KIZILELMA’YI ARAYAN ÜÇ YAZAR: ÖMER SEYFETTİN, ZİYA GÖKALP, RAGIP ŞEVKİ YEŞİM

KIZILELMA’YI ARAYAN ÜÇ YAZAR: ÖMER SEYFETTİN, ZİYA GÖKALP, RAGIP ŞEVKİ YEŞİM

Çıktı Otranto’ya pür- velvele Ahmet Paşa
Tuğlar varsa gerektir Kızılelma’ya kadar

Yahya Kemâl, Gedik Ahmet Paşa’ya Gazel

Kızılelma, Türkler arasında cihan hâkimiyetinin sembolüdür. Bazen Türklerin yaşadıkları bölgeye göre daha batıda, ulaşılması gereken bir yer, bazen de bir ülkenin önemli bir yapısının üzerinde parıldayan altından yapılma bir yuvarlaktır. Bu top zaferin işareti, hâkimiyetin veya fethedilmek üzere seçilmiş yerin sembolü olarak kullanılmıştır. Kızılelma motifi Türklerde çok eski inançlara ve töreye dayanır. Yenisey Yazıtları’na göre, Barlık suyu boyunca oturan Oğuzları, buradan hep batıya doğru yürüten güç Kızılelma olmuştur. Bu bakımdan Kızılelma çok güçlü bir fetih idealinin sembolü olmuştur. Örneğin, Ergenekon Destanı’nda Kızılelma, Ergenekon’dan çıkma ve eski yurda yeniden sahip olma idealidir. Ulaşılması gereken, ülkeleri ele geçirmek için fetihleri amaç hâline getiren bir semboldür.

Türkler hangi yöne giderlerse gitsinler ulaşacakları zafere, ulaşmadan önce Kızılelma adını vermişlerdir. Hazar Denizi’nin doğusundan gelen Oğuzlar, Hazar kağanının çadırının üzerinde bulunan ve hâkimiyetin sembolü olan altın topu ele geçirmeyi amaç edinmişlerdir. Kızılelma ideali buradan İran’daki Türklere, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Osmanlıların fethetmek istedikleri yerlerde bir Kızılelma’nın varlığına inandıkları ve bunu ele geçirmek için çabaladıkları görülmektedir.

Osmanlılardan önce de var olan ancak Osmanlılarla olgunlaşan bir amaçtır Kızılelma’yı ele geçirmek. Kızılelma’nın bir kavram olarak, gittikçe arzulanan bir emel, gaye ve somut hedef hâline gelişi daha çok Osmanlılarda kendini gösterir. Türk’ün ortak bilinçaltında efsanevî bir şekilde yaşayan bu idealin Osmanlılar zamanında yazılı kaynaklara da geçtiği görülmektedir. Bu devirdeki anlayışa göre Kızılelma, değişmez ve tek bir gerçeklik alanında değil, ideal sahasındadır. Osmanlı padişahları dünya hâkimiyetine ulaşmak için ilk aşama olarak İstanbul’u görmüşlerdir.

Bu düşünce halk ve askerler arasında Kızılelma adı ve efsanesiyle ile yayılmış, İstanbul’a sahip olmanın sembolü olmuştur. Ayasofya’nın önünde bulunan Justinyanus heykelinin bir elinde kızıl bir küre bulunmaktaydı ve bu küre Bizans’ın devamı için bir uğur sayılmaktaydı. Bu küre Türkler tarafından sahip olunması gereken bir hedef yani Kızılelma olarak sembolleştirilmiştir. İstanbul’un Türklerin eline geçmesinden sonra, yeni Kızılelma Roma’daki St. Pierre Kilisesi’nin kubbesidir. Kızılelma Katolik dünyanın merkezine taşınmıştır.1 Türklerin yeni Kızılelma’sı Roma, Fatih’in düzenlediği Otranto Seferi’nin de hedefi olmuştur. Ragıp Şevki Yeşim de romanında Türklerin İtalya’daki Kızılelma macerasını anlatmıştır.

Osmanlı Devletinin zayıflamasından ve yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra unutulmaya yüz tutan Kızılelma ideali, 20. yüzyıl başından itibaren gelişen Türkçülük akımı ve geliştirilmek istenen millî mefkûreyle tekrar gündeme gelmiş ve bu görüşleri savunanlar için motive edici bir güç olmuştur. Bunun edebiyata yansımaları ise Ziya Gökalp’te ve Ömer Seyfettin’de görülür. Ziya Gökalp’in Kızılelma adlı manzum hikâyesi 1913 yılında Türk Yurdu dergisinde yayınlanmıştır. Ziya Gökalp eserini eski mesneviler şeklinde ve ideolojik yönü ağır basan bir tarzda kaleme almıştır. Kızılelma2 şiiri ideolojik içeriğine rağmen konuyu ele alışıyla, fikirleri bir aşk masalı içinde eritmesiyle ve oluşturduğu şiir atmosferiyle bir sanat eseri özelliği gösterir. Bu manzum hikâyenin konusu kısaca şöyledir: Ay Hanım Bakülü zengin bir ailenin kızıdır. Paris’te eğitim gören Ay Hanımın tek bir ideali vardır ve eğitimini de bu yüzden sürdürür. İyi bir eğitim alarak Turan’da okullar açmak niyetindedir. Eğitimini bitirir ve Bakü’ye döner. Bakü’de, Paris’te öğrendiği modern bilgilerin yanında Doğu’yu da tanımak ister. Ülkesinin en büyük âlimi Sadettin Molla’dan ders almaya başlar. Burada İstanbullu ressam Turgut’a âşık olur. Turgut “Bu yol Kızılelma’ya gider.” diye bir tabela görmüştür ve Sadettin Molla’dan Kızılelma hakkında bilgi almak istemektedir.

Sadettin Molla bu iki gence Kızılelma’nın nasıl bir yer olduğunu anlatır. Kızılelma’nın Türklerin tarih boyunca ulaşmak istedikleri yer, ideal olduğunu söyler. Dinlediklerinin etkisi altında kalan Ay Hanım, idealist biri olduğu için aşkını ikinci plana atar ve bu ideali gerçekleştirmenin yollarını arar. Bu idealin gerçekleşmesinin tek şartı ona inanan ve uygulayan bir gençlik yetiştirmektir. Ay Hanım, bu düşünceyle hürriyet olmadığı için Bakü, Kazan veya İstanbul’da kurulamayacak olan okulunu Lozan yakınlarında açar. Burası bir “Türk Beldesi”dir ve adını da Kızılelma koyar. Kızılelma bir ilim şehridir ve bu girişimi duyan Türk gençleri buraya akın eder. Burada aldıkları fen, ziraat, ticaret ve sanat eğitimiyle bu gençler Türk dünyasını canlandıracaktır. Bir bakıma onlar Türklük dünyasını yeniden yaratacak “yeni Adem ve yeni Havvalar” olacaklardır. Ay Hanım, Turgut’u unutmak için buranın işleri üzerine yoğunlaşır. Turgut ise hâlâ Kızılelma’yı aramaktadır. Bir gün Lozan’da kurulan Kızılelma’nın ilânını görür, buraya gelir ve resim hocası olmak için başvurur. Ay Hanım Turgut’a görünmez çünkü aşkının alevlenmesinden korkmaktadır. Turgutla, Ay Hanımın yardımcısı Tomris Hanım ilgilenir. Turgut, Tomris’i daha önceden hayal meyal gördüğü Ay Hanım sanarak âşık olur. Ancak Tomris Ertuğrul adlı bir gence âşıktır. Onların evleneceklerini duyan Turgut, intihara karar verir. Son anda Ay Hanım ortaya çıkarak durumu anlatır, sevgilisini ölümden kurtarır ve evlenirler.

Ay Hanım, sosyal yönü, kültürlü olması, kendini adadığı bir idealinin bulunması ve sevdiğini koruyan ve kurtaran yönleriyle ideal bir kadın tipidir. Turgut ise şairliğinden gelme bir özellik olarak romantik bir kişilik sergiler. Sadettin Molla da idealist, bilgili, veli bir kişilik olarak çizilmiştir. Mehmet Kaplan, Sadettin Molla için şu tespitleri yapar. “Sadettin Molla, cezbesi ile Türk – İslâm tarihinde çok önemli bir yer tutan velilere yaklaşır. Fakat o kendisini sadece Allah’a adayan eski tip veli değil, Gökalp gibi toplumun kaderi ile çok yakından ilgili bir fikir adamıdır. Gökalp’in deyimiyle o, bir -içtimaî mutasavvıf- (sosyal mistik) tir.”3

1912 yılında yayınladığı Altın Destan şiirinde Türk milletinin içinde bulunduğu kötü durumu gözler önüne seren Gökalp, ondan bir yıl sonra yazdığı Kızılelma’da ise Türk milletine kurtuluş yolu olarak Kızılelma ideali altında birleşmeyi göstermiştir. Fakat Türk milletini kurtaracak, yükseltecek bu Kızılelma nedir? Kızılelma neresidir? Sadettin Molla,

Kızılelma yok mu? Şüphesiz vardır,
Fakat onun semti başka diyardır…
Zemini mefkûre, seması hayâl
Bir gün gerçek, fakat şimdilik masal..

diyerek, Kızılelma’nın bir hayal olduğu, sadece düşüncede mevcut olduğunu, hayalden hakikate geçmenin imkânsız olmadığını anlatır. Ay Hanım işte bu masalı gerçekleştirmek ister. Kızılelma’nın hayalden hakikat durumuna geçmesi için eğitime önem vererek Türk kimliğine sahip çıkan bir gençlik yetiştirmek gerekmektedir.

Türklük, tarih boyunca kendisine yabancılaşarak millî benliğini yitirmiştir. Ay Hanımın kurduğu okul ile yeni bir nesil yetişecek ve bu benlik tekrar kazanılacaktır. “Kızılelma’da ideolojik bakımdan dikkati çeken iki nokta vardır. Bunlardan birincisi Sadettin Molla’nın Turgut’a açıkladığı ana fikirdir. Türk ırkı, Kızılelma diye yüzyıllar boyunca ülkeden ülkeye koşmuş, fakat aradığını bulamamış, tam tersine, kendisini başkaları için yok etmiş, kendi benliğine yabancılaşmıştır. Bunun sebebi, Türklüğün özelliğini kendi içinde değil, dışarıda aramasıdır. İkinci önemli nokta ise, Ay Hanım’ın Sadettin Molla’nın fikrine dayanarak, İsviçre’de Lozan civarında kurduğu Türklük Beldesi, İlim Sitesi veya Kızıl Elma’dır.”4 Gökalp, Türklerin Kızılelma ideali altında birleşip ortak dil, ortak duygu kısaca ortak hayata sahip olmalarını ister. Ziya Gökalp, Türklere Kızılelma’yı ulaşılacak olan bir ideal olarak gösterir ve Türk birliğinin sağlanması, nihaî hedefidir.

Maksadı gitmektir birliğe doğru,
Millî düşünceye dirliğe doğru.
Bilir bir gün millî irfan doğacak,
Yeni Orhun, yeni Turfan doğacak.
İçtamî bir yurt, kavmî bir tarih
Edecek Türklüğü taklitten tenzih.

mısralarıyla Kızılelma’nın amacını belirtir.

Kızılelma motifi bu şiirde çöken bir devletin ve milletin yerine, bütün Türklerin bir araya gelerek kuracakları Turan devleti olarak ele alınmıştır. İkinci Meşrutiyetten sonra özellikle Ziya Gökalp’in ve Türk Ocağı’nın çalışmalarıyla “her tarafta çatırdayan imparatorluğun Türk unsuruna milliyetçilik fikrini aşılamak, onları geniş bir Türklük dünyasından haberdar etmek çabaları, bir noktada aşırıya gidiyor ve asıl sarınılması gereken ana vatan kavramı uzak Türk illerini de içine alan meçhul ve mevhum bir belde hâline geliyordu.”5 Ziya Gökalp’in Kızılelma şiirini yazış amacı, ortaya koyduğu düşünceler ve Kızılelma sembolüne yüklediği anlam bu doğrultuda ele alınabilir.

Ömer Seyfettin’in 1917 yılında yazdığı Kızılelma Neresi?6 adlı hikâyesinde Kızılelma sembolü tarihten alınan bir konuyla anlatılmaktadır. Hikâyenin başında Koca Sekbanbaşı Tarihiden alıntılanmış ve Nizam-ı Cedid’e karşı çıkan yeniçerilerin söylediği şu sözler epigraf olarak kullanılmıştır: “…Hemen göstersünler. Dalkılıç olur, düşmanı harap iderüz ve kralın tacu tahtını başına geçirip Kızılelmaya dek giderüz.” Hikâye, bu efigrafla doğru orantılı olarak gelişmekte ve Kızılelma idealinin Türk askerleri için taşıdığı anlam araştırılmaktadır.

Hikâyenin ana kahramanı Kanunî Sultan Süleyman’dır. Kanunî, bir sefer öncesi otağında otururken dışarıda askerlerin “Kızılelma’ya, Kızılelma’ya” diye bağırışlarını duyar. Kanunî, doğuda olsun, batıda olsun sefere çıkarken galeyana gelen askerlerin hep Kızılelma’ya diye bağırdığını, bu narayı yeniçeri kışlalarında, sipahi ocaklarında, geçit törenlerinde hatta sarayın iç bahçesinde bile duyduğunu düşünür. Aklına Kızılelma’nın neresi olduğu sorusu gelir. Binlerce defa ismini duyduğu bu memleket nerededir? Bu kısa hikâye Kanunî Sultan Süleyman’ın bu soruya cevap araması üzerine kurulmuştur. O, bu soruyu aralarında Sokullu Mehmet Paşa, Ayas Paşa, İskender Paşa gibi etrafında bulunan yöneticilere sorar ama tatmin edici bir cevap alamaz. Kazaskerler Kızılelma’nın halk tarafından uydurulmuş bir efsane olduğunu, hakikat olmadığını, bu yüzden de ne şeraitte ne de ilimde yerinin olmadığını, ancak örfte olduğunu söylerler. Kanuni bu cevaplar üzerine halkı idare eden fakat halkın istediği şeyi bilmeyen yöneticilere kızar ve kendini sorgular. Acaba kendisi Kızılelma’nın neresi olduğunu biliyor mudur? O da bu sorunun cevabını bilmemektedir ama sezmektedir. “Kızılelma, tabiatın, ilmin, irfanın ötesinde bir hakikattir.” Hikâyenin sonunda Kanunî, üç asker getirilmesini ister ve onlara Kızılelma’nın neresi olduğunu sorar. Üçünden de “Kızılelma padişahımızın bizi götüreceği yer, oranın neresi olduğunu ancak padişahımız bilir.” cevabını alan Kanunî Sultan Süleyman, “Kızılelma benim gitmek istediğim yer. Hakkın beni göndereceği yer.” sonucuna varır.

Ömer Seyfettin’in Kızıl Elma Neresi? adlı hikâyesi, Türk ordusunun kendi içinden, örfünden çıkardığı millî bir ideali gerçekleştirme kararlılığını ve ona sahip çıkma duygusunu anlatmaktadır. Bu hikâyede üzerinde durulması gereken en önemli nokta, Kızılelma idealinin yönetici sınıftan ziyade halk arasında yaygın olduğu, dahası kaynağının halkın kendisi, örfü olduğu üzerine vurgu yapılmasıdır.

Kızıl Elma Neresi? adlı hikâyede, Kızılelma motifinin Türk ordusu içinde kazandığı anlam işlenmiştir. Kızılelma ne Viyana, ne Roma, ne Hind ne de Çin’dir. O, ordunun yöneldiği, padişahın alınmasını istediği herhangi bir yerdir. Kızılelma, Türk askerinin devletine ve padişahına bağlılığının sembolüdür. Kızılelma, Tanrı’nın ve onun gölgesi olan padişahın Türkleri götürmek istediği, götüreceği yerdir. Böylece zafere bir kader duygusu da katılmış olur. Ömer Seyfettin bu hikâyesinde Kızılelma’yı ordunun manevî gücünü artıran, seferler sırasında askerlerin motivasyonunu sağlayan bir kavram olarak ele almıştır.

Kızılelma sembolünün edebî eserlerdeki yansımasına örnek teşkil eden bir diğer eser Ragıp Şevki Yeşim’in Kızıl Elma isimli romanıdır. Ragıp Şevki Yeşim, 1910-1971 yılları arasında yaşamış, gazetecilik yapmış, öykü ve tarihî romanlar yazmıştır. Tarihî olayları gerçek şahsiyetler aracılığıyla anlattığı romanlarında, basit bir dil kullanmış, tarih sevgisi kazandırmayı amaç edinen popüler tarihî romanlar kaleme almıştır.

Ragıp Şevki Yeşim’in Büyük Türk Romanı alt başlığı altında 1971 yılında yayınlanan Kızıl Elma7 adlı tarihî romanı, Fatih Sultan Mehmet’in Roma’yı fethetme düşüncesi ve bu yoldaki girişimleri etrafında gelişen olayları anlatmaktadır. Fatih Sultan Mehmet, Otranto’nun fethinden sonra İtalya’nın daha iç kesimlerini ele geçirmek istemektedir. Bu amacını gerçekleştirmek için Ömer adlı İtalyanca ve Rumca bilen yiğit birini, İtalya’nın iç kesimlerinde neler olup bittiğini, oraların halkının neler yaptığını, Roma’ya giden yollar üzerinde ne tür tehlikeler bulunduğunu araştırmakla görevlendirir. Ömer, bir İtalyan kılığında Roma’da yaşayacak ve İstanbul’a buradaki siyasî ve askerî durum hakkında bilgi yollayacaktır. İşte roman Ömer’in (İtalya’daki ismiyle Antonyo Minotto) İtalya’nın iç kesimlerinde başından geçen olayları, Akıncıların Türk korkusunu İtalya’ya yaymalarını ve oradaki diğer Türk casuslarının bilgi toplama çalışmalarını ele almaktadır.

Roman bu konular etrafında gelişirken pek çok ayrıntı üzerinde durulmuştur. Bunlardan en dikkate değer olanı, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden kalkıp padişahın emri ile İtalya’ya yerleşmiş Türk casuslarının memleket özlemleri ve oradaki bilgi toplama çalışmalarıdır. Kimisi çiftçilik kimisi ayakkabıcılık yapmakta kimisi ise meyhanede çalışmaktadır. Çok iyi organize olan ve sistemli bir şekilde çalışan bu Türklerin tek amacı bir gün Türk ordusunu oralarda görebilmek ve Kızılelma idealinin gerçekleştiğini tanık olmaktır. Burada dikkat çeken bir diğer önemli nokta da akıncıların İtalya’ya yaydığı Türk korkusudur. Türk ilerleyişi yüzünden İtalya’da matem havası hâkimdir. Türkler hakkında olumsuz düşünceler halk arasında yaygındır ve endişeli bir bekleyiş vardır. Romandaki gerilimi sağlayan unsurlardan biri de Fatih’in yavaş yavaş zehirlendiği haberini Türk casuslarının öğrenmelerine rağmen bu haberi İstanbul’a ulaştıramamalarıdır. Romanın sonunda Fatih’in ölümü üzerine İtalya’daki Türk ilerleyişi sona erer.

Romanda Kızılelma, Roma şehri olarak gösterilmiştir ve bu yönüyle somut bir idealdir. “Büyük İdeal” başlığını taşıyan bölümde Fatih, Ömer’i Roma hakkında bilgi toplamakla görevlendirirken amacını da açıklar. Niyeti Kızılelma’yı almaktır. Fatih’in Kızılelma hakkındaki sorusuna cevap veren Ömer, Kızılelma motifinin bu romanda taşıdığı anlamı da açıklar: “Kâfir diyarında Papa’nın oturduğu Roma şehrinde bir kilise varmış. Galiba Sen Piyer dirler bir kilise imiş. Bu kilise sabahları güneş doğarken, akşamları güneş batarken kubbesi ile kızarırmış ki, yuvarlaklığı ile, Kızılelma’ya benzermiş.”8 Ömer, Roma’ya ulaşınca buraya neden Kızılelma denildiğini daha iyi kavrar. Yazar, Ömer’in o andaki düşüncelerini şu şekilde tasvir etmektedir. “Yeni doğan kızıl bir güneş bu şehrin üzerine yayılıyordu. Ama, ilk anda levend Ömer’in gözünü alan, bu güneş ışığı ile kıpkızıl bir yuvarlak oldu. Sen Piyer kilisesinin kubbesindeki yuvarlaklık… Yıllardan beri duyageldiği, doğuda bütün savaşçıların dillerinden eksik olmayan, padişahın sık sık tekrarladığı şey, kızıl güneş ışıkları ile bir elmayı andıran kubbenin görüntüsü onu heyecanlandırdı.”9 Sen Piyer Kilisesi’nin Kızılelma olarak adlandırılmasının kültürel bir arka planı da vardır. Eski Türk evlerinde tavanda veya aynalar üzerinde asılı duran yıldızlı şişe veya madenden olan toplara altın top, al alma, kırmızı alma, altın alma, kızıl alma adları verilirdi.

Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma idealini Fatih Sultan Mehmet devrinde kazandığı anlam doğrultusunda ele almıştır. İstanbul’un fethinden sonra doğan yeni şartlardan dolayı Türklerin yeni hedefi daha batı, Hıristiyanlığın merkezi Roma olmuştur. Artık Osmanlı padişahları, devlet adamları, askerler ve halk için Bizans Kızılelma’sından sonra Roma Kızılelma’sını almak tek amaç hâline gelmiştir. Roma şehrinin Kızılelma olarak adlandırılmasındaki somut anlam, St. Pierre Kilisesi’nin kubbesinin şeklinden ve üstünün kurşun yerine kırmızı bakırla kaplanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Yahya Kemal’de, Otranto Kalesi’ni alan Gedik Ahmet Paşa için yazdığı gazelinde Sen Piyer Kilisesi’ne ve Kızılelma idealine gönderme yapar.

Çıktı Otranto’ya pür-velvele Ahmet Paşa
Tuğlar varsa gerektir Kızılelma’ya kadar
Ra’d-ı tekbîr kopup gitmelidir bank-i ezan
Dâr-ı küffârda meşhûr kenîsâya kadar10

Ragıp Şevki Yeşim, romanında bu tarihî gerçeklikten hareket etmiş, Roma Kızılelma’sının Osmanlılar için taşıdığı stratejik ve tarihî önemin üzerinde durmuş, padişahtan başlayarak tüm halk kesimlerinin aynı ideal etrafında nasıl kenetlendiğini göstermiştir.

Romanda Kızılelma ideali Fatih’in kişiliğiyle, hayalleriyle birleştirilmiştir. Yazar, Fatih’e romanın başında şunları söyletir: “Bizans hayâli gözlerime uykuyu haram etmişti. Şimdi de o haldeyim. Kızıl Elma hayâli ile gece gündüz dopdoluyum. Atam Osman Gazi’den bana devrolunan Osmanoğlu ülkesini Avrupa topraklarının derinliklerine kadar genişletmek istiyorum. Kayıhan aşiretinden nasıl cihangirâne bir devlet doğduğunu bütün dünyaya anlatmak niyetindeyim.”11 Ragıp Şevki Yeşim, romanda Kızılelma idealinin Türk ordusu tarafından gerçekleştirilme kararlılığını başta Fatih gibi bir padişah bulunmasına bağlamıştır. Hatta Ömer, Fatih’in zehirlendiğini öğrenince artık önemli olanın İtalya’nın fethi değil, Fatih’in hayatının kurtarılması olduğunu söyler.

Fatih Sultan Mehmet’in ölmesiyle romandaki iyimser ton birden değişir. Yazar tarafından coşkulu bir şekilde anlatılan Türk ilerleyişi, askerlerde Kızılelma idealinden kaynaklanan heyecan yerini karamsarlığa ve umutsuz bir bekleyişe bırakır. Fatih’in ölümü askerlerin Kızılelma’yı almaya olan inançlarını zayıflatmıştır. Ömer askerlerin içinde bulunduğu durumu şöyle dile getirir: “Hiçbirinin ağzını bıçak açmıyor! Bu iş başlaması ile bitti, onlar da bunu hissediyorlar. Gönüllerini büyük bir şevk doldurmuştu, şimdi bu şevkten bir katresi bile kalmadı!”12 Şüphesiz bu durum Kızılelma sembolüne ve tarihin bu dönemine Ragıp Şevki Yeşim’in bakış açısını en açık şekilde ortaya koymaktadır. Romanda Kızılelma ideali Fatih’in rüyasıdır ve yerine geçen, babası gibi aktif olmayan Beyazıt orduyu geri çağırarak bu rüyanın gerçekleşmesini engeller. Ragıp Şevki Yeşim, Otranto Kalesi’nin komutanı Gedik Ahmet Paşanın ağzından bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirir: “Batı Roma İmparatorluğunu yıkmak, Kızıl Elmaya dek gitmek, tüm bu toprakları Osmanoğulları bayrağı altına sokmak nerede kaldı? …hepsi masal oldu. Yüzyıllar sonra, bizim ardımızdan Kızılelma efsanesini okuyanların lâneti kimin üzerine olacaktır, tarih bunu yazacaktır.”13 Ragıp Şevki Yeşim, Kızıl Elma romanında Fatih’in Türkler için idealleriyle ve yaptıklarıyla değerli bir hükümdar olduğunun altını çizmiş, Kızılelma motifini Fatih’in Roma’yı alma arzusu olarak somut bir hedef şeklinde işlemiştir.

Ragıp Yeşim’in Kızılelma’sı coğrafî sınırları ve stratejik şartlarıyla bellidir. Hedef Roma’nın ele geçirilmesidir. Onun Kızılelma’sı Fatih döneminin Kızıl elmasıdır. Amaç batıya ilerlemek ve Katolik kilisesinin merkezine sahip olmaktır. Bu yönüyle dinî bir karakter de gösterir. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma idealini şartlara ve zamana göre değişen somut bir hedef yani Roma şehri olarak görmüştür. Oysa, diğer iki yazarda Kızılelma tek bir gerçeklik alanında değil düşünce ve hayal dünyalarında aranmıştır. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’te coğrafî ve tarihî şartlara bağlı olmayan, daha çok ideal yönü ağır basan bir Kızılelma düşüncesi vardır. Ömer Seyfettin, Kızılelma’ya halkın kendi içinden çıkardığı ve Türk ordusuna mânevî bir destek sağlayan düşünce olarak yaklaşır. Ordu nereye yönelirse Kızılelma oradır düşüncesini savunur. Ziya Gökalp’te Kızılelma’nın daha çok ideolojik boyutuyla karşı karşıya gelinmektedir. O, Kızılelma idealini Turan fikriyle birleştirir ve şimdilik bir hayal olarak görür. İleride gerçekleşeceğine inandığı Türk birliğinin zihinlerde canlı kalmasını sağlayacak, zemine ve zamana bağlı olmayan bir imajdır onun Kızılelması. Ziya Gökalp’in Kızılelma’ya yaklaşımında diğer iki yazardan bir diğer farkı da, bu sembolü işlerken konusunu Osmanlı tarihinden almamış olmasıdır. Hatta o Kızılelma’nın tarihte başka coğrafyalarda aranmış olmasını eleştirir ve bu durumun Türk kimliği üzerindeki olumsuz etkilerine vurgu yapar. Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ragıp Şevki Yeşim’in Kızılelma motifine yaklaşımlarındaki ortak payda ise, Türkleri siyasî, askerî ve kültürel başarıya götürecek bir manevî dayanak aramaları ve bunu Kızılelma motifinin birleştiriciliğinde bulmalarıdır.

Ortaya konulan bakış açıları ışığında, bu eserlerin bitiş şekilleri değerlendirildiğinde, Ragıp Yeşim’in eseri hayal kırıklığı ve umutsuzlukla biterken diğer iki eser geleceğe umutla bakar. Hatta Ziya Gökalp’in Kızıl Elma şiiri kişisel ve toplumsal mutluluğun gelecekte kurulacak Türk birliğinde yani Kızılelma’da olduğu düşüncesinden hareketle kaleme alınmıştır. Ömer Seyfettin’in hikâyesi de tarihî bir konuyu işlemesine rağmen geleceğe yönelik mesajlar taşır. Ona göre Kızılelma ideali Türkler için Tanrı – devlet – halk bütünleşmesini sağlayan bir düşünce, kaynağını halktan alan ve yine halkı motive eden bir semboldür.

Türk mitolojisinde en geniş anlamıyla ulaşılması gereken hedef olarak tanımlayabileceğimiz Kızılelma, bazen coğrafî bölgeler veya varılması gereken hedefler; bazen nerede olduğu belirtilmeyen ancak fethedilmesi gereken yabancı memleketler; bazen de tüm Türkleri birleştirme fikrinin sembolü olmuştur. Kızılelma, Türk edebiyatında bu özellikleriyle yerini alırken burada ele alınan üç eserde de bu yaklaşımların izini sürmek mümkündür.

Fatih ÖZDEMIR 
Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Doktora öğrencisi, İstanbul.

Kaynak: Turkish Studies – International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 3/5 Fall 2008


Dipnotlar:
  1. İsmet Çetin, Kızıl Elma, Ecdâd Yayınları, Ankara 1997. 
  2. Ziya Gökalp, Kızılelma, Kültür Bakanlığı Yayınları, haz. Hikmet Tanyu, İstanbul 1976, s. 9-30. 
  3. Mehmet Kaplan, “Kızıl Elma”, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar I, Dergah Yayınları, İstanbul 1999, s. 554.
  4. Mehmet Kaplan, “Kızıl Elma”, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar I, Dergah Yayınları, İstanbul 1999, s. 555-557.
  5. İnci Enginün, “Halide Edip Adıvarın Eserlerinde Doğu ve Batı Meselesi”, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1995, s. 152.
  6. Ömer Seyfettin, Eski Kahramanlar, Rafet Zaimler Kitap Yayınevi, haz. Tahir Alangu, İstanbul 1963, s. 91-101.
  7. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971.
  8. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971, s. 20.
  9. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971, s. 11S.
  10. Yahya Kemal, Eski Şiirin Rüzgârıyla, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1999, s. 71.
  11. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971, s. 22.
  12. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971, s. 117.
  13. Ragıp Şevki Yeşim, Kızılelma, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1971, s. 187.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al