Kanal İstanbul mu Yeni Bir Boğaz Harbi mi?

Halil DAĞ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 26 makalesi bulunuyor.

Halil_Dag010

Günlerdir dillendirilen ve merakla beklenen çılgın proje nihayet Sayın Başbakan tarafından açıklandı. İstanbul Boğazı’na paralel bir kanal ile İstanbul’a yeni bir çehre verecek kapsamlı bir proje olarak görünüyor.

Sokollu’dan beri…

Bugün takdim edilen proje geçmişten beri çeşitli kişilerce değişik yerler için dile getirilmiş projelerden birisi olarak dikkat çekiyor. Bizim en aşina olduğumuz benzer proje ise Sokollu Mehmet Paşa’nın Don ve Volga Irmaklarını bir kanal ile birleştirerek Rusların güneye inmesini engellemeyi ve Hazar Denizi’ni de bir Türk Gölü yapmayı amaçlayan projesidir. Ayrıca Karadeniz’i Marmara Denizi’ne Gebze civarlarından kanalla bağlamayı hedefleyen bir proje daha vardır. Bu tür projelerin dünyada uygulanmış olan en önemli örnekleri ise Süveyş Kanalı, Panama Kanalı ve Korinth Kanalı’dır.

Biz, bu projenin sosyo ekonomik boyutlarını TUSİAD, MÜSİAD gibi rantiyerlere bırakarak Sokollu’nun rüyasından hareketle dış politika açısından masaya yatıralım.

Yeni Çarlık ve Putin-Dugin İkilisi

Beylik lafla başlayalım biz de… Sovyetlerin yıkılması ile ortaya tek kutuplu yeni bir dünya düzeni çıktı ve adını “Baba Bush” Yeni Dünya Düzeni olarak koydu. Yeni düzenin bir gereği olarak da çok geçmeden ABD, bir leş kargası gibi Sovyetlerin boşalttığı Ortadoğu’ya çullandı. Ardından da 10 yıl gibi kısa bir sürede Rusya çarlığı ayaklarının üstüne doğrulmaya başladı.

Bu ayağa kalkışta hiç kuşkusuz en büyük pay Vladimir Putin ve onun akıl hocalarından birisi olduğu ileri sürülen Aleksandr Dugin’indir. Dugin’in Avrasyacılık diye tabir edilen görüşüne göre Rusya bir Avrasya devletidir ve Avrasya’da kuracağı egemenlik daha önemlidir. Bu yüzden Rusya, tarihten beri arka bahçesi olan Orta Asya’daki denetimini artırmalıdır. Ayrıca günün koşullarına uygun olarak ABD’nin bölgeye girişinin de önüne geçilmelidir.

Bir Deli’nin Vasiyeti…

Rusların tarihi emelleri bilinir, sıcak denizlere (Hint Okyanusu ve Akdeniz) doğrudan inebilmek. Bu emelleri doğrultusunda sürekli güneye doğru ilerleyen Rusya’nın batıda Baltık denizine doğuda ise Japon denizine ulaşarak steplere sıkışmış bir devlet olmaktan kurtulmaya çalıştığını da görürüz. Diğer yandan Orta Asya’da kalıcı bir hakimiyet kurarak büyük bir kara devleti niteliğine sahip olmaya çalıştığını da görmekteyiz. Bu yönüyle Dugin’in bakışı geçmişin güncellenmesi gibidir. Aynı zamanda Rusya’nın Mac Kinder’in Pivot Area (merkezi bölge) ve Spykman’ın Rimland’ını (Kenar Kuşak) gözettiği de görülmektedir. Diğer yandan doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde denizlere nüfuz etme çabası da Deniz Hakimiyet Teorisini yabana atmadığını göstermektedir. Netice olarak Rusya’nın stratejisi hem kendi koşullarının yanında rakiplerinin de ataklarını karşılama kapasitesine ulaşmak üzerinedir.

Rus dış politikasının son 10 yıldaki fenomenlerinden birisi olan Dugin, gerek Rusya’da gerekse birçok ülkede bir ekoldür, O, ABD karşıtlığının da sembol ismi olarak sahiplenilir hep. Bizim ülkemizde de ABD dışı alternatiflerin ne olduğunu merak eden herkesin az çok sempati duyduğu bir isimdir. Hatta şu an Silivri’de tutuklu bulunan siyasi mahkûmların önemli bir kısmı Avrasyacılıkla ve Dugincilikle itham edilirler.

Rusların siyasi ideolojisi Kazan Hanlığı’nı yıktıkları günden beri değişmemiştir. Her ne kadar bunu Petro II, “sıcak denizlere inmek” şeklinde formüle dönüştürmüş ve bir vasiyetname ile siyasi mirasa dönüştürmüşse de her Rus yönetici doğal olarak bu düşüncenin mahkûmiyeti altındadır. Çünkü Rus jeopolitiği hangi devirde olursa olsun kaçınılmaz bir şekilde böyle davranmayı emreder.

Hazar Petrolleri ve “Yeni Büyük Oyun”…

Yeni Dünya Düzeni düsturu doğrultusunda 11 Eylül Saldırılarının yarattığı psikolojik destekle de Avrasya’ya hızlı bir giriş yapmaya çalışan ABD’nin bölgedeki ilk işi Afganistan’a girmek ve birçok Orta Asya Türk Cumhuriyeti’nde askeri üsler elde etmek olmuştur.

Bu politikasında epey mesafe kaydeden ABD, temeli 1996’da atılan “Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ)” çabalarıyla 2004-2006’larda Orta Asya’dan çıkartılmıştır. ŞİÖ’nün bu hamlesine ABD, Rusya’nın arka bahçesi olarak bilinen ülkelerde renkli devrimleri organize ederek karşılık verdi. Rusya bu atakların önemli bir kısmını başarı ile atlatırken ABD’ye en büyük darbeyi, ABD’nin bölgedeki müttefiki Gürcistan’ı 2008’de alenen çiğneyerek vurmuştur.

Bütün bu olanlar, daha yüzyıl önce İngiltere ile Rusya arasında yaşanan ve Büyük Oyun diye adlandırılan Avrasya’daki güç mücadelesinin, ABD-Rusya ikilisi tarafından yeniden dünya siyaset sahnesine servis edilmesidir.

Bu oyunun asıl büyük potansiyel oyuncularından birisi olmasına karşın Çin henüz oyuna girmiş değil. Çin, henüz kendi gelişmesiyle ve yakın çevresindeki sorunlarla ilgilenmektedir. Şu an çekişme Rusya-ABD arasında yaşanmakta ve AB de modern batının bir parçası olarak istikrarsız hareket etse de bu oyunun bir parçası.

Rusya dışındaki oyuncuları dışarıdan ithal olan bu oyunun bölgede yer alan önemli oyuncuları da vardır. İran, Türkiye, Türk Cumhuriyetleri, Pakistan, Hindistan gibi bölge ülkeleri de bu oyunun henüz oyun kurucu seviyesinde olmasalar da önemli oyuncularıdır.

BTC’nin Güç Mücadelesindeki Yeri

Türkiye, Baku-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı sayesinde bu oyunda de facto olarak önemli bir oyuncu konumuna yükselmiştir. Çünkü Türkiye’nin potansiyeli yüksek olsa da mevcut güç parametreleri bu oyunun ağırlığını kaldırmaya müsait değildir. Lübnan Savaşı, Kosova’nın bağımsız olması, Füze Kalkanı, NATO’ya sekreter seçimi, Gürcistan Savaşı, Akdeniz İsyanları gibi olayların hepsinde bu yetersizlik defalarca ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin çok arzulu olmasına karşın bölgesel ve küresel oyunlarda dominant bir karakter sergilemesi henüz mümkün görünmüyor. Bir istisna olarak BTC ile yeniden şekillenen Hazar Petropolitiğinde Türkiye bu niteliği de facto olarak elde etmiştir.

Türkiye’nin Hazar’da bu şekilde önemli bir hale gelmesinin temel nedeni de ABD’nin bölgeyle ilgili tercihleridir. Normalde BTC emsallerine göre dünyanın en maliyetli petrol boru hatlarından birisidir. Ayrıca alternatif hatlar çok kısa iken BTC çok uzun (1.774 km) bir hattır. Normalde Hazar Petrolleri için en uygun güzergahlar sırasıyla; Hazar-İran, Hazar-Hint Denizi ve Hazar-Karadeniz güzergahlarıdır. Bunlardan birincisi İran faktörü dolayısıyla ABD tarafından veto edilmiştir. İkinci hat, Afganistan’dan geçecek bir hat olup fiziksel güvenlik sorunu çok yüksektir. Son hat ise Hazar Petrolleri’ni tamamen Rusya’nın denetimine bırakacak bir hat olduğu için yine ABD tarafından veto edilmiştir.

BTC’ni Önemi

Sovyetler sonrasında Orta Asya’da ortaya çıkan jeopolitik boşluğu hızlı bir şekilde doldurmaya çalışan ABD için BTC’nin ekonomikten ziyade politik önemi vardır. Bu hattın Türkiye için önemi ise, bu hat sayesinde Azerbaycan üzerinden önce Kazakistan ardından Türkmenistan ve diğer Türk ve Müslüman cumhuriyetlerle tarihi bağların tekrar canlandırılarak Türkiye için bir “jeopolitik ve jeokültürel hareket alanı” yaratılmasıdır.

Mevcut durumu ile BTC, Rusya’nın haklı muhalefetine rağmen Türkiye’nin gerçekten de bölgeyle olan en önemli somut bağıdır. Aynı zamanda bölge petrollerinin Türkiye üzerinden realize edilmesinin çeşitli yan etkileri ve faydaları da vardır.

Rusya bu hatta sürekli karşı çıkmıştır. Ancak Türkiye de bu hattın bir zorunluluk olduğunu ileri sürmüştür. Rusya’nın savı daha kısa olan Baku-Novosibyrsk hattı üzerinden Karadeniz’e taşınacak petrolün Türk Boğazları üzerinden dünya piyasalarına aktarılması şeklindedir.

BTC, Boğazlar ve Montrö

BTC ile önemli avantajlar elde eden Türkiye’nin Rusya karşısına çıkardığı temel gerekçe ise Boğazların fiziksel kapasitesinin mevcut durumu bile kaldırmaya yeterli olmadığı şeklindedir. Bunun yanında Montrö Antlaşması’nın getirdiği sınırlamalar da diğer önemli gerekçedir.

Ki Türkiye, sık sık Montrö’nün koşullarının Türkiye lehine değiştirilmesi talebini dile getirdiği de görülmektedir. Mevcut durumdan kerhen de olsa memnun olan Rusya bu avantajını kaybetmemek için Türkiye’nin bu önerilerine; “Türkiye, Boğazlardan çok BTC’yi kurtarmayı amaçlıyor” şeklinde cevap vermektedir. Gerçekten de Türkiye’nin boğazlar konusunda bu kadar ayak diremesinin temel nedeni bölge petrollerinin Türkiye üzerinden aktarılmasını sağlayacak alternatif projelerin de Türkiye üzerinden geçirilerek Türkiye’nin konumunun pekiştirmektir.

Her ne kadar Rusya petrolünü taşıyan Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı, BTC’nin önemini biraz azaltmışsa da şu an için Hazar Petrolleri için Türkiye’den başka seçenek yoktur.

Dünya güç mücadelesinin ağırlığını Hazar’a doğru kaydırdığı bir dönemde Hazar enerji kaynaklarının Türkiye’yi ilgilendiren çözümlerle dünya piyasasına sürülmesi Türkiye’ye kaçınılmaz bir şekilde güç kazandırmaktadır. Ayrıca son yıllarda Hazar’daki mücadeleye bağlı olarak Karadeniz üzerinde çeşitli girişimlerin olduğu gözlenmektedir. Daha 1 Mart Tezkeresi’nde Türkiye’den Trabzon Limanı’nı askeri amaçlarla isteyen ABD, buna önemli bir örnektir. Diğer yandan dünyanın öbür ucundaki bir ülke olan Çin’in bile Moldova ile geliştirmeye çalıştığı ilişkiler üzerinden Karadeniz’de etkinlik kazanmaya çalışması bu konuya daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Çin Faktörü

Enerji kaynakları konusunda Hazar ve Rusya’ya çok önemli bağımlılığı olan Çin’in gelecekteki rolü de çok önemlidir bu mücadele bakımından. Çin, geçmişte çevre kavramını sadece kendi sınırlarındaki kabileler şeklinde tanımlamaktaydı. Ancak ekonomisinin gelişmesine ve ihtiyaçlarına uygun olarak Çin’in 2000’li yıllarda yeni bir konsept geliştirerek, İpek Yolu ülkelerini öne çıkardığı görülmektedir. Çin’in bu bakış açısıyla “Stratejik Çevre” kavramını geliştirerek Türkiye’yi de yakın çevresine dahil etmesi, Türkiye’nin gelecekteki politikaları açısından önem arz etmektedir.

Kanal İstanbul ve Riskler

Bugünkü kanal projesine dönecek olursak;

Günümüzde boğazların petrol taşımacılığındaki fiziki kapasitesi bellidir. Bu yüzden Rusya, elindeki enerji kaynaklarının nakledilmesi konusunda Türkiye’ye önemli ölçüde bağımlıdır. Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Rusya’nın önemli nefes borularından birisidir. Bu yüzden Türkiye üzerinden hem de Rusya’nın cebinden tek kuruş çıkmayacak kanal ve benzeri projeler Rusya’nın gücüne güç katacak projelerdir.

Hem bu proje ile akla takılan birçok soru vardır. İlk akla gelenleri;

  • Yeni kanalın statüsü ne olacaktır? Bu kanaldan hangi tür, boy ve ağırlıkta gemiler hangi statüye göre geçeceklerdir?
  • Bu kanalın kontrolü kime ait olacak? Montrö’ye mi tabi olacak yoksa başka bir statü mü yaratılacak?
  • Yıllık nakil kapasitesi ne olacak? Hangi tür yükler taşınacak?
  • Olası bir savaş durumunda iki kanal ya da boğazın savunması hangi kapasite ile mümkün olacak?

Şeklinde sıralamak mümkündür.

Ayrıca petrol tankerlerinin kanaldan geçişi ile ilgili hukuki bir sorun da var. Bu konuda Prof. Erhan; “Montrö ortadayken siz kimseyi Boğaz’ı bırak kanaldan geç diye zorlayamazsın” diyor. Buna bağlı olarak da risksiz gemiler kanaldan geçerken risk yaratan tankerler mecburen Boğazdan geçmeye devam edebilecektir. Ki bu kanal için ileri sürülen en büyük gerekçe boğazdaki petrol tankeri trafiğinin yarattığı tehditlerdir. Ancak Erhan’ın bu izahı gösteriyor ki petrol gemileri istediği müddetçe Boğaz’dan istediği şekilde geçebilecektir.

Karadeniz de Çin’in bile gözü varken askeri gemilerin geçişini kısıtlayan Montrö de facto bir şekilde devre dışı kalırsa Karadeniz’de kimlerin nasıl cirit atacağının hesaplanması gerekmektedir.

Son söz;

Ülke içi ekonomik etkileri bir yana İstanbul’a ikinci bir kanal-boğaz inşası demek Rusya’yı hapsolduğu coğrafi mekandan kurtarmaktır. Hazar enerji kaynakları konusunda kendisine “Enerji Geçiş Ülkesi” misyonunu biçen Türkiye’nin Rusya’yı elinden kaçıracak böyle bir projeyi uygulamaya koymak için gerçekten çıldırmış olması gerekir. Ruslara petrol nakli konusunda büyük bir nefes aldıracak olan bu kanalın yapılması demek Türkiye’nin navlun parasına Rus petrolünün hamallığına soyunmasından başka bir şey değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ