan kirişse, sığır ve özellikle öküz sinirinden yapılırdı.[1] Anadolu’nun bir çok şehrinde rastlayabileceğimiz kirişhanelerin daha ziyade bu amaca hizmet ettiği söylenebilir. Bu dönemde kılıcın da yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ancak ehemmiyetine binaen daha ziyade tekamül eden harp teknolojisi üzerinde durulacaktır ki bunu da top ve gülle dökümü, barut imali ve gemi inşası şeklinde sıralayabiliriz.

1.1. Top ve Gülle Dökümü

Osmanlı devletinde top dökümü büyük oranda İstanbul’da Tophane-i Amire’de gerçekleştirmekteydi. İhtiyaç durumunda ise Edirne, Avlonya, Semendire, Novaberdâ, İşkodra, Belgrat, Budin, Mısır, Basra, Erzurum, Birecik ve Van tophanelerinde de top dökümü yapılmaktaydı.[2] Erzurum ve Birecik Tophaneleri için bilgilerimiz son derece sınırlıdır ancak, Van Tophanesinde sınırlı sayıda top dökülmesine karşın gülle ve fındık dökümünde oldukça aktif olduğu gözlenmektedir.

1.1.1. Erzurum Tophanesi

Erzurum’da 1576 tarihinde taş ve topraktan yapılmış bir tophanenin yağmur ve kardan dolayı harap olduğunu ve yerine yeniden kârgir bir binanın yapılmış olduğunu görmekteyiz. Özellikle İran seferlerinin bir kısım mühimmatının hazırlandığı Erzurum’daki tophanede kısmen top dökümü yapılmaktaydı.[3]

1.1.2. Birecik Tophanesi

Osmanlıların doğudaki top döktükleri merkezlerden birisi de Birecik’tir. Topçular katibi Hasan’a göre IV. Murad’ın Bağdat seferinde kullanılacak topların dökülmesi ve iki adet balyemez ile diğer büyük çaplı bazı topların dökümü burada gerçekleştirilmişti. Dökülecek topların kalıpları İstanbul’da hazırlanmış ve Kağıthane’den döküm için toprak götürülmüştü. Burada dökülen toplar ise Bayram Paşa vasıtasıyla Musul’a sevk edilmişti.

1.1.3. Van Tophanesi

Arşiv kayıtlarında varlığına 1565 yılından itibaren rastlanan Van Tophanesi, Van Kalesinin ve eyalete bağlı diğer kalelerin darpzen ve top ihtiyacını temin etmek için kurulmuştur. 1565 tarihinde Erciş ve Ahlat kaleleri için ihtiyaç duyulan 50 adet darpzenin Van Tophanesi’nde döküldüğünü görmekteyiz. Bu darpzenler için gerekli olan 40 kantar kalay, Amid kalesindeki miri mahzenlerden; toprak, Hizan’dan; ardıç otu, gemi ile Ahtamar adasından; demir, Kiğı madeninden ve lazım olan kereste de bedeli mukabilinde halktan karşılanmıştır.

1578 yılında başlayan İran harpleri sebebiyle topa ihtiyaç duyulmuş ve buna mukabil Van beylerbeyine gönderilen 1578 tarihli hükümde, İstanbul’dan gönderilen üstat topçular vasıtasıyla, kırık topların da eritilerek yeni topların dökülmesi ve ihtiyaç duyulan mahallere dağıtılması istenmiştir.[4] Ayrıca İstanbul’dan gönderilen top üstatlarının, civardaki topçu neferlerinin de yardımıyla Diyarbekir ve Şehrizol şehirlerinde de top döktükleri görülmektedir.[5]

Top ve tüfeklerde kullanılan çeşitli çaplardaki yuvarlak ve fındıkların dökümü için demire ihtiyaç duyulması, dökümhanelerin demir madenleri kurulmasını zorunlu kılmıştır. Van’da dökülen yuvarlak ve fındıklar için demir Kiğı’dan ve 1574 sonrası Van bölgesinden, kurşun ise Hakkari’deki kurşun madenlerinden temin edilmiştir.[6] Bilecik Madeninde de önemli ölçüde yuvarlak dökümü yapılmaktaydı. Anadolu kethüdasına gönderilen 1568 tarihli hükümde Birecik Madeni’nde üretilen on altı, on dört ve on bir vukıyyelik atar top yuvarlaklarının sayısı on beş bine eriştikten sonra, kalan yuvarlakların topçu başı tarafından gönderilen kalıba göre işletilmesi istenmiştir.[7]

1.2. Barut İmali

Barut üretimi önemli düzeyde İstanbul’daki Baruthane-i Âmire’de gerçekleştirilmekteydi. Ancak barutun temel hammaddesi olan güherçilenin Anadolu’nun hemen her yerinde sıklıkla rastlanan bir maden olması, barut üretiminin yaygın olarak Anadolu’da da yapılmasına imkan sağlamıştır. Lazkiye, Göynük,[8] Kayseri, Niğde, Larende,[9] Kiğı, Mazgird, Tekman,[10] Erciş, Ahlat,[11] Malatya, İçel,[12] Erzurum, Erzincan, Tercan, Kemah, Oltu ve Kars[13] tespit edebildiğimiz önemli güherçile üretim merkezleridir. Ancak bu madenlerin tamamında barut üretiminin yapıldığı söylenemez. 1571 yılında Van, Erciş, Ahlat ve Adilcevaz madenlerinden çıkarılan güherçile ve Hakkari madenlerinden çıkarılan kükürt Van’da barut üretimini mümkün kılmıştır.[14]

1571 tarihinde Kiğı, Mazgird ve Tekman kazalarından çıkarılan güherçile, Erzurum kalesinde siyah barut imali için kullanılmaktaydı.[15] 1576 yılında Diyarbakır’da barut işlendiğini tespit edebiliyoruz.[16] Erzurum beylerbeyine gönderilen 1577 tarihli bir hükümden Erzurum’da işlenen güherçilenin barut imali için Oltu’ya sevk edildiği anlaşılmaktadır.[17] Elimizdeki bilgiler esas alındığında barut imal edilen yerlerin daha ziyade Anadolu’nun doğusunda yoğunlaştığı görülmektedir. Bunda madenlerin niteliği kadar, bölgenin stratejik konumunun da önemli bir etken olduğu düşünülebilir.

1.3. Gemi İnşası

Osmanlı denizcilik tarihinde kuruluştan XVII. yüzyıla kadar olan dönemde kürekli gemilerin İnşa edildiği görülmektedir. Yelkenli gemi inşası ancak XVII. yüzyıldan sonra mümkün olmuştur. XVI. yüzyılda inşa edilen gemilerinin en önemli kısmını kadırgalar teşkil etmekteydi ve bunlar tamamen Osmanlı gemi teknolojisinin bir ürünüydü.[18] Anadolu’da bulunan tersanelerde de çektiri tipi, kadırga ve benzeri küçük tonajlı gemiler inşa edilmekteydi.

1.3.1. Sinop Tersanesi

Sinop, Karadeniz kıyısındaki tek doğal liman olması ve gemi inşası için lüzumlu kaynaklara sahip bulunması hasebiyle tersane için ideal bir yerdi. Başta kereste olmak üzere kendir, zift, üstüpü Sinop ve civarından temin edilmekteydi.

Osmanlı İmparatorluğu, Sinop’taki tersaneyi Candaroğulları’ndan devralmış ve XVI. yüzyılda da ihtiyacı olan bir çok harp gemisini burada yaptırmıştı. Nitekim Sinop Tersanesi’nde inşa edilen gemiler arasında 1566’da 15 kadırga, 3 mavna, 1571’de 25 kadırga yer almaktaydı. İnşa edilen gemi çeşit ve miktarlarından Sinop Tersanesi’nin Galata ve Gelibolu’dan sonra üçüncü büyük tersane olduğu anlaşılmaktadır.

1.3.2. İzmit Tersanesi

Osmanlılar tarafından fethinden çok önceleri de tersanesi bulunan İzmit civarında elverişli ormanların bulunması her dönemde gemi inşasını teşvik etmiştir.

İzmit Tersanesi, gemi tezgahları ve kereste mahzenleri olan bir tersane idi. İzmit’te Hünkar Sarayı yakınında bulunan tersane, XVI. yüzyılda zaman zaman tamir geçirmişti. Mesela 1554’teki genel tamirden sonra, 1566’da yıkılan 4 kapısı ile bazı duvarları yeniden inşa edilmiştir.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ