KIPÇAK KABİLELERİ ÜZERİNE NOTLAR: KİMEKLER VE YEMEKLER

KIPÇAK KABİLELERİ ÜZERİNE NOTLAR: KİMEKLER VE YEMEKLER

Uzun süre, Yimek / Yemek’in Batı Sibirya merkezli bir boy birliği olan Kimek’in[1] (750-800 civarından erken 11. yy.’a) bir biçimi olduğu varsayıldı. Kıpçak birliği Karadeniz-Hazar-İdil-Yayık- Kazak bozkır bölgesinde, ünlü Deşt-i Kıpçak’ta baskın unsur haline geldiğinde, kaynaklarımızda Yimek / Yemek bu birliğin kurucu boylarından biri olarak belirir.[2] Ancak Kaşgarlı Mahmud (1077 civarında yazdı) “Yemek… Türklerin bir boyudur. Biz bunları Kıpçak olarak görürüz, ancak Kıpçak Türkleri kendilerini farklı bir kısım olarak sayarlar” diyerek[3] Kıpçak ile Yimek / Yemek’i ayırır (Onun zamanında, Kıpçaklar bu boy birliğinin baskın unsuru haline geldiği için Kimek budunadı artık kullanımda değildi). Kaşgarlı, Türk halklarını sayarken, araya Oğuzları koyarak, Kıpçakları Yemeklerden farklı listeler.[4] Bunlar, farklı köken bilincini gösteren önemli kayıtlardır. Kaşgarlı, dil bakımından da (Kırgız, Oğuz, Tuhsi, Yağma, Çiğil, Oğrak ve Çaruklarla birlikte “saf Türkçe, tek bir dil” konuştuklarını düşündüğü) Kıpçaklarla, onlara yakın olarak gördüğü Yemek ve Başkırtların konuşmaları arasında biraz mesafe koyar.[5] Yemek yurdu o zamanlar, “Yemek bozkırlarında”[6] olan İrtiş nehrinin yol yakasında gözüküyor. Kaşgarlı’nın verisine dayanan Hasan Eren, “Kimek ismi. önemini kaybetti ve bu kabilenin dallarından birinin ismi olan Yimek ile yer değiştirdi” sonucuna varmış, Yimek’i de Kimek ile ilgili olan İmek isminin ikincil bir gelişmesi olarak görmüştür.[7]

Yimek / Yemek’in Kimek’le ve bunların Kıpçakla ilişkisi nedir? Ne Kimek, ne de İmek / Yimek / Yemek Orhon veya Uygur yazıtlarında geçmez. Gerçekte, belki o dönemin bir yazıtında [Uygur Eletmiş Bilge Kağan’ın (747-759) kümbetinin bir parçası olan ve 740 civarındaki olayları kapsayan Şine Usu yazıtı] bahsedilen Kıpçakların varlığı bile tartışmaya açıktır. Bu metnin bazı erken yayınlarında bunların ismi inşa edilmiştir, ama yazıt kısmen korunmuştur ve son okumalarda söz konusu satır neredeyse tamamen silinmiştir.[8] Kimekleri oyma yazılarda geçen Çiklerle ilişkilendirme çabaları,[9] varsayılan bir coğrafi örtüşmeye dayalı bir spekülasyondan başka bir şey değildir.

Genellikle v*Çöz [kîmâk = Kimak / Kimek] biçiminde yazılan Kimek budunadı, 9. ve 10. yy.’ın Arapça ve Farsça tarih ve coğrafya kaynaklarının büyük kısmında ve önceki zamanlarda toplanmış ve kaydedilmiş bilgilere dayalı sonraki kaynaklarda geçer. İslam kaynaklarındaki Türk halklarının bazı en erken listeleri de buna dahildir. Bu yüzden, 820’lerde Uygurlara seyahat eden Tamim b. Bahr’ın[10] ve 840’larda Türk topraklarını dolaşan Tercüman Sallâm[11] haberlerini kullanan İbn Hurdâdbih (820-912, 880’lerde yazdı), onları Dokuz Oğuzların soluna ve Karluk, Oğuz, Çakır (?), Peçenek, Türkiş, Azkiş, Kıpçak (Kifçak) ve Kırgız’ı içeren bir Türk toplulukları listesine yerleştirir.[12] Bu hususun, Kıpçakların İslam coğrafyacılarının eserlerinde ilk olarak belirmeye başlaması olduğunu da kaydedebiliriz.

Erken Kimek tarihinin kökleri ve olaydizimi (chronology) belirsiz durmaktadır. Geç 9. -erken 10. yy.’da yazan Yakubî, ‘Türkistan’ bahsinde “Türkler çok türleri (ecnâs) ve ülkeleri (mamâlik, hanlık veya devlet olarak da alınabilir) içerir; Karluklar, Dokuz Oğuz, Türkiş, Kimek ve Oğuz bunların arasındadır” der.[13] Karluklar 766’da, bölgeye girdikten 20 yıl kadar sonra, sonraki On Ok / Batı Göktürkler arasındaki hakim unsur olan Türkişlerin yerini aldılar. Oğuzlar Maveraünnehir’e 770’lerde geldiler.[14] İkisi de Batı Orta Asya’ya Uygur baskısından kurtulmak için göçtüler. Türgişlere küçük bir tarihleme yanlışı göndermesi yapmasına rağmen, bu ve İbn Hurdâdbih’in kaydı Kimeklerin en azından 8. yy.’ın son çeyreğinden itibaren sahnede olduklarını gösteriyor gibidir.[15] 9., 10. ve 11. yy.’lara ait Arap-Fars coğrafya yazınında korunan 9. yy.’daki Müslüman kayıtlarında, bunlar ‘tutugh’ (totoq < Çin. tu-tu, Orta Çin. tou-tok “askeri yönetici”[16]) adı (sanı) taşıyan ve daha sonra terfi etmiş ‘Yınal Yabguh unvanına sahip olan bir yöneticiye bağlı olarak görünürler.[17] Diğer kaynaklar bu hakime ‘kral’[18] veya güvenilir bir kaynakta bozkır dünyasının imparatorluk ünvanı ‘kağan’[19] olarak işaret eder.

Bu halka adanmış birkaç çalışmadan birinin yazarı olan Kumekov, Kimekleri Batı Göktürk / On Ok Devleti’nin tabi boylarından biri olarak görür. İslam coğrafyacılarının görüş alanına girdiklerinde Kimekler, Karluk ve Oğuzların belalı ve sık sık tehditkâr kuzey komşuları olarak betimlenirler. 10. yy.’ın ilk yarısında yazan Mesûdî, bu üç birlik arasındaki bozkırda istikrarı bozan ve diğer göçebe Türk boylarının bölgeye girmesine neden olan çatışmalardan bahseder.[20]

Kumekov, 8. yy.’ın ikinci yarısı ve 9. yy.’daki bu savaş halinin Kimekler etrafında bir devlet ve devlet kurumlarının gelişmesine yol açtığını iddia eder.[21] Ben ise, İslam topraklarına önemli bir dış satım kalemi olan kuzeydeki kürk ticaretine Kimek dahlinin burada devlet oluşumunda önemli bir etken olduğunu önermiştim.[22] Gerçekte, onların topraklarının ve oraya giden, yılların tanımını kendilerine borçlu olduğumuz, Müslüman tüccarların dikkatini çeken de bu idi. Büyük ölçüde devletsiz olan Türk kabile dünyasında alışılmadık bir durum olan bir kağana sahip olmanın yanında, Kimeklerin bir başkentinin de olduğu söylenir: 4öwÇÖ (nmkiyya), büyük ihtimalle 4öwÇö (ymkiyya) = Yimakiyya / Yamakiyya, yani muhtemelen Yimek / Yemek bölgesinde bulunan “Yemek (şehri)”. Hudûd’a göre, Kimek kağanının ırsi ‘tımarları’ (fiefs, a’mâl) olan 11 de naibi vardı.[23] Açıkça, eklemli hükümet daireleri ve bir ‘derebeylik’ yapısının ögeleriyle bu ileri bir erken devletti.

Kimeklerin Köken Hikayesi

Kimeklerin kökeniyle ilgili en önemli kaynağımız, 11. yy ortasında yazan Gardîzî’de kaydedilen destani haberden gelir. 770-840 dönemine ait erken kaynaklara dayanan ve yaklaşık 745-770 civarındaki olayları betimleyen bu haber, sonraki iki yazmada korunmuştur: Geç 15. veya erken 16. yy.’da yazılan Cambridge, King’s College 213, ve 1781’de yazılan Oxford, Bodleian, Ouseley 240. Oxford yazması, Cambridge yazmasının bir kopyasıdır ve ikisi de Hindistan kaynaklıdır.[24] Söylemeye gerek yok, konumuz için önemli pekçok ‘yabancı’ isim kötüce tahrif edilmiştir. Bu kayda göre, ‘Tatarların önderi’ (mihtar-i Tatârân) iki oğul bırakarak ölür. Denetimi eline alan ağabeyini kıskanan ve iktidarı ele geçirmekte başarısız olan genç oğlan Şad (GS),[25] sevdiği köle kızla (kanîzakî) kaçar. Büyük bir ırmağın yanına sığınır ve kendisine burada yedi akrabası katılır (N!G}a muwalladân[26] veya belki uşaklar). Bu yedisinin adları şöyledir: üÇö! [iymy] , v*Çö! [iymâk] , J*10 [ttâr, açıkça Tatâr] , JGÖÎ, [blândr] , r*;pC [khfçâq] , L*tÜ} [lnqâz] ve Fî:! [ijlâd] . Atları (ya da efendilerinin atları) için yaylak yokluğu, bu yediliyi nihayetinde Tutuğ ismi verilen Şad’a katılmaya sevkeden sebeplerden biri olarak alıntılanır. Sonradan, Tatarların ismi verilmeyen bir düşman tarafından yağmalanmasıyla kalanlar da Şad’a katılır. Hepsi Şad’ın hizmetinde olarak bunların sayısı 700’e çıkar. Bu yedili, yeri boyun (haft qabîla) ad-verici kurucuları olurlar. Bu kayıt aynı zamanda Kimek topraklarına rehberleri, Kimek dini inançlarıyla ilgili hikayeleri ve Ertiş (İrtiş) su adıyla Tutuğ [(Metin: m0!, düzeltilmişi: m10) < Eski Türkçe tutuq / totog] isminin (sanı) kökleri hakkındaki avami etimoloji söylentilerini içerir. Bölüm “ra’is-i î{ân-râ (y)inâl yabEû” (Önderlerine Yınal Yabğu denir) kaydıyla sona erer.”[27]

Boy isimlerinden sadece Tatâr ve Qifchâq (Kıpçak) açık. ‘Ymâk biçimi, Yimek / Yemek isminin bu biçimde sahip olduğumuz tek temsili olan İmek’i temsil edebilir. Fakat, eğer bozulmamış biçim ise, ‘ymâk kelimesinin Eymak, Öymak, Üymak gibi öbür okumaları da olabilir. Arap abeceli yazmalarda çok sık olan küçük tashihlerle, v*Ç,!, v*Ç0!, v*ÇÖ!, vb [ibmâk, itmâk, inmâk] elde edebiliriz. JGÖÎ, [blândr] , Barthold tarafından JGÖ*ö, [byândr] *Bayandır olarak okunur. Bu, Oğuz boyu Bayındır’a benziyor ama muhtemelen onunla ilgisi yoktur.[28] Kumekov bunu hem Bayat ve Bayırqu ile, hem de Oğuz Bayındır ile ilişkilendirir.[29] Bu bağlantıların hiçbiri tarihi olarak doğrulanamıyor. Marquart, üÇö!’e, JaÂ! [’mwr] (*Imür, krş. Oğuz boy ismi Eymür) biçiminde bir okuma önerdi. Diğerlerinin yanında Kumekov da bu okumayı takip etti.[30] Toru Senga, Göktürkler zamanında Balkaş gölünün doğu ve güneydoğusunda yaşayan ve Batı Göktürk Kağanlığı ile alakalı tanımlanan Çince Yen-mien [Orta Çinçe ien-mian] halkının ismi ile karşılaştırdığı âÇö! [’ymn] *Îmen okumasını önerir.[31] Benzer şekilde bu biçimde hemen hiçbirşey okunmayabilir. Benzer şekilde H*tÜ} biçimi, Reşidüddin’in naklettiği Celayir boy ismi N*t~öÖ Nîlqân ile karşılaştırılabilir.[32] Yazıya bakarak konuşursak, böyle bir tashih Arapça yazmalarda olağandışı değildir. Her halükarda, başlangıçları l ve n olan bu biçimlerin hiçbiri Türkçe görülemez. Kalan isimler ise daha sorunludur. Ancak bu noktada pekçok hususa değinmek gereklidir. Evvela, en azından yönetici oymağın veya oymakların kökeni Tatarlara götürülüyor. Tatarlar, etnik bakımdan oldukça karışık bir bölge ve Türk dünyasını etkileyen birden fazla göçün başlangıç noktası olan Moğol-Mançur sınır hattından bir Moğol topluluğu idi. İkincisi, nihai kökenleri ne olursa olsun, önderler Göktürk Kağanlığı’nı çağrıştıran ünvanlar kullanıyorlar. Tatarlar Göktürk Devleti’nin tâbileri arasındaydılar (Krş. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında bahsedilen Dokuz Tatar ve Otuz Tatar toplulukları, KT, E4, 14, S1, BQ, E5, 34.)[33] Bütün bunlar, Tatar budunadı uluslararası önem kazanmadan bayağı önce oldu. Bu haberde bir tarihleme yanlışı yoktur; Moğol-Mançur hududundaki kökene işaret vardır.

Şine Usu yazıtı Uygurlar ile onlar 744-750’de güçlerini pekiştirdiği zaman tabi olan veya sürülen Sekiz Tatar, Karluk, Basmıl, Sekiz Oğuz, Çik ve diğer topluluklar arasındaki bir dizi mücadeleden bahseder.[34] Toru Senga bazı Tatarların batıya göçmüş olabileceğini önerir.[35] Bu, tam da Karluk ve Oğuzların kendileriyle Uygurlar arasına mesafe koydukları aynı zamana, 8. yy.’ın ikinci yarısına ait olan Gardîzî’nin kaydında da naklediliyor gözükmekte. Dahası Senga (aşağıdakine de bakın), Kimeklerin İrtiş bölgesine oluşmuş bir topluluk olarak gelmediklerini önerir. Aksine, Şad Tutuğ figüründe şahıslaşan Tatarlar, Kıpçakları ve diğer boyları burada (ve belki kendileri bölgeye sadece nispeten geç geldiler) güçlü bir boy birliği şeklinde örgütlediler.[36] Kimek budunadının kökeni ve budun-dil bağlantıları bilinmiyor. Senga’nın önerileri bazı verilerimiz için makul açıklama sunuyor görünüyor ve Uygurlardan kaçan diğer halkların göçlerine uyuyor. Ciddi bir bilimsel yazın doğuran[37] ve karmaşık ve tartışmaya açık bir konu olan Kıpçakların kökeni, başka bir çalışmada ele alınmak üzere burada bir kenara bırakılmalı. Yine de, Yimek / Yemek sorunuyla doğrudan bazi ilgileri olduğu için, Kimeklerin kökeni hakkında birkaç kelime söylemek yerinde olacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ