KIBRIS İKİ TOPLUMLU,İKİ DİLLİ VE İKİ DİNLİ BİR ADADIR

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek35

Bugünlerde Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimleri arasında yoğun ve adanın kaderini derinden etkilemesi muhtemel bir görüşme trafiği yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin iç gündemindeki sorunlardan dolayı bu görüşmeler basın ve yayın organlarında yeterince yer bulamıyor. Hâlbuki Kıbrıs sorunu her zaman Türkiye’nin iç ve dış siyasetinin önemli bir konusu olmuştur ve olacaktır

Doktorasını Kıbrıs tarihi üzerine yapmış bir bilim insanı olarak Kıbrıs’ta Türk ve Rum heyetleri arasında yapılan görüşmelerin çok önemli olduğunu belirtmek isterim. Bu görüşmeler esnasında zaman zaman Rum tarafından Kıbrıs Türk toplumunun kurucu bir ortak olamayacağı yönünde açıklamalar yapıldığına şahit oluyoruz.

Tarihten haberdar olmayan çevreler de Türkler’i adada işgalci ve azınlık zannetmektedir. Bu yanlış bilgileri düzeltmek amacıyla önümüzdeki haftalarda Kıbrıs tarihi ve adadaki Türk varlığı ile son görüşmeler hakkında bilgilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

KIBRIS BİR TÜRK TOPRAĞIDIR

Bugün için ada nüfusu çoğunlukla Türkler ve Rumlar’dan oluşmaktadır. Ancak şu önemli nokta unutulmamalıdır ki Osmanlı Devleti, adayı fethettiğinde adanın sahibi Venedik Cumhuriyeti’ydi.

Osmanlı Devleti ile Venedik arasında 1573 yılında yapılan barış antlaşmasının 1. maddesinde adanın artık bir Türk toprağı olduğu tescil edilmiştir.

Bu antlaşmanın ruhuna uygun olarak Osmanlı Devleti adaya Anadolu’nun muhtelif yerlerinden Türk nüfus getirmiş ve yerleştirmiştir.

Kıbrıs’ın fethinden sonra Sultan II. Selim Türk boylarının adaya yerleştirilmesini emretti. Fetih ordusuyla birlikte adaya gelen asker ve yeniçerilerden 3779 kişi adaya yerleştirildi ve bunlar adanın ilk Türk yerleşimcilerini oluşturdu. Daha sonra bu askerler ailelerini de Kıbrıs’a getirdiler.

ANADOLU’DAN GELİN GİTTİ

Evli olmayan askerler Anadolu’dan getirilen Türk kızlarıyla evlendirildi. Daha sonra sultanın yayınladığı ferman doğrultusunda adaya çoğunluğu Beyşehir, Seydişehir, Akşehir, Aksaray, Niğde, Ürgüp, Ilgın, Afyon, Antalya ve Mersin’in merkez ve kazalarından insanlar göç ettirildi.

Fetihten sonra Osmanlı Devleti savaş sırasında ve öncesinde harap olan Kıbrıs ekonomisini canlandırmak ve kendi kendine yeterli olması için çok önemli önlemler aldı. En başta da nüfusu artırmak için köylünün ve tüccarın ödediği vergiler düşürüldü.

MÜSLÜMAN AİLELER

Yine adanın kalkınması için Anadolu’dan meslek sahibi Türk ve Müslüman aileler gönderildi. Prof. M. Akif Erdoğru’nun çalışmalarına göre adaya sevk edilenlerin yaklaşık yüzde 20’si meslek sahipleriydi. Yine Beyşehir ve Seydişehir örneğinde adaya kendi rızasıyla yerleşenlerin oranı ise yüzde 30 kadardı.

RUM PAPAZLAR REHBER OLDU

Adanın Rum halkının Venedik idaresinden hoşnut olmadığını Batılı kaynaklar yazmaktadır. Osmanlı orduları adaya çıkınca Rumlar’dan çok sayıda katılım olmuş, bazı Rum papazlar orduya rehberlik yapmıştır. Bunlar ordu güncelerinde (ruzname) açıkça kaydedilmiştir. Prof. Halil İnalcık’ın tabiriyle Osmanlılar Rumlar’a karşı gönül alma politikası uygulamış, Ortodoks Kilisesi özerkliğe kavuşturulmuş ve ada Rumlar’ın yönetimde söz sahibi yapılmıştır.

HOŞGÖRÜ HAKİMDİ

Rumlar bugün Lefkoşa’nın dünyanın ender bölünmüş başkentlerinden birisi olduğunu iddia ediyorlar. Hâlbuki bu şehri 1960’lardan sonra Rum yöneticilerinin izledikleri ayrımcı ve baskıcı politikalar bölmüştür. Osmanlılar döneminde Lefkoşa, çoğunluğu Rum, Türk, Ermeni ve Marunîler’in birlikte yaşadığı, cemaatler arasında taassubun değil hoşgörünün hâkim olduğu bir şehirdi. Kentin 32 mahallesinin birkaç tanesi dışında tamamı karışık mahalleydi. Rum, Türk ve Ermeniler’in evleri ve dükkânları yan yanaydı.

OSMANLI ADALETİNİ TERCİH ETTİLER

Kıbrıs mahkeme kayıtlarını inceleyerek yapmış olduğumuz doktora çalışmasında da işaret ettiğimiz gibi Rum Ortodoks Kilisesi’ne idari, adli ve hatta mali özerklik verilmişti. Buna rağmen Rumlar, kendi kilise mahkemeleri yerine kadı mahkemesini tercih etmekteydiler. Kendi aralarında ceza hukukunun konusu olmayan anlaşmazlıkları kendi hukuk sistemlerine göre çözme haklarını kullanmayıp kadı mahkemesini ve İslam hukukunu tercih ediyorlardı.

RUMLAR’IN SULTAN ABDÜLMECİT’E CEVABI

Sultan Abdülmecid’in 1859 yılında adaya bir ziyaret yapacağı duyulunca, Rumlar mutluluklarını ifade eden ve padişaha adanın sorunlarını bildiren ilginç bir mektup yazmışlardır. “Bu ada, yüce hükümdarımızı burada karşılarken 3 kez mutlu ve talihli saymaktadır…

Muhteşem Padişahımız, bize uygulanan ayrıcalığı itiraf ederiz; Sultanın merhametini biliriz ve gördüğümüz iyilikleri yüksek sesle ilan ederiz. Çünkü bu konuda sessiz kalırsak, taşlar bile dile gelip (bu gerçeği haykıran) sesini yükseltecektir.”

KURUCU ORTAKLIK OSMANLI MİRASIDIR

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında kurulmuş ve iki toplum kurucu ortak olarak anayasada belirtilmiştir. Ancak bu durum aslında Osmanlı mirasının kabullenilmesinden ibarettir. Osmanlı idaresi altında Kıbrıs’ta Rumlar kilise aracılığıyla yönetime katılmışlardır. Klasik dönemde Rumlar’dan alınan vergiler kilise aracılığı ile belirlenmiş ve toplanmıştır.

Tanzimat döneminde ise çeşitli kademelerde piskopos ve seçimle gelen Rumlar’dan oluşan idare meclisleri oluşturulmuştu. Bu meclislere kamu işlerinde çok geniş yetkiler verilmişti. İngilizler adayı devraldıklarında Kıbrıs’ın Türkler tarafından adeta bir parlamenter sistem ile yönetildiğini rapor etmişlerdir.

TOPLUMSAL YAPIYA UYGUN ÇÖZÜM

Osmanlı yönetimi altında Kıbrıs daima iki toplumlu, iki dilli ve iki dinli bir ada olarak görülmüş ve bu toplumsal yapıya uygun şekilde yönetilmiştir. Kıbrıs’ta barış ve güvenin sağlanması ve huzurlu bir yaşam sürdürülmesi için barış görüşmelerinde bu tarihsel mirasa sahip çıkılması hayati bir önem taşımaktadır.

İNGİLİZ DİPLOMAT TURNER; “RUMLAR TİRAN KESİLİR”

1815 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden ve Journal of a Tour in the Levant adıyla bir seyahatname yazan İngiliz Diplomat William Turner, Türkler’in Kıbrıs’ta Rum Başpiskoposu’na yönetimde çok fazla yetki verdiğini belirtmiş ve uyarmıştır: “Bir Rum’a alışık olmadığı yetkileri verdiğinizde, derhal onun sarhoşu olur ve açgözlü bir tiran kesilebilir.”

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ