KIBRIS HAÇLI KRALLIĞI (1191-1489)

KIBRIS HAÇLI KRALLIĞI (1191-1489)

Kıbrıs, Anadolu (Anamur) kıyılarından 70, Suriye (Lâzikiye) kıyılarından 100 km. mesafede, Akdeniz’in en büyük adasıdır. Ada, tarih boyunca siyasî, askerî ve ekonomik yönden Anadolu’nun ayrılmaz bir parçası olmuş, Anadolu’ya hakim olan devletler kendi güvenlikleri için Kıbrıs’ı ele geçirmeyi zorunlu görmüşlerdir. Kıbrıs, Ege denizi kıyıları ile Mısır ve Suriye sahilleri arasında deniz seferleri başladığı zamandan itibaren önem kazanmış ve bu ülkeler arasında çok uygun bir uğrak yeri teşkil etmiştir; deniz hakimiyetini elinde bulunduran devletlerin donanmalarına üs olarak da hizmet görmüştür. M.Ö. 59 yılında Roma hakimiyetine giren Kıbrıs, imparatorluğun ikiye ayrılmasından (395) sonra Bizans’ın (Doğu Roma İmparatorluğu) idaresinde kalmıştı. Emeviler zamanında Müslümanların eline geçen adada üç asır sonra Nikephoros Phokas zamanında 965 yılında yeniden Bizans hakimiyeti tesis edilmişti.

1099’da Kudüs’ün zaptından beri Yakın Doğu’da bulunan Haçlılar ile Kıbrıs adasının idaresi arasındaki ilişkiler başından beri hep dostça olmuştu. 1098’de Birinci Haçlı Seferi orduları Antakya önünde açlıktan perişan durumdayken Kıbrıs’tan gönderilen yiyecek maddeleri ile onlara büyük bir yardım sağlanmıştı. Yine Trablus önünde Haçlılar Kıbrıs’tan ikmal malzemesi ve Bizans askeri yardımı almışlardı.

Ancak bu iyi ilişkiler, 1156 yılında Haçlılar ile Ermenilerin Kıbrıs’a ortaklaşa düzenledikleri bir saldırı ile bozuldu. 1153 yılında Constance ile evlenerek Antakya Prinkepsi olan Renaud de Châtillon, Ermeni Thoros ile birlikte adaya aniden çıkartma yaptı. Bizans kuvvetlerini mağlup edip, İmparator Manuel’in yeğeni Vali loannes Komnenos’u da esir alan Renaud, Ermeniler ile beraber büyük bir vahşetle adadaki bütün kiliseleri, manastırları, dükkanları, evleri yağmalayıp ateşe verdi; bütün tarlaları yaktı; kadınlara tecavüz edip, ihtiyarları, çocukları öldürdü. Haçlılar ve Ermeniler adada öyle büyük bir tahribat yapmışlardı ki, Kıbrıs bir daha bu tahribatın ve verilen zararların etkisinden hiçbir zaman kurtulamadı. Bir yıl sonra adada meydana gelen büyük depremler ise felâketin son sahnesi oldu.

Kıbrıs’ta Haçlı Krallığı’nın Kuruluşu

Kıbrıs, Üçüncü Haçlı Seferi sırasında İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard’ın, Isaakios Dukas Komnenos’un elinden adayı almasıyla Haçlılara geçti. 10 Nisan 1191’de Messina’dan yola çıkan İngiliz donanması fırtınaya yakalanınca Richard’ın kız kardeşi Joanna ve nişanlısı Berengaria’nın içinde bulunduğu gemi Kıbrıs adasına Limasol’a sürüklenmişti. İmparator Andronikos’a isyan ederek 1185’te Kıbrıs’ta bağımsızlığını ilân etmiş olan Isaakios Dukas Komnenos adaya sığınanlara kötü muamele etti. Birkaç hafta sonra oraya ulaşan ve olanları öğrenen Richard, derhal adaya asker çıkararak Kıbrıs’ı zapt etti; sonra da adayı Templier şövalyelerine sattı. Richard, Haçlıların eline geçen Akkâ’da (12 Temmuz 1191) kral seçilemeyen kendi adayı Guy de Lusignan’in Kıbrıs adasını Templierlerden satın almasını sağladı. Böylece Guy de Lusignan tarafından Kıbrıs’ta Haçlı krallığı kurulmuş oldu ve bu krallık yaklaşık dört asır adada hüküm sürdü.

Üçüncü Haçlı Seferi sırasında Kıbrıs’ın zaptı Haçlılar için oldukça önemli bir kazanç oldu. Zira Kıbrıs, coğrafi konumu sebebiyle 13. yüzyılda düzenlenen Haçlı seferleri sırasında Haçlılar tarafından üs olarak kullanıldı; 14 ve 15. yüzyıllarda da Doğu Hıristiyanlığının ileri karakolu olarak önemini korudu ve Akkâ’daki ikinci krallığın yüzyıl daha Doğu’da yaşamasına destek oldu. Kıbrıs’ta bir Haçlı krallığının varlığı Müslümanlar için ise ciddi bir tehlike kaynağı oldu. Zira Kıbrıs’ta Haçlı hakimiyeti devam ettiği sürece ada, Mısır, Suriye ve Anadolu’ya karşı düzenlenen Haçlı hareketlerinin çıkış noktası oldu.

Kıbrıs Kralı Guy de Lusignan’in ölümünden (1194) sonra yerine kardeşi Amaury de Lusignan (1194-1205) getirildi. Kral Amaury’nin oğlu Hugue ile Kraliçe Isabella’nın kızı Alice arasında yapılan evlilik ile hanedanın devamı sağlandı. Kıbrıs Kralı Amaury ile Akkâ Kralı (ismen Kudüs Kralı) Henri de Champagne, Doğu’da yaşamlarını sürdürebilmek için işbirliği içinde kaldılar. Çünkü Kıbrıs, ancak her iki ülke işbirliği yaptığı sürece Haçlılara faydalı olacak ve onlar için güvenilir bir üs teşkil edecekti. Zaman içinde Suriye ve Filistin’deki toprakları Müslümanlar tarafından geri alınan pek çok Haçlı, Kıbrıs’ın Haçlılar tarafından zaptından sonra yavaş yavaş adaya göç etmekteydi.

Her şeye rağmen Amaury, Henri’ye tabi olmak yerine bizzat şahsı için kral unvanını almaya kararlıydı. Bizans imparatoru kendisine bu unvanı vermeyeceği için Alman İmparatoru VI. Heinrich’in yüksek hakimiyetini kabul ederek Eylül 1197’de resmen kral ilân edildi. VI. Heinrich, yeni bir Haçlı seferi plânlamakta olduğundan Doğu’da kendi emrinde bir krallığının bulunmasının çok işine yarayacağını düşünmüştü.

Henri de Champagne’ın ölümünden (1197) sonra dul Kraliçe Isabella, Kıbrıs Kralı Amaury ile evlendirildi. Böylece Amaury, Kudüs kralı unvanıyla Akkâ Krallığı’nın idaresini de üzerine almış oluyordu. Ancak Amaury, Kıbrıs ve Akkâ krallıklarını birleştirmeyerek ayrı ayrı idare etti.

I. Hugue de Lusignan Devrinde Anadolu ile İlişkiler

II. Amaury de Lusignan’in ölümünden (1205) sonra krallık altı yaşındaki oğlu I. Hugue de Lusignan’e (1205-1218) geçti. Hugue’ün en büyük ablası Burgundia ile evli olan Guillaume de Montbeliard naiplikle görevlendirildi. Ancak Guillaume, başarısız bir naip oldu ve iktidarı 1210’da kayınbirâderine teslim ettikten sonra ihânetle suçlanarak Akkâ’ya sürgüne gönderildi. Hugue ise krallığında sağlam ve kuvvetli bir idare kurdu.

Bu dönemde, Anadolu’da hüküm süren Selçuklu Türkleri ile Kıbrıs Haçlı Krallığı arasında ilk münasebetler başladı. Birinci Haçlı Seferi sırasında Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kalan Türkler, Sultan II. Kılıçarslan zamanında yeniden sahil bölgelerine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Bu arada Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Bizans İmparatorluğu parçalanırken (1204) Antalya ve civarı Aldobrandini adlı bir İtalyan’ın eline geçmiş, o da Kıbrıs kralını yüksek hakim olarak tanımıştı.

Aldobrandini’nin, deniz yoluyla Antalya’ya gelen bir Türk kervanını yağmalaması Kıbrıs Krallığı ile Selçuklular arasında çatışmaya yol açtı. Bu olay üzerine Türkiye Selçuklu Sultanı Gıyâseddin Keyhüsrev Antalya’yı zapt etmeye teşebbüs edince Kıbrıs Kralı metbu hükümdar sıfatıyla ona karşı çıktı. Aslında adaya yerleştikten sonra ihtiyaç duydukları gıda maddelerini temin edebilmek için Güney Anadolu ile ticari ilişkiler kuran Haçlılar, Anadolu’nun Kıbrıs için siyasî ve ekonomik yönden taşıdığı büyük önemi anlamışlardı. Bu yüzden de Kıbrıs Krallığı, bölgenin güney sahillerine yerleşebilmek umuduyla Antalya’yı savunmak için asker göndermişti. Böylece Gıyâseddin, Kıbrıs’ın bu şekilde duruma müdahale etmesi yüzünden kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı; ancak yine de şehri baskı altında tutmaya devam etti. Şehirdeki Hıristiyanlar da âdil Türk idaresini tercih edip sultanla gizlice temas kurunca Gıyâseddin Keyhüsrev yeniden hareket geçti ve nihayet şehri fethederek oradaki Haçlıları esir aldı (Mart 1207).

Selçuklular, Antalya’nın fethinden sonra Akdeniz ticaretinde daha aktif bir rol oynayabilmek için derhal Kıbrıs Krallığı ile ticaret anlaşması yaptılar. 1211’de İzzeddin Keykâvus Selçuklu tahtına geçince de Kıbrıs ile Anadolu arasındaki ticari ilişkiler daha da gelişti; 1213 yılında Kral I. Hugue ile Türkiye Selçuklu Devleti arasında, Avrupalı tüccarların Kıbrıs üzerinden rahatça Türkiye’ye girişlerini sağlayacak olan bir anlaşma imzalandı. Buna göre, Anadolu ile Kıbrıs arasında serbest ticaret yapılabilecek, Kıbrıslı tüccarlar, Anadolu tüccarlarının Kıbrıs sularında batan gemilerine dokunmayacaklar, korsanların saldırısına uğrayan tüccarlara iltica hakkı tanınacak, Kıbrıs veya Anadolu’da ölen bir tüccarın eşyası yakınlarına teslim edilecekti.

Ancak bu ticari ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs Haçlıları ile Selçuklular arasında savaşlar da sürüp gitmekteydi. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra oğulları İzzeddin Keykâvus ile Alâeddin Keykubâd arasındaki taht mücadelesi sırasında, Kıbrıs’taki Haçlılar yine Anadolu sahillerine yerleşmeye teşebbüs ederek Antalya’yı işgâl ettiler, buradaki Türkleri de öldürdüler. Ancak Sultan İzzeddin Keykâvus, 1216 yılında uzun süren bir kuşatmadan sonra şehri Haçlılardan geri aldı ve Türklere yapılanlara misilleme olarak Haçlıları öldürdü. Ama iki taraf arasında 1219’da yeni bir ticaret anlaşması yapıldı. Zira Kıbrıslılar, gıda maddelerini temin için Anadolu’ya muhtaçtılar; Selçuklular da Avrupalı tüccarlar ile ilişkilerini Kıbrıs yoluyla sağladıkları için adanın kendileri için önemini biliyorlardı. Alâeddin Keykubâd zamanında da iki taraf arasında meydana gelen çatışmalara rağmen ticari ilişkiler devam etti.

Beşinci Haçlı Seferi’nin (1218-1221) ilk grubu Akkâ’ya geldiği sırada Kıbrıs Kralı I. Hugue de oraya gitti. Bu sefer sırasında Haçlı gemilerinin bir kısmı Kıbrıs’ı üs olarak kullanmıştı. Sultan el- Kâmil’in 1220 yazında Kıbrıs’a gönderdiği bir donanma, Limasol önünde demirlemiş olan bir Haçlı filosuna ani taarruzda bulundu. Haçlı gemilerinin bir kısmı ele geçirildi, geri kalanlar da batırıldı; binlerce kişi de esir alındı.

Kıbrıs Kralı Hugue’ün saltanat dönemi, onun Beşinci Haçlı Seferi sırasında Trablus’ta ölümüyle (1218) son buldu. Kıbrıs tahtı, Hugue’ün dul karısı Alice de Jerusalem’in niyabetinde henüz sekiz aylık bir bebek olan I. Henri’ye (1218-1253) geçti.

İmparator II. Friedrich Kıbrıs’ta

Beşinci Haçlı Seferi’nin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, aslında 1215’te Haçlı yeminini etmiş olan İmparator II. Friedrich nihayet Haçlı seferine çıkabildi. 1228 Haziranı’nda Brindisi’den gemiye binerek 21 Temmuz’da Kıbrıs’a ulaştı. Ancak yıllarca süren bu gecikme yüzünden Papa IX. Gregorius tarafından aforoz edilmişti. Ayrıca bu arada karısı İmparatoriçe Jolande öldüğü için Akkâ kralı unvanını da kaybetmişti. Friedrich’in Haçlı Seferi Kıbrıs Krallığı’nı da hiç memnun etmedi. Çünkü şimdiki küçük Kral I. Henri’nin dedesi Amaury, krallık tacını İmparator II. Friedrich’in babası VI. Heinrich’den almıştı, dolayısıyla Friedrich şimdi Kıbrıs üzerinde yüksek hakimiyet hakkı iddia edebilirdi. Kıbrıs bu sırada, on yaşındaki Kral I. Henri’ye naip tayin edilmiş olan Beyrut hakimi Jean d’Ibelin tarafından idare ediliyordu. Hem Kıbrıs kralının hem de İmparatoriçe-Kraliçe Jolande’nin en yakın erkek akrabası olan Jean de Ibelin Doğu’daki Haçlılar arasında en önemli kişiydi ve onların reisi durumuna gelmişti. Ancak kendisini Tanrı’nın yeryüzündeki en yüksek temsilcisi olarak gören II. Friedrich, bütün Hıristiyanların imparatoru olduğuna göre Doğu’daki tüm hakimiyetin de kendisine ait olması gerektiğini düşünüyordu. Jean ve Kıbrıs asilleri Friedrich’in Kıbrıs üzerindeki yüksek hakimiyetini kabul ettiler. Ancak Kraliçe Alice de Jerusalem meşrû naibe olduğundan imparatoru Kıbrıs naibi olarak tanımadılar. Ayrıca karısı Jolande öldüğü için onun Kudüs kralı unvanını kaybettiğini, ancak bebek oğlu Konrad adına krallık naibi olabileceğini bildirdiler. Friedrich’in esas gayesi Filistin’e doğru yoluna devam etmek olduğundan sonunda iki taraf arasında bir anlaşmaya varıldı. Buna göre kral, imparatora biat edecek ve bütün Kıbrıslılar da imparatoru vassalleri olarak tanıyacaklar, Alice naibe olurken Friedrich ülkeyi idare etmek üzere Bailliler (vekil) tayin etme hakkına sahip olacaktı. Bundan sonra, Amaury Barlais’i bailli olarak Kıbrıs’ta bırakan Friedrich, yanında Kıbrıs kralı, Ibelinler ve birçok Kıbrıs asilzadesi olduğu halde 3 Eylül 1228’de Famagusta’dan gemiye binip Akkâ’ya gitti.

Akkâ’da yerli baronların muhalefiyle karşılaşan Friedrich’in seferi diplomatik bir sefer oldu. Sonunda Sultan el-Kâmil ile imzalanan anlaşmadan sonra (18 Şubat 1229) Haçlılar hiç savaşmadan Kudüs’ü Müslümanlardan geri aldılar. Ama, Müslümanlar stratejik olarak bölgeye hakim olduklarından, Haçlıların diplomasi yoluyla elde ettikleri yerleri korumaları pek kolay olmayacaktı. Nitekim bu topraklar kısa bir süre sonra Müslümanlar tarafından geri alınacaktır.

Friedrich, Batı’ya döndükten bir yıl sonra (23 Temmuz 1230) Papa ile barışıp aforozdan kurtuldu ve 1231 sonbaharında Ricardo Filangieri kumandasında bir orduyu gemilerle Doğu’ya gönderdi. Ancak Friedrich’in adamları vasıtasıyla Frank Doğu’da uygulamaya çalıştığı idare Akkâ gibi Kıbrıs Krallığı’nda da karışıklık doğurdu ve yıllarca sürecek iç savaşlara sebep oldu. Sonunda I. Henri 1233 yılında Kıbrıs’ta resmen kral ilân edildi.

Memlûk Türklerinin Haçlılar ile Mücadelesi Sırasında Kıbrıs

Kıbrıs, Yedinci Haçlı Seferi (1248-1252) sırasında da Haçlı filosunun toplandığı nokta olmuştu. Ağustos 1248’de ülkesinden yola çıkan Fransa Kralı IX. Louis, 17 Eylül’de Kıbrıs’ın Limasol limanına ulaştı. Bunu takiben savaşçı birlikler Haçlı Seferi için Kıbrıs’ta toplandılar. Akkâ krallık ordusu da Beşinci Haçlı Seferi ordularına burada katıldı. Kıbrıs Kralı Henri bunları dostça karşıladı. Bundan sonra, seferin hedefinin, Beşinci Haçlı Seferi sırasında olduğu gibi, yine Mısır olmasına karar verildi. Haçlı ordusu kış aylarını Kıbrıs’ta geçirdikten sonra Mayıs 1249’da Limasol’den denize açıldı ve 4 Haziran’da Dimyat önüne vardı. Haçlılar Müslümanlar tarafından boşaltılmış olan şehri kolayca ele geçirdiler. Bu başarı ile cesaretlenen Haçlılar güneye Kahire’ye doğru ilerlediler. Fakat yolda Baybars bunları büyük bir bozguna uğratarak kral dahil pek çok kişiyi esir aldı. Kral Louis, ancak Dimyat’ı teslim ederek serbest kalabildi (1250).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ