KİMEKLER

KİMEKLER

Batı Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışından sonra göçebe ve yarı göçebe Türk kökenli kavimler bugünkü Kazakistan topraklarında üç muazzam devlet kurmuşlardır: Yedisu Bölgesinde Karluk sosyal etnik birliği, Sır Derya’nın orta ve aşağı havzasında ve Aral civarı bozkırlarında Oğuz Yabgu Devleti, Kazakistan’ın kuzey, güney ve merkez bölgelerinde Kimek birliği.

Kimeklerin eski tarihi “İyanmo” kavimi ile alakalıdır. Bu kavimin adı Çin kaynaklarında, VII. yüzyıl Batı Türk yurdunda vuku bulan olaylarla ilgili olarak geçer. Sinologlar İyanmo kavminin Yemek ya da İmek kavimi olduğunu sanmaktadırlar. Bir çok araştırmacının da dediği gibi kelimenin ses değişikliği Kimek olabilir. Araştırmacıların Kimek ve Kıpçakların tamamen aynı kavim olduğu hakkındaki fikirleri yanlıştır. Çünkü ortaçağ yazılı kaynaklara bakarak bunların köken akraba ama ayrı ayrı kavim olduklarını kabul etmeliyiz. İyanmo, topluluğu kuzey-batı Moğolistan’ın Kobdo bölgesinde VII. yüzyılda yaşamıştır. Onların doğusunda Oğuzlar, güneyinde Türkeşler ile Karluklar yaşamakta idi. VII. yüzyılın ortalarında İymekler (Kimekler) kuzey Altay dağlarına ve İrtiş ırmağı civarına doğru göç etmişlerdir. Bu kavimin güçlenmesi 656 senesinde Batı Göktürk devletinin yıkılışından sonradır. Asıl bu zaman Kimek kavim birliğinin esası oluşmuştur. Kimek kavimlerinin lideri “Şat-tutuk” ünvanını taşırdı. Şat-tutuk ünvanının Türkler arasında geniş bir şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu unvana birçok defa VII-IX. yüzyıllara ait eski Türk yazıtlarında da rastlanmaktadır.

VIII. yüzyılın ikinci yarısı ve IX. yüzyılın başında Kimek kavminin üç ana istikametteki göçü başlıyor. Bunlar Güney Ural’dan kuzey batıya (esas Kıpçaklar); Güney Kazakistan ve Sır Derya bölgesinin güney-batısına doğru; güneyde kuzey-doğu Yedisu sınırlarına kadar uzanmakta idi. 766 ve 840 yılları arasında Kimekler Batı Altay, Tarbagatay ve Alagöl’ü içine alan bölgeyi işgal etmişti. Bu bölge Doğu Türkistan’da hüküm süren Tokuz Oğuzların kuzey sınırlarına kadar uzamakta idi. Onların arasındaki sınır bölgeyi Cungar sıradağları oluşturuyordu.

840 yılında Merkezi Moğolistan bölgesindeki Uygur Kağanlığı’nın yıkılışından sonra dağılan kavimler (Eymur, Bayandur, Tatar) Kimek birliğine katıldılar. Tam bu sıralarda Kimeklerin yedi kavimden oluşan federasyonu teşekkül etmiştir. Bundan sonra Kimek kavminin lideri baygu (yabğu) unvanını taşımaya başlar. Yabgu unvanı şad unvanından daha üstündür. Yabgu unvanının değişik Türk kavimlerinin (Karluk, Oğuz, Uygur) hükümdarları tarafından kullanılmakta olduğu bellidir.

Kimek konfederasyonu siyasi bakımdan Türk kökenli kavimlerle beraber daha sonra Türkleşen Orta Asya’daki Tatar (bunlar daha önce Dokuz-Oğuz’lara dahildi) grupları ile de sıkı siyasi ve kültürel bağlaıda bulunmakta idi. Kimek kavminin birliği akraba esaslı bir birlik değil; idari-bölgelerin birliği niteliğindeki bir birliktir. Sosyal bakımdan ise, Kimek birliği akraba kavimler düzeyine göre veya kavimlerin kendi aralarındaki heriarşik veya vassal (tabi) statülerine göre toplumun sıkı düzeninde yer alırlardı. IX. yüzyılın başlarında Kimekler Sır Derya’ya doğru ilerlediler. Sonra Karluklarla birleşerek Oğuzlara Kangar-Peçenek kavmini yenmede yardım ederek, onları Sır Derya ve Aral bölgesinden göç etmeye zorladılar.

Kimek Kağanlığı’nın Kuruluşu

VIII. yüzyılın sonu ve IX. yüzyılın ikinci yarısında vuku bulan olaylar sırasında Kimekler Orta İrtiş bölgesinden Cungar sahasına kadar olan topraklara iyice yerleşmişlerdi. Kimeklerin güney Ural (Yayık) ve Sır Derya havzasına kadar ilerlemeleri Kimek devletinin oluşmasında önemli etken oluşturmuştur. Kimek devleti hakkındaki ilk bilgiler IX. yüzyıl sonu ve X. yüzyıl başlarında yazılan Arapça tarihi-coğrafi eserlerde rastlanmaktadır. Bunların arasında mesalik yazarlarından Yakubî’nin verdiği bilgilerin net ve gerçekçi olmasıyla, eserde geçen Kimek ve diğer Türk kökenli devletler hakkında izah ettiği ifadeler çok büyük önem kazanmaktadır. Yakubî eserinde: “Türkler çeşitli cinsler ve ülkelere ayrılır. Bunların bazıları Karluklar, Tuguzguzlar (Dokuz Oğuzlar), Türgişler, Keymaklar ve Oğuzlardır. Türklerden her cinsin ayrı bir ülkesi vardır. Birbiriyle harbederler” demektedir. Kimekler hakkında İbn Fadlan’da ilginç bilgiler bulunmaktadır (X.yy). Yazar: “Oğuzlar, Dokuz Oğuzlar ve Kimekler Türk kavimlerinin en güçlüleridir ve onların herbirinde birer hükümdar bulunmaktadır” der. Arap coğrafyacıları İstahri ile İbn Havkal Türk hükümdarlarının kendi ülkesinin özelliklerini taşıması ile ayırt edildiğini belirtmektedir.

Kimek hükümdarları başkalarından daha kuvvetli idiler. IX. yüzyılın sonu ve X. yüzyılın başı Kimek Kağanlığı’nın kuruluşundan itibaren hükümdarlar en yüksek unvan olan Kağan (hakan) unvanını taşımaya başlamıştı. Hakan Türklerin en büyük hanıdır. Hakan hanların hanı demektir. Yani hükümdarların hükümdarı. X. yüzyıl alimi Harezmi’nin belirttiği gibi Farsların şahinşahları gibi kağan unvanı yabgu unvanının iki kat üstünde bir unvandır. Böylece, Kimek toplumunun sosyal ve siyasi gelişmesi ile kavimlerden devlet oluşmasına geçen süreç içerisinde, hükümdarlarının çeşitli unvanlar taşımaları alt kısımdaki şad-tatuk ve yabgulardan başlayarak kağana kadar yükselmekte idi. Aynı zamanda Eski Türk soyluları için kullanılan unvanlar: şad (uluğ şad), kiçig, kağan, uluğ kağan gibidir. Görüldüğü gibi, Kimeklerle eski Türk unvanları arasındaki bağ kopmamıştır. Bu durum Kimeklerle eski Türklerin vatanı olan bölgeler arasındaki bağı da göstermektedir.

Kimek hükümdarı gerçek bir hakimiyete sahipti. Kendi ülkesi çerçevesinde, kağan kavmin ileri gelenlerinden hakimler tayın etmektedir. İktidara miras yolu ile geçme kuralı sadece hakan ve ailesi için geçerli değil aynı zamanda kavim ileri gelenleri için de söz konusu idi. Bunun için Kimek kağanı tarafından tayın edilen 11 bölgenin hakimliği miras yolu ile onların çocuklarına geçmekte idi.

Kimek Kağanlığı’nın kuruluşunda, kavimler birliği kuruluşunda olduğu gibi askeri birlikler büyük önem taşımakta idi. Hakimler aynı zamanda asker başı idiler. Hakan onlara hizmetleri için ülke topraklarından bölgeler armağan ederdi. Bölge hakimlerinin Hakan’a belli bir sayıda asker gönderme mecburiyeti vardı. Bu bölgelerdeki etnik yapı genellikle bir kavime mensup ailelerden oluşmaktadır. Bölgesel kavim sisteminin ortaya çıkması, toplum yapısında verilen büyük araların nedeni idi. Bölge hakimleri anlaşıldığı gibi Hakan’ın hakimiyeti altında idiler. Bölge hakimliği ve askeri önderliği aynı zamanda elinde bulunduran böyle kalabalık kavimler birliğinin ileri gelen kimseleri, zamanla kendi ekonomik gelişmelerini ve siyasi güçlerinin artmasını sağlamıştı.

Bunlardan bazıları zamanla merkezi hakimiyeti elle geçirmeye çalışan yarı bağlı devletler haline gelmiştir. Arap coğrafyacısı İdrisi (XII .yy.) Kimekler ülkesini anlatırken kullandığı Kimek Kağanı’nın oğlu Canah İbn Hakan al-Kimeki’nin (X yada XI.yy.) eserinden yola çıkarak Kimeklerdeki bölgeleri ve onların egemen hükümdarları hakkında yazmaktadır. Onların konakları yüksek duvarlarla çevirili şehirler ve surlarla donatılan yüksek tepelerde yer alan kaleler idi. Böyle şehir ve kalelerde hakimler çok sayıda asker bulundurmakta idiler. Onların hazine ve malları ulaşılması zor dağlık bölgelerde hanların emri ile sıkıca korunan kalelerde muhafaza edilmektedir. Kimek kağanının ordası yüksek duvarları ve demir kapıları bulunan İmekya (Kimekiya) şehrindedir. Şehirde onun çok sayıdaki ordusu ve hazinesi bulunmaktadır. Aslında Kagan hakimiyeti ile devlet hakimiyeti arasında bir fark yoktu.

Farsça anonim eser Hudud ül-Alam (X.yy.)’da geçen 11 hakim hakkındaki bilgi ve İdrisi’nin Kimek kağanının hacibi, veziri adaletli ve devleti sağlam şeklindeki sözleri, hakimiyetin tek elden sağlandığını gösterir. Hakimiyet ne kadar iptidai olursa olsun, bu ilk önce toplumun sosyal tabakalara ayrılması sonucudur. Ortaçağ kaynaklarında belirtildiği gibi Kimeklerde sosyal farklılıklar mevcuttu. İran tarihçisi Gerdizi (XI.yy.)”Kimeklerde çobanlar kendi sahibinin hayvanlarına bakardı, ayrıca kışa hazırlık olarak herkes kendi varlığına göre koyun, at veya inek etlerini kuruturdu” diye yazmaktadır. İdrisi’ye göre kırmızı, sarı ipekten yapılan giysileri sadece varlıklı insanlar giyerdi ve böylece kendilerinin sıradan göçebelerden ayrıt edilmesini de sağlıyorlardı. Aynı müellifin dediklerine göre şehirde atlı askerlerin yanısıra yaya süvariler de bulunmakta idi. Bu yaya askerlerin iki çeşitten oluştuğu şüphesizdir. Birileri yoksul göçebeler, diğerleri ise tutsaklardır. Kimek kavimlerine ait arkeolojik buluntularda ölülerle beraber gömülen eşyaların pahası ve diğerinin aynı olmadığını görülmektedir.

Kimek toplumundaki sosyal farkın gittikçe belirgin hale gelmesi bir yandan göçebe aristokrasinin oluşmasını diğer yandan sıradan göçebelerin daha da yoksulluğa düşmesini sağlamıştır. Bilindiği gibi, hayvanlarının büyük kısmından ayrılan göçebeler mecburen yerleşik (yatuk, catak) hayat tarzına geçmeye başlamıştır. Bu durumu Türk bilgini Mahmud Kaşgari (XI.yy.) de belirtmektedir. Yatuklar zanaatla, balıkçılıkla uğraşırlardı. Göçebelerin sınırında kışlaklarda yaşamakta idiler. Bu kışlaklar zamanla şehirlere dönüşüyordu. Ortaçağ şehirleri artık, sadece birer askeri-idari merkez değil, bunun yanı sıra ticaretin, zanaatın ve ziraatın da merkezi haline gelmişti. Kimek devletinde vergi toplama işleminin de olduğunu şu kayıta dayanarak söyleyebiliriz: Kimak denizinin sahilinden Türkler tarafından toplanan altından, hükümdar kendi payını alırdı ve kalanı oranın sahibinin olurdu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ