KIBRIS MESELESİ HALLEDİLMELİ

KIBRIS MESELESİ HALLEDİLMELİ

“Kıbrıs meselesi halledilmelidir” kanısında olanlar ve bunu samimi bir şekilde arzuladıklarını söyleyenler bu meselenin 40 yıldır halledilmemesinin sorumlusunu aradıklarında genellikle Rauf Denktaş’ın adına takılırlar. Bana “güvenilir dava avukatımızsın” diyen dostlarının karşısında muhaliflerim “bu ne biçim bir dava avukatıdır ki kırk yıldır bu davayı kazanamadı” çıkışını yaparlar. Dış dünyada bu meselenin hallini imkânsız hale getiren karar ve tutumları ile ün yapmış ülkeler ve diplomatlar da “yola gelmeyen ve yola getirilmesi gereken” bir “uzlaşmaz Denktaş”tan bahsederler.

“Meselenin tarifini yapınız; meseleye teşhis koyunuz, çareyi birlikte düşünelim, birlikte arayalım” çağrıma kimse olumlu yanıt vermez. Teşhis koymadan çare üretenler “iki eşit taraflı” olduğunu kabul ettikleri Kıbrıs meselesinde Türk tarafını dinlemeden, hukuka bakmadan ürettikleri kararlarla meselenin halledilmesini bekleyip dururlar. Bu kararlarının “eşit” dedikleri taraflardan Rum tarafını diğerinin meşru hükümeti mertebesine çıkarttığı ve mes’elenin hallinde en büyük engelin bu bulguları olduğunu görmezden gelirler. Ben “meseleye teşhis koyunuz, konuşalım” demeye devam ederim.

Rumlara göre Kıbrıs meselesi 1974’te Türkiye’nin adaya gelmesi ile başlamış bir meseledir. Türkiye’nin adadan çekilmesi ve Rum göçmenlerin yerlerine dönmesi meseleyi halledecektir. Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ve anayasası ile görev başındadır. Hükümetten çekilmiş olan Türk azınlık isyandan vazgeçmelidir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Rum idaresini meşru hükümet olarak kabul etmiş olması Rumların bu tezini desteklemekte ve meselenin suhuletle halledilmesini engellemektedir. Bu kararlar, Rumlar açısından Kıbrıs mes’elesini kendi lehlerine halletmiştir. Bu sağlıksız siperlerin arkasına saklanarak, bunlardan güç alarak bir 30 yıl daha yollarına devam edebilecekleri inancındadırlar.

kuzey-kibris-haritasi[1]

Türk tarafına göre mesele Enosis için 1960’da Enosis’i engellemek maksadıyla uluslararası anlaşmalarla kurulmuş olan Ortaklık Cumhuriyeti’nin Enosis için silahlı saldırı ve katliamlar ile 11 yıllık azap ve Barış Harekâtı ile kurtuluştan sonra belirli kriterler içinde iki eski ortağın yeni bir ortaklık kurmasıdır. Bunun mümkün olabilmesi için tarafların sadece sözde değil, özde de eşit muamele görmesi, 1960 Antlaşmalarından kurtularak Kıbrıs’a sahip çıkmak için her şeyi yapmakta olan Rum tarafına “dur” denmesi gerekmektedir.

1960 Antlaşmaları Enosis için vuruşan Rum teröristleri karşısında “taksim”i öngören Türk mukavemetçiler arasında varılan uzlaşmanın ürünü olan bir Ortaklık Cumhuriyeti oluşmuştu. İşte iki halkın eşitliğine dayanan bu oluşumun esas temeli Türk-Yunan eşitliğiydi. 1960 Antlaşmaları Türkiye ile Yunanistan arasındaki Lozan dengesini Kıbrıs üzerine de yaymış oluyordu. Lozan’da millî hudutlar dışında bırakılan Kıbrıs Adası’na Yunanistan’ın ilhak hakkı tanınmamıştı, tanınmayacaktı.

1960 Antlaşmaları ile oluşan Ortaklık Cumhuriyeti 3 yıl yaşayabildi, çünkü Cumhuriyeti Enosis’e sıçrama tahtası olarak kullanma kararı Cumhuriyetin doğduğu gün alınmıştı. Akritas Planı bu gerçeğin tarihi belgesidir ancak “meseleyi halletmeli” diyenlerden kimse bu belgeye bakarak meseleye bir teşhis koymak istememekte, biz buna ve bu gerçeklere temas edince de “geçmişte yaşamayınız, geleceğe bakınız” önerisi ile susturulmak istenmekteyiz.

Biz geçmişte yaşamıyoruz. Bugün “meşru hükümet” olarak kabul edilen Rum idaresinin 1960’da kurulan Ortaklık Cumhuriyeti olmadığını, bu unvanın gasbedilmiş olduğunu ve sahtekârlıkla Kıbrıs’ın tapusuna sahip çıkma eylemi ile karşı karşıya bulunduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Dinleyen yok. Aksine,

1960 Antlaşmalarına rağmen Türk Yunan dengesini kökünden yok etmeye yönelik bir hesapla Avrupa Birliği kapıları zorlanmakta ve Yunanistan’ın dürtüsü ile de AB’nin kapıları “meşru Kıbrıs hükümetine” ardına kadar açılmış bulunmaktadır. “Uzlaşma olsa da olmasa da Kıbrıs üye olacaktır” beyanları Rumlarda bizimle yeni bir ortaklık kurma yönünde bir istek veya buna ihtiyaç bırakmamaktadır.

Rumların lehine ağırlaşan bu terazinin “hak, adalet ve eşitlik” terazisi haline getirilmesi mümkün olmamıştır. Rumun bizimle yeni bir ortaklık kurması için hiçbir neden bırakılmamıştır. Rum liderliği “malı alıp götürdüğü” inancı içindedir. “Dünyanın tanıdığı devlet ve hükümet biziz” diyebilmekte ve meselenin hallini bu çerçevede görmektedir.

1963 saldırıları ve 11 yıl devam eden vahşetle, bugüne kadar devam eden ambargolarla yok edilmek istenilen “kurucu ortaklık” statümüzü, “eşit egemenliğimizi” can pahasına koruyan ve Rumların “azınlık statüsü” önerilerini koşulsuz reddeden halkımız 1975’te Federe Devleti’ni, 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönüştürerek bu hak ve statüsünü korumuştur. Ne olacaksa iki devlet arasında olacaktır. Uzlaşmanın yolu budur. Kıbrıs’ta iki de facto devlet vardır. Birleşme bunların hür kararı ile olacaktır. İyi komşuluk esastır. Bu komşuluğun parametreleri geçmişte kabul edilmişti. İki kesimlilik, mal-mülk değişimi ve tazminatlar, garanti sisteminin devamı vs. Rum tarafı “AB normları” diyerek bu temel ilkelerden kaçmaya çalışmaktadır. Dolayısı ile bizim şimdiki durumumuz davayı kaybetmemektir. İki eşit devlet arasında uyumlu, dengeli yeni bir ortaklık kurmaktır. Bizim arzumuz ise bu gerçekler çerçevesinde AB’ye statümüz belirlendikten sonra ve Türk-Yunan dengesi bozulmaksızın girmektir.

Kıbrıs meselesi yeni bir ortaklık statüsü ile halledilebilir. AB’ye müracaat 1960 dengesini ortadan kaldırarak Kıbrıs’a sahip çıkmak için yapılmıştı. 1960 Antlaşmaları Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan’ın üye olmadığı kuruluşlara giremeyeceğine amirdir. Rum-Yunan ikilisi bunu ortadan kaldırmak için AB’yi zorlamaktadır. Sorun Lozan dengesini kökünden bozmak sorunudur. Akritas Planı’nda öngörülen hedefe AB yolu ile varmak istiyorlar. Megali İdea ölmemiştir. İstanbul’a hâlâ Konstantinopolis diyenler, nereden bulmuşlarsa bulmuşlar “Pontus Rumlarını” Kıbrıs’a getirip yerleştirmişlerdir. Ermeni katliamı kararları ile Avrupa Parlamentoları Türkiye’nin AB yolunu tıkamak hazırlığı içindedirler. Kıbrıs meselesini yaratmış olan Rum-Yunan ikilisine “meseleyi hallediniz” diyen yok. Akdeniz’de en büyük cenosid harekâtını evlatlarını feda ederek önlemiş olan Türkiye’ye “AB üyeliği için Kıbrıs meselesini hallet” engeli de çıkarılıyor. Bütün bunlara rağmen uzlaşı yollarını aramaya devam ediyoruz. Ancak, yeniden haykırıyorum: Kıbrıs meselesine teşhis koyalım diye!

Rauf DENKTAŞ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı / KKTC

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 19 Sayfa: 887-888

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ