KAZAKİSTAN’DA MİLLİYETÇİLİK

KAZAKİSTAN’DA MİLLİYETÇİLİK

6 Aralık 1991 tarihinde ilan edilen bağımsızlık ile Kazakistan ve Kazak halkı için birçok pozitif gelişmenin dönüm noktası başlamış oldu. Günümüz Kazakistan aydınlarından Abiş Kekilbayev’in tabiriyle Kazakistan “sadece yeni yüzyıla değil yeni bin yıla da bağımsız devlet olarak adım attı.”[1] Kazaklar için bu değişiklik, Orta Asya’nın bağrında yüzyıllardır meskün bu göçebe halkın varlığının uluslararası camiaca da tanınmasıydı. Bağımsızlığı takip eden ilk yıllardan başlayarak, Kazakistan’da siyasi ve idari kadroların Kazaklaştırılmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Bu yeni bağımsız ülkenin liderleri, eski yönetimlerde Kazaklar aleyhine yapılanları düzeltmek çabasına girişmekle Batılılar ve Orta Asya bölgesindeki Kazak olmayan gruplar tarafından Kazaklaştırma yapılıyor suçlamasıyla da karşılaştılar. Yirminci asırda 70 yıllık, Çarlık Rusya idaresi altında 150 yıllık Rus idaresi neticesinde Kazakistan adı verilen ve Kazak halkının vatanı olan bu topraklarda, bölgenin gerçek sahiplerine yapılan haksızlıklar ve bağımsız hale gelen bu ülkenin karşılaştığı zorluklar bölge ülkelerine nazaran Kazakistan’ın çok daha zor ve çetin bir geçiş dönemine maruz kalacağını apaçık gösteriyordu.

1991 sonu itibarıyla Kazakistan, siyasi, askeri, ekonomik ve hatta sosyal yönlerden tamamıyla eski merkez Moskova’nın güdümünde bir bölge olarak göze çarpıyordu. Kazakistan’da Kazaklar azınlık durumuna düşmüş bu azınlığın önemli bir kısmı kendi ata kültürünün önemli temellerini unutmuş, kaybetmiş veya hiç öğrenmemiş, kendi dilini konuşamaz duruma gelmişti. Kazak tarih şuuru kaybolmuş veya Sovyet öğretileriyle saptırılmış, Kazak milli kahramanları rejim düşmanı gerici feodal yapının temsilcileri olarak hor görülmüş, unutturulmuştu. Bağımsız Kazakistan’da hayati önemi haiz konulardan biri can çekişme safhasına gelmiş Kazak dilinin tekrardan canlandırılması, Kazaklara yeni bir ruh vermek açısından gerekliydi. Bağımsızlığın onuncu yılını idrak eden bugünün Kazakistan’ında Kazak dilinin yavaş adımlarla ilerlemesine olanak sağlanmış fakat bundan da önemlisi özellikle yeni nesil arasında uluslararası dil statüsüne İngilizcenin yükselmiş olduğunu görmek Rus dili açısından negatif sonuçlar doğurmuştur. Özellikle Rus yazar Aleksandır Soljenitsın tarafından telaffuz edilen ve Rusların tamamının desteklediği bir diğer tez ile de Kazakistan’ın 48. enlem kuzeyindeki topraklarının Rus yerleşim bölgesi olması hasebiyle Kazakistan’a dahil edilmesiydi. Rus toprakları olarak lanse edilmeye çalışılan bu bölgedeki şehirler Qostanay, Kökçetav, Aqmola (Astana) Pavlodar, Qarağandı ve Doğu Kazakistan gibi tarihi Kazak topraklarıdır. Bunu engellemek için Kazak idaresi, Almatı’daki başkenti Astana’ya taşımak başarısına ulaşmıştır. Ancak bu değişikliğin sonucu olarak Kazakistan’ın kuzeyinden hiçkimseye bir karış toprağını dahi vermeyecek olan Kazaklarla, o bölgeleri kendi yerleşim alanları diyerek Ruslara ait gören Slav toplumu arasındaki kavganın kesin sonucu daha henüz belli olmamıştır.

On sekizinci asırda başlayan Çarlık idaresinden 1991 Aralığı’na kadar, kendi kendilerini yönetme şansına sahip olamayan Kazaklar için, bağımsızlık bu sebeple son derece önemlidir.

Ülkedeki başka grupların desteği olsun-olmasın, gelecek asrın Kazakistanı’nda, bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak yegane grubun Kazaklar olması konusunda bazı çalışmalar yapıldığı görülmektedir.

Gerçekten de Kazakistan’ın sosyal yapısı, 1991 öncesindeki 70 yıllık Sovyet mazisi, 1920 öncesindeki eski Çarlık tahakkümünün çizme izleri neticesinde Kazak adının çağrıştırdığı gerçek özelliklerden oldukça farklı bir tablo sergilemektedir. Kazak toprakları önceleri Çarlık idaresinin özel politikaları çerçevesinde daha sonra Sovyet döneminde yürütülen politikalar neticesinde Kazaklardan çok başka etnik grupların barındığı bir toprak parçası haline getirildi. Uluslararası literatürde Kazakistan’da yaşayan halklar konusu açıldığında önce hemen Ruslardan söz etmek adet haline gelmiştir. Bunun sebebi, Kazakistan’daki etnik Slav nüfusunun Kazaklardan sonraki en kalabalık toplum olması ve bu toplumun arkasında gölge şeklinde her zaman Rusya gibi bir dev gücün durmasıdır. Ne var ki, 1991 itibarıyla Kazakistan’da toplam 101 çeşit farklı etnik grup söz konusuydu. Sovyet imparatorluğunun dağılma aşamasında ve bağımsızlığın hemen akabinde Kazakistan halkının yarısından çoğu Slavlardan müteşekkil bir ülke imajıyla dünya kamuoyuna lanse edilmiştir. Bu ifade de dikkat edilmesi gereken nokta Kazakistan’ın bu özelliğiyle, Türk, Müslüman ve Orta Asyalı kimliklerden uzaklaştırılarak, Slav ve Ortodoks dünyasına yaklaştırılması taktiğidir. Bu taktiği destekleyecek tartışmanın püf noktasını da Kazakların %40’ının Rus dilini çok iyi bilmesi ve Sovyet idaresinin kamçısıyla Rus yaşam tarzına kendini adapte etmiş olmasıydı.

Bütün bu gerçekler sonucu, yeni bağımsız Kazakistan’ın peyk statüsünden kurtularak gerçek egemenliğini ve bağımsızlığını ülkenin gerçek sahibi olan Kazaklara geçirmesi için diğer komşu Orta Asya cumhuriyetlerinden daha fazla gayret göstermesi gerekiyordu. Ancak bu tip çalışmalar Kazakistan’daki Kazak egemenliğini istemeyenlerce de yakından takip edildiği için oldukça dikkatli yürütülmek durumundaydı. Kazak aydınları açık olarak ifade etmemekle birlikte milliyetçiliği bağımsız Kazakistan’ın devlet kurma ve ortak kimlik yaratma amaçları için kullanmaya çalışmışlardır. Özellikle Kazak dilli basının üzerinde durduğu konular arasında milli ve tarihi değer ve şahsiyetlerin tekrar çalışılması, eski dönemde ağır yara almış olan Kazak dilinin rehabilitasyonu kullanılarak halka ortak kimlikleri hatırlatılmak yoluna gidilmiştir. Bu çalışmalar dahilinde, eski dönemlerde yok edilen yeni anlayışların tekrar hatırlatılması, Kazakların geçmişinde vukuu bulan mücadelelerin medyada oldukça sık olarak yer alması tarihi devamlılık iddiası temeline dayanan milliyetçiliğin dikkatlice kullanılmasını gerektirmiştir. Her ne kadar ideoloji olarak milliyetçilik son iki yüzyılın ürünüyse de, bir halkın kültürel, linguistik ve siyasi köklerine dayanan millet ve milliyetçilik kavramı Kazakların da dayanmak zorunda oldukları önemli bir nokta olmuştur.

Kazakistan’ın bağımsızlık sonrasındaki sorunlarının temelini, bu ülkede daha önceleri tahakküm kuran sistemlerde aramak gerekir. Bağımsızlığı takip eden yıllarda ve halen özellikle Kazak aydın ve yöneticiler, eski Sovyet topraklarının birçoğunda rastlanan eğilimi takip ederek territoryal ulus-devlet yaratma çalışmalarına başlamışlardır. Kazak tarihine geri dönüş, milli sembolleri tekrar hatırlama, özellikle Kazakların topraklarına yönelik dış mihraklı kontrollere karşı mücadelesini konu alan, Kazak dilinin düştüğü acınacak durumu düzeltmeye yönelik ve her ne kadar Kazakistanlıların yaşadığı bir devlet olarak ilan edilse bile ülke geleceğinin idari ve politik mekanizmasının bilinçli olarak Kazakların eline geçmesi konusunda çalışmalar başlatılmıştır. Sovyet devri, Kazaklar arasında Lenin öncesi yıllara ait geçmişi tamamiyle silmeye çalışmış ve bu durum bağımsızlık sonrasında Kazakların komünizm öncesi kimliklerine çabucak sahip çıkmasını engellemiştir.[2]

Komünizm öncesindeki devirdeki Kazak kimliği ve Kazak siyasi ve entellektüel aktivitesi ise bağımsızlığın ilk yıllarındaki durumla taban tabana zıt özelliklere sahipti. Alaş Orda hareketi ile Sovyet devri öncesinde gerçek milliyetçi harekete sahip olan tek bölge olan Kazakistan, Sovyet devrinde ise Ruslaştırılmanın en yoğun yürütüldüğü bir ülkedir.[3] Alaş Orda lideri Alihan Bökeyhanov’un Kazak topraklarının Slavlarca işgal edilmesine yönelik tartışmaları hukuki, siyasi, ekonomik ve çevresel açıdan ele alan çalışmaları, daha yirminci yüzyılın başında Kazaklara yöneltilen tehditleri açıkça gösteriyordu. Alihan Bökeyhanov bu problemi sadece Kazaklara yönelik iç muhasebeye ithaf edilen eserlerde değil, umumi Rusya siyasetinde de ifade ederek, Çarlık Rus Parlamentosu Duma kanalıyla düzeltmeye çalışmıştır. Kazakların siyasi bilincinin gelişmesi, Kazaklar arasında siyasi aktivitenin artması amacıyla, Alaş Orda’nın diğer liderleri de gerek devrim öncesinin en önemli iletişim organı olan Qazaq gazetesinde ve başka çalışmalarla büyük katkılar sağlamışlardır. Kazak bozkırlarındaki anti-koloniyal ve devrimci hareketlerin aktif katılımcısı olan edip, şair, eğitimci ve mütercim Ahmet Baytursın’ın çalışmaları Alaş Hareketi’nin Kazak halkını Kazak aydınlarına bağlayan temel taşlarını oluşturmuştur. Alaş Orda hareketinin meşhur şairi Magjan Cumabayoğlu şiirleriyle Pantürkizm ve Panturanizm gibi ideolojilerin Kazak anlayışına göre sınırlarını çizmeye çalışmıştır. Mağjan Cumabayoğlu bir taraftan Kazak dilinin şiirsel gücünü kullanmaktaki ustalığını kullanarak Kazakların tarih şuurunu şekillendirme çalışması yapmış diğer taraftan da umumi Türk dünyasıyla Kazakların bağlılık derecesinin sınırlarını göstermek istemiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ