KIRGIZİSTAN’DA 1916 İSYANI

KIRGIZİSTAN’DA 1916 İSYANI

1916 yılında Orta Asya’da baş gösteren isyandan bu yana 85 yıl geçmiştir. Fakat tarih bilimi açısından bu isyanın bilimsel gerçekliği ve objektifliği henüz belirlenememiştir. Öncelikle, Sovyetler döneminde ideolojik ve diğer kaygılarla isyanın sebep ve karakteri saptırılmıştır. Kanımızca, bu durumun ortaya çıkmasında iki temel neden vardır:

Birincisi, sınıf çatışması ve devrim hareketlerinin, isyan ve ayaklanmaların Marksizm-Leninizm tarafından ideolojikleştirilmesidir. Bundan dolayı, özünde etnik çatışma karakteri taşıyan bu isyan Çarlık rejimine, askeri yönetime, sömürgeciliğe karşı milli bağımsızlık niteliği taşıyan ve Ekim Devrimi’nin “habercisi” olan bir isyan gibi sunulmuştur.

İkincisi, tarihin öğrenilmesindeki ünlü Marksist sınıfsal yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, tüm insanlık tarihi sömüren ve sömürülen sınıfların mücadelesinden oluşmaktadır. Farklı millet ve halklara mensup emekçi kitleler ise her zaman barış, anlaşma ve dostluk ilişkileri içinde olma yolunda çaba harcamaktadırlar. Bu varsayıma dayanılarak Rus-Ukraynalı koloni göçmenler ve Kırgız emekçiler arasında herhangi bir düşmanlığın olmadığı tezi savunulmaktaydı. Ama onların birbirine karşı bir savaş içinde olduklarını arşiv belgeleri ispatlamaktadır. Sınıfsal yaklaşım, isyanın açık bir Rus karşıtı isyan olduğunu kabullenmeme ve onu tam tersine, bir feodalite karşıtı isyan olarak nitelendirme gibi diğer çarpıtmalara da yol açmıştır.

Üçüncüsü, Sovyet döneminde hassas kategoriye ait edilen 1916 isyanının konusu “ideolojik açıdan bağımlı” olan sınırlı bir çevrenin elindeydi.

Toplumsal önem taşıyan herhangi bir olayı, özellikle halk isyanını incelerken, bu olayın temel nedenlerinin düzgün bir şekilde açıklanması objektiflik açısından bir başlangıçtır. İsyanı meydana getiren nedenler nelerdir? Bu konuda birkaç tez bulunmaktadır. Bunlardan birisi, Çar yönetimi tarafından ileri sürülmüştür. Çar yönetimi, isyanı başta Türkiye olmak üzere Rusya’ya düşman devletlerin entrikaları sonucu ortaya çıkan dini-etnik hareket olarak nitelendirmektedir. Gerçekten, yerli halk ve göçmenler arasındaki etnik ve dini farklılıklar onlar arasındaki ilişkilerde belli bir iz bırakmıştır. Ülke aydınları arasında yaygın olan Pantürkizm düşüncesini de yadsımamak gerekir. Fakat, Rusya’nın resmi görüşü temel değil, ikincil nedenlere ilişkindir. Aksi halde bu olayların Yedisu’da değil, Rusya karşıtı güçlerin ve İslam köktenciliğinin güçlü olduğu Özbekistan, Tacikistan veya Türkmenistan’da meydana gelmesi gerekirdi.

Diğer bir görüş ise Eylül 1916 tarihinde ilk başlarda Pişgek şehrinde (il-A.A.) isyana tanıklık etmiş G. İ. Broydo tarafından ortaya atılmıştır. Onun görüşüne göre bu isyan, “Kırgız nüfusunu tamamen mahvetmek ve bu toprakları yeni göçmenler için temizlemek” amacıyla bizzat Çar yönetiminin bir kurgusudur. Söz konusu tez, sadece bilimsellikle değil, sağduyuyla da bağdaşmamaktadır. Bugünkü Kuzey Kırgızistan’ın sadece bir kısmını “temizlemek” uğruna neden tüm Türkistan’da ve Kırgızistan’da bir isyan kışkırtmak gerekmekteydi. Milyonlarca nüfusa sahip Türkistan’daki bir isyan, emperyalist savaşta peş peşe yenilgiler alan Çar yönetiminin çıkarlarına uygun düşmekte miydi?

Broydo’nın bu tezi, bilimsellikten uzak olmasına rağmen günümüzde sık sık vurgulanmaktadır. Bu tezi savunanlar somut bir belge olarak, Türkistan Genel Valisinin Kırgızların Issık Göl bölgesinden ve Çuy vadisinin doğusundan Narın bölgesine sürülmeleri için hazırlamış olduğu plana dayanmaktadırlar. Gerçekten, böyle bir karar alınmıştır. Fakat bu karar, 16 Ekim 1916 tarihinde, dolayısıyla isyan bastırıldıktan sonra isyancılara verilecek bir ceza olarak hazırlanmıştır.

İsyanın başlıca ve temel nedeni T. Rıskulov ve Y. Abdurrahmanov’un gayet doğru bir şekilde belirttikleri gibi, halkı mahvolma sınırına getirmiş genişleyen yayılmacılık politikası ve yerli halkın acımasızca istismar edilmesi olmuştur.

Türkistan’a kolonilerin yerleşmesi 1860’lı yılların sonlarından itibaren başlamıştır. Bunun sonucunda, özellikle Kuzey Kırgızistan’da yaşayan yerli halk zor bir durumla karşı karşıya kaldı. Bölgenin doğası ve iklim koşulları, Merkezi Rusya’nınkine çok benziyordu. Buna göre de, Rus-Ukraynalı göçmenler öncelikle burayı tercih ediyorlardı. Birinci Dünya Savaşı öncesi Türkistan’daki 540 bin göçmenden 110 bini, yani %20’si Pişpek ve Prjeval uyezdlerinde (Rusya’da ilçe karşılığı bir idari birim) meskunlaşmıştır. Kuzey Kırgızistan’ın bu bölgesi Rus sömürgeciliğinin merkezi olmuştur. 1916 yılında Prjeval’deki nüfusun %24’ünden fazlasını oluşturan Ruslar ve Ukraynalılar, işlenebilir toprakların %67’sine sahiptiler. Aşağı yukarı aynı durum Pişpek uyezdi için de geçerlidir.

Genel Vali Kuropatkin’in de itiraf ettiği gibi, Türkistan’ın diğer halkları içinde Kırgızlar, tarım alanında en az haklara sahip olan halktır; onların yaşamı için son derece önemli olan çok büyük toprak alanları ellerinden alınmıştır. Buna göre de, sömürge zulmüne karşı en aktif tepki Kırgızistan’da meydana gelmiş ve kanlı çatışmalar yaşanmıştır.

4 Temmuz 1916 yılında yerli halkın geri kıtalarda çalıştırılması için seferber edilmesine ilişkin Çar Kararnamesi’ne karşı Hocent ve Semerkand vilayetlerinde halkın ayaklanması tüm Orta Asya’da isyanın başlamasına neden oldu. Temmuz’un ortalarında isyan artık Fergana ve Güney Kırgızistan’a yayılmıştı. Daha sonra hareket tüm Orta Asya’ya yayıldı. Sömürge politikası uygulamaları sonucunda umutsuzluğa kapılan halk, yerli halkın geri kıtalarda çalıştırmasına ilişkin Çar Kararnamesine karşı Özbekistan’ın Cizak uyezdinde ve Türkmenistan’ın Trans-Hazar uyezdinde daha sonradan küçük silahlı ayaklanmaya dönüşen kitlesel protestoyla tepki verdi. Sömürgeciliğin merkezi olan Kuzey Kırgızistan Orta Asya halklarının isyan merkezine çevrildi. Sömürgecilerin baskılarından, açlıktan, soğuktan, salgın hastalıklardan Prjeval ve Pişpek uyezdlerinde on binlerle insan hayatını kaybetmiştir. Çatışmalar sırasında öldürülen 2325 göçmenden yaklaşık %98’i, subay ve daha aşağı rütbelilerin ise %66’sı bu bölgede öldürülmüştür. Özellikle Yedisu’da yüz binlerce insan için facia olan bu tür uç bir olayın yerine başka bir alternatif var mıydı? Arşiv belgelerini, siyasi ideolojik kalıplardan ve sınıf çatışmasının, özellikle de isyanın toplumsal sorunların çözümünde tek yol olarak algılandırılmasından arındırılmış analizi bir kaç alternatifin bulunduğunu ortaya koymaktaydı.

Geri kıtalarda çalışmamak için Issık Göl Kırgızlarının büyük çoğunluğu önce Çin’e göç etme kararı aldılar. Ağustos’un başlarında Şabdanov’un mektubunda Prjeval uyezdinin önde gelenlerinden Baatırkan ajı ve Kıdır aka Sarıbagışlara kendilerini izleme önerisinde bulunuyorlardı. Ağustos’un ortalarında, yani isyanın başladığı aşamada ilk Kırgız mülteciler artık Çin sınırındaydı.

Diğer bir seçenek ise Çar Kararnamesi’ne uymaktı. Cizak, Krasnovodsk uyezdleri ve Yedisu vilayeti dışında Türkistan’da yerli halkın büyük çoğunluğu bu yolu tercih etti. Arşiv belgelerinden, Ağustos’un başlarına doğru Prjeval uyezdinde yaşayan halk arasında da olaylar yatışmaya başladığı görülmektedir. Bunun ötesinde, Kırgızlar Prjeval’dan talep olunan 9 bin işçiyi 9 bin atla birlikte Kugart geçidi üzerinden Celalabad’daki gereken yere gönderme önerisinde bulunmuşlardı. Bunlardan 6 bini orduya alınacaktı. Kemin’de (Atekin ve Sarıbagışev ilçelerinde) yaşayanlar da tereddüt içindeydiler. Ancak 9 Ağustos’ta bir grup yiğit Boom geçidinde silah (178 Berdanka markalı tüfek ve yaklaşık 40 bin mermi) taşıyan at arabalarını ele geçirdiler. Bu da isyan kararının alınmasında etkili oldu. Şabdonov’un Issık Göl manaplarına yazdığı mektubunda ifade edilen bu bilgi Prjeval uyezdinde olayların sonraki gelişimini belli ölçüde etkiledi.

Böylece, halk tepkisinin objektif koşullara dayanmasına rağmen bu tepkinin silahlı isyana dönüşmesinde gerek kitle psikolojisinin ve gerekse tesadüflerin belli rolü olmuştur. Özellikle bu dönemde Çar yönetiminin askeri gücünü çok iyi bilen Baatırkan Nogoyev, Kemel Şabdanov, Kıdır Baysarin ve diğer önde gelen kişilerin uyarılarına rağmen toplu protestolar toplu kargaşalara (hayvan sürülerinin yağmalanması, göçmen evlerinin yakılması, daha sonra ise toplu katliamlara) dönüştü.

Özellikle isyancıların Yedisu’nun güney bölgesindeki göçmen kasabalarına ani saldırısı faciayla sonuçlandı. Burada, esas itibariyle Pişpek ve Prjeval uyezdlerinde 94 göçmen kasabası yakılıp yıkıldı. Bu saldırılar sırasında farklı yaş, cins ve meslekten olan insanlar katledildi, vahşice dövüldü ve kadınlara tecavüz edildi.

Issık Göl’ün kuzey sahilindeki onlarca ve güney sahilindeki bir kaç Rus köyü, ayrıca Prjeval uyezdinin Atbaşı ve Narın bölgelerindeki Rus köyleri de aynı kaderi paylaştı. Okullar (Prjeval köy okulunun yakılan çiftliğinde çok sayıda öğretmen, öğrenci ve oraya sığınan köylüler öldürüldü), inanç yerleri (Issık Göl manastırı, köy kiliseleri ve ibadet yerleri), kadınların çalıştığı barajlar vs. saldırıların hedefleri arasında idi. İsyancıların büyük yerleşim merkezlerine (Tokmak, Prjeval) saldırıları başarısızlıkla sonuçlandı.

Sonuçta, Yedisu vilayetinde bu olayların mağdurları, genelde sıradan köylü göçmenler, kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar (seferberlik yaşında olan erkekler ordudaydılar) oldu. Aynı zamanda Çar yönetimi tüm Yedisu bölgesinde çok az kayıp vermiştir. Sadece, Pişpek ve Prjeval uyezdlerinde halktan 2227 kişi öldürülmüş, 834 kişi yaralanmış, 1364 kişi kaybolmuş veya esir alınmış, 6024 göçmen ailesi maddi zarara uğratılmıştır. Yedisu’daki askerlerin kaybı ise öldürülenler ve yaralanalar bir arada toplam 177 kişiydi. İsyancılar çoğu zaman buraya göçürülmüş tüm Rus, Ukrain vs. göçmenleri sömürgeci olarak görmekte, onlar arasındaki sosyal farklılıkları ayıramamakta, genelde Rusya İmparatorluğu’nu, bütünlükte Rus halkını sömürgecilerle özdeşleştirmekteydi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al