KIRGIZİSTAN CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASINA GENEL BAKIŞ

KIRGIZİSTAN CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASINA GENEL BAKIŞ

Yetmişdört yıllık yaşamını tamamladığında, iktisadi ve siyasi krizlere karşı dayanamayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin, 31 Aralık 1991 yılında resmen dağılması, 15 yeni bağımsız devletin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sovyetler Birliği’nin bir cumhuriyeti statüsünde bulunan Kırgızistan 15 Aralık 1990’da egemenliğini ve 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir.

1991’de bağımsızlığı yeni kazanan Kırgızistan, artık Moskova’nın direktiflerini uygulamak yerine, iç ve dış politikaların belirlenmesi bakımından tek başına sorumlu olup, çağdaş ve demokratik bir düzeni kurma çabalarına girişmiştir. Kırgız Cumhuriyeti adını alan bu yeni devletin, ilk dış politika faaliyetleri Kırgızistan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olarak uluslararası toplum tarafından tanınmasına yöneliktir. Böylece, Kırgız Cumhuriyeti’nin, 2 Mart 1992’de Birleşmiş Milletler üyeliğini kazanmasıyla, uluslararası ilişkilerin yürütülmesi bakımından ilk başarısını gösterdiği görülmektedir.

Bir Orta Asya ülkesi olan Kırgızistan, Rusya aracığıyla Avrupa, Arap-Müslüman, Fars ve Çin gibi dört kültürel uygarlığın birleşme noktasında bulunarak, jeo-politik ve jeo-ekonomik açıdan kuzey ve güney, doğu ve batı bölgeler arasında bir bağlantı köprüsü niteliğini taşımaktadır.

SSCB’nin dağılması, Orta Asya’da güçler dağılımının değişmesiyle birlikte, bölgenin siyasi, kültürel ve iktisadi bakımdan dışa açılmış hale geldiği görünmektedir. Bu durum, Kırgızistan için çeşitli alanlarda ikili ve çok taraflı işbirliğin gelişmesi konusunda, elverişli ortamı yaratmakta olup ülke güvenliğini göz önünde bulundurarak, esnek ve dengeli bir dış politikayı izleme zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Öte yandan, Kırgızistan dış politikası, uluslararası global ve bölgesel kuruluşlarla işbirliği ilişkilerini geliştirmek suretiyle yeni bağımsızlığını kazanan ve henüz güçlü olmayan devletin iç kalkınma, gelişme ve aynı zamanda çağdaş demokratik toplumu yaratma niyetleri bakımından pragmatik bir eğilim gösterdiği görünmektedir. Bu makalenin esas amacı, on senelik bağımsızlık yaşamını dolduran Kırgız Cumhuriyeti’nin dış politikası ile ilgili genel bilgiler sağlamak ve devletin uluslararası alandaki giriştiği bu faaliyetler hakkında belirli bir yargının oluşturulmasını sağlamaktadır.

Makalede, ülkenin bölgesel jeopolitik durumu, dış politikasına yaklaşımı, iki ve çok taraflı ilişkiler gibi konular incelenerek, Kırgız dış politikasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapılacaktır.

1. Kırgız Dış Politikasının Oluşumunda Yer Alan Unsurlar

Kırgız Cumhuriyeti’nin dış politikasının algılanmasını ve değerlendirilmesini kolaylaştırmak için bu politikanın oluşumunu etkileyen ortam, koşullar ve nedenlere değinmekte yarar vardır. Bilindiği gibi her bir devletin dış politikasının belirlenmesinde iç ve dış faktörler yer almaktadır. Böylece, ilk önce Kırgızistan’ın Orta Asya bölgesi çerçvesinde, Kırgızistan’ın jeo-politik durumu incelenecek, daha sonra ülkenin iç ve dış ortamlarından kaynaklanan sorunlar ve devletin dış politika yaklaşımı ele alınacaktır.

1.1. Kırgızistan’ın Jeo-Politik Durumu

Kırgız Cumhuriyeti’nin toplam yüzölçümü 198.900 km karedir. Kırgızistan, Orta Asya’nın güney-doğusunda bulunmaktadır. Sınır komşuları kuzey ve kuzeybatıda Kazakistan, batıda Özbekistan, güney ve güneybatıda Tacikistan, doğu ve güneydoğuda Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Kırgızistan Orta Asya’nın bir parçası halinde olup ülkenin jeo-politik durumunu bu bölgenin eşanlamıyla algılamak mümkündür.

1991’de SSCB’nin dağılması, öteki Sovyet sonrası topraklarında olduğu gibi, Orta Asya’da da güç boşluğu yaratarak yeni jeopolitik koşulların oluşmasına neden olmuştur. Kırgızistan’ın yer aldığı Orta Asya bölgesini, değişik güçlerin hem ekonomik hem de siyasi açıdan kendi etkinlik alanları altına alma niyetleri bulunmaktadır. Bu bölgenin, kuzey ve doğuda Rusya ve Çin, güneyde İran, Pakistan, Afganistan ve batıda Türkiye ve Kafkas ükeleri ortasında yer alması, stratejik açıdan büyük önem taşımasıyla birlikte, ileride de, Avrasya kıtasının geniş topraklarında güçler dağılımının oluşması, Orta Asya ülkelerinde olayların ne şekilde gelişeceğine bağlantılı olmaktadır. Orta Asya, hem coğrafik özelliklerle oluşan bölgenin jeopolitik ortamı hem de ülkelerin sosyo-ekonomik durumu nedenleriyle kendi içinde bir istikrarsızlık potansiyelini taşımaktadır. Bu konuda, ABD başkanının eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Z. Brzezinski’nin Orta Asya, Kafkaslar ve Afganistan’ı “Avrasya’nın Balkanları” olarak nitelendirmesi tessadüfi değildir.[1]

Orta Asya’nın bölgesel güvenliği bakımından üç kuşak belirlenmektedir.[2] ‘Birinci kuşak’ta ya da ‘iç kuşak’ta Orta Asya ülkeleri ve Afganistan yer almaktadır. Bu kuşakta Kırgızistan’ın güvenliği ile ilgili endişeleri bir yandan bölgenin liderlik konumunda yarışan Kazakistan ve özellikle Özbekistan’dan hissedilmesi yanında, öte yandan da Tacikistan istikrarsızlığı ve Afganistan içsavaşından kaynaklanmaktadır. ‘İkinci kuşak’ta Rusya, Çin, İran ve Pakistan yer almaktadır. Bu devletler, ‘iç kuşak’ ülkelerinde etnik azınlık sorunları ve sınır anlaşmazlığından kaynaklanan değişik menfaatler bulundurmaktadır. Orta Asya ülkeleri ‘ikinci kuşak’ devletleriyle karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ve değişik sorun ve anlaşmazlıkların çözülmesinde işbirliği çalışmalarına gitmektedir. Bu ülkeler, ticari ve iktisadi ilişkiler alanında İktisadi İşbirliği Örgütü’nün kurulması gibi ekonomik işbirliği yanında, aralarında bulunan sorunları gidermek niyetiyle, örneğin, sınır anlaşmazlıkları çözülmek amacıyla ve ortak (Afganistan’dan kaynaklanan istikrarsızlık, ekstremist hareketler ve terrörizmin yayılması) tehditlere karşı Şanghay İşbirliği (Şanghay Beşlisi) Örgütü’nün oluşturulması gibi güvenlik alanında da işbirliği çalışmalarına gitmektedir. ‘Üçüncü kuşak’ı Orta Asya devletleriyle ilişkileri sürdüren ve bu ülkeler bakımından büyük önemi taşıyan ABD, Türkiye, Batı Avrupalı, Japonya gibi devletler oluşturmakatadır.

Bu devletler ve özellikle ABD Orta Asya’yı dışa açık halde bulundurmak niyetiyle bölge ülkelerinde mümkün olduğu kadar laik, liberal ve demokratik düzenlerin kurulmasını amaçlamakla birlikte, Batı piyasalara serbest ve bağımsız ulaşım yollarıyla iktisadi ve ticari bağların oluşturulmasını amaçlamaktadır. Mayıs 1993’te Avrupa Birliği’nin Brüksel toplantısında AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’yı birbirini tek bir ulaşım sistemine bağlamayı amaçlayan “TRASEKA” teknik yardım projesi onaylanmıştır.[3]

Nisan 1997’de ABD Başkanı Bill Clinton tarafından, bu bölgelerin Avrasya kıtası topraklarıyla bütünleşmesini de öngören “İpek Yolu Stratejisi-97”, Senato görüşmelerinden geçirilmiştir.[4] Son olarak, bu sistemde Güney Kafkaslar bölgesi özel bir yere sahiptir. Daha açıkça söylersek, Kafkaslar bu sistemin tamamlayıcı bir parçası olup Orta Asya ile tek bir güvenlik alanı oluşturmaktadır.

Böyle karmaşık bir ortamda bulunan ve aynı zamanda askeri ve ekonomik açıdan güçsüz olan Kırgızistan, Orta Asya’nın jeo-politik durumu çerçevesinde hem bölge ülkelerinin davranışlarını hem de büyük devletlerin menfaatlerini göz önünde bulundurarak çok esnek ve dengeli bir dış politikayı izlemek zorundadır.

1.2. Kırgızistan’ın İç ve Dış Ortamlardan Kaynaklanan Sorunları

SSCB’nin dağılmasıyla, Orta Asya’nın küçük bir ülkesi olan Kırgızistan, değişik açılardan güvenlik endişeleri duymaya başlamıştır. Bu endişelerin, büyük ölçüde Çin Halk Cumhuriyeti’nden, Afganistan ve Tacikistan’daki çatışmalardan, son zamanlarda ise bölgesel liderlik mücadelesi sürdüren Kazakistan ve özellikle Özbekistan’ın baskılarından dolayı hissedildiği görülmektedir. Kırgız Cumhuriyeti’nin milli güvenliğiyle ilgili dış sorunlar; 1) Tacikistan’daki istikrarsızlık ortamının Kırgızistan’a yayılması tehdidi, 2) Sınır anlaşmazlığı, 3) Kırgızistan’ın yabancı ülkelerinin doğal kaynaklarına bağımlılığı ve 4) Bölgenin bazı devletlerinin askeri ve siyasi üstünlük gösterme niyetleri olarak özetleyebiliriz.

Bunun yanında, Afganistan ve Tacikistan’dan gelen mülteci sayısının ve uyuşturucu akışının yükselmesi, aşırı dincilik, silah kaçakçılığı ve terörizm olaylarının yoğunlaşması gibi dolaylı sorunların da bulunduğu gözlenmektedir.[5]

1985’ten itibaren belirlenmeye başlayan iktisadi bunalım, Kırgızistan’ın ilk bağımsızlık yıllarında daha da şiddetlenerek ülkenin değişik alanlarına yansımıştır. Sovyetler Birliği zamanında bulunan ekonomik bağların kopması, sosyal ve kültürel alanlara, eğitim ve sağlık sektörlerine merkezi yönetimden cömertçe sağlanan desteklerin kesilmesi, Kırgızistan hükümetini zor durumda bırakmıştır. Böylece, Kırgız Cumhuriyeti’nin ülke güvenliğiyle ilgili ve iç ortamdan kaynaklanan değişik sorunları da ortaya çıkmıştır. Bu sorunları kısaca şöyle sıralayabiliriz: Merkezi ve yerli idarelerin kurumsal yetersizliği; sivil toplumun zafiyeti; ülke ekonomisinin iç yetersizliği; sanayideki yapısal bunalım; GSYİH artışının düşük düzeyde olması; mali istikrarsızlık; ülkede askeri reformların gecikmesi; iktisadi suçların ve yolsuzluk olayların yüksek düzeyi. Aynı zamanda, çok uluslu bir yapı niteliğini taşıyan Kırgızistan’ın, SSCB’nin dağılmasıyla azınlıklar, mülteci ve göç gibi sorunlarla da karşılaştığı görünmektedir.[6]

1.3. Kırgızistan’ın Dış Politikası Yaklaşımı

Kırgızistan dış politikasının ana yönleri, Kırgız Cumhuriyeti’nin anayasa ve yasalarına dayanarak cumhurbaşkanı tarafından belirlenmektedir (Anayasa, m. 46). Dış politikanın uygulanması, devlet başkanı yönetimi altında, Cogorku Keneş (Parlamento), hükümet, ilgili bakanlıklar ve diğer devlet kurumlarının önerilerini göz önünde bulundurarak Dışişleri Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir. 15 Eylül 1997 tarihli Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne göre, Dışişleri Bakanlığı, devlet dış politikasının bir bütün olarak izlenmesi ve dış politika stratejilerinin hazırlanma ve uygulanması bakımından koordinasyonu sağlamakta görevli bir organ niteliğini taşımaktadır.[7]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ