KIPÇAKLARDA SOSYO-KÜLTÜREL VE DİNÎ YAPI

KIPÇAKLARDA SOSYO-KÜLTÜREL VE DİNÎ YAPI

Kıpçak lehçesine ait müstakil eserlerin yazıldığı ilk dönemler, Türk dili için dönüm noktası olmuştur. Göktürk, Uygur, Karahanlı çizgisinde tek bir kol halinde gelen Türkçe, Harezm döneminde XIII. yüzyılda dalgalanmaya başlayıp XIV. yüzyılda artık belirgin kollara ayrılmıştır. Aynı yüzyıllarda Harezm merkez olmak üzere kuzeyde HarezmAltınordu, AltınorduKıpçak, KumanKıpçak isimleri altında gelişmeler görülürken aynı kola paralel bir gelişme de güneyde ortaya çıkmıştır. Güneydeki bu kol içinde ise asıl Memlûk Kıpçakçası, Oğuz (Türkmen)Kıpçak karışımı ve asıl Oğuzca (Türkmence) farklılaşması gözleniyor. Aynı yüzyıllarda doğuda Kıpçak lehçesi ile aynı kaynaktan beslenen Doğu Türkçesi (Çağatay Türkçesi) sahneye çıkarken OğuzTürkmen temeline dayanan Batı Türkçesi öteki üç koldan farklı olarak gelişmesini devam ettirmiştir.

Görüldüğü gibi, batı dışındaki kollarda Kıpçak lehçesinin doğrudan bir ağırlığı vardır. Lehçelerin teşekkülünde kesin tarih vermek ve coğrafî sınır çizmek mümkün değildir. Ayrıca XIII. yüzyılda Çingiz (İlhanlı Moğol) ve XIV. yüzyılda Timur (Moğol) akınlarını da hesaba katarsak karışık tabloyu diltarihcoğrafya açılarından tamamlamış oluruz. İşte bu yüzden XIIIXIV. yüzyıllarda yazılmış bazı eserler bilim adamları tarafından müştereken net bir yere konulamamıştır.

Kıpçakların uzun süre Türkmenlerle birlikte yaşamaları, Kıpçakçanın Türkmence ile yakın temasta bulunmasına neden olmuştur. Bu yakınlaşma yüzünden Kıpçakça metinlerin dili, Türk dili tasniflerinde net bir yere konulamamıştır.

Bu konuda şunu da belirtmekte yarar vardır ki, Kıpçakçayı Kumanca (C. C.) ve Kıpçakça (diğer eserler) şeklinde ayırmak doğru değildir. İkisi de aynı lehçelerdir. Codex Cumanicus ile diğer eserler arasındaki farkın sadece yer, zaman ve muhit farkı olduğu zikredilmektedir. Çünkü bu farklara rağmen ses ve kelime bilgisi özellikleri bakımından önemli ayrılıkların bulunmadığı görülür. Dilciler, bu kadar farkın Codex Cumanicus’un İtalyan ve Alman bölümleri arasında da bulunduğunu bu tip farklara aynı muhitteki (İslâmi) eserler arasında da rastlanabileceği noktasından hareketle ikisinin de “Türkçe” olduğunun hatırdan çıkartılmaması üzerinde durmaktadırlar. Kıpçak Türkçesi, değişik tasnif ve başka isimler altında da zikredilmekle beraber genellikle orta dönem Türkçesinin batı gurubuna giren bir lehçe olarak kabul edilir. Kıpçaklar, kendilerinden önce Doğu Karadeniz’e göç eden bazı kavimleri de bünyelerinde toplayarak kuzey Türkçesinin batı kanadını oluşturmuşlardır. L. Ligeti, günümüzde Balkar, Başkırt, Karaçay, Karaim, Kara Kırgız, Kazan, KazakKırgız, Kırım, Kumuk, Nogay, Mişer, Özbek, Tobol ve Tura gibi kavimlerin Kıpçak şivesinde konuştuklarını belirtmektedir.

Kıpçak Türkçesi üzerine yazılan Arapça eserlerde Kıpçakça kelimelerin yazımında Arap harfleri kullanılmıştır. Arap yazısının Kıpçakçada kullanılan bütün sesleri vermeğe yetmediği için, yazarlar P, Ç, O, Y gibi bir takım sesleri yazmak üzere bazı çarelere başvurmak zorunda kalmışlardır. Kıpçakça p sesi Arapça b veya f harfiyle yazılmıştır. Kıpçakça ç sesi Arapça c bazen Farsça ç harfiyle gösterilmiştir. Y sesi yerine ise n, nk ve ğ ve g harfleri kullanılmıştır.

Codex Cumaicus’ta (C.C) Kıpçak kelimesi memleket ismi olarak geçer, buna karşılık eserin dili, esas, yani Türkçe metinde “Tatarça” ve “Tatar til” olarak gösterilmiştir. Gerçekten C.C.’daki dil malzemesi bugünkü eski Kıpçak toprakları üzerinde konuşulan lehçelerle, özellikle de Kazan Tatarcasıyla birçok benzerliklere sahiptir. Bu nedenle bazı dilciler Kıpçakçaya Tatarca da demektedirler.

Türklerin belli bir dönemde yaşamış oldukları göçebe hayat tarzı ve bunun doğal sonucu olan devamlı yer değiştirme ve mücadelelerden dolayı kendileri tarafından kaleme alınan fikir ve edebiyata dair eserlerin bazıları maalesef bize kadar intikal etmemiştir. Bu durum sadece Kıpçaklarda değil, bu şekilde hayat süren bütün bozkır kavimlerinde aynıdır. O nedenle Kıpçaklarla ilgili bilgileri, bu kavimlerin bozkır hudutlarında yerleşik hayata geçmiş olan zümrelerin yahut bunlar ile temasta bulunan komşu kavimlerin kayıtlarında bulmak mümkün olmaktadır.

Tarihi gelişme içerisinde Türkçenin kuzey kanadını teşkil eden Kıpçak Türkçesinin belli başlı eserleri, sahasından çok uzaklarda Mısır ve çevresinde meydana getirilmiştir. Yerleşik bir devlet ve medeniyet kuramayan bozkır Kıpçaklarından elimizde eser olarak sadece Hıristiyan bir muhitte yabancılar tarafından yazılmış bir lügat ve derleme mahiyetindeki Codex Cumanicus kalmıştır. Kıpçak Türkçesinin bugün elimizde bulunan ürünlerinin büyük çoğunluğunu, Müslüman bir belde olan Mısır’da meydana getirilenler oluşturmaktadır. Kaleme alınan Kıpçakça eserler olarak ilk akla gelenler lügatgramer kitaplarıdır. Ancak, dili öğreten bu kitapların yanında dinî ve dünyevî konularda Kıpçak Türkçesiyle telif ve tercüme edilmiş eserler de vardır. Dünyevî konularda ele alınan bu eserlerin başlıcalarını atçılığa, okçuluğa ait, esası askerliğe dayananlar oluşturmaktadır. Bunlar sırasıyla; Kitâbü’lİdrâk li Lisâni’lEtrâk, Kitabı Mecmuu Tercümânı Türkî ve Acemî ve Mogolî, EtTuhfetü’zZekiyye fi’lLügati’tTürkiyye, Kitabü Bulgatü’lMüştâk fi Lügati’tTürk ve’lKıpçak, ElKavânînü’lKülliye li Zabtı’lLügati’tTürkiyye, EdDürretü’lMudîa fi’lLügati’t Türkiyye, Kitab fi’lFıkh, Kitâb fi’lFıkh bi’lLisâni’t Türkî, Kitâbı Mukaddimei Ebu’l Leysi’s Semerkandî, İrşâdü’lMülük ve’sSelâtin, Şerhu’lMenâr ve Mukaddemetü’lGaznevî fi’llbâdât, Kitab fi Riyâzâti’lHayl, Münyetü’l Guzât, Baytaratu’l Vâzıh, Kitab fi Îlmi’nNüşşâb, Gülistan Tercümesi (Kitâbı Gülistân bi’tT ürkî),’dir.

Doç. Dr. Ahmet GÖKBEL

Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ