KIZILBAŞ TÜRKMENLER: SAFEVÎ TEOKRASİSİNİN KURUCULARI VE KURBANLARI

KIZILBAŞ TÜRKMENLER: SAFEVÎ TEOKRASİSİNİN KURUCULARI VE KURBANLARI

Safevî Devleti’nin oluşumu için en önemli koşullardan birini oluşturan askeri potansiyel, -yalnızca bu değilse bile- Kızılbaş olarak adlandırılan unsurlardan meydana gelmiştir. Bu unsurların büyük çoğunluğu, Türkmen askerlerinden meydana geliyordu; onların kökenleri de çok az bilindiğinden dolayı, elli yıl kadar önce Richard Hartmann[1], Kızılbaşların kökenlerini ortaya koymayı, doğu araştırmalarının bir çalışma sahası olarak kabul etmişti. Bu arada, hatırı sayılır bir öneme sahip olan bu problemle ilgili olarak, hâlâ bazı sorular varlığını sürdürse de, genellikle bunları çözmeyi başaran pek çok yazar ortaya çıktı. Araştırma konusu, Türk tarihçi Faruk Sümer tarafından Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü isimli kitabında özetlenmiştir.[2]

Bu eser, Türkmen araştırmaları açısından oldukça verimli bir yıl olan 1976 yılında yayınlandı. Aynı yıl içinde ben, “Türkmen tiyatrosu”nun genel bir araştırması niteliğinde olan Walter Hinz Festschrift’e[3] katkı sağlarken; John Woods, Akkoyunlular üzerine hazırlamış olduğu tezini (The AqQoyunlu: Clan, Confederation and Empire) sundu.[4] Birkaç yıl önce de Robert D. McChesney, James J. Reid’e ait olan bir makale[5] üzerinde yapmış olduğu yorumlarında, merhum Il’ja Pavlovic Petrushevskii[6] (1949) ile Martin B. Dickson[7] (1958)’ın Kızılbaş tarihiyle ilgili daha önce ulaşmış oldukları sonuçları onaylamıştı.[8]

İşin doğrusu, sadece yeni olmayıp eski Kızılbaş hareketleriyle ilgili yayınlar bile, uzmanlarının bir çok dil bilen özellikleri ve dağınık yerlerde bulunan yayınlarından dolayı bir takım zorluklar taşımaktadırlar. Böylece yeni bir özet, ilgimizi çekebilir.

I

Qezelbash[1]

Safevî Devleti Döneminde bir Kızılbaş askeri.

Kızılbaşlar, Oğuz göçleri esnasında geldikleri Anadolu, Ermenistan, Azerbaycan ve Suriye’de küçük ya da büyük birlik ve federasyonlar halinde yaşamakta olup, hayvancılıkla geçinen göçebe Türkmen boylarının torunlarıdır.[9] Türkmen aristokrasisinin temsilcilerini de içine alan bu kabîlevi oluşumlar, Moğol istilası sonrası Anadolu’da pek çok küçük devletin oluşum sürecinde olduğu gibi, Osmanlıların doğuş sürecinde de pek çok sıkıntıyla karşılaşmışlardır.[10] Onlar, daha sonraki süreçte Anadolu’da ve başka yerlerde hâkimiyetlerinin bozulması sebebiyle, varlıklarını bütünüyle kaybetmiş görünmektedirler, bu yüzden de yeni siyasi ve askeri oluşumların arayışı içine girmişlerdir. Söz konusu bu problem çözülmemekle birlikte[11], bu süreçte onlar, Karakoyunlu ve Akkoyunlu federasyonları tarafından oluşturulmuş olan büyük Türkmen prensliklerinin çöküşünün bir sonucu olarak bağımsız kalan güçlerin bakiyeleriyle temas kurmuşlardır. Tüm bu unsurlar, sadece etnik kökenleri ve müşterek dilleri ile değil[12], ayrıca yaşam tarzlarıyla da, yani onların büyük çoğunluğuna özgü olan göçebe özellikleriyle de birbirlerine bağlanmışlardır. Bunlarla birlikte; Şah İsmail, Safevi Devleti’ni kurmaya başladığı dönemde bu unsurlar, bir tür yarı göçebeliğe geçiş yapmışlardır. Elbette Dede Korkut kitabında sunulduğu gibi[13], ortak gelenek, onların dayanışmasını sağlayan bir rol oynamıştır.

Bu bağlamda, Türk ve Türkmenlerin[14] doğuya göçleri ile ilgilenen Vladimir Minorsky, Küçük Asya’dan, önce, Doğu Anadolu ve Kuzeybatı İran’a, sonra da İran platosuna olmak üzere üç önemli göç dalgasından söz etmektedir. Bunlardan, biri Karakoyunlu, diğeri Akkoyunlu göçü olup; sonuncusu ise Safevi göç dalgasıdır.[15]

II

Biz şu an, Safevî göç dalgasına katılan boyları, bu boyların topraklarından ayrılıp geldikleri yerleri ve o zamanki süreci, ayrıntısıyla olmasa bile ana hatlarıyla bilmekteyiz.

Şah İsmail’in yükselişi esnasında kaynaklarda sık sık zikredilen boylar arasında ilk anda akla gelenleri, Rumlu, Ustaclu,[16] Şamlu, Dulkadir,[17] Tekelu ve Kaçarlar idi.[18] Yine aynı şekilde daha az sözü edilenleri ise; Varsak, Turgutlu, Çepni, Bayburtlu ve Ispirlu gibi oymaklardı. Böylece ortaya çıkmaktadır ki, Türkmen, Afşar[19] gibi güçlü aşiretler ile Gündüzlü ya da Purnak gibi daha küçük aşiretler ya da cemaatleri eşit bir şekilde ilk dönem kaynaklarında bulmak zordur.[20]

Böylece Kızılbaşların ortaya çıkışı ve devlet kurmalarının öncelikle Türkmenler ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık Safevî iktidarının liderlerinin (özellikle devlet kurucusu olup içlerinde en başarılısı olan Şah İsmail) Türkmen olup olmadığı noktasında bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır.[21] Onun dedelerinden birinin Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan olduğu düşünüldüğünde, sorun çözülebilir. Yine onun ailesinin Gilan’da[22] toprak sahibi oluşu da, daha sonra temas edilmesi gereken bir gerçektir. Böylece, Şah İsmail’in Türklüğü ya da Türkmen oluşu ile ilgili herhangi bir sorgulamaya gerek kalmamaktadır.

Bu durum, Kızılbaş hareketini her şeyden önce salt bir Türk fenomeni olarak karakterize etmeyi de gerektirmemektedir. Ne var ki, Türk soyundan gelen her bir kişi de, sadece bu sebeple Kızılbaş olamaz. Her şeyden önce bu adlandırma, Kızılbaş hareketine bağlı olduğu kabul edilen askerlere verilmiş olup, Türkmen kökenli insanlar için kabul edilen bir ayrıcalık olarak onlara kırmızı/kızıl başlık verme yoluyla, bir üye olarak kabul edilmelerini ifade eder. Yine Türk olmayan Kızılbaşlar da vardır (Örnek olarak, Şah İsmail’in ünlü vekili Necm-i Sânî ile Çigani kabîlesi gibi Kürtler). Bununla beraber genel olarak Türk olmayan Kızılbaşlar, azınlıkta olup nadir istisnaları da bulunmaktadır. [23]

Safev’îyye’nin kurucusu Safî’ûd-Dîn İshâk Erdebilî’nin Türbesi.

III

Her şeyden önce Şah İsmail tarafından kurulan Safevî Devleti, bir Türkmen başarısıydı. Onun kurucusunun Uzun Hasan’ın soyundan gelişinden dolayı Safevî Devleti, otuz beş yıl önce bir başka Türkmen devleti olan Karakoyunlu Devleti’nin yerine geçmiş olan Akkoyunlu Devleti’nin doğrudan bir devamı olarak düşünülebilir. Kesin bir istikrarsızlıkla tanımlanan bu iki Türkmen devleti[24] ve onların çok kısa bir yaşam sürmelerine yol açan zayıf sistemleri, Moğol istilası sonrası Anadolu beylikleri ve yine İran coğrafyasında Timur sonrası devletler gibi başka pek çok Türk devleti ile pek çok ortak özelliğe sahiptir.[25] Safevî Devleti ise, bunlardan tamamen farklı idi: Zira iki yüzyıldan daha fazla bir süre yaşam sürmüş ve onun özelliklerinin büyük bir kısmını kabul edip sürdüren çeşitli devletler içinde bir yolunu bulup modern zamanlara kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu durumda, Safevileri diğer Türk devletlerinin istikrarsızlık özelliğinden uzak tutan unsur nedir?

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. ali dedi ki:

    Batının gücü Doğu’nun iyice araştırmasındadır

  2. Kaynak: Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Dergisi, Sayı:36 Yıl: 2006
    Bu tarihli derginin tarihi doğru değil
    Kaynak: Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Dergisi, Sayı:36 Yıl: 2005 0lacak

    1. Altayli dedi ki:

      Sn. Aldoğan,
      İlgi ve katkınız için teşekkür ederiz. Üstadların deyimi ile bir mürettip hatası yapmışız özür dileriz. Ancak sizin verdiğiniz tarih de maalesef hatalı…
      Doğrusu için:” http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/873 ” bağlantıya bakınız.

BİR YORUM YAZ