KARAHANLILAR VE UYGURLAR

KARAHANLILAR VE UYGURLAR

Karahanlılar tabiri Doğu ve Batı Türkistan’da hüküm sürmüş olan ilk İslamî Türk sülâlesine (840­1212) Avrupalı oryantalistler tarafından kendi unvanlarındaki kara “kuvvetli” kelimesinin çok sık geçmesinden dolayı verilen bir isimdir. Bu sülâle için ilmî eserlerde kullanılan diğer bir isim, yine karakteristik bir unvandan dolayı, ilek (ilig) Hanlar tabiridir. Ayrıca bu sülale muasır İslâm kaynaklarında el-Hakaniye ve Al-Afrasiyab gibi isimlerle de zikrolunmuştur. Onların menşei hakkında 7 muhtelif nazariye vardır ve Karahanlılar tarihi üzerindeki başlıca otorite O. Pritsak bu sülâleyi A-shi-na hanedanının bir kolu olan Karluk hanedanına bağlamaktadır.

840’ta Uygur Devleti’nin Kırgızlar tarafından yıkılması üzerine Karluk Yabgusu kendisini bozkırlar hâkiminin kanunî halefi ilân ederek Karahanlılar Devleti kurdu. Bir başka iddiaya göre Karahanlılar Devleti Yağmalar tarafından kurulmuştu.[1] Bu devlet, kavimleri yarı yarıya bölen Altay sistemine uygun olarak iki kağan idaresinde iki kısma ayrıldı. Arslan Kara Hakan unvanını taşıyan doğu kısmının hâkimi büyük kağan, nazarî olarak, bütün Karahanlıların hükümdarı idi ve Kara- Ordu’da yerleşmişti. Buğra Kara Hakan unvanını taşıyan batı kısmının hâkimi ise, ortak kağan olarak önce Taraz’da oturmuştu. Bu iki kağandan başka devlet idaresinde dört alt kağan ile altı hükümdar vekili yer almakta idi. Bu hükümdarlar zümresi aynı hanedana mensup idiler ve birbirine bağlı olarak kademe kademe yükselmekteydiler. O. Pritsak’ın bu görüşüne karşı, ülkemizde bu konudaki araştırmaları ile tanınan Reşat Genç’in tezi başka şekildedir. Ona göre, Karahanlıların Türk idare geleneğinin bir icabı olarak “ikili teşkilât” esasına göre idare edildiği ileri sürülmüştür. Buna uygun olarak devlet, doğu ve batı olmak üzere iki idarî kısma ayrılmıştı. Doğu kısmının hâkimi büyük kağan bütün Karahanlıların hükümdarı idi. Batı kısmı ise büyük kağanın yüksek hâkimiyetini tanımak kaydıyla başka bir hanedan azası tarafından idare ediliyordu. Devletin her iki kısmındaki müstakil vilâyetler ise hanedana mensup şehzade veya askerî valilerin idaresine veriliyordu. Karahanlı Devleti 1041/1042 yıllarında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldıktan sonra da, her iki devlette de ikili idare geleneği bir süre devam etmişti. Doğu ve Batı Karahanlı Devletleri içindeki vilâyetlerin idaresinde yine hanedan üyesi şehzadeler görevlendirilmekteydi.

Karahanlıların ilmî bakımdan pek aydınlık olmayan başlangıç devresi için tespit edilebilen ilk kağan Bilge Kül Kadır Han’dır ve Samanîler ile mücadele etmiştir. Onun iki oğlundan Arslan Han Bazır büyük kağan sıfatı ile Balasagun’da, Kadır Han Oğulcak ise ortak-kağan olarak Taraz’da devleti idare ettiler. Samanilerden İsmail b. Ahmed (892-907) uzun bir muhasaradan sonra Taraz şehrini zaptetmişti (Mart-Nisan 893). Bu durum karşısında Oğulcak merkezini Kâşgar’a naklederek Samanî hâkimiyeti altındaki bölgelere akınlara başlamıştır. Onun yeğeni Satuk Buğra’nın, Karahanlılara sığınmış Ebü Nasr adlı Samanî prensi veya İslâm sufî vaizleri ile karşılaşması İslâmı kabulüne sebep olmuş ve devletin kaderini değiştirmişti. Belki de Taberistan’daki Ali evlâdından İmam el-Hasan b. Ali’nin kumandanı Leyla b. Numan’a karşı Samanilere yardım eden Buğra Han idi. Eğer kaynaklarda adı geçen Buğra Han, Karahanlılar hükümdarı ise 921 yılında Samanî Emiri II. Nasron’u yardıma çağırmıştı. Merv şehri civarında yapılan savaşta aralarında Buğra Han’ın da bulunduğu Samanî kuvvetleri Leyla b. Numan’ı mağlup ve esir ettiler. Leyla b. Numan daha sonra öldürüldü.

Satuk Buğra amcasına karşı taht mücadelesini kazandıktan sonra kendi devleti içinde İslâmiyet’i resmen kabul etmiştir (muhtemelen 944-45). Bu olay Batı Karahanlıların dinî durumunu değiştirdi. Satuk Buğra, Müslüman ismi olarak Abdülkerim’i almışti O aynı hanedan idaresindeki gayrimüslim Karahanlılara karşı mücadelede Müslüman gönüllülerden de istifade etmişti. Satuk Buğra 955-6 yılında öldü ve Kâşgar’ın kuzeyindeki Artuç’ta gömüldü.

Satuk’un oğlu Musa, doğu kağanı Arslan Han’ı yenerek sülâlenin bu kolunu ortadan kaldırmış ve bütün Karahanlı Devleti’ni İslâmlaştırmaya muvaffak olmuştur. Bundan sonra İslâm dininin Türkler arasında yayılması artık bir cihat mahiyetini almıştı. Bir diğer görüşe göre, Musa çok kısa bir hükümdarlıktan sonra ölmüş, yerine kardeşi Baytaş Arslan geçmiş ve Karahanlı Devleti’nin bütünüyle Müslüman olması Baytaş Han zamanında olmuştu. Ayrıca 960 yılında Müslümanlığı kabul eden 200.000 çadırlık Türk halkı, Karahanlılar hâkimiyeti altındaki topraklarda yaşamaktaydı. Baytaş’ın (veya Musa’nın) yerine geçen oğlu Ebu’l-Hasan Ali’nin Karahanlı Devleti’ne komşu sahalarda yaşayanları İslâmlaştırmak için açılan savaşların birinde şehit düşmüş olması muhtemeldir (998). Bu sırada devletin batı kısmını idare etmekte olan yeğeni (veya kardeşi) Buğra Han Hatun 990’da İsficab’ı zapt etmiş ve daha sonra da Samanilerin başkenti Buhara’ya girmiştir (Mayıs-Haziran 992). Onun bu şehre gelişinde Samanilerin Horasan Valisi Ebu Ali Simcuri’nin rolü olmuş ve aralarında gizli bir anlaşma yapmışlardı. Buna göre her ikisi Samanilerin arazisini paylaşacaklardı. Buğra Han daha sonra bu anlaşmaya uymamış, fakat hastalanarak bu şehri terk etmek zorunda kalmıştı. Onun bu şehirden ayrılışında muhtemelen Samanilerin yardımına gelen Arslan b. Selçuk’un idaresindeki Oğuzların da rolü olmuştur. Buğra Han Kâşgar’a dönerken yolda ölmüştür.

998’de ölen büyük kağan Ebu’l-Hasan Ali Arslan Han’a oğlu Ahmet halef oldu. Ahmet Karahanlı hükümdarları içinde Abbasi halifesini ilk tanıyandır. Onun zamanında Samaniler ve öteki vassallar ile münasebette olan ve batı kısmını idare eden kardeşi Ebu’l-Hasan Nasr b. Ali idi. Nasr Özkend’de oturmaktaydı ve daha önce 996’da Samani kumandanlarından Faik’in teşviki ile bu devlet topraklarına hücum etmişti. Fakat Gazne Hâkimi Sebüktegin’in (977-997) aracılığı ile bu iki devlet anlaşma yaptılar. Bu anlaşmaya göre, Samanîler Sir Derya (Seyhun) sahasını Katvan çölüne kadar Karahanlılara bırakıyorlar, Faik ise Semerkand valisi oluyordu. Faik daha sonra Karahanlı kuvvetleri ile Buhara’ya girdi ise de (997), Samanî Emiri II. Mansur ile anlaşarak onun tekrar adı geçen şehre dönmesini sağladı. Nihayet Nasr 999 yılında Buhara’yı zapt etti ve Samanî hanedanı mensuplarını Özkend’e götürdü. Daha sonra Samanilerden İsmail el-Muntasır’ın hapis olduğu yerden kaçarak atalarının devletini diriltmek için giriştiği teşebbüsler başarısız kaldığı gibi, bu hareket ölümüne de sebep olmuştu (1005). Nasr b. Ali’nin Gazneli Sultan Mahmud (998-1030) ile yaptığı anlaşmada ise, iki devlet arasında hudut Amu Derya (Ceyhun) olarak tespit edildi (1001). Ayrıca aradaki dostluğu kuvvetlendirmek için Mahmut (998-1030) ile yaptığı anlaşmada ise iki devlet arasında hudut Amu Derya (Ceyhun) olarak tespit edildi (1001). Ayrıca aradaki dostluğu kuvvetlendirmek için Mahmud,

Nasr’ın kızı ile evlendi. Fakat Nasr, Samanilerin bütün mirasına konmak ve Horasan’ı ele geçirmek istiyordu. Sultan Mahmud’un Hindistan’da meşgul olmasından faydalanarak bu arzusunu gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Bu maksatla kardeşi Ca’fer ve Sübaşı Tegin idaresinde Horasan’a gönderdiği kuvvetler Sultan Mahmud ile kardeşi Nasr tarafından mağlûp edildi (1006). Nasr b. Ali, aileden Hotan hâkimi Yusuf Kadır Han b. Harun’dan yardım istedi. Gazneli Sultan Mahmud, Belh ovasındaki savaşta bu birleşik Karahanlı kuvvetlerini tekrar hezimete uğrattı (5 Ocak 1008). Bu muvaffakiyetsizlik Karahanlılar arasında aile kavgalarına yol açtı. Nasr b. Ali bağımsızlığını ilân etmek istedi. Büyük kağan Ahmed b. Ali (Toğan Han) ise ona karşı Sultan Mahmud’la dost oldu. Neticede iki rakip, Mahmud’un aracılığına başvurdular. Nasr b. Ali 1012/1013 tarihinde öldü ve yerine üçüncü kardeşi Mansur geçti.

Ahmed b. Ali’nin ağır hastalığı sırasında muhtemelen kardeşi Mansur kendisini büyük kağan ilân etti. Öteki kardeşi Muhammed de Mansur’un hâkimiyetini tanıyordu. Ahmed bu iki kardeşine karşı harekete geçti. Onun tarafından Yusuf Kadır Han ile Ali Tegin vardı. Ali Tegin bu mücadele sırasında Mansur b. Ali’nin eline esir düşmüş olmalıdır. Karahanlılar, Harezmşah Ebul’-Haris Muhammed ile Gazneliler arasında önce arabuluculuk yaptılarsa da, daha sonra Mahmud’un Harezm’i işgalini kabul etmek zorunda kaldılar (1017). Büyük kağan Ahmed b. Ali hasta yatağından kalkarak Balasagun’a 8 günlük mesafeye yaklaşan 100.000 çadırdan fazla gayrimüslim göçebeyi yendikten sonra, 3 ay müddetle Turfan’a kadar takip etmişti. O, bu zafer dönüşünden kısa bir müddet sonra ölmüştür (1017/1018).

Ahmed b. Ali’nin ölümünden sonra yerine geçmek isteyen iki namzed vardır. Bunlardan Yusuf Kadır Han, Gazneli Mahmud’dan yardım istedi ise de, umduğunu bulamadı. Sultan Mahmud ona yardım için göstermelik bir sefere çıkmış, fakat Ceyhun nehrini geçtikten sonra geri dönmüştü. Neticede Yusuf Kadır Han rakibi Ebu’lMuzaffer Mansur b. Ali ile anlaştı. Bu iki Karahanlı hükümdarı birleşerek Horasan’a bir sefer yaptılarsa da, Belh civarındaki savaşta Sultan Mahmud onları ağır bir mağlûbiyete uğrattı (1019/1020). Karahanlı kuvvetlerinin dönüşü sırasında pek çok asker Ceyhun nehrini geçerken boğuldu. Bu durumda Yusuf, Sultan Mahmud ile tekrar barışmak zorunda kaldı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ