KARAHANLILAR

KARAHANLILAR

9. yüzyıl ortalarından 13. yüzyıl başlarına kadar Orta Asya’nın değişik bölgelerinde hükümran olan Karahanlılar, Türk soyuna mensup bir hanedanlıktır. Karahanlı, hanedanın kendisine taktığı bir isim değildi. Hanedan başta Al-i Efrasiyab ve Hakaniye olmak üzere değişik isimler kullanıyordu. Hakani aynı zamanda Kaşgarlı Mahmud’un kullandıkları dile verdiği isimdi.[1] Karahanlılar teriminin ilk olarak V.V. Grigoryev’in[2] 1874’te yayınlanan bir makalesinde kullanıldığı görülmektedir. Batı bilimsel literatüründe kullanılan diğer isimler ise İlek Hanları ve Tabğaç Hanlardır. Bu isimlerin çoğunun kökeni hanedana mensup bazı yöneticilerin ünvanlarına kadar gitse de, bugün yaygın olarak kullanılan isim Karahanlılardır.

Müslüman olduktan sonra kabile dünyasıyla bağlarını koparan ilk Türk köle hanedanların (özellikle Gazneliler) aksine, Karahanlıların Müslüman olduktan sonra da kabile teşkilatını ve yönetim prensiplerini devam ettiren ilk Türk hanedanı olduğu söylenmektedir.[3] Bundan dolayı onlar hem daha sonra meydana gelen gelişmeler için bir model, hem de sonraki dönemlerde İslam dünyasının değişik bölgelerinde hüküm süren önemli bir çok hanedanlığın da başlangıç noktası olarak görülmektedir.

Karahanlıların etnik ve kabile geçmişlerine dair birkaç görüş savunulagelmiştir. Onların Çiğil ve Yağmaların da bağlı olduğu Karluk birliğinden geldiği söylenmiştir. Bazı bilim adamları ise onların kökeninin Çiğil, Yağma ya da başka diğer gruplara dayandığını söylemektedir. Burası onların kökenlerinin detaylı olarak tartışılabileceği bir yer değildir.[4] Buradaki ana sorun yazılı hiçbir kaynağın Karahanlıların kökenine dair açık bir şey söylememesidir. Bundan dolayı da eldeki deliller hem çelişkilidir hem de kesin değildir. Buna binaen Pritsak şimdiye kadar önerilmiş olan yedi görüşün tümünün bir açıdan doğru olduğunu söyler.[5]

Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda tüm niyet ve amaçlarıyla Karahan Hanedanlığı’nın toplumsal ve coğrafi açıdan yükselmesi için bir iskelet oluşturan Karluk Birliği, kuzeyde Yedisu’dan (Semireç) güneydeki Hoten’e kadar (bugünkü Doğu Türkistkan bölgesinin güney kısmı) geniş bir coğrafyada yaşamaktaydı. Bu Birliğin en önemli merkezleri Kuzeyde Balasagun (Kuz Ordu) güneyde ise Kaşgar’dı. Batı için yaklaşık sınır Seyhun olarak verilebilir. Bu bölgede yaşayan nüfus sadece kırsal kesimde yaşayan Türklerden oluşmuyordu. Yerleşik olarak yaşayan Türklerin yanında İpek Yolu’nun değişik kolları boyunca serpilmiş bulunan eski vaha şehirlerinde yoğunlaşan Soğdlar ve diğer milletlere mensup kişiler de bölge nüfusunun bir parçasıydı.

Karluk Birliği, Karahanlıların yükselmesinden çok önce Türk politikasında önemli bir rol oynamakta olup bölgenin sağlam bir biçimde kurulmuş önemli bir gücüydü.[6] Karahanlıların yönetici konumuna yükselmelerinin 840[7] yılı civarında olduğu görülmekte fakat onu izleyen yüzelli yıl boyunca ne yaptıklarına dair hiçbir şey bilinmemektedir. Bu dönemde İslam’ın bölgeye gelişi, Karahanlı tarihi açısından meydana gelen en önemli hadiseydi.

Bugün Kırgızistan ve Doğu Türkistan olarak bilinen yerlerdeki Türklerin Müslüman olma tarihleri genellikle onuncu yüzyılın ortalarından itibaren başlatılır. Daha kesin tarihler de önerilmiştir ama eldeki deliller bu konuda daha dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir. Her ne kadar İbni Esir’de geçen meşhur “Bu yıl yaklaşık 200 bin çadır kadar Türk İslam’ı kabul etti” cümlesi 349/960’da söylenmiş olsa bile buna fazla itibar edilmemelidir.[8] Karahanlıların Müslüman olmaları, Cemal Karsi’nin 14. yüzyılda kaleme alıp ilk şeklini bize naklettiği bir kıssada efsane tarzında tekrar anlatılmıştır. Fakat bilinmelidir ki Cemal Karsi kesinlikle bu kıssanın Moğol öncesi dönemlere kadar giden yorumunu kullanmıştı.[9] Efsanenin kahramanı ise kendisine ilk Müslüman olma şerefi verilen Karahan Prensi Satuk Buğra Han’dır ki, Kaşgar’ın Artuç bölgesindeki mabedi daha sonraları bir ziyaret yerine dönüştürülmüştür.[10] Bu efsane, Satuk Buğra Han’ı ve ona bağlı olanları Müslüman olmaya götüren olayları anlama konusunda muhtemelen bir kaynak olarak kullanılamaz, fakat İslam’ı kabul edişlerinin nasıl hatırlandığı noktasında önemli ipuçları içermektedir. Bu açıdan bakıldığında bazı özellikler açıkça göze çarpar. Bu sürecin kendisi ticari yollarla ve ticari hareketlerle olduğu kadar Samanoğullarının kendi iç anlaşmazlıklarıyla da yakından bağlantılıdır. Satuk Buğra Han örnek bir Müslüman olarak tarif edilmektedir fakat “geleneksel” Türk yöneticilerin sahip oldukları özelliklerle bezenmiş biri olarak da sunulmaktadır. Satuk Buğra Han askeri bir seferde, Fergana vadisinden gelen gazi savaşçıların da desteğiyle “putperest” amcası Oğulcak’ı yener. Yine de bir bütün olarak bakıldığında onun efsanesi değişik yorumlarıyla birlikte hala derinlemesine bir tahlile ihtiyaç duymaktadır.[11]

Onuncu yüzyılın son dönemlerinden itibaren Karahanlılar tarih kayıtlarında izlerini bırakmaya devam etti. Fakat kendi saray tarihçilerine kaynak sağlamada pek cömert değildiler. Bilindiği gibi bugün elimizde olan kaynakların çoğu komşu ülkelerdedir ve genellikle de Arapça ve Farsça olarak yazılmıştır.[12] Karahanlıların bize bırakmış oldukları en önemli kaynaklar arasında değişik sikkeleri zikredebiliriz ki bu sikkeler daha sonraları Karahanlılara ait kronoloji, soykütüğü, ünvan ve yöneticilere ilişkin bilgilerin düzeltilip tamamlanmasında tarihçilere yardımcı olmuştur.[13] Şüphesiz Karahan Edebiyatının meşhur eserleri de kendi tarihlerine hizmet edegelmiştir. Örneğin, Abbasi başkentinin Selçuklular tarafından 1055’te[14] fethedilmesinden hemen sonra, Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat’ta yazılan “Divan-i Lügat-it Türk” ve prensler için İslami üslupta yazılan tavsiyelerin ilk örneği olan ve Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan “Kutadgu Bilig”[15] gibi. Oldukça zengin bir hazine değerinde olan hukuki metinler de Karahanlı dönemi Orta Asya tarihçiliği için dikkatle incelenmesi gereken kaynaklardır.[16]

Karahanlılar, bugün bilinmeyen nedenlerden dolayı, 4./10. yüzyılda batıya doğru bir sefere çıktılar. Ebu Musa El Hasan (ya da Harun) b. Süleyman Buğra Han’ın önderliği altında ve Samani bölgesinde bulunan lider grupların onayıyla -muhtemelen bazılarının da davetleriyle- Samanoğulları’nın başkenti Buhara’yı 328/992 yılında fethettiler. Daha önce de İsficap (Sir Derya üzerinde) ve Fergana vadisini ele geçirmişlerdi. Karahanlıların para basmaya başlamaları da bu liderle başlar ve paralar da bundan sonra artık İslamidir. Bu sikkeler İslami olduğundan dolayı, hanedanlığın daha önceki dönemlere ait tarihleri için herhangi bir belge veya delil teşkil etmez.[17]

Haran’ın bu olaydan hemen sonra hastalandığı ve hastalığından dolayı Buhara’yı terk ettiği görülmektedir. Onun Buhara’yı terk etmesi Samanoğullarına kendi idarelerini yeniden tesis etmelerinin de yolunu açmıştı.

328/992’de Harun’ın ölümünden sonra Ahmed bin Ali tahta çıktı ve Büyük Hakan oldu. Ama Maveraünnehir’i fethetmeyi başaran kardeşi Nasr b. Ali İlik oldu. Bu olay, 384’de Fergana ve Hokand, 385’de Ulak, 386’da Şaş ve 387’de Usranana’da bulunan sikkelerden de anlaşıldığı gibi adım adım gerçekleşmiştir. Bu ilerleyişte Semerkant bölgesinin yöneticisi olma planları kuran Samani komutanı Faik tarafından desteklenmişti.[18] Ancak bu planlar boşa çıktı. Çünkü Nasr Buhara’yı tüm Maveraünnehir ile birlikte 23 Ekim 999 da hiç savaş yapmadan ele geçirmeyi başardı. Selçuklu kendi yerel güçlerini harekete geçirebilecek durumda olan son Samani, İsmail el Müntasır’ın yaptığı daha sonraki girişimler ise 1004’e kadar devam etti.

Hanedanın, Maveraünnehir bölgesinde hüküm sürmüş İranlı soyundan gelen hanedanların sonuncusu olan Samanoğulları’ndan Karahanlılara geçmesi, bölge tarihi ve hatta tüm İslam tarihi açısında çok önemli bir olay olarak görülmektedir. Fakat ilk bakışta bile ortada bir sürekliliğin varolduğu da göze çarpar. Kayda değer sayıda Samani lider ve kumandan Karahanlıların altında kendi mesleklerini devam ettirdiler ki bunlara en güzel örnek Samanoğulları’nın son yıllarında kendilerine hizmet etmiş olan köle general Begtüzün’dür. O’nun en azından 415/1024-1025’e kadar Karahanlıların hizmetinde olduğuna dair delil mevcuttur.[19]

Karahanlılar ayrıca Gaznelilere karşı yürüttükleri seferlerde dahakinden de yararlandılar.[20] Kırsal eşraf olan dahakin 4/10. yüzyılda askeri ve siyasi gücünü sürekli bir şekilde kaybettiğinden Karahanlıları desteklemeye oldukça gönüllüydü. Bununla birlikte onların ekonomik alanda gerilemeleri ve askeri konularda sahip oldukları liderlik konumlarını kaybetmeleri yine Karahanlılar dönemine rastlar. Yerel liderlik, özellikle ulema alt yapısından gelen diğer gruplar tarafından ele geçirilmişti. Ama bundan önce, Samanoğullarının düşmesiyle birlikte, bir yönüyle dahakin olarak nitelendirilebilecek İsficab’a olduğu gibi, mahalli liderler tekrar sahneye çıktılar.[21] Durum böyle olsa da ortada bir değişim olduğuna dair bir çok unsur göze çarpmaktadır. Mesela Karahanlılar Horasan’da hiçbir zaman yönetimde bulunmadılar. Bundan dolayı da Maveraünnehir’in 8. yüzyılın başlarından itibaren başlayan İslamlaşmasından sonra, Ceyhun, ilk olarak siyasi açıdan istikrarlı bir sınır durumuna geçmiştir.

Karahanlı Kağanlığı, 431/1040 yılında doğu ve batı kollarının bağımsızlıklarını ilan ederek birbirinden tam olarak ayrılmalarına kadar az ya da çok birleşik bir siyasi yapı olarak var olmuştur.

411/1020-1021’den sonra, Buhara fatihinin oğullarından biri olan ve 393/1002-3 yılından beri bölgede faal olduğu tahmin edilen Ali Tegin b. Harun/Hasan’ın Maveraünnehir’de hüküm sürdüğü görülmektedir.[22] Ali Tegin b. Harun/Hasan, her ne kadar pratik nedenlerden dolayı bağımsız bir yönetici olarak hareket ettiyse de 426/1034 yılında vuku bulan ölümünden üç yıl öncesine kadar han ünvanına sahip olamadı. Bu şahıs nispeten iyi bilinmektedir. Çünkü Gazneli Mesud’un Harezm vassalı Altuntaş’ı askeri bir temsilci olarak kullanıp Ceyhun’un kuzey bölgesini ele geçirme girişimleri onun döneminde meydana gelmişti. Çok iyi bilindiği gibi, Altuntah yenilgiye uğratıldı ve Dabusiye savaşında aldığı yaralardan ötürü 1032’de öldü. Bundan dolayı Gaznelilerin çabaları boşa çıktı. Ali Tegin’in oğlu Yusuf ve Arslan Tegin, babalarıyla araları iyi olan Selçuklularla mücadeleye girdiler ve Selçukluları bölgeden uzaklaştırıldılar. Selçuklular 1030’larda Ceyhun’u dalga dalga geçtiler. Bu olay onların İrandaki ve diğer bölgelerdeki büyük hakimiyetlerinin başlangıcı olmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Ahmet dedi ki:

    Baya bi izun ama okumayı başardım.

BİR YORUM YAZ