KIRGIZ TÜRKLERİNİN GÜNLÜK HAYATINDA GELENEKLER VE HALK İNANIŞLARI

KIRGIZ TÜRKLERİNİN GÜNLÜK HAYATINDA GELENEKLER VE HALK İNANIŞLARI

Türkçe’mizdeki “gelenek” terimi, Kırgız dilinde “Salt” kavramı ile ifade edilmektedir. Gelenek, “Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup, kuşaktan kuşağa iletilen kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, töre ve davranışlar, anane” diye tanımlanmaktadır.[1] Kırgız dilindeki “salt” kelimesi ise “nesilden nesile geçip herhangi bir millet tarafından toplanarak, uzun zaman saklanan milli ve manevi miras unsurları; belirli bir toplum düzeni, işleyiş kuralları, fikir ve düşünceler, kaideler, töreler ve adetler” şeklinde ifade edilmektedir.[2] Halk inanışı, genel bir ifadeyle toplumların hayatında önemli bir yeri olan ve kaynağı belli olmayan dinî değerler ve inanışlar şeklinde algılanmaktadır.[3]

Bir toplumdaki örf-adet, gelenek ve inanışlar, o toplumun kültürünü meydana getirmektedir. Kültür, toplumların geçmişi ve geleceği arasındaki bir köprü vazifesi görmekte; milletlerin ve toplumların varlıklarını ve birliklerini korumalarına büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. Kültürün bir unsuru olan gelenek, kendi yapısında bulunan, ona meşruiyet kazandıran otoriter bir özelliğe ve yaptırım gücüne sahiptir. Değişimin nispeten sınırlı olduğu, kapalı ve muhafazakâr toplumlarda geleneğin yaptırım gücü daha yoğun hissedilmekte ve uzun müddet sürmektedir. Çağın ve şartların değişmesi kimi zaman bu gücü azaltırken, bazı durumlarda da artırıcı bir unsur olmaktadır.

Geleneğin yaptırım gücünün yoğun hissedildiği ve uzun sürdüğü toplumlardan biri de Kırgızlardır. Kırgızlar, tarihi verilere göre en eski Türk toplumlarından biri olmanın yanında, geleneksel toplum yapısının hâkim olduğu, göçebe bir hayat tarzına sahip, muhafazakâr bir karakter sergileyen, gelenek ve inançlarına sıkı sıkıya bağlılığı ile bilinen bir toplumdur. Bu özelliklerinden dolayı onların hayatında ecdâtlarından kalan birçok gelenek ve görenek tüm canlılığı ile hâlâ yaşamaktadır. Kırgızların, zikrettiğimiz bu özellikleri ve söz konusu gelenekleri onların millî varlıklarını korumalarında ve bağımsızlıklarına kavuşmalarında büyük rol oynamıştır. Böylece 31 Ağustos 1991’de Kırgızistan bağımsızlığına kavuşmuştur.

Kırgız Türkleri, Sovyetler Birliği zamanında gelenek ve göreneklerin adının bile ağza alınmasının yasak olduğu,[4] uzun ve zor bir dönemden geçmelerine rağmen, geleneklerinden taviz vermemeye gayret etmiş, bu uğurda çeşitli zorluklara katlanmış, âdeta kültürel bir direniş mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadele ve gayretler sayesinde birçok gelenek ve inanışlarını büyük oranda korumuş olmakla birlikte, bazılarının zayıflamasına değişmesine hatta az bir kısmının da yok olmasına engel olamamışlardır. Ancak Kırgızların en az değişiklikle günümüze kadar getirip devam ettirdikleri geleneklerinden önemli bir kısmını günlük hayatla ilgili gelenekler oluşturmaktadır. Nitekim Kırgız yazar S. Esengoldiyev bu hususa şöyle işaret etmektedir: “Sovyet iktidarı zamanında halkın ekonomisiyle medeniyet ve kültüründe; hayat tarzları, fikir ve hislerinde görülmeyecek kadar köklü değişiklikler oldu. Ancak günlük hayatla ilgili olarak, insanların fikrinde eski toplumsal kalıntılar, çeşitli halk inanışları, gelenek ve görenekler saklanıp kaldı.”[5]

Biz, bu çalışmamızda Kırgızların günlük hayatında Sabah Nasibi, Selamlaşma, Büyüklere Saygı, Yedi Atayı Bilme, Misafirperverlik gibi bazı gelenekler ile halk arasında yaygın olan inanışları ele alacağız.

Kırgız gelenek ve inanışlarını tanıtmaya çalışırken, Kırgızların bu konudaki yazılı kaynaklarından yararlanma yoluna gideceğimiz gibi, ayrıca bizzat yapmış olduğumuz alan araştırması sonucu elde ettiğimiz tespitlerden[6] de hareket edeceğiz. Günlük hayatla ilgili gelenek ve inanışların en az değişikliğe uğradığı gerçeğinden hareketle diyebiliriz ki bu gelenek ve inanışların ortaya konmasıyla, Kırgız halkını daha iyi tanıma imkanı oluşacak ve böylece geçmişle günümüz arasında bir karşılaştırma yapılabilecektir.

Sabah Nasibi

Kırgızlar hayat şartları ve inanışları gereği genellikle sabah erkenden kalkmaktadırlar. Çünkü güneş doğuncaya kadar uyuyan insanın rızkının eksik olacağına, sabah yıldızı varken işe başlayıp rızkın aranması gerektiğine inanılmaktadır.[7] Eskiden beri Kırgızlar ay ve güneşe hürmet etmektedirler. Bunun için günü temiz ve iyi karşılamak amacıyla, güneş doğana kadar kapı bacayı temizlemektedirler. Bu uygulamanın gerekçesini ise “Kün çıkkınca turbasan, ırıskıdan kur kalasın” (Güneş doğana kadar kalkmazsan, rızkından nasibini alamazsın, rızkın eksilir) diye belirtmektedirler.[8] Sabah erkenden kalkınca küçükler büyüklere “Selâmun Aleyküm, Cahşı Catıp, Cay Türdünüz bü” (iyi yatıp iyi gecelediniz mi?), gelinler kaynanaya, “Cahşı cattınız bı” (İyi yattınız mı?) demektedirler. Aksakallar (yaşlılar) sabah namazı kılarlar, gençler de elini yüzlerini yıkarlar. Sonra “Sabah Nasibi” anlayışı gereği günlük hayata bir şeyler yemekle başlarlar. Kırgızlar “Sabah nasibi”ni yoldaş kabul eder, ihmal edilmesi halinde günlük hayatın olumsuz yönde etkileneceği, işlerin iyi gitmeyeceği endişesi taşırlar. Toplumda bu endişe “Sabah nasibini unutma!” sözüyle dile getirilmektedir. Dolayısıyla yemek yenmese bile “Bismillah deyip tadına bakmak âmin deyip dua etmek” gerekmektedir. Sabah nasibi yanında dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de sabahleyin kötü söz söylememek, birinin kalbini kırmamaktır. Zira bu fena davranışların kişinin günlük hayatına akşama kadar olumsuz yönde tesir edebileceğine inanılmaktadır. “Sabahleyin yola çıkarsan çık, akşamleyin çıkma”, “Sabahki soğuğa kalırsan kal, fakat gece soğuğuna kalma” gibi sözler, Kırgız Türklerinde hayatın erken başladığını ve sabah vaktinin uğurlu sayıldığını göstermektedir.[9]

Selamlaşma

Sabah nasibini alıp, besmeleyle evden çıkan bir Kırgız gelenek gereği karşılaştığı bir kişiye “Assolom Aleyküm” diyerek selam verir. Kırgız kültüründe selam, “Sana tınçtık kaalayim” (Sana barış, esenlik dilerim, barış olsun) anlamına gelir.[10] Dini geleneğe de uygun olarak küçüklerin büyüklere selam vermesi edep ve ahlakın göstergesi sayılır.[11] Dolayısıyla küçüğün büyüğe, yürüyenin oturana, yukarıdan gelenin aşağıdan gelene selam vermesi önemli bir görev kabul edilir.[12]

Kendi ifadelerine göre Kırgız Türklerinde eskiden olduğu gibi günümüzde de selamdan sonra her soruya karşıdakinin cevap vermesini beklemeden, birkaç soru ile, samimi bir hal hatır sorma geleneği dikkat çekmektedir. Bu uygulama şöyledir: Karşılaşanlardan birisi, nasılsın?, iyi misin?, iyi yaşıyor musun, sağlığın sıhhatin, moralin nasıl, çalışıyor musun?, çoluk çocuğun torunların nasıl, büyüyorlar mı? gibi sorular sorar diğeri ise kısaca “iyiyim, teşekkür ederim, kendin nasılsın” diye cevap verir.

Kırgız halkında selamlaşma ve hal hatır sormanın ana konusu çocuklardır. Âdete göre insanlar birbirleriyle karşılaştıklarında “çoluk çocuğun aman mı? Gülüp oynayıp büyüyorlar mı?” diye sorarlar. Ayrılırken de “Çocukların aman olsun”, “Onların yüzünden öp” diye iyi dileklerini ve samimiyetlerini bildirirler.[13]

Kendi ifadelerine göre, attan inmeden büyüklere selam verilmezmiş öncelikle attan inen küçükler selam verir ve kendinden büyük olanların elini tutarlarmış. Günümüz de at üstünde selam verme alışkanlığının başladığı görülmektedir. Ancak bu selamlaşma biçimi eskilerce yadırganmaktadır.

Selam verme geleneği Kırgızlar arasında özenle yaşatılmaya çalışılmaktadır. Çünkü selamda büyüklere saygı, hürmet; küçüklere sevgi vardır.[14]

Büyüklere Saygı

Kırgız Türklerinde en önemli geleneklerden biri “Büyüğü sıylo” (büyüklere saygı), hürmet gösterme geleneğidir. Bu gelenek asırlardır sıkı bir şekilde korunmakta, günümüzde de bütün canlılığıyla yaşatılmaktadır. Bu geleneği öğretmek, anne-babanın temel görevi sayılmakta, toplum da bu konuda üzerine düşeni yapmaya, gençlere büyüklere saygılı olmayı öğretmeye çalışmaktadır. Büyüklere saygılı bir genç, diğer Türk toplumlarında olduğu gibi Kırgızlarda da iyi terbiye edilmiş sayılmaktadır.[15] Dolayısıyla çocukların bu terbiyeyi almaları için, onlar anne-baba tarafından küçük yaşta toplumun içine sokulmaktadır. Zira, Kırgızlar, çocuklarının, gelenek görenekleri, halkın içinde büyükleri takip ederek öğreneceklerine inanmaktadırlar. Kırgız kültüründe, toplum içinde kalarak adetleri ve inanışları görmeye teşvik eden atasözlerinden bir kaçı şu şekildedir: “Atan bar da el tani” (Baban varya, Halkı tanı), ” El ıyık elden çıkkan bozuk” (Halk kutsaldır, Halktan ayrılan bozuktur), “Er, elden, balık sudan” (Yiğit Halktan balık sudan çıkar), “Batır elden çigat Baylık cerden çıkat” (Kahraman halktan çıkar, zenginlik yerden çıkar)[16] “Agasını körüp ini ösöt, ecesin körüp sindi ösöt” (Abisini görüp kardeşi büyür, ablasını görüp kız kardeşi yetişir).[17]

Atasözlerinden de anlaşıldığı üzere Kırgızlar arasında var olan edep, ahlâk ve örf-âdetlerin korunup yeni nesillere aktarılmasında yaşlılara büyük görev düşmektedir. Nitekim bağımsızlığa kavuştuktan hemen sonra, gençleri doğru yola sokma, milli gelenekleri onlara öğretme ve koruma maksadıyla “Aksakallar ıntımak kulübü” (Yaşlılar Birlik ve Dayanışma Kulübü) kurulmuştur.[18] Toplumda oynadıkları rol bakımından yaşlılar peygamber yaşını (63 yaş) geçtikten sonra üçe ayrılmakta ve şöyle tasnif edilmektedir. 1 -El ihtiyarı, 2-Dong ihtiyarı, 3-Üy ihtiyarı.

El ihtiyarı: Örnek ihtiyar. Sözünden dönmeyen köy içindeki, kavga ve anlaşmazlıkları önleyen, halkı örf ve adetlere yönlendiren ihtiyardır.

Dong ihtiyarı: Uzaklara gidemeyen akşam sabah köyün tepesinde oturup, köyü seyrederek, gençleri çağırıp onlara nasihat eden, onlara ibret verici hikaye ve masallar anlatan ihtiyardır. Bu ihtiyarın yanında her zaman çok sayıda genç görmek mümkündür.

Üy ihtiyarı: Hanımının yanından ayrılıp bir tarafa gitmeyen, onunla konuşup dertleşen ihtiyardır. Bunun halkla işi olmadığı ve halka yararı dokunmadığı belirtilir.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al