KALIN ve ÇEYİZ

KALIN ve ÇEYİZ

Türklerde evlenme kolay bir iş olarak görülmemiş, hatta evlilik müessesesine kutsallık bile atfedilmiştir. Bir evlilikte kız isteme, kalın ödeme, düğün gibi fasılların bulunması o evliliğe verilen önemi de göstermektedir.[1] Destanlarda gördüğümüz kadarıyla bir evlilik ne ka­dar çok emek harcanarak gerçekleşirse o kadar muteberdir. Gençlerin önceden tanışmış ve anlaşmış olmaları, evlenmeleri için yeterli değil­dir. Bu çalışmada Türk destanlarından hareketle evliliğin önemli aşa­malarından olan kalın ve çeyiz kültürü incelenecektir.

Kalın: Evlenme isteği, eş seçimi, tanışma, görüşme gibi fasılların ardından sıra kız isteme faslı gelir. Kızı alabilmek için güveyi veya gü­veyinin ailesi tarafından kızın babasına verilecek para veya hayvanın adı “kalın” veya “kalınlık”tır. Bir güvence olan kalının miktarı ve neler olacağı önceden konuşulup kararlaştırılır. Zaten kalın, kaçırarak değil, barış yoluyla anlaşmanın bir ifadesidir[2] ve herhalde kalın malı ödeyerek evlenme, Türklerde çok erken çağda ortaya çıkmıştır.[3]

Kalını, erkeğin kadını boşayamaması, kadının da istediği zaman kaçıp baba evine gidememesi için bir depozito olarak değerlendiren Bahaeddin Ögel’e göre kalın, babanın sağ iken oğullarının evlenebil­meleri için verdiği paydır. Başlık ise evlenme sırasında kız ailesine ve­rilen hediyedir. Başlık, kalının dejenere edilmiş şekli de olabilir. Baba malından kızlara düşen pay ise çeyizdir.[4] Günümüzde başlık, kalın verilerek yapılan evlilikleri “satış evliliği” olarak değerlendirme eğilimi vardır.[5] Aslında Karutz’a göre Türkmenlerde kalın anlaşması karşılıklı bir akittir ve aynı zamanda karşılıklı bir verme ve ödemedir. Kız evi de ödemede bulunur, ama kızın gitmesi ile kız evi, bir kişi ile bir iş gücü­nü kaybettiği için çeyiz daha az olur. Oğlan evi ise bir kişi ile yeni bir iş gücü kazanmış olur.[6] Bu yüzden kalın bedeli çeyiz bedelinden fazladır.

Manas destanı bize bir gerçeği gösteriyor ki o da eski Türklerde başlık veya kalın ödenerek yapılan evlilik, törelere uygun ve muteber bir evlilik türüdür.[7]

Orhan Türkdoğan’a göre başlık veya kalında, erkeğin kadına öde­me yapmakla yeni statüsünü tanıması, drahomada ise kadının erkeğe ödeme yapmasıyla statüsünü saydırması eğilimi egemen olduğundan her iki kültür biçiminde de kadının erkek evinde değerlendirilmesi ön plana geçmektedir.[8]

Ibni Fadlan Seyahatnamesinin evlenme âdetleri kısmında şu bahis yer alır: “Bir kimse diğerinin ya kızını yahut kız kardeşini yahut da velâyeti altında bulunan birini, Harezm elbisesinden şu miktar karşılığı olarak ister. Böylece talip, aile reisini razı edince, başlığı aile reisine ve­rir, istediği kızı alır. Çok kerre başlık, deve, at ve başka hayvanlar olur.

Bir kimse velisinin muvafakat ettiği başlığı vermeden kadının yanına giremez. Başlığı verince, erkek gelir, çekinmeden, kızın bulunduğu eve girer ve onu, annesi, babası ve kardeşlerinin huzurunda alır, kimse bu­na mani olmaz. Bir erkek ölüp karı ve çocukları kalırsa, çocukların en büyüğü, eğer annesi değilse, onun karısı ile evlenir.”[9]

Kalını ödenen gelin kocası öldüğünde de ailede kalır. Bu anlayış kadının ölen eşinin erkek kardeşlerinden biriyle evlenmesi kuralını da doğurur, ancak kocası ölen dulun aile içinden başka birisiyle evlenme­si tamamen kendi isteğine bağlıydı, istemezse evlenmezdi. Dulun, ko­casının malından iki pay oranında miras hakkı vardı. Dışarıdan biriy­le evlendiği takdirde ise yeni kocasının kalını, eski kocasının ailesine vermesi gerekirdi.[10]

Lâszlö Râsonyi’ye göre kadın, kocasının ailesinin mülkü olduğu için, kocasının ölümünden sonra da ailede kalır, zira “leviratus” adı ve­rilen âdete göre, kaynı, bazen Moğollarda görüldüğü üzere, kocasının diğer eşinden olan oğlu, yahut ailenin diğer bir erkek ferdi onunla ev­lenebilir. Ama ona göre leviratus âdeti ancak yüksek tabakaya has ol­malıdır.[11]

Ölen erkek kardeşin karısıyla evliliğin miras hukuku bakımından açıklaması şöyledir: Kalını verilen gelin, artık erkek ailesinin malı ol­muştur. Dingelstedt’e göre, kocası ölen dulun aile içinde başka birine varması, ancak dulun isteğine bağlı idi. Dul istemezse kocasının malın­dan iki pay oranında bir miras hakkı vardı. Malın diğerleri çocuklarınındı. Bu durumda dul ancak yeni kocası kadının kalınını eski kocası­nın ailesine verdiği takdirde dışarıdan biri ile evlenebilirdi.[12]

Ölen baba ve kardeşlerin, dul ve yetimlerini, kendi ailelerine kata­rak bakma zorunluluğu üzerinde birtakım değişik görüşler ortaya çı­kar: 1) Kalın, ailenin müşterek malıdır: Geline bir kalın ödendiğinden, büyük kardeş ölünce dul ve yetimleri, otomatik olarak küçük kardeşe bir miras olarak düşmektedir; 2) Ailenin bölünmezliği: Bu gelenek in­sani ve ailenin bölünmezliği gibi düşünce ve hislere dayanıyordu; 3) Ekonomik ve politik sebepler.[13]

Kız kardeşini isteyenleri öldüren Delü Karçar, Dede Korkut’tan çe­kinince akla hayale gelmeyen şeyleri kalın olarak ister: maya görmemiş bin buğra, hiç kısrağa aşmamış bin aygır; koyun görmemiş bin koç, kuyruksuz kulaksuz bin köpek, bin püred[14] Bu istenenler, hikâyeye merak ve acayip­lik katmak için eklenen unsurlar olmalarının yanı sıra kız almanın zor­luğunu da göstermektedirler.

Manas destanında Temir Han, kızını Çakıp Han’ın oğlu Manas’a vermeyi kabul eder, ama o kadar kalın ister ki bunu ödemek Çakıp Han için kolay değildir: “Altı yüz kızıl tek hörgüçlü deve, üzerlerinde torba torba altın olsun, yakındaki tepe dolusu hayvan sürüsü ile iki bin ak koyun olsun, elli gün devam eden düğün yapılsın. Sığırdan iki yüz vereceksin, bunların hepsinin alnında akı olacaktır. Bunlara bakan da kız olsun, yük hayvanlarından iki yüz, av kuşu sungurdan doksan kuş, yedi pars, iki arslan vereceksin” diyerek alacağı malları bildirir.[15]

Başlık motifi Battalname’de de görülür. Hayatta dikili bir ağacı bu­lunmayan Battal Gazi, çok zengin olan Emir Ömer’in kızını ister. Emir Ömer’in karısı, Battal fakir olduğu için kızını vermek istemez, verme­mek için de ondan altından kalkamayacağı bir başlık ister: Hindis­tan’da bulunan Ak Fil ile üzerindeki kızıl altınlar, ayağındaki altın hal­hal, ayrıca yüz kıvırcık tüylü deve, dört yüz Arabi at.[16]

Her ne kadar maddi anlamda kalın ödeme ile karşılaşsak da buna dair örnekler azdır. Destanlarda daha çok erkeğin kızı almak için gös­terdiği yiğitliğin başlık yerine geçtiği görülmektedir. Dede Korkut des­tanında kendini beşik kertme yavuklusuna kızın dadısı olarak tanıtan Banu Çiçek, Bamsi Beyrek’e birlikte ava çıkmayı teklif eder. At yarışın­da, ok atmada ve güreşte Beyrek kızı yenince kız kimliğini açıklar.[17] Yi­ne Dede Korkut destanında Kan Turalı yüzünün örtüsünü açınca köşk­ten bakmakta olan kız ona hayran kalır ve arkadaşlarına babasının merhamet edip başlık karşılığında kendisini ona vermesini, yoksa bu­nun gibi yiğidin canavarların elinde ziyan olacağını söyler.[18] Dede Kor­kut’ta kızların kalınları mitolojik olduğu için Kan Turalı, Trabzon tek­furunun kızını almak için üç vahşi hayvanı elleri ile öldürmek zorun­da kalmıştır, yani burada Kan Turalı’dan istenen kalınlık doğrudan doğruya bir kuvvet ve yiğitlik denemesidir.[19] “Bey Böyrek” hikâyesi­nin Bayburt rivayetinde Bey Böyrek, Ak Kavak Kızı’na âşık olunca onunla evlenebilmek için üç imtihanı başarmak zorunda kalır. Bey Böyrek, bu şartları yerine getirir ve kızla evlenir.[20]

Maaday Kara destanında Kögüdey-Mergen, babasının kendisine tavsiye ettiği Altın-Küskü’ye talip olunca üç ayrı yarışta galip gelmesi gerekir.[21] Yine de bu evlilik hemen gerçekleşmez. Altın-Küskü kaçırı­lır, Kögüdey-Mergen onu kurtarıp babasına götürür. Ay-kağan, Kögüdey-Mergen’i iki sınava daha alır. Kögüdey-Mergen bu sınavları da ba­şarınca Altın-Küskü’yü memleketine götürebilir.[22]

Köroğlu destanındaki Köse Kenan-Dana Hanım hikâyesinde Adov Bey’in kızı Dana Hanım, kendisini meydan içinde yıkacak kişi ile evle­necektir. Köse Kenan Erzurum’a giderek henüz hiç görmediği Dana Hanım’ı istediğinde Adov Bey ona kızının şartını iletir. Halk toplanır, her ikisi de biraz hüner gösterdikten sonra, Köse Kenan bir çırpmada kızı yere serip gururla kendini tanıtır.[23] Dana Hanım aldığı yenilgi üzerine sonunda eşini bulduğunu söyler.[24]

Ural Batır destanında Humay’a[25] hem Ural, hem de kardeşi Şülgen âşıktır. Şülgen Humay’a sevgisini açıklayınca kız onun bahadırlığını sı­namak ister. Dağın eteğine koyulan yetmiş batman ağırlığındaki taşı Şülgen kaldıramayınca Humay aynı şeyi Ural’a teklif eder. Ural taşı kaldırıp atar ve Humay’la evlenir.[26]

Tabii dövüşerek kazanılmış gelin tipinin ayrı hikâyeleri vardır. Ay­rıca erkeğin kızın diğer talibini/taliplerini öldürmesi ve kahramanın kızı esaretten kurtarmasının da destanlarda kalın/başlık yerine geçtiği görülmektedir.[27]

Çeyiz: Bahaeddin Ögel, Eski Türklerde çeyizin baba malından kı­za düşen pay olduğunu söyler ve Dede Korkut’ta oğlı olan ivermiş, kızı olan köçürmiş[28] sözünün kızın payının oğlan evine göçürülmesi anlamı­na geldiğini ifade eder.[29] Karutz’a göre evlenme ile kız evi bir çocuk kaybettiği, oğlan evi ise bir kadın ve işgücü kazandığı için çeyiz, oğlan evinin vereceği kalından daha az tutulur. Buna rağmen kızın çeyizini yüksek tutmak, kız babası için bir çeşit onur meselesidir.[30]

Bahaeddin Ögel, İslam hukukunda kadını çeyiz getirmeye zorla­yan bir hüküm bulunmadığı hâlde Türklerde babanın kızına çeyiz yapmasının bir yükümlülük olarak görüldüğünü ifade eder.[31] Nitekim Divanü Lügati’t-Türk’te bir bey, bir babaya kızını çeyizli olarak evlen­dirmesini emreder: Ol anıng kızın septürdi “O, onun kızını çeyizleyerek güveyinin evine göndermesini emretti.”[32] Bahaeddin Ögel, Eski Türk­lerde çeyizin, hayvan sürüleri, yardımcı insanlar, kızlar, yengeler hâ­linde geldiğini belirtmektedir.[33]

Maaday-Kara destanında Altın-Küskü ve Kögüdey-Mergen için özel bir düğün töreni düzenlenmez, sadece damadın seçimi için yapı­lan yarış sırasında büyük bir şölen verilir. Altın-Küskü baba evinden ayrılırken soylu atını eyerler, ay gibi parlak elbisesini giyinir, altın gü­müş takılarını alır. Babasının ak davarından hayvan almadığı, halkından kimseyi de yanında götürmediği ayrıca belirtilir. Yarı yola geldik­lerinde Ay Kağan yetişip kızına dokuz kenarlı altın kama, damadına ise dokuz kulaç altın kamçı hediye getirir.[34]

Oğuz destanında Tuman Han, Kol Erki Han’ın kızıyla evlenmesi­nin neticesinde Köl Erki Han’ın bütün malına ve hâzinesine sahip ola­cak, o ölünce de taht tamamen ona kalacaktır [35]

Köroğlu destanında Köroğlu’nun amcası Köse Kenan, Adov Bey’in kızına talip olduğunda Adov Bey ona kızını yenerse kızıyla beraber üç sürü davar, iyi bir küheylan, bin altın, kızına ise kırk yük çeyiz vereceği­ni ve isterlerse yanında kalabileceklerini, istemezlerse kızıyla birlikte gi­debilecekleri söyler.[36] Destanın devamında Adov Bey kızını verdiğinde Köse Kenan’a bir küheylan, üç sürü davar ve düğün masrafı olarak da bin altın verir, kızına ise bir taht-ı revan hazırlatır ve çeyiz verir. Ayrıca onlara yol boyunca eşlik etmek üzere on iki adamını görevlendirir.[37]

Yakutların Er-Sogotox destanında Xotuuna’nın babası, kızını Er-Sogotox’la birlikte gönderdiğinde yanlarına yüz adamını katar.[38]

Ural Batır destanında kızların eşlerine at hediye ettikleri görülür.[39]

Manas destanında Manas ile Kanıkey’in evliliğinde başlıktan son­ra sıra çeyize gelir. Temir Han, kızına altın, gümüş, kadın başlığı, mer­can ve kadife ipek yüklü altmış deveyi çeyiz olarak gönderir.[40]

Altın Arığ destanında Taptaan Mirgen’in evlendiği Altın Nakış’a, ağabeyi kendi atı Ak Oy’u verir [41]

Prof. Dr. Gülden Sağol YÜKSEKKAYA

Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ