KAZAN HANLIĞI’NIN DÜŞMESİNDEN SONRA KAZAN TATARLARI

KAZAN HANLIĞI’NIN DÜŞMESİNDEN SONRA KAZAN TATARLARI

1522’de Rusların eline geçmesiyle Kazan Hanlığı’nın kendine özgü uygarlığının ortadan kalkması Rusya ve Rus Müslümanları arasındaki sınır, birbirinden çok farklı iki uygarlık arasında bir hudud olduğunu düşünen tarihçiler için muamma olabilir. Çağdaş Rus siyasetinin en milliyetçi temsilcileri sanki Müslüman hanlıkları ve Rusya arasında hiçbir dönem barışçı komşuluk ilişkileri yaşanmamışçasına, bu iki varlığın birbirlerini ne kültürel ne de ekonomik açıdan asla etkilemediğini iddia ederler. Bu tür siyasetçiler Tatar İslamı ve Ortodoks Hıristiyanlık arasındaki ilişkiyi sürekli bir savaş durumu ve karşılıklı kuşkunun hakim olduğu bir ilişki tipi olarak sunarlar.

Aslında, 1552 zabtından hemen sonra, Rus otoriteleri, inançlarını Ruslar tarafından önerilen ekonomik veya siyasi ayrıcalıklarla asla değişmeyen Müslümanlara derin acılar vermiş olan bir Hıristiyanlaştırma sürecine girmiştir. Hıristiyanlığı benimsemeyenlere büyük miktarlarda vergiler getirilmiştir. Fiziksel olarak işkence görmüşler, buz hücrelerinde tutulmuşlar, şehirlerdeki evleri ellerinden alınmış, uzak köylere gitmeleri yasaklanmış ve Müslüman köylülerin verimli toprakları ellerinden alınarak yeni gelen Ruslar arasında dağıtılmıştır. İslam inancının açıklanması yaklaşık iki yüz yıl boyunca Rusya’da yasaklanmıştır. Kazan’ın düşmesi sonrası camilerin tahrip edilmesi 16, 17 ve 18. yüzyıllarda devam etmiştir. Ancak Ortaçağ Rusyası’nda İslam’a karşı duyulan açık tepki Kazan’ın Rusya tarafından zabtıyla başlamış ve bu olaylar Rusların İslami inanç ve kültüre, dair duyduğu tarihi nefretten çok, süregelen bir propagandanın ürünü olarak gözükmektedir.

Dindarlık Adı Altında Tecavüz

Açıkçası, Hıristiyanlaştırma sürecinin başlaması her hangi bir zorlama olmaksızın ya da çok az zorlama sonucu gerçekleşmiştir. Kazan’ın ilk Rus Başpiskoposu Gury’e, 1555’te Korkunç İvan tarafından Müslümanların, Hıristiyanlığı kabullenmelerini çekici hale getirebilmek maksadıyla Rus merhametliliğinin ve konukseverliliğinin ön plana çıkarılması talimatı verilmişti.

“Başpiskopos, Tatarları mümkün olduğunca kendine alıştırmalı ve onları korkuyla değil sevgiyle vaftiz edilmeye hazırlamalıdır.”

Başpiskoposun sevgi anlayışı özellikle Müslümanların davet edildiği alkollü, düzenli ziyafetlerdir. Diğer yöntemler ise çeşitli suçlardan dolayı hüküm giymiş ya da suçlanmakta olan Müslümanları kurtarmak, yeni vaftiz edilmiş olanların topraklarını ve mallarını kullanmalarına izin vermek ve Müslümanlar için zorunlu olan vergilerden onları muaf tutmak olmuştur. Bu tür politikalar bir ölçüde başarılı olmuştur; ancak başvurulan yöntemler manevi kazançlardan çok maddi kazançlara yönelik olduğundan, yeni vaftiz edilmiş Tatarların serbest kaldıklarında veya hissettiklerinde ata inançlarına dönmeleri söz konusu olmuştur.

Kazan Hanlığı’ndaki Müslümanların Hıristiyanlaştırılma politikaları iddiaları ne olursa olsun, aslında gerçek tam tersiydi. Rusya’nın diğer yerlerinde de olduğu gibi, atanan Rus valilerin yönetimi rüşvet, zimmetine para geçirmek ve başkalarının hakkını ihlal etmek temellerine oturmuştur. Müslüman toprakları keyfi yollarla dağıtılmış, vaftiz edilmek bile Kazan Tatar toprak ağalarını belli bir süre koruyabilmiştir. Bu türlü bir durumda, Müslümanların Ortodoks Hıristiyanlığı kitleler halinde kabul etmemeleri şaşırtıcı değildir. Kazan Hanlığı’nın alınmasında özgürleştirilmelerinin önemli bir rol oynadığı, Müslüman hanelerinde yaşayan Rus savaş tutsakları bile İslam’ı ve İslami yaşam tarzını yaşam biçimi olarak seçmiş olabilir.

Merhamet Adı Altında Eziyet

Daha sonradan Rus Ortodoks Kilisesi’nin başına geçecek olan Kazan ve Astrahan’ın yeni Başpiskoposu Mutaasip Hermogen, 1593’te dönemin Rus Çarı Feodor Yonnovotiç’e bir yazı yazarak şikayette bulunmuştu. Yeni vaftiz edilmiş Müslümanların hâlâ Tatarlarla birlikte yaşadığını, Müslüman tarzında yiyip içtiklerini ve kiliselere gitmediklerini bildirmiştir.

“Haç takmazlar, evlerinde ikonalar ve haç işaretleri bulundurmazlar; ve Hıristiyan rahiplerin evlerine girmelerine de izin vermezler…Bununla beraber, birçok tutsak Rus ve diğer Ruslar, Tatarlarla yaşamaktadır, onlarla evlenmektedir. ve Tatar inancını benimsemektedir.”

Bu yazı üzerine, Müslümanları nazik yollarla Hıristiyanlaştırmak yerine daha kesin yollar benimsenmiştir. Çar Feodor Yonnovotiç ele geçirilen topraklarda İslamiyet’in direnişine, özellikle de yeni camilerin ve okulların yapılmasına öfkelenmiş ve bunların bir an önce yok edilmesi emrini vermiştir. Kazan Tatarları bu yapıların yenilerini inşa etmekten ve İslam inancına göre ibadet etmekten men edilmiştir. Bunun da ötesinde, 17. yüzyılda Müslümanların vaaz vermesi ve Hıristiyanları Müslümanlaştırma eylemleri sırıkta yakılmaları ile son bulmaktaydı. Dini eziyetler öylesine ağır bir hale gelmişti ki Kazan Tatarları silahlarını alıp, Rus çarlığının bunalımlı dönemlerinde ayaklanmalara katılmıştır. Ancak bu türlü eziyetler 17. yüzyıl boyunca devam etmiş ve bunların sonucu olarak Rus Müslümanları 1670-1671 Stepan Razin ayaklanmalarına kitlesel olarak katılmıştır.

Gizli İslam

Yaşam sürüyordu ve Kazan Hanlığı kendilerini zorla da olsa yeni gerçekliklere alıştırmaya çalışıyordu. Trajik şekilde, 1672 ve 1694 büyük yangınları Kazan şehrini tahrip etmişti. Alevlerde yanan yalnızca Tatar mimarisi değil; aynı zamanda devlet arşivlerinin ve özel kütüphanelerin çok sayıda dokümanı olmuştur. Bu Kazan Hanlığı uygarlığının yaşadığı son darbe olmuştur. Daha sonra Kazan Tatarlarının kendine özgü uygarlığı Rus İmparatorluğu çerçevesinde gelişmiştir. Başta hanlığın adı olmak üzere, isimler değiştirilmiş ve Kazan Hanlığı kültürel bağımsızlığını tamamen kaybetmiştir. İslam kültürü Rus Ortodoks ideolojisinin erişemediği köylerle sınırlı kalmıştır. Ancak, kent yaşamının mirası korunmuş ve insanların tarihi anılarında yaşatılmıştır. Ancak Büyük Petro’nun tahta geçmesiyle, Tatar kültürü yeni sıkıntılarla karşılaşmış ve kendi anavatanında öksüz kalmıştır.

“Kazan Hanlığı” adı Büyük Petro’nun (1672-1725) tahta geçtiği tarihe kadar kullanıldı. Ancak nüfusun yapısı çarpıcı bir şekilde (dramatik olarak) değişmiştir. Kazan Tatar aristokrasisinin bir kısmı özgürlük savaşlarında ölmüş bir kısmı da baskılara dayanamayarak Hıristiyanlığı kabul ederek, Rus aristokrasisine katılmıştır. Geri kalan Müslüman Tatarlar iki sosyal gruba bölünmüştür. Bu gruplardan biri küçük toprak sahiplerinden ya da askerlerden oluşan ve Rus çarının hizmetinde olan bu gruplardan biri Kazak Tatarlarıdır. Diğer grup da Yasak Tatarları olarak anılmaya başlandı. Yasak, Kazak Hanlığı’nda ödenen geleneksel vergilerin adıydı. Müslüman nüfusun büyük çoğunluğu köyde yaşamaya zorlandı ve bu durumda bile köylerinin başkente ya da ana su yollarına yakın olmasına izin verilmedi.

Kazan Hanlığı’nın düşmesinden yıllar sonra, Kazan’daki uluslararası ticaret Rus tüccarlarının eline geçtiğinde, daha fazla Kazan Tatarının daha önceki başkentin eteklerinde yaşamasına izin verildi. 16. yüzyılda ortaya çıkan eski ve yeni Tatar yerleşimleri şimdiki modern Kazan şehrinin bir parçasını oluşturur. Kazan Tatarı Müslümanlarının yeni yaşam tarzlarına alışmaktaki tüm çabalarına rağmen, kültürlerinin ve dinlerinin baskı altında olması sonucunda, tarihi anavatanda altı milyon Tatardan yalnızca dörtte biri kalmıştır. Diğerleri ise inançları doğrultusunda özgürce yaşayabilecekleri yerlere gitmeye zorlanmıştır. Rus İmparatorluğu’nun hızla yayılması sonucunda, Ural ya da Volga civarında gidebilecekleri çok az yer kalmıştır. Bu yüzden Tatar kolonilerine Çin ya da Japonya gibi uzak yerlerde bile rastlanmaktadır.

Şairler ve Sufiler

Kazan Hanlığı’nın son şairi Mevla Kolı’nın kaderi 17. yüzyılda Müslüman kültürü ve edebiyatının maruz kaldığı durumun göstergesidir. Kendisinin gerçek adı Bayramgali Koliev’dir ve mistik şiirleri nedeniyle Bimka Sufi olarak anılır. Bölgede Rus yönetimine hizmette bulunan ancak kendi ulusal kültürüne sadık kalmasına izin verilen bir Kazak Tatar ailesinden gelmekte olup Çiti adında bir köyde doğmuştur. Mevla Kolı, Kazan’da şehrin eteklerindeki Mamay okulunda eğitim görmüştür. Çağdaş Rus arşivlerine göre, kendisi 1678’de Tatarlara eski Bulgar şehri Bilyar’da oturma izni verildiğinde, Tatarları bu bölgeye yerleştiren kişidir. Ancak 1699’da bu Tatar yerleşimi Ortodoks Rus yerleşimine dönüşmüş ve buranın yerlilerinin Şesma Nehri kıyısındaki eski İştiryak Köyü’ne yerleştirilmeleri istenmiştir. Mevla Kolı’nın torunları bu dönemden beri bu bölgede yaşamaya devam etmektedir.

Mevla Kolı’ya göre kendisinin üstadı ve öğretmeni Mamay da bir şairdir ancak bu araştırma açısından onun Molla ve din öğretmeni olması çok daha önemlidir. Kazan’ın düşmesinden 17. yüzyıla kadar, Kazan Tatarları ve Rus Müslüman halkının resmi din görevlisi yoktu. “Molla” unvanı hiyerarşik bir konumun göstergesi olmayıp “eğitimli insan” anlamına gelir. Bu mollalar, büyük ve küçük köylerde yalnızca dinin temel kaidelerini değil aritmetik ve hat sanatı gibi konularda da ders vermekte olan halkın içinden olan insanlardır. İslam’ın korunması ve geliştirilmesi Mamay, Mevla Kolı ve birçok bilinmeyen sıradan insanların elindeydi, bu insanlar İslam’ı ve kültürel mirasını zamanın tüm şartlarına karşı korumuşlardır. Mevla Kolı ve diğer Sufiler ile Abuzeler sürekli bir yerleşim mekanı arayışları, Rus otoritelerinin izniyle bile Müslümanların rahatsız olmadan onlarla birlikte yaşayamadıklarının göstergesidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ