KAZAK GÖÇEBE KÜLTÜRÜNÜN KARAKTERİ

KAZAK GÖÇEBE KÜLTÜRÜNÜN KARAKTERİ

Kazakistan toprakları oldukça geniştir. Çok eski zamanlardan beri Kazakistan toprakları, burada yaşayan insanların, kavimlerin kültürel gelişimlerinde silinmez izler bırakarak birçok tarihi olaya sahne olmuştur.

Eski zamanlardan bu yana Kazakistan toprakları göçebe kavimlerce işgal edildi: Sakalar, Hunlar ve eski Türkler. Birinci yüzyıldan beri Kıpçaklar, Kimekler ve Kanglılar gibi Türk kavimleri göçebe bir yaşama doğru yönelmeye başladılar.

Kazak kültürü doğu ve Avrasya tarzı kültüre aittir. Bilim adamları Kazakların atalarının Türk göçebe medeniyetinin temsilcileri olduğunu hesaba katarak, tarzların öne sürülen bu ayrımının meşru olduğunu düşünürler.

Bir millet olarak Kazaklar Türk kültürünün bağrından kopmuşlardır. Yirminci yüzyılın başında önceki göçebe yaşam şeklini korumuş olanlarsa çok azdır.

Göçebelik, ekonomik faaliyetin özel bir şeklidir ve bunu yaşam tarzıyla bağdaştırır. Kazakistan toprağı, M.Ö. ilk bin yıl başlarında uygulanan göçebe sığır yetiştiriciliğinin özünün çıktığı Avrasya bölgesine dahil edilir.

M.Ö. ilk bin yılın ortalarında üç çeşit sığır yetiştiriciliğine dayalı ekonomi vardı: Göçebe (Batı ve Orta Kazakistan), yarı göçebe (Yedisu ve Doğu Kazakistan) ve yerleşikler (Güney Kazakistan). Her sığır yetiştiriciliğine dayalı ekonomi bir göçebe hayatını yönlendirebilecek biçimlere ve çaplara sahipti (3 bin km’den 5 bin km’ye kadar).

Tarihsel ve kültürel başarı ve eski ve yeni kuşaklar arasındaki aktif iletişim, bütün Kazakistan kavimleri arasında paylaşılan sosyo-ekonomik ilişkilerin bir sonucudur. Sakalar, Vusunlar, Kıpçaklar, Kang-yü’ler ve Kimekler eski kavimlerinin maddi ve manevi başarıları Kazakların son dönemdeki kültürlerini oluşturmada temeldir. Bu genetik bağ, hanehalkı faaliyetlerinde doğal bir şekilde sürdürülür ve hala mevcuttur.

Göçebeliğin büyük bir kısmı Doğunun geneline yayıldı. Bu yüzden bölge göçebe kültürü özellikleri ve göçebeler tarihi çalışmaları için çok büyük bir öneme sahiptir. “Göçebelik” terimiyle adlandırılan gerçeklik, insan gruplarının başka bir mekana geçişidir. Aslında göçebelik, çoğu zaman kuraklığın meydana geldiği bölgelerde sığır yetiştiriciliği uygulamasıyla ilişkilidir. Su ve mevsimlik otlak arayışı ve aynı zamanda hayvanların yer değiştirmesi gerekliliği vardır. Mekanın özel koşullarda endüstriyel faaliyetlere tahsis edilmesinin ilk sonucu, göçebeliğin çok farklı türlerinin olmasıdır. Direnmenin hiç olmadığı ve hatta toprak kavramının olmadığı varsayılan gerçek göçebelik düzen ve gerçek yerleşik düzen arasında sığır türlerine dayanan bir çok çeşit göçebelik vardır. Bunlar yarı göçebelik, yarı yerleşik, dikey göçebelik ve dönemsel olmayan göçebeliktir. Göçebelik ve yarı, göçebelik arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır.

Göçebelik, düşünülen bütün insan grubunun ve dağlardaki sığırların geçişini varsayar. Yarı- göçebelik, hayvanların yerleşik nüfusa ait olması demektir ve hayvanlar sadece onları koruyan bir kaç kişiyle beraber giderler. Göçebelik, gruplar arasındaki insan ayrımının başlıca akrabalık bağlarına dayalı evlilikler sayesinde tek-doğrusal akrabalık ilişkileri prensibiyle ayarlandığı doğal gruplardır.

Sığır yetiştiren grupların çoğunluğunun bir sonraki karakteristik özelliği özel yaşam organizasyon şekilleri, kamu yaşamı organizasyon şekilleri, sürülerin özel ayrımı ve otlakların ortak mülkiyetine göre açıklanan ürünlerin özel kombinasyonudur. İlki, sığırların ve işçinin içine aktarıldığı ailenin özerkliğini garanti eder. İkincisi, ulusal kaynakların muntazam ve esnek kullanımını olanaklı kılar ve bir kavimin birliğini güçlendirir. “Göçebelik” terimi çevresel, ekonomik ve sosyal süreçlerin birbirini etkilemesi olarak algılanır.

Kazak insanı 15-16. yy.’larda kalkınmıştır. Bunu, ekonomik yapının genelliği temelinde homojen etnik göstergelerin bir araya gelme süreci sağlamıştır. Göçebe sığır yetiştiriciliğine dayalı ekonomi, şiddetli kara iklimi koşullarında mümkün olan tek ekonomik faaliyet şekliydi. Göçebe ekonomik- kültürel tür yaygınlaştırılmış ve bunun için de tamamen normal olarak ortak mülkiyet haline getirilen sığırların sayısının artması uygun görülmemiştir.

17. yy. başlarında Kazaklar üç büyük cüze bölündü: Uluğ cüz, Orta cüz ve Küçük cüz. Uluğ cüzün kökü görünüşte Yedisu bölgesi ve Batı Tien Şan bayır zümresiyle bağlantılıdır.

Uluğ cüz Kazaklarının doğrudan temeli Batı Moğalistan göçebe kavimleriydi. Efsanelere göre, Uluğ cüz Kazakları kavimlere bölündü: Celayir, Dulat, Albanlar, Suanlar ve Kanglılar. Bilindiği gibi Katagan ve Bestangallar geleneksel etnik yapı içinde bağımsız bir ara konuma sahiptiler.

Orta cüz Kazakları Orta, Kuzey ve Doğu Kazakistan topraklarını aldılar. Şu etnik gruplara bölündüler: Argin, Nayman, Uak, Kerey, Konrat ve Kıpçaklar.

Küçük cüz Kazakları, Hazar Denizinin aşağı kısmının doğu kesimini ve Mangışlak yarımadasını içeren tüm Batı Kazakistan topraklarında yaşadılar. Küçük cüz üç kavime bölündü: Alimoğulları, Bayoğulları ve Jetirular.

Sonra, 17. yy. sonu ve 18. yy. başında, Kazakistan tarihindeki en geniş Celayirli işgali sonucu oluşan önemli değişiklikler meydana geldi. Celayir devletinin yıkılmasıyla bütün cüzlerin kavimleri yerlerine döndüler.

Kazakların göçebe sığır yetiştiriciliğinin en parlak devri 15-17. yy. idi. Celayirlilerin yayılmasının ve aynı zamanda Rus imparatorluğu hükümetinin askeri savunma hattı yapısının neden olduğu zayıflama 18. yy. başlarında başladı. Bu, yazlık otlakların önemli parsellere ayrılmasına yol açtı.

Göçebe yaşam Şeklinin özellikleriyle oluşturulan Kazak milletinin bir sonraki karakteristik özelliği, milliyet içindeki karmaşık hale gelmiş ve kollara ayrılmış yapıdır.

Her kavim, kamu ilişkilerinin karmaşık sistemi tarafından birbirine bağlı olan, hiyerarşik biçimde organize olmuş etnik gruplar olarak bölünmüştür. Bunun bir sonucu olarak, kavim oluşturan bir yapının her halkası; gerçek olmayan, efsanevi biçimden ya da yaygın bir kahraman atadan gelen kökeni sürdüren soy ağaçları ve soya ait öyküleri karmaşık hale getirdi. Yaygın soy ağacı geleneği, her kavimin yapısındaki yeni ahlak öğelerini zorunlu olarak birleştirmeye ve onları geleneksel soya dahil etmeye neden olurdu. Bunlar grubun manevi birliğinin bir nedeniydi. Çünkü göçebe çevresinde hiç kimse kendisini herhangi bir soy grubunun dışında düşünmezdi.

Günlük hayatta, bu veya şu kavimin üyeliği bireyin sosyal statüsünü belirler ve çoğu zaman en ince detaylar ona karşı tutumları, görüşler sistemini ve diğer insanlarla ilişkilerini düzenlerdi.

Kazak milliyeti homojen sosyal ve kültürel oluşumu temsil ederdi. Her kavim, örneğin kahraman bir atanın adı gibi, etnik üyeliğin bir sembolü olan kendi uranına (işaret, simge) sahipti. Ayrıca, bir kavim bir şeylere sahip olmanın bir sembolü ve işareti olan tamgaya sahipti. Sosyal organizasyonun temel birimi topluluktu. Bütün temel ekonomik görevler topluluklar içinde yerine getirilirdi. Temel iş, geniş otlaklarda sığır yetiştirilmesiydi.

Bir göçebe kültür şekli olarak Kazak kültürü alışılmamış felsefi bir dünya anlayışını temsil eder ve enginliğinden dolayı yerleşik kültürleri kabul etmezdi. Dünyaya felsefi bir biçimde yaklaşma Kazaklar için bir yaşam kuralıydı. Onlar için hanehalkı faaliyetlerinin felsefesiyle dünya felsefesinin bir ayrımı yoktu. Bunlar birbirine bağlıydı. Her birinin belli bir değeri vardı. Bu ya da şu konunun belli eğilimlerinden bir tanesi, felsefi bir tanımlama ve onun anlamsal önemiydi. Kazakların hanehalkı faaliyetleri, mekan ve insan, onların karşılıklı ilişkileri hakkında bir kitap niteliği taşırdı.

Göçebe kültürü emsalsiz bir doğal olaydır. Bilim adamları bunu Kazakların kültürü, sanatı ve hanehalkı faaliyetleri tamamiyle incelenene kadar vurgulamışlardır ama dikkat edilmeyen bir gerçek vardır ki, o da göçebe kültürünün bir şekli olarak Kazak kültürünün kendine özgü felsefi bir evren anlayışına sahip olduğudur.[1] Göçebe kültür anlayışını bilim ve kitle bilinciyle değerlendirirken bir çok tespit geliştirildi ve korundu. Geçmişte, Kazak yaşamıyla ilgili bazı alimlerin fikir ve düşünceleri nesnel değildi. Ünlü Kazak bilim adamlarından Ch. Valihanov bu gerçekten bahsetti.[2] Bu yaygın inanışlardan bir tanesidir: Bir göçebenin ideali sığır sürüleriyle dolu sınırsız bir bozkırdır ve işte bu yüzden yerin bir otlak olmasını engelleyen her şeyi topraktan mümkün olduğunca çabuk süpürür. Bahçeler, evler ve sanat çalışmaları bir göçebe için gerekli değildir ve onun için açık bir anlamı yoktur. Böyle bir beyanın temeli sadece, göçebe insanların tarihine aldırış etmeme olabilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ