KIPÇAK HANLIĞI

KIPÇAK HANLIĞI

On birinci yüzyılın başlarından itibaren Kimeklerin, Kıpçakların ve Kumanların önceden yaşamış oldukları topraklar üzerindeki siyasi hegemonya Kıpçak hanlarının ellerine geçti. Kıpçak boylarına ait Hanedan mensupları bölge hakimiyetini ele geçirdikten sonra güneyde ve batıda aktif bir harekete giriştiler. Netice itibariyle, bu faaliyetin sonucu, onlara, Orta Asya ve Güney Doğu Avrupa devletleri ile ilişki kurmalarını sağladı.

XI. yüzyılın ikinci yarısında Kıpçak boylarının askeri aristokrasisi Oğuz Yabgularını Aral ve Hazar Denizi civarındaki bozkırlardan, Sir Derya’nın aşağı ve orta sahalarından uzaklaştırdılar. Oğuz Yabgularının yaşadığı toprakların Kıpçak yöneticileri tarafından istila edilmesinin nedeni o dönemde bölgede cereyan eden iktisadi olaylar ve en az onun kadar da siyasi olayların yaratığı durumlarla alakalı idi. Bölgenin öncelikle dış olaylara ilişkin siyasi durumu, XI. yüzyılda başlangıcındaki Orta Asya kavimlerinin batıya doğru yönelmeleri ile bağlantılı gelişmiştir. Bunun yanı sıra bazı Kıpçak gruplarının merkezi hakimiyete bağlı olmaktan kaçınarak, müstakil kalma ve kendi devletlerini kurma istekleri ayrıca önem taşımakta idi. XI. yüzyılın güçlenen Kıpçak aristokrasisi muhtemelen bu boyun otlak sıkıntısını hissediyordu. Aynı zamanda İdil bölgesinden Üst Yurt ve aşağı Sir Derya yörelerine giden önemli ticaret yolunun kontrolünü de ele geçirmeye çalıştılar. Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bu anayol sağladığı zenginlik açısından büyük bir cazibeye sahipti.

Aral ve Sir Derya yörelerinde Kıpçak hakimiyetinin yayılması nedeniyle bölgede etnopolitik durumun da değişikliğe uğradığını görüyoruz. XI. yüzyılın ikinci yarısında Oğuz bozkırı (Mufazat al- Guzz) yerine Kıpçak bozkırı (Deşt-i Kıpçak) ismi yerleşti. Kıpçaklar Manğısdağ ve onunla bitişik olan bölgeleri zaptetmeleri dolayısıyla Harezm bölgesinin kuzey hudutlarına iyice yaklaştı. Bu nedenle Kıpçakların siyasi hakimiyet bölgesi genişledi.

XI. yüzyılın ortalarında Kumanlardan büyük bir kalabalık ve Toksoba ile Borcoğlu boyları başta olmak üzere Kıpçak gruplarından bir çoğu Güney Rusya ve Karadeniz bölgesinden Bizans sınırlarına kadar uzanan göçü gerçekleştirmişlerdir. Bunun sonucunda Kıpçak kitlesi, İdil Nehri sınır olmak üzere Doğu Kıpçaklar ve Batı Kıpçaklar şeklinde iki ayrı bölgesel birliğe ayrıldı. Günümüzdeki Kazakistan topraklarının büyük bir kısmı Doğu Kıpçak ulusunun hakimiyetine giriyordu.

Kıpçak aristokrasisi XI. yüzyılın ilk yarısında vuku bulan hareketli olaylar sırasında doğu Deşt-i Kıpçak bölgesindeki kavimlerin yayılması ile topraklarını yeterince genişletti. Bu durum onları ister istemez Sir Derya bölgesindeki Oğuz Yabguları başta olmak üzere Orta Asya’daki Selçuklu, Harezmşah ve Karahanlılar devletleri ile karşı karşıya getirdi. Kıpçak boylarının dış güvenliklerini sağlamak amacıyla güttüğü çabalar, beraberinde Kıpçak Devleti’nin kuruluşunu getirmiştir.

İlim literatüründe Kıpçaklarda devletin oluşumu hakkında iki görüş mevcuttur. Bunlardan birincisi, Kıpçaklarda devlet yapısının eskiden var olduğunu, diğer yönü ile de devlet geleneğinin Kıpçaklara kültürel etkinleşme yolu ile diğer devletlerden (Harezmşahlardan) geçmiş olabileceğini savunuyorlar. İkinci görüşte Kıpçaklarda devlet yapısının varlığı kabul görmemektedir. Böylece Kıpçak siyasi oluşumu bozkırlarda devletsiz yaşamanın örneği olarak gösterilmektedir. Fakat bu iki görüşün de belirli eksiklikleri vardır. Bu duruma Kıpçaklarla Kimekler arasındaki varislik durumunun yeterince incelenmemesi sebep olmuştur. Daha doğrusu böyle bir imkana sadece Kimeklerde devletin mevcudiyeti konusu tespit edildikten sonra ulaşılabilmiştir. Yazılı kaynaklardaki bilgiler bize, Kıpçakların Kimek Devleti’nin hakiki varisi olduğunu göstermektedir.

Kıpçak Hanlığı’nda siyasi düzen ancak XI. yüzyılın ortalarından sonra, merkezi idareye bağlı olmak istemeyen Doğu Deşt-i Kıpçak’daki bazı Kıpçak ve Kuman boylarının büyük bir kısmının göç etmeleri sonucunda sağlandı.

XI. yüzyılın ikinci yarısından XII. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Kıpçak hanlıkları arasında nispi bir siyasi birlik ve istikrar sergilenmektedir. Kaynaklara bakıldığında bunlar arasında iki önemli ve en fazla saygı gösterilen yönetici tipi fark etmek mümkündür: Bunlar, en büyük saygıyı gören-kudretli hükümdar idi. Kaynaklardan Kıpçakların etno-sosyal birliklerinde özel etkinliklere sahip hanların var olduğunu görüyoruz.

Kıpçaklarda hanların etkinliği babadan oğula miras olarak verilmektedir. Hanedan Elbörili boyuna mensuptu. Hanlar onların arasından seçilirdi. Tarihçi Cürcâni (ö. 1260 sonu) bize, gençlik yıllarında Moğollardan kaçarak günümüz Kazakistan topraklarından Hindistan’a geçen, orada Delhi Sultanlığı’nda Albori Han ve Kumanların şahı olarak tanınan Kıpçakların en büyük hanı Uluğ Han’ın sülalesi hakkında çok mühim bilgiler vermektedir.

Cürcâni’nin yazdıklarından Uluğ Han’ın babasının Elböri boyunun içerisinde çok etkili şahıs olduğunu ve Han unvanı taşıdığını, dedesinin ise Elböri Abar Han’ın neslinden geldiğini öğrenmekteyiz. Binaenaleyh Abar Han Kıpçak hanlarının geldiği Elböri boyunun ilk kurucusundan başkası değildi. Bu konu hakkında Mahmud Kaşgari’nin Kıpçaklar arasındaki Tavar Han hakkında vermiş olduğu bilgiler dikkat çekicidir. Fakat onun hakkında yeterince açıklayıcı bilgilere değinmemektedir. Aslında Tavar Han ve Abar Han’ın aynı şahıs olduğu açıktır. Buradan yola çıkacak olursak Tavar Han’ın (ya da Abar Han) XI.-XIII. yüzyılın başlarındaki Kıpçak Hanlığı’nın yönetici sülalesinin ilk ceddi olduğu kanaatına varılabilir.

Hükümdarın “ordu” ismi verilen merkezinde Han’ın ordusu ve mülkiyetini idare eden hükümdarlık teşkilatı bulunmakta idi. Kıpçak Hanlığı’nda askeri yönetim eski Türk geleneğine göre yapılandırılır ve iki kanada ayrılarak yönetilirdi. Onların sağ kanadı muhtemelen karargahı Sarayşık Şehri Yayık Havzası’nda bulunuyordu. Sol kanadının merkezi Sıgnak şehri olmak üzere Sir Derya’da idi. Daha çok, sağ kanat kuvvet sağlıyordu. Hanlığın merkezi Torgay bozkırlarında bulunuyordu.

Askerlik kurumuna ve askeri yönetim sistemine bağlı idareciliğe çok önem verilmekte idi. Çünkü ikisi de göçebe yaşam tarzına özgü, göçebe hayatın devamı için uygun ve zorluk yaratmayan sistemler idi.

Hükmeden üst düzey zümrelerin (Hanlar, tarkanlar, yugurlar, baskaklar, bekler, baylar) sıkı hiyerarşi sistemini açıkça ifade etmek mümkündür. Bununla birlikte boylar ve kavimler de kendi aralarında sosyal önemlerine göre yer alırlardı. Boy ve kavimlerin arasındaki sıkı hiyerarşik sistem Orta Asya’daki göçebe devletlerin sosyal hayatının ve devlet yapısının başlıca dayanağı idi.

Kıpçak Hanlığı’nda münşilik mevcuttu ve hakimler aracılığıyla komşu devletlerle yazışmalar yürütürdü. Yazılı kaynaklarda Çinli, Hintli ve Uygur bilginleri ile ulemaları yanında Kıpçak ulema sınıfından da söz edilmektedir. Kıpçaklardan bazı grupların İslâm dinini kabul etmeleri onların sosyo-kültürel gelişmelerinin seviyesinin göstergesidir. Kıpçak toplumunda göçebe uygarlığın harikulade olayı sayılan bağlantı kurma (rabıta) düzeni yüksek derecede idi. Kıpçak ülkesinde mevcudiyeti bilinen rabıta ilişkilerinin, o dönemin en üst düzeydeki tekniksel gelişmeleriyle donandırıldığını görebiliyoruz. XI-XIII. yüzyılın başında geniş Kıpçak bölgesinin idare edilebilmesi, toplumda çabuk bağlantı kurabilme imkanlarını iyi değerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Kıpçak toplumu sosyal sınıflar açısından eşitsizdi. Esas eşitsizlik özel mülkiyet olan hayvanların cinsinde ve sayısında idi. Başlıca zenginlik at sayılırdı. Ortaçağ müelliflerinin dediklerine bakılırsa Kıpçak bölgesinde binlerce güzel at sahibi olanlar çoktur. Onların bazıları on binlerce, hatta ondan da çok sürülere sahiptirler.

Göçebe hayvancılıkla uğraşan Kıpçak kavimleri yüzlerce ve binlerce kilometreye uzanan mühim göçleri gerçekleştirirlerdi. Bu göçlerin uzaklığı onların bağlı oldukları düsturlarına, refah derecelerine ve doğanın ortaya koyduğu karakterlerin durumuna bağlı idi. Önemli meraların ve göç yollarının teşekkülü yüzyılların uzantısına dayanan nesillerin tecrübesine bağlı idi. Bu yüzden vatan anlayışı kışlak ve yayla olan otlak bölgeleri üzerinde oluşmaktadır. Daimi olan bu göç yollarını, sadece ciddi ekonomik, sosyal ve siyasi durumlara maruz kaldıklarında değiştiriyorlardı. Meralar ve göç yollarının genişlemesi, normal toplumun hayatını temin etmekte olan göçebe sisteminin başlıca koşullarından biri idi.

Hayvan hırsızları, geleneksel kanunun (töre) ortaya koyduğu ölçüler çerçevesinde ağır bir şekilde cezalandırılırdı. Şahıslara ait özel hayvanlar o şahısın tâbi olduğu boyun damgası ile işaretlenirdi. Hayvanlarını kaybederek yoksulluğun cefasını çeken hür kimse yerleşik hayata (yatuk) geçerdi. Fakat o kimse ağılında yeterince hayvan biriktiğinde eski göçebe hayatına tekrar dönerdi. Kıpçak toplumunda hak tanınmayan sınıf ise her zamanki gibi savaşta esir alınan köleler idi.

Başka kavimlerle olan etno-siyasi ilişkileri devletin sahip olduğu sınır özellikleri belirlerdi. Bu çerçevede Kıpçak hanlarının Orta Asya devletleri ile olan ilişkileri mücadeleli yürümüştür. Bilhassa Harezmşahlarla. Hükümranlık tanımak kurala göre şöyle ifade edilirdi: vassal olan devlet metbu devlete bağımlılığı hakkında yemin ederdi, her zaman belli miktarda ona vergi (dan) öderdi, kendi birlikleri ile gerektiği zaman onun düzenlediği savaşlara katılırdı. Selçuklu ordusu, her zaman başında önderleri bulunan Kıpçak birlikleri tarafından tamamlanırdı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ