KIRGIZLARIN SİYASAL-TARİHSEL BİR İNCELENMESİ

KIRGIZLARIN SİYASAL-TARİHSEL BİR İNCELENMESİ

Yüzyıllar önce, Kırgız çobanlar ilkbaharda sürülerini Tien Şan sıradağlarının yüksek bölgelerindeki otlaklara sürerler ve Ağustos ayında da dağın eteklerindeki bayırlara ve ovalara inerlerdi. Bugün ise göçebe kültürleri ve mirasları Kırgızları etkilemeye hâlâ devam etmektedir. Sanayileşmenin yerleşik yaşama yönelik bir etkisi olmasına rağmen, Kırgızların çoğunluğu kırsal alanlarda yaşamaktadır ve dağlık alanlardaki meralar ile bu dağların eteklerindeki bayırlar arasındaki mevsimsel gidiş-gelişleri hâlâ sürmektedir. Yaklaşık 2.7 milyonluk bir etnik grup (bunların 2.2 milyonu Kırgızistan’da yaşamaktadır),[1] hemen her konuyu içeren Batılı bilimsel çalışmaların neredeyse tamamen dışında kalmıştır.

Kırgızistan Tarihi Üzerine Bir Not

Kırgızistan tarihi sorunlarla doludur. Öncelikle, Rus ve Sovyet tarihçiler tarafından yapılan ve siyasi analiz olarak değerlendirilebilecek çalışmalar genellikle propaganda eğilimli olmuştur. Batılılar tarafından yapılan çalışmalar, bu tip çalışmaların eleştirel analizlerini konu almıştır ve tarihsel olarak daha doğru oldukları ortaya çıkmıştır; bununla birlikte, bu çalışmaların çoğu genellikle Orta Asya üzerinedir ve sadece birkaçı özellikle Kırgızistan üzerinde durmuştur. Martha Brill Olcott’un Kazaklar üzerine[2] ve Edward Allworth’ün de Özbekler üzerine[3] gerçekleştirdiği çalışmalar gibi, belirli Orta Asya uluslarına adanmış sınırlı sayıda kapsamlı tarihsel çalışma bulunmakla birlikte, Kırgızlar ile ilgili olarak yapılmış benzer bir çalışma mevcut değildir.

Bölge tarihi ile ilgili olarak Ruslar ve Sovyetler tarafından gerçekleştirilen çalışmaların propaganda eğilimli yapılarına bağlı olarak, bu makale, Sovyet ve Rus çalışmalarından daha doğru bilgiler sunan Batılı ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Yararlanılan kaynaklar arasında ayrıca, çevirmenler tarafından yoğun şekilde notların düşüldüğü, Rus (Sovyet öncesi) tarihçiler tarafından yazılmış eserler de bulunmaktadır. Sadece Kırgızlara yönelik yazılan hiçbir Batılı tarihsel çalışma bulunmadığından dolayı, Kırgızlar ile ilgili bilgiler genel olarak Orta Asya’yı konu alan çalışmalardan (çoğunlukla yayınlanmış koleksiyonlar) ve özellikle Kırgızlar üzerine yazılmış birkaç deneme ve makaleden alınmıştır.

Bölge ile ilgili olarak Ruslar ve Sovyetler tarafından yazılan tarihsel çalışmalardaki tutarsızlıklar ve yanlışlıklar çok iyi belgelenmiştir.[4] Örneğin, Sovyetler ve Ruslar tarafından yaygın olarak ileri sürülen, Orta Asya milletlerinin kendi istekleriyle Rus İmparatorluğu’na katıldıkları iddiası gerçekle ilişkisi çok az olan bir propaganda beyanıdır. Küçük Kazak Ordası ve (aşağıda açıklanacak olan) Kuzey Kırgızları gibi nadir istisnalar haricinde, Orta Asya’daki etnik grupların çoğu hiçbir şekilde Rus/Sovyet egemenliğinin kollarına atılmamıştır. Sovyet literatüründe yaygın olarak rastlanan bir başka yanlış bilgi ise, Rusların ve Sovyetlerin Orta Asya halklarının ulusal emellerinin yükseltilmesi için ellerinden gelen her şeyi yaptığı iddiasıdır.

Orta Asyalılar kimliklerini aile, kabile ve toprak esaslarına dayandırmıştır; yirminci yüzyıla kadar milli bilinç uyanmamıştır. Batılı araştırmacılar, daha doğru bir saptama ile, Sovyet uluslarının politikalarını farklı uluslar yaratmaya yönelik diğerkâm bir istekten ziyade, ‘siyasi düşünceler ekseninde dayatılan’ politikalar olarak ortaya koymuştur.[5] Bu şekilde, Sovyet literatürü, yazıldıkları dönemin farklı resmi ulus politikalarını yansıtan tutarsızlıklarla doludur. Örneğin ilk Sovyet çalışmaları İslamcı ve Türkçü eğilimleri en az düzeye indirgemek amacıyla kültür, dil ve köken farklılıkları üzerinde yoğunlaşmıştır. Öte yandan 1950’lerde yazılan eserler ise, tüm Sovyet uluslarının nihai olarak ‘birleşmesini’ sağlamak amacıyla farklı etnik gruplar arasındaki farklılıkları en az düzeye indirgemeyi hedeflemiştir.

İkinci olarak, bu çalışmalarda Kırgızlar birkaç değişik şekilde ele alınmıştır. İlk Rus tarihçiler ve araştırmacılar, Farsça ve Arapça telaffuzları esas alarak ‘Qirqiz’ ve ‘Qigiz’ ifadelerini kullanmışlardır. Rus ve Sovyet etkisi altında en yaygın olarak kullanılan yanlış ifadeler, Rusçada yazılışı fonetik olarak doğru olan ‘Kirghiz’ ve ‘Kirgiz’ ifadeleri olmuştur. Rus yerleşimciler ve idareciler Kırgızları Kazaklardan ayırt etmek için ‘Kara Kırgız’ ve ‘Dikokamenny Kirghiz’ (Vahşi Dağ Kırgızları) ifadelerini kullanılmışlardır; Ruslar Kazaklara da Kırgız diyorlardı çünkü Kazak kelimesi ile Rusçadaki ‘Kozak’ kelimesinin telaffuzu aynı idi. Çinliler ve Kalmuklar Kırgızlara ‘Burutlar’ diyorlardı. Bu makalede, günümüzde Kırgızların kendilerini adlandırdıkları şekliyle “Kırgız” ifadesi kullanılacaktır.

Göçebe Toplum ve Siyasetleri

Kırgızların kökenleri ile ilgili olarak destanlarında yer alan renkli bir açıklama, Kırgızların göçebe tarihlerine verdikleri önemi ortaya koymaktadır. Kırk Kız adlı efsaneye göre, Kırgızlar kökenlerini kızıl bir köpeğe dayandırmaktadır. Efsaneye göre, bir Han’ın kızı beraberindeki kırk hizmetçi kız ile birlikte çıktığı bir seyahatten döndüğünde, çadırlarını talan edilmiş bir halde bulur. Canlı olarak kalan tek şey, Kırgızların ırklarının atası olarak gördükleri ve göçebe çoban mirasları ile bir bağlantı kurdukları kızıl bir köpektir.[6]

Göçebe Kırgız toplumunun geleneksel örgütlenmesi, Rus ve Sovyet sömürgeciliği dönemlerinde kendini korumuştur ve günümüze kadar sosyal bir güç ve kimlik kaynağı olarak devam etmiştir. Lawrence Krader Kırgız göçebe toplumunu örgütlenmiş ‘bir dizi eşmerkezli daire’[7] olarak tanımlamıştır. ‘Toplumun temel hücresi’[8] tüm mülklerin sahibi olan geniş ailedir. Geniş aile, geçmiş yedi nesle kadar aynı atadan gelen beş ile on beş arasında aileyi kapsamaktadır. Beş ile yedi aile arasında değişen bir grup, bir köyü oluşturur. Bir köyün tüm üyeleri kan ve evlilik bağı ile akraba konumundadır. Göçebe köyleri, (kabileye benzer) bir klan oluşturacak şekilde yakın köyler ile birleşir. Klan üyeleri, nesepleri erkek tarafından takip edilen ortak bir atadan gelirler. Kırsal kesimlerde yaşayan birçok Kırgız kendini hâlâ klan esasında tanımlar. Klanlar da yine aynı soydan gelen konfederasyonlar oluşturacak şekilde bir araya gelirler. Her bir konfederasyon sürülerini otlatmak için belirli otlaklar tespit etmekle birlikte, konfederasyonların topraklarının sınırları çizilmemiştir. Bununla birlikte, merkezi bir otoriteye ve en yüksek derecede bir lidere sahip birleşik bir Kırgız ülkesi söz konusu olmamıştır.

Sosyal farklılaşmalara bağlı olarak ve otlakların düzenlenmesi, iç huzurun sağlanması ve dış düşmanlardan korunmak amaçlarıyla siyasi işlevler ve kurumlar gerekli hale gelmiştir.[9] Kırgız toplumu üç sınıfa ayrılmıştı: Aristokrasi, halk tabakası ve köleler. Aristokrasi ya da halk tabakası statüsü doğuma göre belirlenirdi, öte yandan köleler ise genellikle fethedilen yerlerden getirilen ya da satın alınan yabancılardı. Bununla birlikte, Kırgızlar arasında genellikle yüksek bir sosyal devingenlik mevcuttu. Nesep; sivil, askeri ve özel hayatta sosyal yapının temelini oluşturuyordu.[10]

Aristokrasinin kökleri büyük bir savaş kahramanı olan Tokay’a uzanıyordu ve bu sınıfın içerisinden manap adı verilen yerel liderler (ya da kabile şefleri) çıkıyordu. Bugün bile kabilelerin hepsi kökenlerini Tokay ile ilişkilendirmeye çalışırlar. Tokay’ın yasal eşlerinin soyundan gelen kabileler yüksek bir statüye sahip olmuştur; öte yandan, cariyelerinin soyundan geldiklerini iddia edenler küçük görülmüşler ve sıklıkla kölelik statüsüne dahil edilmişlerdir.[11]

Büyük evlat hakkı uygulaması söz konusu olmasına rağmen, Kırgızlarda gerçek bir kalıtsal aristokrasi olmamıştır. Manaplar yetkilerini oğullarına geçirme girişiminde bulunmuştur, ancak bu durum sadece zengin ve nüfuzlu olmaları halinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, manaplığın babadan oğla geçtiğine çok az rastlanmıştır. Eugene Schuyler, bir oğul ile manap babası arasındaki ilişkiyi, oğlun babadan asla tamamen bağımsız olamayacağı bir ilişki olarak açıklamıştır: Bir oğul yirmi yaşında kendi çadırına ve koyunlarına sahip olurdu; otuz yaşında ise bıyıklarının kesildiği bir şölen ve tören ile tam olarak erkek kabul edilirdi; bunun sonrasında konseyde yer alabilirdi, ancak bunun için babasının da konsey de bulunması şarttı. Oğul daima babasının vekili idi.[12]

Kırgız toplumunda saygı gören bir başka grup da, yargıçlarınkine benzer bir konuma sahip olan biiler (bey) idi. Yargı yetkisi; akrabalık bağları, zenginlikleri, adalet anlayışları, ruhani güçleri ve güçlü kişiliklerine bağlı olarak bu erkeklere verilmişti. Rus yönetimi altında da b/iler işlevlerini devam ettirmiştir ancak resmi yargıçlar olarak atanmışlardır. Her bir auldan (köy) bir bii seçilirdi.[13] Öte yandan, manaplar ise Rus yönetimi altında hiçbir yasal yetki sahibi olamamıştır, ancak yine de nüfuzlarını korumuşlardır ve Kırgızlar tarafından saygı görmüşlerdir.

Günümüz Kırgızistan’ında, kabile yapısı iki büyük federasyona ayrılmış gibi görünmektedir: Otuz Uul (Otuz Oğul) ve İç Kılık. Otuz Uul; kuzey, güney ve doğu Kırgızistan’da yaşayan Sağ Kanat (Ong Kanat) ve iç ve batı bölgelerde yaşayan Sol Kanat olarak ikiye ayrılmıştır. Ong Kanat’ın bir parçası olan Togay kabilesi en büyük kabiledir ve siyasi olarak en önemli kabiledir. Kırgızistan’ın siyasal ve düşünsel önderleri bu kabileden çıkardı. Diğer federasyon olan İç Kılık çok küçüktür. Bu federasyon, Fergana Vadisi’nde yer alan, Güney Kırgızistan’daki ve Tacikistan’ın Doğu Pamirler bölgesindeki 10 önemli kabileden oluşmaktadır.[14] Krader, İç Kılık’ların karma bir kökene (hem Ong hem de Sol) sahip olduklarını öne sürmüştür.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ