KIZILDERİLİ MİTOLOJİSİNDE MİTİK HAYVANLAR

KIZILDERİLİ MİTOLOJİSİNDE MİTİK HAYVANLAR

Dünya mitolojilerinde bazı hayvanlar insanlar tarafından saygı duyulur bir konuma getirilmiştir. Bu konum zaman içerisinde değerinden bir şey kaybetmemiş aksine kült haline getirilmiştir. Makalemizde bu hayvanlardan baykuş, ayı, yılan, örümcek, kaplumbağa, kirpi, possum, geyik ve yaban sığırı yer almaktadır.

Tabiatla iç içe yaşamış olan Kızılderili mitolojisinde geniş ölçüde yer alan bu hayvanların yaratılması da mitolojik bir zeminde gerçekleşmiştir. Kızılderili mitolojisinde de yer bulan inanca göre Tanrı Maheo, ilk yarattığı insanın yaşamını devam ettirmesi için hayvanları yaratmıştır.

Şayen kabilesinin yaratılış efsanesine göre Büyük Ruh Maheo, ilk insanı ve ilk insana eşi yarattıktan sonra onları beslemek ve onlara bakmak için hayvanlar yaratır. Bu yaratma efsanede, “Yiyecek ve elbise yapmak için onlara geyikler, süslerini yapmak için oklu kirpiler, açık ovalarda hızlı ceylanlar ve toprakta yuva yapan kır köpekleri vermiş (Marriott-Rachlin, 2003: 44) şeklinde geçmektedir.

Diğer efsaneler ve mitik anlatılarda geçen hayvanlar aşağıdaki başlıklarda şu şekilde incelenmiştir:

mitoloji-baykus

1. Baykuş

Kuşlar, insanlığın var olmaya başladığı zamandan beri insan hayatında önemli bir yer edinmiştir. Farklı fiziki davranışları ve hareket kabiliyetleri ile insanların dikkatini çekmiştir.

Kuşlar, normal hayatta yer aldığı gibi güzel sanatlarda ve edebiyatta da kendini göstermiştir. Ancak bu kadar olumlu yanının aksine olumsuz olarak kabul edilen kuşlar da mevcuttur. Olumsuz kabul edilen kuşların başında ise “baykuş” gelmektedir. Yas, ölüm, üzüntü gibi anlamlar üstlenen bu hayvan birçok toplumda görülmesi istenmeyen kuşlar arasındadır.

Baykuşun genel olarak uğursuzluk getirdiği inancında baykuşun iri kafasının hareket kabiliyeti (270 derece dönebilme özelliği), geceleri de görmesini sağlayan ve ışık saçan kocaman gözlerini büyüterek serçe gibi kuşları adeta büyüleyerek avlaması, sessizliği delen ötüşüyle viranelerde yaşaması ve çıkardığı sesin sevilmemesi sayılabilir (Kaman, 20015: 1139-1140).

İnsanlığın tabiatla iç içe olması ve hayvanlarla da yakın ilişkiler kurmaları sebebiyle insanlık, bu varlıklara karşı belirli inanç unsurları geliştirmiştir. Bu durumda Şamanizminde genel etkisinin görüldüğü gözden kaçmamaktadır.

Baykuşun genellikle karanlıkta ve mezarlıklarda dolaşması ise karanlıkta keskin bir görüşe yani görünmeyeni görmeye ilişkin yeteneğinden ve ölülerin ruhlarına karanlıkta rehberlik etmesine bağlanmıştır (Kaman, 20015: 1140).

Baykuş ile ilgili inanç boyutunda oluşan bu negatif yargılar toplumlara göre farklılık arz etmektedir. Baykuşa karşı geliştirilen bu olumsuz yargı her toplumda görülmemektedir. Anadolu’da ve Kızılderililer arasında var olan olumsuz yargıya karşılık baykuş, Yunan mitolojisinde tam tersi olumlu bir anlam kazanmıştır.

Baykuşun Yunan mitolojisinde “Athena kuşu” olarak uğur simgesi sayıldığı görülmektedir. Baykuş, koca kafası, avını kapıştaki mahareti, yani gösterdiği akıl, hüner ve marifet ile Zeus’un koca kafasından doğmuş olan kızı Athena’yı temsil eder (Kaman, 20015: 1139-1140).

Genel olarak kötü yazı ve ölüm habercisi olarak bilinen baykuş farklı olarak Kızılderili mitolojisinde ve Cahiliye Araplarından benzer olarak geçmektedir. Ölen kişinin ruhunun Baykuş donuna girerek tekrar gelmesi olarak da kabul edebileceğimiz bu yapıya göre baykuşun geldiği yere en yakın ev sahipleri baykuşa su vermelidir. Baykuş donuna giren ruhun geldiği evden isteği ise katilinin kısa zamanda bulunmasıdır.

Cahiliye Arapları ise katili bulunmayıp, kısas olunmayan bir maktulün ruhunun, baykuş suretine girerek geceleri geleceğine ve baykuşun “Beni sulayınız, beni sulayınız!…” diye öttüğüne, katili bulunup, kısas olunca uçup gittiğine inanmışlardır (Kaman, 20015: 1140).

Kızılderililerde ise Sauk kabilesine ait “bir bardak su lütfen” isimli efsaneye göre Joe ve Nina isimli iki kardeş bayırdan aşağı yürürlerken üzerlerinden bir baykuş geçer. O an da kötü bir şeyin olacağını söyleyen Nina, baykuşun büyükbabalarının evinin üzerinden geçmesini fark eder. Bu farketmeden sonra kötü bir şeylerin olacağını düşünen iki çocuk ertesi gün gittikleri evde büyükbabalarını kıpırdayamaz bir şekilde yatar halde bulmuşlardır.

Ertesi gün oraya gittikleri zaman, yaşlı adamın görünüşte bir şeyi yok gibiymiş. Önünde bir fincanla masanın yanında, sandalyesinde oturuyormuş. Ama fincanı kaldırıp dudaklarına götürmeye çalıştığı zaman, ellerini kontrol edemiyor ve ayağa kalkmak istediği zaman da sandalyesinden kımıldayamıyormuş. Dört gün, gece gündüz, Nina kayınpederiyle kalmış ve ne zaman o boğuk baykuş sesi çıksa, yaşlı adamın ağzına su akıtıyormuş (Marriott-Rachlin 2003: 285-286).

Bir Kızılderili kabilesi olan Sauklara göre mutlu olmayan ruhların yaşamları boyunca kötülükler yapmış, yaşamlarını iyi değerlendirememiş ya da kendi yerlerine aileye başka biri alınmamış olanların ruhlarının, çoğu kez baykuş biçiminde geri döndükleri açıkça belirtilmektedir.

Kuzey Amerikalı her kabileye göre baykuş, uğursuzluk getiren bir kuştur ve o, ya ölüm habercisidir ya da ölülerden haber aktarıcısıdır. Geceleyin göze ilişirse, baykuş yüz felcine neden olabilir. Kızılderili mitolojisinde yer alan birçok kabilede olumsuz anlamını koruyan baykuş, kötü haberi veren bir mesajcıdır.

İslamiyet öncesi, özellikle Şamanizm’in, animizmin etkili olduğu devirlerin kalıntıları olan bu inançlar, İslamiyet’in kabul edilmesi ile reddedilmiştir. Bunda ise Hz. Peygamberin bir hadisi etkili olmuştur.

Baykuş ötmesinin uğursuzluk getireceği inancı, Hz. Peygamber’in hadislerinde: “(Eşyada) uğursuzluk yoktur…” ifadesi ile Baykuşun kötü çağrışımı İslam’da yeri olmayan batıl inançlardan sayılmıştır (Kaman, 20015: 1140).

Genel olarak baykuş, farklı tarihi dönemlerde kimi toplumlar tarafından olumlu bir role sahipken, zamanla, harabelerde yaşaması, fiziki özellikleri ve geceleri ortaya çıkması sebebiyle negatif bir rol üstlenmiştir.

mitoloji-ayi

2. Ayı

Ayı, güçlü ve gösterişli yapısı ile yüzyıllardan beri insanlığın dikkatini çekmiştir. Şamanizm’de yer ayı, şamanın göğe dair yolculuklarında aktif rol oynarken kimi zaman erkek ata olarak kabul görmüş kimi zaman da avlanan bir hayvandan öteye geçememiştir. Kült olarak kabul edilen ayı, zamanla toplumlar tarafından da kutsanmıştır.

Dünyanın birçok yerinde İnsanların atası sayılması ve içinde kutsal bir yaratığın daha doğrusu Tanrı’nın ruhunun yaşadığı inancı, ayı kültünün doğmasına yol açmıştır (Armutak, 2002: 423).

Ayı Türk mitolojisinde de geçmesine karşın kurt ya da at kadar önemli olmamıştır. Anadolu’da kurt kültünün ön plana çıkması sebebi ile Türkler kurdu ata olarak kabul etmişlerdir. Ancak bu durum bütün toplumlarda geçerli değildir. Bazı topluluklarda kutsal olarak kabul edilen bu hayvan-ayı-, belli dönemlerde adının çokça zikredilmesinden dahi kaçınılmıştır.

Orta Asya, Sibirya ve özellikle Saha Türkleri arasında kült olarak kabul edilerek kutsanan hayvanlardan ayı, bu yönü ile insanların zihninde -kişi perspektifinde- erkek bir birey olarak kabul edilmiştir.

Roux’un bildirdiğine göre Orta Asya ve Sibirya’nın büyük bir kısmında ayı ile kadın arasında cinsel ilişki olabileceğine, hatta bunun belli sıklıkta olduğuna hala inanılmaktadır. Bu olasılığı kabul eden kavimler insan ve hayvan arasındaki fizyolojik benzerliği kanıtlama çabasındadırlar (Roux, 2000: 292).

Sadece Sibirya bölgesinde değil Orta ve İç Asya’da da izlerini görebileceğimiz ayı, kült olarak kabul edilmiştir. Özellikle kısır kadınlar tarafından halk hekimliği alanında psişik anlamdaki tedavilerde kullanılmıştır. Ayının isminin anılması ile tedavi olacağına inanan birçok kadın tarafından bu tedavi şekli uygulanmıştır.

“Orta ve İç Asya’daki bazı Türk topluluklarında hala yaşayan tözler arasında ayı da vardı. Ayı için kullanılan sözcüklerin bir kısmı ata anlamına gelir. Başkurtlar gibi bazı Türk toplulukları ata saydıkları ayıdan türediklerine inanıyorlardı (Çoruhlu, 2000: 160-161).

Ayının erkek olarak kabul edilmesi ve ayıyla evlenilmesi Tuva masallarında da geçmektedir. Bu masal şu şekilde anlatılmaktadır:

Bir hayvanla doğrudan evlenme Tuva masallarından Adıg Oğlu Iygılak Kara Möge “Ayının Oğlu Iygılak Kara Möge” masalında görülür. Masalın özeti şu şekildedir.

Bir zenginin yanında hizmetçi olarak çalışan Şivişkin Kaday adlı kadın akşamleyin su almaya gittiğinde bir ayı onu kaçırıp inine kapatarak kadını kendisine eş yapar. Kadın ayıdan hamile kalıp bir erkek çocuk doğurur. Çocuk, çok hızlı büyür. Birinci günde bir yaşındayım, ikinci günde iki yaşındayım… der. Çocuk ve annesi ayının onları kapattığı mağaradan kaçarlar. Ayı peşlerine düşse de, çocuk ayıyı döverek kaçırır. Ana oğul birçok macera yaşadıktan sonra mutlu bir hayata kavuşurlar (Dilek, 2007: 209-210).

Ayının Oğlu Iygılak Kara Möge adlı masalda dikkati çeken unsur, masalın olay akışı açısından hayvanla evlenmeyle başlanmasıdır. Devamında ise evlenmenin sonunda bir çocuk doğar. Bu çocuk tamamen olağanüstü özelliklere sahip olup kendisini hayvandan ziyade insan olarak görmektedir. Masalın sonunda ise çocuk ayıdan daha güçlü fiziki özelliklere sahip olduktan sonra babasını reddederek cezalandırır.

Güç ve korumanın simgesi olan ayıların kış uykularına yatmaları ve bu uykunun birçok topluluk tarafından ölüm olarak değerlendirilmesi nedeniyle, kış uykusundan kalkan ayıların ruhlarının yeniden doğduğuna inanılır. Yine Amerikan yerlileri, kış uykuları nedeniyle ayıların doğaüstü güçlerle ilişki içerisinde olduklarına ve siyah ayıların ise Batı’nın koruyucusu olduğuna inanırlar (Armutak, 2002: 423).

Eski Türklerin şamanlık inançlarında da, ayı kutsal bir hayvandır. Ayı, orman ruhlarının temsilcisi ve ormanın tanrısıdır. Ayı-Tanrı’ya Kıpçak Türkleri “Baba” derler ve bir tabu olarak ormana girdiklerinde ayının adını anmazlar. Bazı Türk boyları gibi Başkurt’lar da, atalarının ayı olduğuna ve ondan türediklerine inanırlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ