KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ’NİN DİL SİYASETİNE SOSYO-LENGÜİSTİK BİR YAKLAŞIM

KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ’NİN DİL SİYASETİNE SOSYO-LENGÜİSTİK BİR YAKLAŞIM

1991 yılında bağımsızlığını kazanan Kazakistan, kendine has özellikleri ile diğer Türk cumhuriyetlerinden ayrılmaktadır. İki milyon yedi yüz on yedi bin kilometre karelik yüzölçümü, jeo-politik konumu, petrol başta olmak üzere yer altı ve yer üstü zenginlikleri, sosyo-kültürel ve sosyo- politik alanlardaki hızlı değişim gibi özellikler Kazakistan’ı bölgesel ve uluslararası ilişkilerin merkezi haline getirmektedir. Bağımsızlığının onuncu yılında Kazakistan Cumhuriyeti politik, eğitime ait, kültürel, stratejik, demografik, yasal ve sosyal alanlarda önemli değişimler geçirmiştir. Kazakistan’da bağımsızlıktan sonra uygulanmaya konulan Kazak dilinin yaygınlaştırılması ve hayatın bütün alanlarına hakim olması fikri etrafında başlatılan dil planlaması etnik ve demografik yapı çerçevesinde ele alınması gereken bir konudur.

Dil planlaması toplum dil bilim konuları içinde çok boyutlu olan ve o ölçüde de çok sorun ve terim içeren bir alandır. Dil planlaması olarak görülebilecek etkinlikler çok çeşitlidir. Bir toplumda dil planlamasını yönlendiren dört ilke vardır. Bunlar, “dilsel benzeş(tir)me”, “dilsel çoğunluk”, “yerlileştirme” ve “uluslararasılaştırma”dır. Bunlardan dilsel benzeştirme kökeni ne olursa olsun herkesin toplumdaki baskın dili öğrenmesidir. Dilsel benzeştirme ilkesi dünyanın pek çok ülkesinde uygulanmaktadır. Dil planlamasında dilsel amaçlar dışında “yarı dilsel” ve “dil dışı amaçlar” da bulunmaktadır.[1] Dıştan gelen bir zorlama ile ya da ülkedeki siyasal iktidarın belli bir amaçla ve devlet gücünü kullanarak yaptıkları kültür değişiklikleri “zorunlu kültür değişiklikleri” adını almaktadır. Dıştan gelebilecek zorlamaların başında ülkenin dolayısıyla toplumun yabancıların boyunduruğu altına düşmesi gelmektedir. Siyasal iktidarın zorlamasıyla gerçekleştirilen kültür değişikliklerine gelince, hemen her ulusun geçmişinde bunun örnekleri bulunabilir.[2] Türk yazı dillerinin 1920’li yıllardan sonra sayılarının hızlı bir şekilde artması, 1991 yılından itibaren ise bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerinde ana dillerinin Rusçanın hakimiyetinden kurtarılıp yaygınlaştırılması zorunlu kültür değişmelerinin kapsamı içinde ele alınması gereken dil planlamasıdır. Her iki dönemde de yarı dilsel ve dil dışı amaçlar belirleyici olmuştur.

17. ve 18. yüzyıllarda Ruslar Türkistan sahasında önemli işgallerde bulundular. 1821 yılında Rusya’nın çıkardığı “step kanunu” ile bütün Kazak bozkırlarının doğrudan doğruya Rusya’ya ilhakı halk arasında galeyan ve Rus işgaline karşı uzun yıllar süren isyanlara sebep oldu. 1730-1740 yıllarında Kazak boyları Rusların hakimiyetine geçmişti. Rus Çarı I. Nikola 22 Haziran 1854’te bir ferman yayınlayarak Kazak topraklarının tamamının Rus hakimiyeti altına geçtiğini ve Kazak Türklerinin Rus kanunlarına tabi olduklarını ilan etti. Bundan sonra Kazak topraklarına Ruslar hızlı bir şekilde yerleşti. 1914’te bu bölgede yaşayanların yarısına yakınını Ruslar oluşturmaya başladı.[3] Kazak topraklarının Ruslar tarafından gasp edilmesi Kazak Türklerinin kültür ve dili üzerinde de olumsuz etkiler yapmıştır. Kazakistan’da kendi ana dillerini bilmeyen, konuşmayan Kazak Türklerinin oranı 1992 yılında şehirlerde %37’ye, köylerde ise %17’ye yükselmiştir.[4] 1926 yılında ana dili-Rusça yönünde iki dillilik oranı %0.8, 1970’te %41.8, 1989’da ise %60.4’tür.[5] Kazakistan nüfusunun en geniş parçası içinde iletişim için bir kanal temin eden şimdiki dil Kazakça değildir. SSCB’nin Rus olmayan milletlerinin “ikinci ana dil” olarak onlu yıllar için aracılık eden Rusçadır. 1989 nüfus sayımına göre Kazakistan nüfusunun dörtte üçünden fazlası Rusçanın doğuştan konuşucusudur ya da onu akıcı olarak konuşabilmektedir. Kazakistan’da yaşayan Rusların yaklaşık olarak tamamı ve diğer azınlık üyeleri (özellikle Slavik olanlar) doğal, doğuştan Rusça konuşucularıdır. Kazakistan Kazaklarının çoğunluğu Rusçayı akıcı biçimde konuşur. Kazakların %64’ü 1989 sayımında akıcı Rusça konuştuklarını iddia etmişlerdir. Bu, diğer eski Sovyet Türk cumhuriyetlerindeki %23 ve %37 oranları ile karşılaştırıldığında şaşırtıcıdır. Doğrusu 1989 sayım sonuçları, doğuştan Rusça konuşan Kazakistan Kazaklarının oranının %2’nin altında olduğunu gösterdiği anlamına gelir. Yine de bu sayı aldatıcıdır. Kazakistan’ın dil problemleri tartışmasına halk içindeki bu katılımcılar Kazakların en az %25’inin çok az konuştuğu ya da hiç konuşmadığını genel olarak kabul ederler. Bunların çoğu %25- 40 arası muhtemelen Rusçayı Kazakçadan daha akıcı biçimde konuşmaktadır.[6]

Rusça’nın Türk yazı dilleri üzerindeki olumsuz etkilerinin günümüzde giderilmesi yoğun çalışma gerektiren bir alandır. Rus dil politikasının en önemli amaçlarından biri de Rusçanın yaygınlaştırılmasını sağlamaktadır. Kruşçev’in “Herkesin Rusça konuşmaya başladığı anda Komünizm kurulmuş olacaktır” formülü konuya ışık tutmaktadır. Çarlık Rusyası’nda işgal edilen yerlerdeki Müslüman Türk nüfusunun Hıristiyanlaştırılmasında dil ve alfabe önemli bir araç rolü oynamaktaydı. Çarlık yönetimi etnik milliyetçiliği yer yer körükleyerek Pantürkizm ve Panislamizm sentezinin oluşmasına engel olmak istemiştir. Tatar Kayyum Nasiri, Kazak İbray Altınsarin Rusların bu politikalarına farkında olmadan hizmet etmişlerdir. Bolşevikler daha 1917’de çok etnikli bir toplumda siyasal dil seçimi ile bir eğitim dili seçiminin çok zor olduğunu anlamışlardı. Eşitlik ilkesi adına iktidar ulusları kendi özellikleri içinde bir başka ifadeyle kendi dilleri etrafında bir araya getirmiştir. 1917-1918 döneminde her şey ulusal diller konusuna bağlıdır.

Sovyetler Birliği döneminde Kazak grubu için, Kazak okullarında eğitim gören kırsal yöreler halkıyla Rus okullarına devam eden şehir halkları arasında net ayırım vardır. Cumhuriyetin içinde azınlık durumunu sürdüren ve henüz gereksinimleri karşılayacak kadar aydın sayısına kavuşmamış olan Kazaklar, Rus diline kendiliğinden koşarak ülkelerinde sorumlu mevkilere yükselebilmenin yollarını aramaktadırlar. Orta Asya’nın ve Azerbaycan’ın diğer cumhuriyetlerinde ise eğitimde daha dengeli durumlar görülmektedir. Cumhuriyetlerin yerli halkları ister kırda ister şehirde olsun kendi okullarını tercih etmektedir. Sovyet iktidarı ulusal eğitime karşı gösterilen bu eğilimi karşılamak için birinci sınıftan itibaren Rusça eğitimi zorunlu kılmakta sekiz yıllık eğitim uygulayan ulusal okulların yanında on yıllık uzun bir Rusça eğitimini öngörmekte, özellikle üniversite tahsiline gençleri sevk etmek için baskı yapmaktadır. Üniversitede Rusça bilmek eğitime devamın başlıca koşuludur. Ancak Rusça öğrenenler devlet kadrolarına talip olabilmekteler.

SSCB politik örgütü içinde özgür olmayan ulusların büyük çoğunluğu Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin sınırları ile çevrilmiştir. Dolayısıyla bu halkların kültürel statüleri hızlı bir Rusça eğitimiyle daha süratli değişmektedir. Tüm okullarda Rusça birinci sınıftan itibaren zorunludur. Her durumda Rusça eğitimi okul çağının başından sonuna kadar durmaksızın devam eder. Yetersiz ulusal dil eğitimi, gençleri bir zaman sonra orta eğitimin ileri bir devresinde kendi ulusal dillerinden Rus diline geçmeye zorlamaktadır. RFSSC içinde Rus olmayan halkların dillerini eğitim alanında en alt düzeye indirmeyi amaçlayan geri dönülmez bir hareket vardır. Çember içine alınmış halklar için Kruşçev’in önce bir yakınlaşma, daha sonra da bir nesil içinde ortak dilde erime düşündüğünü unutmamak gerekir.

SSCB Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı P. Fedosev 1976’da Talin’de yapılan bir konferansta, SSCB’nin çeşitli ulusları arasındaki yakınlaşmanın bir Sovyet kültür birliğine yol açtığını ve Rus dilinin her topluluk için ortak bir dil durumuna girdiğini vurgulamıştı.[7]

Rusça ve yerli dildeki çifte eğitim sisteminde kendini gösteren Rusçanın üstünlüğünün sapkın etkileri oldu. Rus okullarının dışında bırakılanlarda tepkici bir ulusal kimlik gelişti ve onlar açısından ulusal dilin dayatılması Rusça bilen seçkinlerin yerini almanın bir yolu haline geldi. Bağımsızlıklardan önce kariyer yapabilmek için, kişinin etnik grubu ne olursa olsun “Rus” okullarından mezun olması gerekiyordu. Bu okulların düzeyi daha yüksektir. Rusça da prestijliydi ve yönetimin diliydi.

Varlıklarını Orta Asya kırsal kesiminin nüfus baskısına borçlu olan bu kişiler, dil politikasının katı bir şekilde uygulanmasını, yalnızca Rus dilini konuşabilenlerin erişebildikleri mevkilere açılan bir yol olarak gördüler. Bugün iktidarda olan Ruslaşmış seçkinler, bu harekete karşı çıkacaklarına, önceden olacakları sezip hareketin önderliğini üstlendiler.

Hem İslam’ın kendine çekebileceği bu gençlerin potansiyel muhalefetini kırmak amacıyla, hem de Sovyet miti yıkıldıktan sonra kalan tek meşruiyet tabanı ulusal referansları olduğu için, iktidardaki seçkinler ulusal dilin tekelini savunur oldular.[8]

Kazaklar arasında önemli bir etnik faktör olan dilin etkisiyle kendi ana dilini kaybetme, ancak şimdi durdurulup öz ana diline dönme geleneği güçlenmeye başlamıştır. Kazakistan’da uygulanan dil siyasetini, nüfus bilimi ile ilgili önemli ve fonksiyonel değişimlerle birleştirdiğimiz zaman anlamamız ve bir yere oturtmamız mümkündür.

Türk cumhuriyetleri arasında Rus nüfusun en fazla artış gösterdiği yer Kazakistan olmuştur. 1926 yılında Ruslar Kazakistan nüfusunun ancak %20’sini teşkil ederlerken, 1959’da yani 33 yıl içinde %230 artarak sayıları 1.214.800’den 4.014.000’e ve Kazakistan nüfusundaki oranları da %43.1’e ulaşmıştır. Rus nüfusunun hızlı bir şekilde artışı bir yana, genel nüfusa oranının bu kadar fazla oluşunun önemli sebeplerinden birisi de Kazaklara karşı yürütülen soykırım ve sürgün politikalarıdır. Ayrıca Stalin döneminde, 1937’de özellikle aydın sınıfı hedef alan bir yok ediş yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı’nda Kazak erkek nüfusunun büyük ölçüde azaldığı görülmektedir. 1939’da %52 olan erkek nüfus 1959’da %41’e düşmüştür.[9] Kolektivizasyon yılları ve göçebelerin yerleşik düzene geçirilmeleri sırasında 1926 ile 1939 arasında 1.000.000 Kazak açlıktan ölür. 250.000 Kazak sürüleriyle birlikte Çin’e sığınır.[10] 1970’de ülkede Kazak nüfus 4 milyon 234 bin, Rus nüfus 5 milyon 251 bin iken 1989’da 6 milyon 534 bin Kazak nüfusuna karşılık 6 milyon 228 bin Rus nüfus vardır.[11]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ