KAZAK AYDINLANMA HAREKETİ İÇERİSİNDE AHMET BAYTURSUN VE ÇALIŞMALARI

KAZAK AYDINLANMA HAREKETİ İÇERİSİNDE AHMET BAYTURSUN VE ÇALIŞMALARI

Genel olarak Türkistan’da ve özellikle de Kazak Türklerinde aydınlanma dönemi, Ruslarla ilişkiler sonucunda doğmuş ve Çarlık Rusyası’nın uyguladığı sömürme politikalarına tepki olarak gelişmiştir. 18. yüzyılda bir taraftan Kalmuk işgali, diğer taraftan Kazak bozkırlarında Rus yayılmacılığı organize olamayan bazı tepkilerin doğmasına yol açmış ve bu durum sözlü edebiyatta geniş bir akis bulmuştur. 1622’den itibaren Kazak bozkırlarında kurulmaya başlanan Rus kolonileri, Rus yayılmacılığının, Tatar coğrafyasının işgalinin tamamlanmasından sonra Türkistan’daki ilk adımları olmuş ve 1745’te Orenburg kalesinin kuruluşuyla Türkler aleyhine çok önemli bir aşama kaydedilmiştir. 1731’de Kiçi Cüz, 1845’te Ulu Cüz Rus hakimiyetini kabul etmek zorunda kalmış ve 114 yıl süren bir mücadelenin sonunda Kazakistan’ın tamamı Rus boyunduruğuna girmiştir.[1]

Kazak Türklerinde yüzyıllardan beri süregelen oldukça güçlü bir destanî edebiyat ve saz şiiri geleneği mevcuttur. Yazılı edebiyat türlerinin ise Kazak Türklüğünde oldukça kısa bir geçmişi vardır. Bunda elbette yaşanılan göçebe hayat tarzının çok büyük bir etkisi vardır. Oldukça zengin olan bu sözlü edebiyat geleneği pek çok araştırıcının dikkatini çekmiş, gerek Rus Türkologlar ve gerekse Kazak aydınları tarafından derlemeler yapılmış ve çeşitli yönleriyle araştırılıp incelenmiştir. Ruslar, ordularıyla işgal ettikleri topraklardaki insanları, bilim adamları vasıtasıyla da tanımaya çalışmışlardır.

Kazaklarda okul eğitimi, göçebe ve yarı göçebe hayat tarzından ve çok geniş bir coğrafyaya dağılmış olmaktan dolayı pek çok Türk topluluğuna göre oldukça geç başlamıştır. Medreseler tarafından başlatılan bu eğitim daha çok dinî ağırlıklı olmuştur. Daha sonra büyük merkezlerde Rus okulları açılmaya başlanmış ve Kazakların bir kısmı çocuklarını bu okullara göndermişlerdir. 1905 yılından itibaren de “usûl-ı cedid” okulları açılmıştır. Bu üç kaynak da Kazak aydınlanmacılığına kendi etkisini yapmıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren medreselerde veya Rus okullarında eğitim almış olan bazı Kazak aydınları, Kazak halkının sorunlarıyla ilgili eserler ortaya koymaya başlamışlar ve kendilerini halkı aydınlatma göreviyle yükümlü saymışlardır. Bu öncülerin başında, bugün de Kazakların çok değer verdiği, Şokan Velihan, Ibıray Altınsarı ve özellikle Abay Kunanbay gelmektedir.

1865’te genç yaşında ölen Şokan Velihan, “büyük halk adamı, âlim, fikir adamı, Rus Coğrafya Cemiyeti üyesi” olarak tanıtılmaktadır.[2] Orta Cüz’ün hanı Veli’nin soyundan gelen Şokan’ın babası Şıngıs Rus okullarında yetişmiş, oğlunun da bir bilim adamı olarak yetişmesini sağlamıştır. Şokan Velihan, Kazak edebiyatının sözlü ürünlerini derlemiş, Abılay Han ile ilgili bir araştırma yapmış, Kırgızların meşhur destanı Manas’ı yazıya geçirmiş, Çin’in Beş Şehri adlı eseriyle Rus Coğrafya Cemiyeti’ne üye seçilmiş ve daha pek çok araştırmaya imza atmıştır. Bir fikir adamı olarak da önce Kazak halkını Rus medeniyetine yaklaştırmaya çalışmış, daha sonra da Çarlık Rusyası’nın Kazakistan’daki sömürgecilik siyasetine karşı mücadele etmiş ve Kazakları uyarmaya çalışmıştır. Bu arada Dostoyevski de dahil olmak üzere pek çok Rus aydını ile dostluk kurmuş ve fikir alışverişinde bulunmuştur. Ancak dikkat çekici bir husus, Şokan Velihan’ın bütün bilim çalışmalarını Rusça yazmış olmasıdır. Kazak halkının kendi kendini yönetmesi gerektiği düşüncesi, bu dönemlerde güçlü bir şekilde Şokan Velihan tarafından dile getirilmiştir.

Şokan Velihan’ın Kazak Türkçesiyle eser yazmamasına karşılık, daha sonra gelen Kazak aydınları, Kazakçayı yazı dili haline getirmişlerdir. Bu aydınların önde geleni Ibıray Altınsarı’dır. Orenburg’da Kazaklar için açılan ilk Rus mektebinde okuyan Altınsarı, 1857-1864 yılları arasında Orenburg’da tercümanlık yapmış, meşhur misyoner ve Türkolog N. İ. İlminski’den ders almıştır. İlminski’nin Rus hakimiyetindeki halkları, özellikle din ve dil yönünden Ruslaştırma çabalarına rağmen Ibıray Altınsarı Kazakça yazmıştır. Şokan Velihan gibi onun da en başta gelen amacı Kazak halkını Rus medeniyetine yakınlaştırmak olmuştur.

Ibıray Altınsarı, Kazakların Rus harflerini kullanması gerektiği düşüncesini savunmuş ve buna gerekçe olarak da Kazakçanın Arapça ve Farsçanın etkisinden uzak tutulması ve kirlenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Arap, Fars ve Tatar dillerindeki dînî kaitapların Kazakları geri bırakacağı ve Kazak düşüncesini ve dilini kirlettiğini savunmuştur. Kazak çocuklarının eğitim göreceği ilk yatılı okulu Kostanay vilayetinde Ibıray Altınsarı yaptırmış ve bu okulda pek çok Kazak çocuğu eğitim almıştır. 1879’da ilk olarak Rus harfleriyle Kazak alfabesi oluşturulmuş ve bu alfabeyle 1880-1889 yılları arasında birtakım eserler bastırılmıştır.

Ibıray Altınsarı’nın yazma faaliyetinde, kurucu aydınlardaki çeşitlilik görülür. Şokan Velihan’da da aynı durumla karşılaşılmaktadır. Kazak yazılı edebiyatının temelini atanlardan biri, belki de birincisi olan Ibıray Altınsarı’nın en önemli yönü öğretmenliği ve Batı metotlarıyla eğitim yapacak bir okul açmasıdır. Halk edebiyatı derlemeleri de yapan Altınsarı’nın kendisi de Kazak edebiyatının önemli şairlerinden biridir.

19. yüzyılın ikinci yarısında doğan ve Kazak Türkçesini yazı dili haline getiren en önemli şahsiyet, büyük fikir adamı ve eğitimci Abay Kunanbay’dır. Muhtar Avezov Abay’ı, Şehabeddin Mercani ve İsmail Gaspıralı ile aynı değerde görür ki bu Kazaklar için oldukça yerinde bir tespittir.

Abay, medrese eğitimi alırken Arapça ve Farsça ile karşılaşır, Çağatay şairlerini okur ve Doğu edebiyatları konusunda kendisini yetiştirir. Rus okulunda da bir süre okuyan Abay, burada da Rus edebiyatını ve sanatçılarını tanır, onların eserlerini okur. Ayrıca Rus edebiyatı aracılığıyla Avrupa edebiyatıyla da ünsiyet kurar. Doğu ve Batı edebiyatlarını tanıyan Abay, kendi toplumunu gözlemler ve onun eksiklerini, eğitimsizliğini, bulunduğu durumdan kurtuluş yollarını seslendirmeye başlar.[3]

Abay da Şokan Velihan gibi eğitim dili olarak Rusçayı tercih eder.[4] Dil konusundaki bu düşüncenin sebebi, bu kişilerin Rus misyoner ve aydınlarının etkisinde kalmış olmaları ve Kazak Türkçesinin henüz yeterli bir yazı ve eğitim dili olmadığının düşünülmesidir. Çok geçmeden Kazakçanın yazı ve eğitim dili olması konusunda Kazak aydınlarının yoğun bir faaliyeti görülecektir.

Kazak milli edebiyatının kurucusu kabul edilen Abay İbrahim Kunanbay’ı Ahmet Baytursun, Mirjakıp Duvlat, Kuday-Bergen, Ömer Karaş, Mağcan Cumabay gibi bilim ve edebiyat adamları takip ederler. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında Türk ülkelerinin tamamında görülen eğitim-bilim faaliyeti ve bu konularla ilgili tartışmalar, Kazak aydınları arasında da yoğun olarak görülür. Bu çalışmalar yukarıda değinilen üç öncü aydının ardından daha da çeşitlenip yaygınlaşarak devam eder.

Ahmet Baytursun ve Çalışmaları

Ahmet Baytursun’un alfabe ve dil çalışmalarının bir araya getirilmesiyle 1992’de yayınlanmış olan Til Tagılımı adlı eserde, Baytursun “Kazak dil biliminin temelini atan bilim adamı, Ibıray Altınsarı’dan sonra bu alanda önemli çalışmaları olan halk eğiticisi, sözün gücünü tanıtan görkemli şair, Kazak yazı dilinin millî örneklerini gösteren yetenekli halk adamı, halkının rûhanî dünyasını yükseltmek için çok gayret sarf eden medeniyet gayretkeri”[5] sözleriyle tavsif edilmektedir.

19. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı coğrafyasında görülen öze dönüş arayışlarının, yine aynı devirde Kazan, Ufa, Kırım, Bakü gibi Türk şehirlerinde de görüldüğünü ve dalga dalga bütün Türk ülkelerine yayıldığını biliyoruz. Çarlık Rusyası hakimiyetindeki Türk ülkelerinde bu hareketin taşıyıcılığını ağırlıklı olarak “Tatar muallimler” yapmışlardır. Bunlar, yalnız Kazan ve Ufa medreselerinde değil, hemen bütün Türk ülkelerinde eğitimcilik yaparak, millî uyanış hareketinin öncüleri olmuşlardır.

Çarlık Rusyası hakimiyetindeki Türk aydınların üç ayrı kaynaktan beslenerek yetiştiklerini görmekteyiz. Bu kaynaklar; İslâmî esaslara göre eğitim yapan eski usûl medreseler, usûl-ı cedit okulları ve Rus veya Rus-Türk karışık okullardır. Baytursun da bu kaynaklardan beslenerek, Kazak bozkırında yetişmiş önemli şahsiyetlerden biridir. Onun okumasında, babasının tutuklandığı zaman vasiyet niteliğindeki şu sözleri herhalde çok etkili olmuştur: “-Balam, işte, biz 25 yıl hüküm giyip Sibirya’ya gönderilmekteyiz. Yukarı hükümet başlıklarına dilekçe veremedik, eğer dilekçe verebilseydik, verilen cezayı azaltırlar mıydı, yoksa tamamen kaldırırlar mıydı, kim bilir? Bu yüzden zorluk görsen de, aç olsan da, ne kadar horlansan da oku, senden istediğim budur. Bizim evde annenin yanında bana mektup yazacak balam olsun.”[6]

Ahmet Baytursun’un hayatı, yaşadığı dönemdeki değişik Türk topluluklarında gördüğümüz yüzlerce benzer hayattan biridir. Mücadele, çalışma ve sıkıntılarla dolu olan hayatı bir devrin aynası gibidir.

Ahmet Baytursun, 28 Ocak 1873’te Kostanay vilayeti Torgay ilçesi Sarıtübek köyünde doğmuştur. Köyün adı komünist dönemde Yujniy, 1988’de de Baytursun olarak değiştirilmiştir. Babası sıradan bir köylü olan Baytursun, Şoşak’ın oğlu, Ümbetey Batır’ın torunudur. Şoşak’ın Baytursun, Aktaş, Ergazi ve Danyar adlarında dört oğlu vardır. Kendi hallerinde birer köylü olan bu insanlar, Rus yöneticilerin ve askerlerin keyfîliklerine ve zorbalıklarına tahammül edemezler. 12 Ekim 1885’te bölge idarecisi Yakovlev, köye gelerek Aktaş ve Baytursun’u yakalamak ister, ancak Aktaş köyde olmadığından, bütün köy altüst edilir ve herkes dövülür. Bunun üzerine Baytursun, Yakovlev ve askerlerini köyden kovar. “Yabani Kırgız”ın bu hareketi kısa zamanda cezalandırılır, bütün köy yakılıp yıkılır ve yağmalanır. Aktaş, Baytursun ve Ergazi yakalanıp götürülür. Kazan’dan gelen mahkeme tarafından yargılanan Aktaş ve Baytursun 15 yıl Sibirya sürgünüyle cezalandırılır.

Aktaş ve Baytursun’un çocuklarını amcaları Ergazi himayesine alır. Daha önce köydeki din adamlarından eski yazıyla okuma yazmayı öğrenmiş olan Baytursun oğlu Ahmet ile Aktaş oğlu İsfendiyar, Torgay’daki iki yıllık Rus-Kazak lisesine verilirler ve bu okul 1891 yılında biter.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ