KIRIM’DA RUS KOLONİZASYONU (1783-1850)

KIRIM’DA RUS KOLONİZASYONU (1783-1850)

Altınordu Devleti’nin yıkılmasından sonra Kırım yarımadasında Hacı Giray tarafından kurulan Kırım Hanlığı, Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Devleti’ne bağlanmış ve Osmanlı Devleti’nin aktif desteği ile Karadeniz’in kuzeyinde uzun yıllar boyunca varlığını sürdürmüştür.

1768-1774 Osmanlı Rus Savaşının sonucunda imzalan Küçük Kaynarca Antlaşması ile bağımsızlığı hem Rusya hem de Osmanlı Devleti tarafından tanınan Kırım’ın bu bağımsızlığı kısa sürmüş ve hanlık 1783 yılının Nisan ayında Rusya tarafından ilhak edilmiştir[1]. 9 Ocak 1784 yılında imzalan Aynalı Kavak Tenkihnamesi ile Osmanlı Devleti Rusya’nın Kırım’ı ilhakını ka­bul etmek zorunda kalmıştır [2].

19. yüzyılın ilk yarısında Napolyon’u durduran ülke olarak Avrupa si­yasetinde kendisini başat unsur olarak gösteren Rusya, seyyahların ilgi odağı haline gelmiştir[3]. Genel olarak Rusya, özelde ise Kırım hakkında çok sayıda eser bu yıllarda kaleme alınmıştır. Bu çalışmada 18. yüzyılın ikinci yarısında Kırım’ın Rus kontrolüne girmesinden sonra meydana gelen kolonizasyon sürecinin ekonomik, kültürel, idari ve demografik sonuçları İngilizce seyahatname ve gözlemlere göre incelenmeye çalışılacaktır.

RUS KOLONİZASYONU VE DEMOGRAFİK BOYUTU

Rus Çarlığı Kırım’ı işgal ettikten sonra Kırım’ın demografik yapısını değiş­tirmeye yönelik çift yönlü bir politika izlemeye başlamıştır. Rusya ilk aşa­mada Kırım’dan Müslüman Tatar nüfusunu göç ettirmiş, ikinci aşamada Kırım’a dışarıdan Rus, Kazak, Alman gibi çeşitli toplulukları getirerek iskân etmiştir [4]. Rus devlet adamlarından Grigoriy Potemkin bu iskan politikası çerçevesinde Kırım’a İngiltere’den getirilecek suçluların iskan edilmesi teklifini bile gündeme getirmiştir[5].

18. yüzyılın sonundan itibaren Kırım’ı ziyaret eden seyyahlar Kırım’da Rus kolonizasyonunun II. Katerina dönemi ile başladığını, bu kolonizasyon sürecinin feodal yapıyı destekleyici bir tutum içinde geliştiğini bunun da tarıma darbe vurduğunu belirtmişlerdir. Bu seyyahların geneli kolonizasyon sürecinin temel gayesinin vergi gelirlerinin arttırılması olarak görmüşlerdir [6]. Rusya’daki askeri kolonizasyon sistemine dair olan eserinde Robert Lyall, kolonizasyon sisteminin hedeflerini şu şekilde özetlemiştir: 1. Bazı bölgelerde nüfus artışını sağlamak, bunlardan düzenli birlikler oluş­turmak. 2. Bilgiyi ve medeniyeti arttırmak. 3. Ordunun devlet üzerindeki mali yükünü hafifletmek. 3. Çok sayıda askeri barış zamanında tarımda kullanmak[7]. Diğer bir seyyah Charles Koch, bu iskan olayının nedenleri ara­sında Rus ordusunun ikmal sıkıntısını azaltma fikrinin de olduğunu belirt- mektedir[8]. General Borozdin, kolonizasyonun askeri boyutunu seyyah James Webster’e şu şekilde açıklamıştır. Borozdin’e göre, kraliyete ait köy­ler beş yüz altı yüz civarında askere sahip olup her hanenin bir askeri bes­lemek, giydirmek ve desteklemek zorunda idi. Ayrıca, evin en büyük oğluna askeri eğitim verilirdi. İmparator Nikola tarafından bunlara askeri kıyafet giyme yükümlülüğü getirilmişti[9].

Robert Lyall, Tatarların ilk büyük göç dalgasının Rusların baskı ve ent­rikaları ile salgın hastalıklar yüzünden 1785-1788 yıllarından hemen sonra gerçekleştiğini, on binlerce Kırım Tatarı’nın mülklerini çok ucuza satarak Türkiye’ye, özellikle Anadolu ve Rumeli bölgelerine göç ettiğini, Kırım’ın Rus işgalinden sonraki yirmi yılda üç yüz bin kişilik bir nüfus kaybettiğini belirtmektedir[10]. Tatar nüfusu göçe zorlamak amacıyla Rusların işgal sıra­sında gerçekleştirdikleri katliamlar içinde özellikle Potemkin’in emriyle Potemkin’in kardeşi tarafından gerçekleştirilen katliam dikkat çekmektedir. Otuz bini aşkın Tatar’ın bu katliamda öldürüldüğü bildirilmektedir[11]. Belir­tildiğine göre, Özü ve Kazak arasındaki Tatar grupları Kırım’ın merkezinde­ki Tatarlara göre daha az göç vermiş, göç süreci sonucunda Kırım’ın nüfusu onda dokuz oranında azalmıştır [12].

Kırım’dan Tatar nüfusu göçe zorlayan diğer bir neden olarak da bölge­deki Tatar nüfusun mülkiyet hakkının ellerinden alınması görünmektedir. Tatarlara ait arazilerin mülkiyetinin Ruslara verildiği, Tatarların bu konuda başvurdukları mahkemelerin çok uzun sürerek Tatarları yıldırdığı, Rus mahkemelerindeki çürümüşlüğün bu durumu daha da zor hale getirdiği belirtilmektedir[13]. Rusların bu arazi sorunları için Sborniee Comissie adı altında bir kurul oluşturdukları ve bu tartışmalı arazinin boyutunun Kı­rım’da Karadeniz’deki diğer koloni bölgelerine göre daha fazla olduğu ifade edilmiştir[14].

Lyall, göçün nedenlerini bu şekilde açıkladıktan sonra Mr. Reuilly vası­tasıyla Pallas’tan alıntılayarak Kırım nüfusunu vermektedir. Buradaki veri­lere göre Kırım’a iskan edilen yerleşimcilerin nüfusu şu şekildedir: 1164’i erkek ve 1561’i kadın olmak üzere toplam 2725 Bohemyalı ve çingene; kra­liyet tarafından iskan edilen yerleşimciler, 4861’i erkek 3397’si kadın ol­mak üzere toplam 8258 kişi, soylular tarafından yapılan iskânın 1987’si erkek 1672’si kadın olmak üzere 3659 kişi; Ortodoks inancından olup yer­leştirilenler, 1165’i erkek 586’sı kadın olmak üzere 1751 kişidir. Bunlara ilaveten Karadeniz Kazak askeri birliklerine mensup 5803 Kazak askeri de Kırım’a yerleştirilmişlerdir. Kraliyet hizmetlisi olarak ayrıca 89’u erkek 33’ü bayan olmak üzere toplam 122 dini görevli ve kraliyet hizmetlilerinden 382’si erkek 270’i kadın olmak üzere 652 kişi Kırım’a iskan edilmiştir. Bu grupların dışında Anapa kalesinin Osmanlı Devletinden alındığı sırada Anapa civarında bulunan Nogaylardan 4331’i erkek ve 3593’ü kadın olmak üzere toplam 7924 kişinin Kırım’a iskan edildiği görülmektedir. Reuilly’e göre Kırım nüfusunun 157.133 kişi olduğu düşünülürse toplam iskan edilen nüfusun 25071 kişi olduğu görülmektedir. Bu, nüfus dengesiyle nasıl oy­nandığını ortaya koymaktadır[15].

Koch’ın ifadesinden hareketle, Kırım’a iskan edilen gruplar içerisinde önemli sayıda Rum’un da bulunduğu görülmektedir. Bunlar 1768-1774 ve 1787-1792 Osmanlı Rus Savaşları sırasında Ege denizindeki adalarda yaşa­yan ve Ruslarla işbirliği yapan Rumlardır. Bunların özellikle Balıklava civa­rına yerleştirildiği ve sayılarının sekiz bin civarında olduğu belirtilmekte­dir[16]. Kendilerine çeşitli ayrıcalıklar tanınan bu grubun imparatorluğa 500 kişilik askeri birlik sağladığı fakat sayılarının salgın hastalıklar nedeniyle oldukça azaldığı belirtilmiştir. Bu grubun ayrıcalıkları arasında kendi hukuk sistemlerine sahip olmaları ve gümrük sistemini yürütmeleri örnek olarak gösterilmiştir[17]. Bu grup hakkında Edmund Spencer de kısaca bilgi vermiş, II. Katerina döneminde Mora’dan getirildiklerini belirttikten sonra karak­terlerinin kötülüğü nedeniyle seyyahların bu grubun yanındayken dikkat etmesi gerektiğini söylemiştir[18].

Rumlar dışında Yahudiler ve Almanların da Kırım’a iskan edildiğini be­lirten Koch Kırım’daki en çalışkan tarımcıların Almanlar olduğunu belirt­miş, Almanya’dan gelenlerin Kefe civarına yerleştirildiğini ifade etmiştir[19]. Spencer iskan konusunda Rusya hükümetine en fazla katkıda bulunan top­luluğun Almanlar olmasına rağmen Ruslarca “Aptal Alman” nitelenmesi ile karşılaştıklarını belirtmiştir[20]. Almanlara tanınan ayrıcalıkların hükümetin merkezleştirme politikaları nedeniyle geri alındığı (1837-1838], bu yüzden Almanya’ya küçük çaplı geri dönüşlerin de yaşandığı görülmektedir[21].

Rusların Kırım’a getirdikleri topluluklar arasında Bulgarlar da bulun­maktadır. Osmanlı Devleti sınırları içinden göçerek Kırım’a gelen Bulgarlar çalışkan ve ağırbaşlı bir topululuk olarak tanımlanmaktadır. Bulgarların Eski Kırım ve Odessa civarına yerleştirildikleri, Alman göçmenlere tanınan idari ve sosyal hakların aynısına sahip oldukları belirtilmiştir[22].

Rusların yürüttüğü iskan politikalarından etkilenen sadece Müslüman nüfus olmamıştır. Kırım’ın yerli Rumları ve Ermenileri[23] de Kırım’dan sü­rülmüştür. Türk-Tatar idaresiyle geçmişten gelen ilişkileri Rusları rahatsız etmiş ve Ruslar Kırım’ın yerleşik Rumlarını sürerek mülklerine el koymuş­lardır. Bu grupların Azak Denizi’nin batısında Mariopul civarına yerleştiril­diklerini görmekteyiz. Bunların burada 24 tane büyük köyleri bulunduğu ve bu köylerin hızla geliştiği Holderness tarafından ifade edilmiştir[24]. Milner’in verdiği (bilgiler de] bu yöndedir; Milner, bu Rumların daha önce Nogayların yaşadığı bölgeye iskan edildiğini fakat göç sırasında hastalık ve açlık gibi nedenlerle büyük bir kısmının öldüğünü belirttikten sonra şimdi 80 kadar köyleri vardır diye belirtmektedir. Milner Kırım’ın merkezinden sürülen bu grubun sayısını 75 bin olarak vermektedir. Bu rakamı W. Etondan almakta­dır[25]. De Hell bu sürgün olayının 1778’den sonra gerçekleştiğini belirttikten sonra bunun Kırım’ın ticari ve ekonomik yapısına büyük darbe vurduğunu belirtmiştir.[26]

Kirim-01

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ