KAZAK DİLİ VE 1990’LARDAKİ YENİ DİL POLİTİKASI

KAZAK DİLİ VE 1990’LARDAKİ YENİ DİL POLİTİKASI

Son yıllarda dünya dillerinin dörtte biri 1.000’i aşkın, tüm dillerin yarısı da 10.000’den fazla konuşanını kaybetmiştir. 1926 sayımına göre SSCB’de 194 milliyet ve etnik grup yaşamaktaydı; 1979 sayımında ise bu sayının yalnızca 101 olduğunu görmekteyiz. Bir dili konuşan yalnızca 50-100 kişi varsa, bu dilin bir kuşak içinde yok olacağı varsayılır.[1] Bu olumsuz dinamikler son 50 yılda konuşan sayısında düşme görülen dillerin yok olması ile sonuçlanacak hızlı bir sürecin dışa vurumu olarak görülmektedir.[2] 21. yüzyılın sonunda ise var olan dillerin yalnızca %10’u hayatta kalacaktır.[3]

Bir dilin en az bir kişinin bu dili kullanmasına bağlı olarak hayatta kaldığı düşünüldüğünden, bu türlü konular büyük ölçüde dilin canlılığı sorunun az sayıda konuşana sahip olan dillere ait olduğu düşüncesi sonucu ortaya atılmıştır. “Doğal olarak az konuşana sahip olan diller oldukça hızlı şekilde ölür, ancak çok sayıda konuşana sahip olan diller de kendilerini tehlikeli bir konumda bulabilir.”[4] Gerçekte dilin canlılığı yalnızca dil sayısındaki ya da dili konuşanların sayısındaki azalmayla doğrudan bağlantılı değildir; bunun yanı sıra, bir milyondan fazla konuşana sahip olan dilleri etkileyen diğer etkenlere de bağlıdır.

Bu konu, ilk olarak tüm dillerin eşit olduğunu ortaya koyup daha sonra “ulusal dillerin gelişiminin yavaşlatılıp, bastırılmasına” yol açan Rusçanın yaygın olarak desteklenmesiyle şekillenen Sovyet dil politikasının sıkı baskısını hissetmiş dil örnekleriyle gösterilebilir.[5] Kazak dili de bu dillerin arasındadır. Resmi-siyasi etkinlik çerçevesinden uzaklaştırılmıştır ve Sovyet dönemi boyunca Kazak dili için canlılık sorunu son derece büyük öneme sahip olmuştur.[6]

Bununla beraber, bir dilin canlılığının korunması yalnızca konuşan sayısına bağlı bir konu olmayıp, bu dilin tüm düzeylerde gelişmiş ve istikrarlı normlara sahip ulusal edebi bir dil olarak tam anlamıyla işleyişine de bağlıdır. Bu yüzden, canlılık sorunu her dilin karşılaşabileceği bir sorundur; ara dil kadar yerel dilde de, dünya dili kadar yarı Çince yarı İngilizce dilde de, yazı geleneği olmayan bir dil kadar yazılı dilde de.

Kazak dilinin canlılığındaki azalma kendisini nasıl gösterir? Canlılığı ölçen nesnel yöntemler var mıdır ve bunu değiştirmek için nesnel temeller ve olanaklar bulunmakta mıdır?

McConell’e[7] göre, bir dilin canlılığını gösteren pek çok gösterge vardır; bunlardan en temeli bir dilin sosyal işlevlerinin sayısı ve farklı iletişim alanlarında dilin kullanım yoğunluğudur. Bir dilin sosyal işlevlerinin sayısı ve canlılığı arasında doğrudan bir ilişki vardır, bu da en önemli sosyal alanlardaki ana işlevlerine bağlı olarak ölçülür: Eğitim, bilim, kitle iletişim araçları, yasal sistem, endüstri, idari alan, sosyal-siyasal alanlar ve din.

W. Stewart, R. Bell ve pek çok diğer kişi için dilin canlılığını tanımlayan etken bu dilin yaşayan konuşanlarının bunu her gün kullanıp kullanmadığıdır.[8] Mihal’chenko etnik olarak kendini tanımlamayı ve konuşmacıların değerlerini de içeren bir dizi sosyal, kültürel, demografik ve ekonomik etken ortaya koymuştur.[9] Halk zanaatları, sanatlar ve özellikle de edebiyatın farklı türlerini (roman türü, din, iş ve eğitim alanları) içeren geleneksel kültür alanı, bir dilin canlılığının korunması açısından son derece önemlidir.[10] Mihal’chenko dilin canlılığı ve farklı edebi türlerin varlığı arasında doğrudan bir bağlantı kurar ve bu etkenin dilin etkinliğini ortaya koyduğunu iddia eder. Dilin canlılık özelliklerine ek olarak konuşanların dilbilimsel yeteneklerinin oluştuğu eğitim alanını da eklemeliyiz.

Eski SSCB’nin yok olan dillerinin analizinde, Kibrik, bir ucunda hasta dillerin diğer ucunda da “ölü” dillerin olduğu bir terazinin ortasına yerleştirir, “hasta” diller bu terazinin iki tarafına doğru da hareket edebilir.[11] Kibrik dilsel canlılığın en göze çarpan etkenlerini şöyle sıralar: Belirli bir etnik grubun üye sayısı, bu etnik grup dilini konuşanlarının sayısı, konuşmacılar arasındaki yaş farklılıkları, evliliklerin etnik karakteri, okul öncesi eğitim, konuşanların doğal ortamları, etnik grubun sosyal yapısı, okuldaki öğretim dili ve devlet dil politikası.

Bu listeye etnik grup üyeleri ve dili konuşanlar arasındaki ilişkiyi, genç kuşakta dili konuşanların sayısını, iki dile sahip bireylerin sayısını ve etnik grup içerisinde tek dile sahip bireylerin yokluğu/varlığı, iki dilli olma özelliği ve niteliği, dil standartlığı derecesi ve sosyal altyapıda dili destekleyen geçerli programların varlığını (eğitim kurumları, matbuat, TV ve radyo medya; kitap basımı vs.) da eklemeliyiz.

Yukarıdakileri ve Kazak dilinin işleyiş koşulları ile sosyo-dilbilimsel parametreleri göz önünde bulundurduğumuzda Kazakistan’daki dil politikasının değiştirmeye çalıştığı Kazak dilinin[12] canlılığı konusundaki ana nesnel özelliklerin genel ve sistemli[13] bir listesini elde ederiz:

  1. Sosyal siyasi göstergeler, Kazak dilinin yeri ve teşekkülüne ilişkin odaklanmış dil politikası, Kazak dilinin gelişmesi ve desteklenmesi için işleyen devlet programlarının varlığı, Kazak dilinin tam anlamıyla işleyişinin sosyal altyapısının geliştirilmesi (eğitim kurumları, matbuat, TV ve radyo medya; kitap basımı vs.) ve diğer göstergeleri içerir.
  2. Sosyal demografik göstergeler, diğer dilsel toplumlara göre Kazakça konuşanların sayısı, etnik Kazakların sayısına oranla Kazakçayı ana dili olarak konuşanların sayısı, genç kuşak arasında Kazakçayı ana dili olarak konuşanların sayısı ve Kazakça-Rusça bilen çift dilli bireylerin sayısı ile tek dilli bireylerin (örneğin yalnızca Kazakça konuşanların sayısı) sayısı arasındaki ilişkiyi içerir.
  3. Dilbilimsel göstergeler, Kazak dilinin edebi standardı, dilbilimsel normun gelişme ve istikrar derecesi, altyapısal parametreler (dilbilimsel yeniliklerin hızlı yayılması, diğer dilin etkilerine direnci, ticaret-spesifik terminolojilerin varlığı, sözlük gelişiminin dinamikleri vs.), kitlesel çift dilliliğin tip ve karakteri, lehçelerin varlığı (lehçelerin sayısı ve bunların farklılık dereceleri), Kazakça-Rusça ve Rusça-Kazakça çift dillilik tipleri arasındaki ilişki, iki dilin karışmasının muhtemel nedeni olan Kazak dilinin üstünlüğünün az olduğu kitlesel çift dillilerin varlığı ve diğer göstergeleri içerir.
  4. Sosyo-işlevsel göstergeler, Kazak dilinin sosyal işlevlerinin sayısı ve sosyal yaşamın en önemli alanlarında kullanım yoğunluğu ile ölçülür. Bu alanlardan ilki eğitimdir (dilbilimsel yeteneğin oluştuğu ana alan), daha sonra bilim (insan bilimleri ve doğal/teknik bilimler), kitle iletişim araçları, idari etkinlikler, hukuki sistem, endüstriyel kurumlar vs. gelir. Ulusal-kültürel göstergeler bu gruba yakındır ve geleneksel sanatları, el sanatlarını, tiyatro, sinema, din, Kazak dilindeki farklı edebi türlerin (roman, felsefe, din, iş, eğitim, sözlük gibi alanlar) varlığını içerir.

Bazı durumlarda Kazak dilinin canlılık göstergeleri nicel olarak tanımlanabilir (örn. Sosyo- demografik ve sosyo-işlevsel göstergeler).[14] Diğer durumlarda, bu göstergelere Kazakistan’ın yeni jeopolitik koşulları ve dilsel politikaların ışığı altında dilbilimsel durumların genel nitelikleri verilebilir. Yine diğer bazı durumlarda da, bu göstergeler Kazak dilinin canlılığını arttırmak için devletin çabaları olarak da tanımlanabilir. Kazak dilinin canlılığı konusunda yukarıda sıralanan özelliklerin tümüne değinmeye çalışmadan, Kazak dilinin en “hassas” özelliklerinden bazılarına değineceğiz ve Kazak dilinin canlandırılma olasılığı açısından yeni dil politikasının ana yönlerinin sonuçlarını araştıracağız.

Kazak dilinin canlılığının yukarıdaki etkenlere bağlılığını tanımlamak için, sosyo-dilbilimsel durumun genel parametrelerini de göz önünde bulundurmak zorundayız: Kazakistan’daki dil sayısı, Kazak ve Rus dilleri arasında sosyal işlevlerin dağılımı, dillerin bölgesel-sosyal ilişkileri ve daha bir çoğu.

Kazakistan, 100’ün üstünde etnik grubun ve farklı genetik sınıflara ve yapısal özelliklere sahip dillerin var olduğu çok dilli bir toplumdur. Etnik gruplar arasında, Türk dili konuşanlar (Kazaklar 7.985.039, Özbekler 370.663, Tatarlar 248.954, Uygurlar 210.365, Azeriler 78.295, Türkler 75.993, Başkurtlar 23.225, Çuvaşlar 11.851, Kırgızlar 10.897, Ahıska Türkleri 2.761, Karakalpaklar 1.497, Kırım Tatarları 1.006, Gagauzlar 678, Altaylar 462 ve diğerleri) ve Slav dilleri konuşanlar (Ruslar 4.479.620, Ukraynalılar 547.054, Belaruslar 111.927 ve diğerleri) baskındır. Yine Almanlar 353.441, Çeçenler 317.999, Koreliler 99.665, Kürtler 32.764, Polonyalılar 47.297, Tacikler 25.659 ve Kazakistan’da yaşayan diğer etnik gruplar da vardır.[15]

İlk bakışta, yukarıdaki veriler Kazak dilinin bütünsel ve yaygın birçok dillilik içinde yaşadığı izlenimini verir. Ancak gerçekte, Kazakistan nüfusunun çok dilli bir toplum özelliği göstermesine rağmen, dillerin dağılımı demografik ve işlevsel açıdan baskın olan iki dilin yararına gelişmiştir: Kazakça ve Rusça, çünkü dilsel toplumların büyük bölümü coğrafi açıdan dağınık olup ulusal/bölgesel idari birimlere sahip değillerdir. Kazak nüfusunun yoğun olması, Kazak dilinin canlılığı açısından önemlidir. Çok geniş topraklara dağılmış olan Kazaklar iletişimsel tembelliğe bağlı olarak prestijini koruyan güçlü Rus dili ile düzenli dilsel ilişkiye sahiptir. Bu, Kazak dilinin canlılığı açısından zararlı bir etkeni görmemizi sağlamaktadır. Yani, Kazakistan’ın dilbilimsel portresinin özelliği yalnızca genetik ve tipolojik açıdan farklı dillerin varlığı ile ortaya çıkmamış olup, bunun yerine tek bir iletişim alanında farklı iletişimsel güçlere sahip Kazak ve Rus dillerinin birlikte yaşamasıyla ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, Kazak dilinin canlılığı yalnızca dilsel durumun nesnel göstergeleri ile değil, aynı zamanda Kazak dilinin şu anki durumunun güvenli olup olmadığına, Kazak dilinin statüsüne, devlet tarafından ne tür bir Kazak dilini iyileştirme politikasının izleneceği ile de tanımlanır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ